# Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 28. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasan Karal (Yeni Yol, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim
- **Tarih:** 4 Kasım 2026
- **Gündem:** KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149576
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasan-karal-2026-11-04-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler

> Hasan Karal (Yeni Yol), 4 Kasım 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KANUN TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER); konuşma 1.019 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

YENİ YOL GRUBU ADINA HASAN KARAL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan, ülkemizin savunma ve güvenlik politikaları açısından önemli yükümlülükler içeren bir anlaşmayı görüşüyoruz. Geçtiğimiz hafta Dışişleri Komisyonunda da ele aldığımız bu anlaşmaya ilişkin sorularımızı sorduk, çekincelerimizi dile getirdik ve muhalefet şerhimizi de sunduk. Bugün de Türkiye'nin hangi şartlarda, ne tür sorumluluklar üstleneceğine ilişkin değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, malumlarınız üzere, teklif Dışişleri Komisyonunda hiçbir değişiklik yapılmadan kabul edildi; tali komisyon olan Millî Savunma Komisyonu ise teklifi görüşmeyeceğini yazılı olarak bildirdi. Böylesine önemli askerî taahhütler içeren bir anlaşmanın Millî Savunma Komisyonunda ele alınmamasını ciddi bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz. Bugün, asıl mesele, Türkiye'nin hangi şartlarda, ne tür yükümlülükler üstlendiği ve verilen güvencelerin hukuken ne kadar bağlayıcı olduğudur.

Önce üzerinde mutabık olduğumuz noktayı ifade edeyim: Bizler, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la savunma alanındaki iş birliğini önemsiyoruz. Suudi Arabistan'la askerî eğitimden ortak tatbikatlara, teknoloji geliştirmeden savunma sanayisine kadar uzun yıllara dayanan ilişkilerimiz var. Elbette bu ilişkilerin güçlenmesini destekliyoruz. Bölge ülkelerinin kendi güvenlikleri konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini de gerekli ve değerli buluyoruz ancak önümüzdeki anlaşma, mevcut iş birliğinin ötesine geçerek 3 ülke arasında uzun vadeli bir karşılıklı savunma taahhüdü getiriyor. Meclis olarak bu taahhüdün Türkiye'ye hangi sorumlulukları yüklediğini bilmek zorundayız.

Komisyonda Dışişleri Bakan Yardımcısı, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını, askerî yardımın otomatik olarak devreye girmeyeceğini ve kararların ülkelerin ortak değerlendirmesiyle alınacağını ifade etti. Türkiye açısından planlanmış bir asker konuşlandırılması bulunmadığını da belirtti. Bu açıklamaları önemsiyoruz; ne var ki bizim onaylayacağımız metin, Bakan Yardımcısının açıklamaları değil anlaşmanın kendisidir.

Özellikle 2'nci maddeye dikkat çekmek istiyorum: Bir ülkeye yapılan silahlı saldırı 3 ülkeye yapılmış sayılıyor ve derhâl yardım öngörülüyor. Peki, bu yardımın kapsamına kim, nasıl karar verecek? Ülkeler arasında görüş ayrılığı çıkarsa ne olacak? Türkiye hangi şartlarda askerî sorumluluk üstlenecek? Bunların açıkça belirlenmesi gerekiyor. Ayrıca, anlaşmadaki tehdit ve tehlikelere ilişkin hükümler Birleşmiş Milletler Şartı'nın çizdiği sınırların dışına da taşımamalıdır. Bir ülkenin kendi çatışmasını tırmandırması, Türkiye'nin peşinen askerî destek vermesi sonucunu doğurmamalıdır.

Değerli milletvekilleri, Dışişleri Bakan Yardımcısı Komisyonda Türk Silahlı Kuvvetlerinin yurt dışına gönderilmesinde Anayasa’nın 92'nci maddesine uyulacağını ifade etti. Elbette aksi düşünülemez lakin bizim asıl sorduğumuz, bu hükmün uygulamada nasıl işletileceğidir. Anayasa’nın 92'nci maddesi, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası anlaşmaların gerektirdiği hâlleri ayrıca düzenliyor. 2941 sayılı Kanun da belirli şartlarda Millî Savunma Bakanının görüşü alınarak Cumhurbaşkanınca karar verilmesini öngörüyor. Dolayısıyla her asker gönderme işleminde mutlaka ayrı bir Meclis tezkeresi gerektiğini söylemiyoruz ancak hangi görevlerin doğrudan bu anlaşma kapsamında değerlendirileceğinin, hangi durumlarda Meclis iznine başvurulacağının açıkça ortaya konulmasını istiyoruz. Özellikle muharip görevlerde Meclisin karar sürecine katılımını son derece önemli buluyoruz. Askerimizin hangi ülkeye, kaç kişiyle, ne kadar süreyle ve hangi komuta altında gönderileceği; angajman kurallarının ne olacağı ve görevin nasıl sonlandırılacağı önceden belirlenmelidir.

Bir diğer husus da anlaşma henüz yürürlüğe girmeden İstanbul ve Riyad'da komite toplantılarının yapılması ve sekretaryanın oluşturulmasına yönelik adımlar atılmasıdır. Hükûmet, bunların yalnızca hazırlık ve istişare niteliğinde olduğunu, Türkiye açısından herhangi bir askerî, hukuki veya mali yükümlülük doğurmadığını açıkladı. Bu açıklamayı önemsiyoruz, elbette her hazırlık toplantısını Anayasa'ya aykırı görmek doğru olmaz. Buna karşın, 5 Ekimde Suudi Arabistan'a askerî kuvvet ve kabiliyet sağlanması ve konuşlandırılması için alınacağı duyurulan tedbirlerin Türkiye açısından ne anlama geldiği de açıklığa kavuşturulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, anlaşmanın bir diğer önemli boyutu da mütekabiliyet esaslı olmasıdır. Suudi Arabistan'ın Yemen kaynaklı güvenlik sorunları, Pakistan'ın Afganistan ve Hindistan'la ilişkileri, Türkiye'nin sınır güvenliği, Ege, Doğu Akdeniz ve Karadeniz'deki öncelikleri birbirinden tamamen farklıdır. Elbette bu farklılıklar savunma iş birliğine engel değildir. Oysa kâğıt üzerinde eşit yükümlülükler üstlenmek uygulamada eşit sorumluluk ve maliyet paylaşımı anlamına da gelmez. Bu nedenle, Türkiye'den talep edilebilecek hava savunması, lojistik ve personel desteği ile ihtiyaç duyduğumuzda diğer ülkelerden alabileceğimiz desteğin gerçekçi biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir. Aynı durum savunma sanayisi iş birliği için de geçerlidir. Ortak üretim, teknoloji paylaşımı ve araştırma geliştirme faaliyetleri elbette önemli fırsatlar sunabilir ancak savunma sanayisindeki ticari kazançlar ile devletin üstleneceği askerî maliyetleri birbirinden ayırmak zorundayız. Üretim, bakım, mühimmat ve personel giderlerini kim karşılayacak? Türkiye'nin kendi savunma ihtiyaçları nasıl önceliklendirilecek? Ortak üretimde fikrî mülkiyet hakları ve üçüncü ülkelere ihracat izinleri nasıl düzenlenecek? Komisyonda bu konularda genel açıklamalar yapılmakla birlikte bunların somut projelerde nasıl uygulanacağını da bilmemiz gerekiyor.

Son olarak, anlaşmanın 9'uncu ve 13'üncü maddelerinde düzenlenen istihbarat paylaşımına da dikkat çekmek istiyorum. Gizlilik dereceli bilgilerin korunmasına ilişkin hükümleri yerinde buluyoruz ancak Türkiye'nin paylaştığı bilgilerin üçüncü taraflara aktarılmasının nasıl önleneceği ve bu kurallara uyulup uyulmadığının nasıl denetleneceği de açıkça belirlenmelidir çünkü savunma iş birliğinde güven kadar o güveni koruyacak hukuki ve kurumsal güvenceler de önemlidir.

Değerli milletvekilleri, bu anlaşmayı değerlendirirken Türkiye'nin diplomatik hareket alanını da göz önünde bulundurmalıyız. Türkiye, Yemen'in toprak bütünlüğünü ve sorunların barışçıl yollarla çözülmesini savunuyor. Suudi Arabistan'ın saldırılar karşısındaki meşru müdafaa hakkını da kabul ediyoruz. Gelgelelim, meşru müdafaa hakkı ile başka bir ülkenin iç siyasi düzenine askerî müdahalede bulunmayı birbirinden ayırmak zorundayız. Aynı hassasiyet Pakistan'ın Afganistan'la yaşadığı çatışmalar için de geçerlidir. Hiçbir savunma ittifakı Türkiye'yi bölgesel çatışmaların peşinen tarafı hâline getirmemelidir. Ülkemizin barışa katkı sunma ve ara buluculuk yapma imkânları her şartta korunmalıdır.

Hükûmet anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ifade ediyor, metinde de doğrudan hedef gösterilen bir ülke bulunmuyor. Biz ise bu iş birliğinin başta Filistin halkının hakları ve İsrail'in yayılmacı politikaları olmak üzere bölgenin gerçek güvenlik sorunları karşısında daha geniş bir dayanışmaya katkı sağlamasını istiyoruz lakin bunun yolu İslam ülkeleri arasında yeni ayrışmalar ve cepheleşmeler oluşturmaktan geçmemelidir. Anlaşmanın yeni üyelerin katılımına imkân tanımasını da bu açıdan önemsiyoruz. Komisyonda yeni üyelerin katılımıyla çekirdek taraf ayrımının sona ereceği söylendi oysa anlaşmanın bazı maddelerinde bu ayrım korunuyor. Yeni üyelerin hangi yetkilere sahip olacağı netleştirilmelidir.

NATO yükümlülüklerimizin saklı tutulmasını olumlu buluyoruz. Bununla birlikte, NATO dışındaki çatışmalarda Türkiye'nin üstlenebileceği askerî sorumlulukların sınırları da açık olmalıdır. Özellikle ilk on yıl boyunca tek taraflı çekilme imkânı bulunmayan bir anlaşmada Türkiye'nin hangi şartlarda ve ne ölçüde yükümlülük üstleneceği baştan belirlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin açıklamalarını ve anlaşmanın sağlayabileceği faydaları önemsiyoruz. Bununla birlikte Meclisin görevi yalnızca bir anlaşmayı onaylamak değil Türkiye'nin üstleneceği sorumlulukları ve bunların sonuçlarını da sorgulamaktır. Bizler savunma alanındaki iş birliklerinin güçlenmesini destekliyoruz fakat bu iş birliklerinin hukuki sınırlarının, askerî yükümlülüklerinin ve Meclisin denetim yetkisinin açıkça belirlenmesi gerektiğine de inanıyoruz.

Bu konulardaki belirsizlikler giderilmediği için kanun teklifine mevcut hâliyle olumlu yaklaşamadığımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (YENİ YOL ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hasan Karal (Yeni Yol, İstanbul). “Kanun teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-karal-2026-11-04-kanun-teklifleri-ile-komisyonlardan-gelen-diger-isler (erişim: 5 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=149576

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
