# Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.831)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasan Fehmi Güneş (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim
- **Tarih:** 17 Mart 2005
- **Gündem:** EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.831)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-gunes-22-2005-03-17-emniyet-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-831

> Hasan Fehmi Güneş (CHP), 17 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMNİYET TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S.831)); konuşma 2.510 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HASAN FEHMİ GÜNEŞ (İstanbul)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmeye başladığımız tasarı, polis örgütünün gereksinmelerini karşılamak amacıyla 10 000 yeni polis adayı atanmasını ve bu adayların eğitilerek yetiştirilmesini öngören düzenlemeleri içermektedir.

Tasarı, 10 000 polis ihtiyacını iki temel gerekçeye dayandırmaktadır. Biri, ülkemizde nüfus/polis oranının açıldığını, yani 1 polise düşen nüfus sayısının yükseldiğini, bu nedenle polis yetersizliğinin söz konusu olduğunu ileri sürmektedir. Bir gerekçesi budur. Gerçekten de rakamlara baktığımızda görülecektir ki, demokratik ülkelerde, gelişmiş ülkelerde 250 kişiye 1 polis hesaplandığı halde, ülkemizde bu sayı daha yüksektir. Mesela, 2000 yılı verilerine göre, 292 kişiye 1 polis düşmektedir. Tasarının gerekçesinden anlıyoruz ki, şimdi, 300 kişiye 1 polis düştüğü gibi bir tabloya gelinmiştir.

Bu açık, kuşkusuz, kapatılmalıdır; ancak, bu, aniden ortaya gelen bir olay değil, yani, beklenmedik bir olay değil. Bu, bu açıklık yaratılmadan önlenebilecek bir süreçti.

Hepimiz, polis sorumluluk alanı olan şehirlerdeki nüfusun artış hızını biliyoruz, doğumla ve göçlerle gelişen artış hızını biliyoruz. Bu artış hızı hesaplanarak, bu açıklık meydana gelmeden önce bu kestirilebilirdi ve polis okullarına, polis yetiştiren kurumlara, eğitim öğretim kurumlarına, kontenjan artırılarak, zaman içerisinde bunu karşılayacak polis yetiştirecek sayıda öğrenci alınabilirdi.

(x) 831 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

Şunu söylemek istiyorum ki, polis/nüfus oranındaki açıklık, aslında, birkaç yıldan beri iyi hesaplamamaktan kaynaklanan bir açıklıktır; kendiliğinden gelişen ani bir olay değil. Şimdi, bir sorunla karşı karşıyayız demek haklılığı vermeyecek bir olaydır; çünkü, sorun olmadan bu çözülebilirdi, polis okulları bunun için var.

Bir ikinci gerekçe; deniliyor ki, suç arttı toplumda, suçlar arttı, çok suç işlenmeye başlandı; suç türleri de arttı, çok değişik türde suç işlenmeye başlandı; bunun için de polise ihtiyacımız var.

Doğrusunu isterseniz, bu gerekçe de bana çok sağlam bir gerekçe olarak görünmüyor. Bu dönemde artan suç türlerine baktığımızda, Türk polis örgütünün, Türk emniyet örgütünün, içgüvenlik örgütümüzün baş edemeyeceği türden bir suçla karşı karşıya değiliz, katiyen değiliz. Ortada artmış gibi görünen suçlar, işte, kapkaç, hırsızlık, ırza karşı, mala karşı suçlardır. Bunlar, bizim iç güvenlik örgütümüzün tarih boyunca çok kolayca baş edebildiği, önleyebildiği suç türleridir. Son yirmibeş yılın aslında örgütlü suç açısından, en rahat dönemi yaşanmaktadır. Son yirmibeş yılda, daha önceki dönemlerde yaşadığımız siyasî şiddet, ayrılıkçı şiddet, bölücü şiddet gibi örgütlü suçlara rastlamamaktayız ya da çok az rastlamaktayız. Aslında sorun olan, güvenlik açısından sorun olan, kamu düzeni açısından sorun olan terör niteliğindeki suçlara rastlamamaktayız. Çok da iyi bir tablo. Neyle; kapkaçla karşı karşıyayız, o nedenle, 10 000 yeni polis alalım deniyorsa, bu, bana inandırıcı gelmiyor.

Belki, artan suçların niteliğine bakarak, işte, az evvel arz etmeye çalıştığım gibi, bunlar mala karşı -hırsızlık gibi, kapkaç gibi- ırza geçmek gibi, kadın, kız kaçırma gibi, yolsuzluk gibi suçlar; bunlara baktığımızda bunun sadece bir polisiye olay olup olmadığını da düşünmeliyiz. Acaba, bir toplumsal sorunla mı karşı karşıyayız? Bir sosyal psikoloji konusuyla mı karşı karşıyayız? Belki derinliğine bunları düşünmek... Bir otorite yitimi, topluma hâkim olan bir otorite yitimi, otoriteye karşı başkaldırı eğiliminin yaygınlaşması niteliğinde tanımlanabilecek bir olayla mı karşı karşıyayız, yoksa sadece bir polisiye olay mı? Bir polisiye olaysa, ben, bu konularla ilgilenmiş olan bir arkadaşınız olarak size güvence veriyorum ki, içgüvenlik örgütümüz, bu tür polisiye olayların üstesinden gelecek güçtedir, yetenektedir ve bunu her zaman göstermiştir. Burada o örgütte görev yapmış arkadaşlarımız var, onlar bunu biliyorlar. Yani, karşı karşıya kaldığımız suçlar, artar görünen suçlar ve suç türleri, içgüvenlik örgütümüz açısından kolay önlenebilir suçlardır; sorun düzeyine gelmeden, kolay önlenebilir suçlardır, mevcut yapısıyla.

Şimdi, bu amaçla, çok katılmadığım iki gerekçeye dayalı 10 000 yeni polis adayını eğitmek üzere getirilen tasarıda, bir başka yeni öneriyle de karşı karşıyayız: 10 000 yeni polis adayını eğitmek üzere yeni polis okulları açılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, niye yeni tür bir polis okulu? Niye sisteme yabancı bir düzen? Doğrusu ben bunun cevabını tasarıda bulamadım. Dilerdim ki, burada işte Sayın İçişleri Bakanı, bu yasanın esas sahipleri olsa da buna cevap verseler, en azından ben öğrenebilirdim. Onu tasarıdan çıkaramadım. Polis okulları var. Aslında içgüvenlik örgütümüzün genel çizgiler açısından, Türkiye ortalaması açısından çok dikkat çekici bir eğitim sistemi var; üniversitesi var, akademisi var, koleji var, yüksekokulları var, fakültesi var, enstitüsü var. Bunlar içgüvenlik örgütümüze has, ona münhasır, ona özgü. Böyle iken, niye yeni tür bir polis okulu açılması ihtiyacı duyulmuş ve bu tasarıya konmuş? Doğrusu, bu mutlaka cevaplanması gereken bir soru. Niye? Var çünkü polis okulları. O polis okulları, benim bildiğim 26 tane, 28 olurdu, 30 olurdu, kontenjanları artırılabilirdi; ama, bir tekdüzelik, o sistem bozulmayabilirdi.

Bir başka konu, 10 000 yeni polis adayı alacağız onları altı ay eğiteceğiz ve sonra da görevlendireceğiz polis memuru olarak.

Değerli milletvekilleri, polis sayısını farklı hesaplamamız gerekiyor; çünkü, polis 24 saatte 3 posta, 3 vardiya olarak görev yapıyor. İşte "12-24" gibi kavramlarla ifade ediliyor. Yani, bu, şu demek: 10 000 polis demek, her gün aktif polislik görevi yapacak 3 300 eleman demektir biliyorsunuz; üçe bölmemiz lazım. 10 000 demek, her gün görev yapacak 3 300 kişi demektir. Çünkü, üçlü çalışıyor 12-24 gibi. 81 ilimiz var; 81 ile de bölerseniz 3 300'ü galiba 40-50 gibi bir rakam bulunuyor. Yani, il başına 40-50 polis. Bütün sorun, 40-50 ilave polisle çözülecek bir sorunsa, sorun yok demektir. Anlıyorum; ama, takviye için yeni bir yasaya gerek yok. Takviye için, mevcut düzene ek öğrenci alarak yapabiliriz. Benim anlayamadığım belki bu.

Peki, o takviyeyi başka türlü sağlayamaz mıyız? Ben sağlayabileceğimize inanıyorum, şimdi söyleyeceğim. Benden daha iyi içgüvenlik örgütünü tanıyan arkadaşlarım var, şimdi lütfedip bugün burada bulunan arkadaşlarımın içinde de var, görüyorum onları, eğer ben yanlış bir hesap yaparsam, lütfen beni uyarsınlar.

Aslî polislik hizmeti olmayan görevlerde istihdam ettiğimiz çok sayıda polis var. Neyi kastediyorum; bina koruma, tesis koruma, kişi koruma, maç, konser gibi etkinlikleri koruma gibi görevlerde, pek çok polisi oralarda... Onlar, aslî polislik görevi değil, o polislik değil; o çocukları orada, o çocuklarımızı orada bloke ediyoruz. Bunu düzenlesek... Bunu düzenlersek değerli arkadaşlar, benim hesabıma göre, 20 000 kadar polis tasarruf ediyoruz, 20 000 kadar.

Başka... Bazı polis arkadaşlarımızı, polis evlatlarımızı büro işlerinde çalıştırıyoruz, evrak kaydettiriyoruz, daktilo yazdırıyoruz.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Polisevi...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Polisevinde garsonluk yaptırıyoruz. Bu, polislik hizmeti değil, sivil elemanlarla yaptırabileceğimiz hizmetler. Buralara sivil eleman alırsak, o görevleri yaptırırsak, şoförlük, vesaire, oradan tasarruf edeceğimiz polis sayısı, yine, benim hesabıma göre, yaklaşık 15 000 civarındadır.

Bir başka sorun, bir başka tasarruf alanı emeklilik konusudur. Benim bildiğim, polis arkadaşlarımız, kaç yaşında, 52 yaşında emekli edilmektedir polisler; aslında, görev yapacak bir yaş. Rütbe yükseldikçe yaş da yükseliyor.

Değerli arkadaşlar, emekli ettiğimiz polisler geçim sıkıntısı çekiyorlar; çünkü, emekli olduklarında, onların tazminatları, yan ödemeleri, hepsi kesiliyor, maaşları üzerinden emekli aylığı alıyorlar ve zor geçiniyorlar. Onların emeklilik yaşını biraz yükseltirsek ve onları erken emekli olmaktan caydırıcı birtakım düzenli iyileştirmeler yaparsak, oradan sağlayabileceğimiz, tasarruf edeceğimiz eleman sayısı yılda 5 000'dir. Yılda 5 000. Bu, çok sağlam bir rakam. Mesela, 2004 yılında emekli olan polis sayısı 5 000. Her yıl 5 000 kadar oluyor.

Bir başka tasarruf olanağı, askerlik çağına gelmiş polis memurlarımız var; bu sorunu çözmeliyiz aslında. Bir silahlı güç olarak nitelendirdiğimiz polisler, ayrıca böyle bir dönemde askerlik görevini de gidip fiilen yıllarca yahut aylarca yapmalı mı, yoksa çok ihtiyaç... Belli ki ihtiyacımız var; 10 000 yeni polis alırken, şimdi, biz, 7 000 - 8 000 yetişmiş üniformalı polisin üniformalarını çıkaracağız, askere göndereceğiz. Bu 7 000 - 8 000, benim hesabıma göre. Söylemek istediğim şu: Bu alanlarda... Ki, doğrusu budur; modern, çağdaş polis böyledir; polis polislik yapar, garsonluk yapmaz, yaptırmamalıyız. O, bizim, siyasetçilerin sorumluluğu; burada hedefim, muhatabım polis değil, polis örgütü değil; siyasetçilerin, yöneticilerin sorunu. Bunu böyle çözebiliriz, onu söylemek istiyorum; 10 000'den daha fazla polis tasarruf ederek, yetişmiş, eğitilmiş, görevini bilen insanla bu açığı kapatabiliriz. Yani, çözüm, mevcudu verimli ve yerinde kullanarak mümkün; mevcudu yerinde ve verimli kullanmak, akılcı kullanmak.

Bakın, değerli arkadaşlarım, bir örnek vermek istiyorum: Emniyette de, yani poliste de piramit sağlanmalıdır; yani, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki gibi. En yukarıda 1 inci sınıf emniyet müdürleri -emniyet müdürü en az olmalıdır- sonra 2 nci sınıf emniyet müdürü, 3 üncü, 4 üncü emniyet amirleri; böyle inmelidir. Bugün, tersi; benim hesabıma göre, 2 500 civarında -4 sınıfı da hesaplarsak- emniyet müdürü var. Piramit ters dönmüş; ama, daha alt rütbedekiler daha az; bunu çözmemiz lazım. Ve bugün, 500 civarında 1 inci sınıf emniyet müdürü -belki rakamda ben hata yapabilirim- atıldır, pasiftir, görev yapamamaktadırlar, görev dışıdırlar, devre dışıdırlar, çok büyük bir güç; 1 inci sınıf emniyet müdürleri bunlar. Bunlara emek vermişiz, bunları eğitmişiz, yetiştirmişiz; bunlar, çok önemli, bilgili insanlar, çok şey biliyorlar. Şunu, bütün milletvekili arkadaşlarım bilmeli ki, Türk polis örgütünde, Avrupa düzeyinin üzerinde yetişmiş elemanlar vardır. Onlar, dışarılara gittiler muhtelif tarihlerde; orada, kurslar gördüler, eğitildiler; o kurs gördükleri yerlerdeki bilgilerini daha geliştirdiler; çünkü, burada, çok yoğun bir terör dönemi yaşadık, orada, ateşin içinde, kendilerini yetiştirdiler. Bu arkadaşlarımızı, böyle, 300 tanesini, 500 tanesini devre dışında tutmak bizim başarısızlığımızdır, bizim -eğer müsaade ederseniz- ayıbımızdır. Bu, akılcı, rasyonel kullanmamaktır elemanlarımızı; bunu halledebiliriz.

Bir başka, bilginize sunmak istediğim itirazım şudur: Yeni alınacak 10 000 polis adayı; bunlar, dört yıllık yükseköğrenimli olacaklar; tasarı öyle. Bunlar için, yeni, polis meslek eğitim merkezi adında okullar açıyoruz; galiba 2 tane açılacak. Böyle bir okul yok şu anda sistemde. Sistem şöyle: Polis Kolejimiz var lise düzeyinde, lise düzeyinde eğitim veriyor. Oradan yetişen çocuklar Polis Akademisine geliyorlar; orası, üniversite düzeyinde eğitim veriyor; yani, dört yıl, lisans düzeyinde eğitim veriyor ve onlar, komiser yardımcısı olarak mezun oluyorlar; en ideali bu. Oraya döneceğim tekrar... En ideali bu. Bunun dışında, önlisans düzeyinde de bir eğitim kurumumuz var; polis meslek yüksekokulları; bunlar -26 kadar sayısı- lise düzeyinde öğrenci alıyor, lise mezunu düzeyinde öğrenci alıyor; iki yıllık eğitimden sonra polis memuru olarak atıyor, rütbesiz. Ayrıca, Polis Akademimiz var, kolejden ve liseden gelen, sınavla gelen öğrencileri yetiştiriyor. Dört yıl o, lisans düzeyinde. Ayrıca, sistemin içinde, Güvenlik Bilimleri Fakültesi, Güvenlik Bilimleri Enstitüsü ve fakülte, yüksekokullarda okuyan, içgüvenlik adına okuyan polislerimiz var. Aslında, mükemmel bir sistem; geliştirilebilir, çağdaşlaştırılabilir, ilave yapılabilir; ama, iyi bir sistem. Hayır, şimdi, tasarıyla getiriyoruz, 10 000 yeni arkadaşımız için yeni tür bir polis okulu açıyoruz, yeni tür polis meslek eğitim merkezi. Niye?.. Öyle.

Bunlar, dört yıllık yükseköğrenim ve üniversite mezunlarını alacaklar, altı aylık bir eğitimden geçecek ve polis olarak atanacak. Dikkatinize sunuyorum; akademide aynı dönem okuyan, hatta altı ay daha az eğitim görenler, komiser yardımcısı olarak atanıyor. Dört yıl ve artı altı ay eğitim gören adayları polis olarak atayacağız. Nereye kadar gidecekler, emniyet müdürlüğüne kadar mı; o muğlak, tasarıda onun cevabı yok. Peki, mevcut sisteme uyuyor mu; uymuyor. Ben biliyorum ki, şu anda ortaokul mezunu başkomiserler var, az da olsa; liseden gelen başkomiserler var. Onlar, işte, lise, ortaokul mezunu arkadaşlarımız, o dönemin koşullarına göre. Şimdi, bu yüksekokul mezunları gelecek, altı ay eğitim görecek ve polis memuru olacak, rütbesiz. Onlar, onları yönetecek. Terfide, rütbede, emir komutada bir sorun çıkacak mı; öyle görünüyor ki çıkacak. Yani, göz göre göre böyle sorun yaratıcı, aykırı, çelişik bir sistemin, bir düzenin niye tercih edildiğini, doğrusu, ben anlayabilmiş değilim. Niye?!. Mevcut meslek okullarının kapasitesini artırabilir, 26 taneyi 28'e çıkarabilirdik. Bu konularda, ben, tasarının çok akılcı ve çok gerçekçi olmadığı kanısındayım. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sorun yaratacaktır. İleride, tam bir uyum içinde, tam bir disiplin içinde olması gereken bir örgütte sorunlar yaratacağız; biz yaratmış olacağız. Bunun, bir kere daha düşünülmesi gerekiyor.

Kaldı ki, değerli arkadaşlarım, herhangi bir yüksekokuldan, dört yıllık yüksekokuldan gelecek bir arkadaşımız, altı ay eğitim görecek -ben konuştum, planlanan 720 saatlik bir eğitim- orada, işte, polislikte gerekli olan bilgiler verilecek. Polislik, öğretim değil, eğitim sorunudur. Polis eğitilmelidir, polis olarak eğitilmelidir.

Şunu söylemek istiyorum: Polislik, sabah 9, akşam 5 yahut 12-24 yapılan bir iş değil. Polislik, bir kimlik, bir kişilik, bir hayat tarzı, bir dünya görüşü. Polis diye eğitilip yaratılmalıdır, kişiliği orada teşekkül etmelidir. İki meslek böyledir; biri polislik, biri öğretmenlik. Onlar, yaşamının bütün zamanlarında polistirler ve öğretmendirler. Kişilikleri öyle gelişir. Doğrusu, ortaöğrenimden sonra alıp, kişiliğinin teşekkül ettiği dönem içinde onları "siz polis olacaksınız, polis şu kadar önemli bir meslek, polis bu toplum için bu kadar gerekli, siz hukukun yolda yürüyeni olacaksınız, siz hukuku temsil edeceksiniz, adaleti temsil edeceksiniz, güvenliği temsil edeceksiniz, insanlar size bakacaklar ve kendilerini güvenlik içinde hissedecekler, özgürlüklerini kullanma konusunda kendilerini rahat hissedecekler" diye yetiştireceğiz onları. Daha önce, 30 yaşına kadar, 28 yaşına kadar yaşamın başka kalıplarında şekil almış, bazılarını kendine yakın, bazılarını kendine uzak kabul etmiş, yandaş kabul etmiş bazı kesimleri, karşıt kabul etmiş bazı bölümleri; böyle bir insanı, altı ay, işte, Ceza Muhakemeleri Usulü şudur, tutuklama budur, şudur deyip, beline tabanca takıp, sen zor kullanma ve silah kullanma yetkisini haizsin diye toplumun içerisine çıkarmak, akılcı bir iş değil değerli arkadaşlarım, doğru değil; yok böyle bir şey! Böyle, polis eğitimi, ona kişilik vermek demek, onu polis olarak... Polisler, toplumların en önemli insanları. Onlar, silah takmadıklarında da, cop göstermediklerinde de, sokakta yürürken toplayacakları saygınlıkla, ilgiyle, güven verici tutumlarıyla kamu düzeninin güvencesi, garantisi olurlar. Şimdi, nasıl olsa, zor kullanma yetkisi var, silah kullanma yetkisi de var, bunlar çözülür diyemeyiz. Onun için, başımıza pek çok işler geliyor. O zor kullanma ne kadar zordur. Hangimize... Bize verseler... Bana verseniz silah kullanma ve zor kullanma yetkisini, lütfen, vermeyin derim. Lütfen, ben onu...

CAVİT TORUN (Diyarbakır) - Olsun; ama, kullanma...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Yani, çok yetiştiremediğimiz, kendisini çok donatmadığımız insanlara bu yetkiyi verirsek, onların da, toplumun da başını derde sokarız ve bu yanlıştır. Bu, sayı meselesi falan değildir. Bu, bir nitelik sorunudur. Ben, o bakımdan da, bu tasarının çok iyi düşünülmediğini arz etmek istiyorum.

Başka itirazlarım da var. Bakın, kaç yaşında alınacak; 25-27 yaş sınırıyla gelmiş, komisyonda değiştirilmiş, 27-29 yaş sınırı olmuş. Ne demek; 27 yaşını doldurmamış, askerlik yapmayan erkekler ve kızlar ile askerliğini yapmış, 29 yaşını doldurmamış erkekler alınacak; yüksek öğrenimli tabiî.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) -29 undan gün almamış...

HASAN FEHMİ GÜNEŞ (Devamla) - Evet, gün almamış.

29 undan gün almamış olan erkekler için; niye kızlar için değil; onlar askerlik yapmadığı için. Yap dediniz de yapmadı mı?! Niye değil?! Onları da niye 29 yaşında almıyoruz?! Onlar 27. Niye; askerlik yapmadı. Ee, yap... Düzeltmeliyiz onu. Kızlara da "29 yaşından gün almamış"ı koyalım. Biz yaptırmıyoruz çocuklara askerliği; yani, yap diyoruz da yapmıyor değiller. Onlara askerliğini yapmamış muamelesi yapmak, bizim de askerlik konusunda yanlış bir tutum gösterdiğimizin işareti olabilir; onu düzeltmeliyiz. Bir ayırımcılık... Gözden kaçmıştır, ben kasıt olduğunu sanmıyorum; ama, böyle düşünmemiz gerekir.

Bir başka itirazım yönetmelikle ilgili; 1 inci maddenin değiştirdiği... Daha doğrusu 24 üncü maddenin son fıkrasında deniliyor ki, polis meslek eğitim merkezlerinin kuruluşu, çalışma usul ve esasları, bu merkezlerde eğitime alınacak öğrencilerde aranacak şartlar, mezun oldukları okulların nitelikleri, yapılacak sınavlar vesaire vesaire vesaire "İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

Değerli arkadaşlarım, yönetmeliğe, genel olarak hukuk hiyerarşisinde, kurallar hiyerarşisinde yönetmeliğe verdiğimiz anlamı taşan bir alandır bu. Bu alan yasayla düzenlenmelidir; yasayla düzenlenir, ayrıntısı yönetmelikle düzenlenebilir. Kaldı ki, Anayasanın 132 nci maddesinde deniliyor ki: "Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları -bu, tam bir yükseköğretim kurumu- özel kanunlarının hükümlerine tabidir." Yani, bu alanı yasayla düzenlememiz gerekir, sadece yönetmeliğe veremeyiz; yönetmeliği aşan, yönetmelik kavramını aşan bir durumla karşı karşıyayız.

Önerilerime geliyorum: Bir kere, okullar açısından önerilerimi söyledim. Ondan ayrı olarak, değerli arkadaşlarım; bir, içgüvenlik örgütümüzün tümünü yeni baştan ele almalıyız, yeni baştan, yeniden düzenlemeliyiz.

Şunu söylemek istiyorum: Gelişmiş Batı ülkelerinde, büyük kentlerin, büyük şehirlerin -onları bilen arkadaşlarım var- bütün duyarlı alanları elektronik gözlerle 24 saat izlenir, gözlenir. Bir anakomuta merkezinde, bir kumanda merkezinde onları izlerler, oradaki olayı anında görürler. O sistemle entegre olmuş yaya, motosikletli, otomobilli ekipler, derhal, oraya elektronik haritalarla sevk edilir ve hesapları, hedefleri, 3 dakika içerisinde olaya elkoymaktır. Ona göre konuşlandırmışlardır, ona göre düzenlemişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasan Fehmi Güneş (CHP, İstanbul). “Emniyet teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s.831)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 17 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-fehmi-gunes-22-2005-03-17-emniyet-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-831 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
