# 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (kültür ve turizm, devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları, gümrük müsteşarlığı, dış ticaret müsteşarlığı, ihracatı geliştirme etüd merkezi )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasan Özyer (Anavatan Partisi, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2006
- **Gündem:** 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (KÜLTÜR VE TURİZM, DEVLET OPERA VE BALESİ, DEVLET TİYATROLARI, GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI, DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI, İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ )
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b035/tbmm221410350156.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasan-ozyer-22-2006-12-17-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-kultur-ve-turizm-de

> Hasan Özyer (Anavatan Partisi), 17 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (KÜLTÜR VE TURİZM, DEVLET OPERA VE BALESİ, DEVLET TİYATROLARI, GÜMRÜK MÜSTEŞARLIĞI, DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI, İHRACATI GELİŞTİRME ETÜD MERKEZİ )); konuşma 2.540 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HASAN ÖZYER (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesi üzerinde Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Hepinizi, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2007 bütçesi, 22'nci Dönem Meclisinin son bütçesidir, 2008 bütçesini yeni Meclis yapacaktır. Bu bakımdan, bütçe konuşmasında, alışılageldiği üzere, güncel siyasi tartışmalar yerine, kültür ve turizm alanlarına ilişkin vizyonumuzu, daha çok da somut önerilerimizi ortaya koymaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, Türk kültürü ve onun dinamizminin korunması, güçlü bir Türkiye hedefine giden yolda vazgeçilmez öneme sahiptir. Türk kültür yapısının dinamizminin korunması, geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi için, öncelikle, onu etkileyen her türlü olumsuzluğun analitik bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. 21 'inci Yüzyıl dünyasının önder ülkeleri arasında yer almak isteyen Türkiye, kültür politikalarını ve bu politikaları yürüten kurumları yeniden gözden geçirmek durumundadır. Her alanda olduğu gibi, bu konuda da yeni bir yapılanmaya ihtiyaç bulunduğu açıktır. Mevcut kültür politikalarımızı değerlendirerek hedeflerimize uygun yeni kültür politikaları mutlaka oluşturmak zorundayız. Yakın tarihimizde, partilerin ve hükümetlerin kültür politikalarını tek tek alıp incelediğimizde, hemen hemen hepsinde ortak bir yönün bulunduğu görülecektir. Tüm siyasi partilerin ve hükümetlerin kültür politikalarındaki ortak yön, kültür alanına devletin müdahalesinin öngörülmesidir. Bir başka ifadeyle, Türk toplumunun mevcut kültürünün beğenilmeyerek, bu kültürün belirli siyasi, felsefi görüşler doğrultusunda devletin çabalarıyla ve hatta zorlamasıyla değiştirilmesi gayretleri söz konusudur. Buradaki anlayış, halka rağmen yürütülen müdahaleci devlet anlayışının en üst noktası olan toplum mühendisliği anlayışıdır. Oysa, bilinmektedir ki, insanı bir nesne, bir eşya gibi gören bu maddeci anlayış artık iflas etmiştir.

Ülkemizdeki siyasi kavgaların temel nedenlerinden biri de, mevcut toplumsal yapının beğenilmemesi ve bu konudaki değişimin bir proje çerçevesinde yürütülmeye çalışılmasıdır. Halkın gerçekleri ve tercihleri dikkate alınmadan girişilen toplumu kökten değiştirme çabaları, buna yönelik kültür politikalarını da beraberinde getirmiştir. Zihnindeki ve fiilî yaşamındaki toplum ve kültür modelinin dışında yeni bir dünya inşa edilmeye çalışıldığını gören Türk insanı, ister istemez bu duruma tepki vermiştir. Toplum mühendisliği çabalarını doğrudan kendi varlığına yapılmış bir saldırı gibi gören vatandaşımız, refleks ürünü bir tavırla, sosyal, kültürel, siyasi ve hatta ekonomik alanda kendi senaryolarını geliştirmiştir. Ülke gündemimizi yıllar boyu işgal eden konuların ortaya çıkışı genellikle bu şekilde olmuştur. Öz Türkçe-uydurmaca-Osmanlıca bağlamında yürütülen dil kavgası, 70'li yıllar boyunca devam eden ve hatta bugün de tortularına rastladığımız TRT kavgası, en çarpıcılarından olan başörtü kavgası ve daha niceleri bu çarpıklığın ürünleridir. Müdahaleci kültür politikaları, sonuçta, en basit bir konuda bile insanımızın kamplara ayrılmasına, kavgaya sürüklenmesine yol açan bir atmosfer ortaya çıkartmıştır.

Değerli milletvekilleri, müdahaleci devlet anlayışının zirvesi, şüphesiz, tek parti dönemidir. Ancak, aynı anlayış, dünyanın iki kutba ayrıldığı soğuk savaş döneminde de etkinliğini sürdürmüştür. Ülkede işbaşına gelen siyasi partilerin hemen hiçbiri bu anlayışın dışına çıkacak farklı bir yaklaşım sergileyememiştir. Toplumu zorla dönüştürme esasına dayalı ideolojilerin çöküp, yerine insan hak ve özgürlükleri temelinde anlayışların hâkim olduğu bir dönemdeyiz. Buna karşılık, Türkiye'nin, diğer alanlar gibi, kültür konusunda da müdahaleci devlet anlayışını geride bırakamamış olması üzüntü vericidir. Geçmişte bu anlayıştan en çok mustarip olanların, iktidara geldiklerinde aynı yanlış anlayışı kendi açılarından sürdürmeye çalışmalarındaki çarpıklığa da işaret etmek istiyorum. Sınırlı devlet anlayışı, devletin yalnız iktisadi alanda değil, diğer alanlarda da müdahalesini asgariye indirmeyi amaçlamaktadır. Bu anlayış, toplumun kendi doğal seyri içinde, bireylerin de kendi tercihleri doğrultusunda gelişmesini sağlamaya yöneliktir. Anavatan Partisi olarak, kültür politikalarımızın bu çerçevede yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, kültür politikalarımızın temelinde, kültürümüzü milletimizin hayatının temeli sayma kabulümüz vardır. Toplumların benliklerini koruyabilmeleri, kendilerini geliştirebilmeleri ve insanlığa katkıda bulunabilmelerinin, ancak millî kültürlerini yükseltmekle mümkün olacağına inanıyoruz. Devletin kültürle ilgisinin, bürokratik yapıdan çıkartılıp, kültürün asli sahibi olan milletçe yaşanıp geliştirilirken desteklenmesi boyutuna taşınmasını hedefliyoruz. Bu çerçevede, kültür politikalarımıza esas olan ilkelerin başında, devletin kültür alanına üstten müdahale etmemesi gelmektedir. Devlet ve millet hayatında istikrar, bu ikisini de kucaklayan, meşrulaştıran ve onda ifadesini bulan kültürel gelenekler ortamında derinden bağlıdır. Devletin kültür alanıyla ilgisi, bireysel kültür üretimi, topluluk kültürü ve ortak millî kültürün devlet zorlamasından uzak, tabii seyri içinde gelişmesi esasına dayalı olmalıdır.

Kültür politikamızın bir diğer önemli ilkesi, totaliter kültür planlamasının kabul edilemezliğidir. İktidara gelen siyasi partilerin, ellerindeki devlet imkânlarını kullanarak zorla kültür hayatını planlamaya kalkmasına veya belirli bir kültür anlayışını kabul ettirmeye çalışmasına karşıyız.

Bir diğer ilke, kültür üretimine katılmanın, kültür eserlerinden yararlanmanın temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesidir. Bu konudaki her türlü kısıtlama ortadan kaldırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin geleceğini tehdit eden en önemli konulardan birinin kültürel yozlaşma olduğuna inanıyoruz. Millet olarak bize geçmişte büyük başarılar kazandıran, yaşadığımız onca badireye rağmen bugünlere gelmemizi sağlayan millî kültür unsurlarımız fevkalade örselenmiştir. Milletimizi ileriye taşıyacak hak, adalet, eğitim, pozitif rekabet, kültürümüzün maddi ürünlerine sahip çıkma gibi değerler unutulmaya yüz tutmuştur. Bunun yerine tembelliği, kısa yoldan köşe dönmeciliği, üretmeden tüketmeyi, yani asalaklığı, bencilliği, kayırmacılığı, yolsuzluğu teşvik eden bir anlayış, hızla, toplum olarak bünyemizi sarmaktadır. Bu yüzden hırsızlık, yolsuzluk sorunu sadece büyük şehirlere mahsus olmaktan çıkıp en küçük yerleşim birimlerine kadar inmiştir. Bu yüzden bebeklere kadar inen taciz olayları yaşanır hale gelmiştir. Bu yüzden müşterek bahis oyunları en çok işsiz kahvelerinde oynanır olmuştur. Hatta, bu yüzden trafikte kimse kimsenin hakkına riayet etmemekte, başkalarının canı ve malına zarar verme pahasına öne geçmeye çalışmaktadır. Bu örnekleri olabildiği kadar uzatmak mümkündür. Söylemek istediğimiz, kültürel yozlaşmanın, teorik endişelerin ötesinde, günlük hayatımızı dahi cehenneme çeviren sonuçlar doğurabildiğidir. Yaşadığımız sorunların temelinde, kültürü sadece kitaptan, tablodan, şarkıdan ibaret sanan anlayışların ülkemizin kültür politikalarını belirlemiş olması vardır. Biz diyoruz ki: Ortak değerlerimizi muhafaza ederken, kişisel farklılığın çatışmaya dönüşmesini engelleyecek, geleneksel kültür anlayışımızı, çağdaş imkânlar da kullanarak, yeniden canlandıralım. Devletin güçlü, toplumun huzurlu, bireyin mutlu olduğu bir kültür politikasını hayata geçirmek için hepimizin elbirliği yapması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bütün kültüre ilişkin yaptığımız tespitlerin ve ifade ettiğimiz ilkelerin hayata geçirilebilmesinin yolu, elbette kültürel faaliyetlerin devletçe desteklenmesidir. Bu çerçevede, gerçek ve tüzel kimliğe sahip sivil kuruluşların, kişilerin, üniversitelerin ve iş dünyasının kültürel faaliyetleri desteklemesi kolaylaştırılmalıdır. Bu desteği söz konusu kesimler açısından cazip hale getirmek için gerekli yasal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Devletin kültüre desteği, istismara meydan vermemek için doğrudan sübvansiyonlar ve teşvikler şeklinde olmamalı, bunun yerine vergi kolaylıkları gibi dolaylı teşvikler uygulanmalıdır. Özellikle piyasa denilen popüler kültür unsurlarının dışında kalan alanlardaki kültür üretimine daha fazla önem verilmelidir. Hatta, devletin bir istisna olarak bu yöndeki faaliyetleri doğrudan finanse etmesi dahi düşünülebilir.

Kültür endüstrisi ürünleri ile kültür edinme araçları teknolojilerinin geliştirilmesi devletin temel politikaları arasında yer almalıdır. İçeride ve dışarıda kültür değerlerimizi sergileyen, tanıtan, yaşatan kişi ve işletmelerin faaliyetleri, ödüllendirme gibi yollarla desteklenmelidir. Bütün bunların hayata geçebilmesi için öncelikle kültürün önemine ve bu çerçevede geliştirilmesine inanan bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, toplumun yaratıcı ve üretici gücü, ortak coşku ve duygulara dönüşerek adına "sanat eserleri" dediğimiz ürünler ortaya çıkarmaktadır. Sanatın bizatihi kendisi ve ürünleri, bilimsel gücü kavrayan düşünce sistematiğinde ve demokratik düzen içinde toplumların kültürel kimliklerinin oluşmasında hayati öneme sahiptir. Milli kültürümüzün temel değerlerini özünde ve biçiminde muhafaza eden sanat eserlerimizi evrensel boyutta birer estetik ve kültür varlığı hâline dönüştürmek zorundayız. Bu anlayış, Türkiye'nin sanata ilişkin politikalarının esasını teşkil etmelidir. Nihai amaç, sanat hayatımızı layık olduğu seviyeye çıkartmak ve demokratikleştirmek olmalıdır. Bu doğrultuda gösteri sanatları eğitimi veren kurumlar yaygınlaştırılmalı ve eğitim kaliteleri yükseltilmelidir. Bunun için çekirdek kadro olarak kurulacak bölge tiyatroları, görev alanları içindeki her ilde mutlaka tiyatro gösterisi sergilemelidir. Böylece, çeşitli sebeplerle tiyatroya gidemeyen insanlarımız tiyatroyla buluşturulmuş olacaktır. Bu tiyatroların oyun programları da vatandaşlarımızın tiyatroya ilgilerini artıracak şekilde oluşturulmalıdır.

Yerel yönetimlerin merkezi idareden aldığı mali kaynakların artırımında oluşacak payın bir bölümü, münhasıran kültür-sanat çalışmalarına tahsil edilmelidir. Sivil toplumun kültür boyutunun geliştirilmesinde ve güçlendirilmesinde önemli görevler üstlenebilecek olan gençlik sanatevlerinin açılması teşvik edilmelidir. İl kültür müdürlüklerinin fonksiyonları, yerel yönetimler reformuna paralel olarak yeni bir hukuki yapıya kavuşturulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, özel sektörün gücü, kaynakları ve ilgisinin kültür-sanat alanına yoğunlaşmasını temin edecek düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla kültür-sanat faaliyetlerini desteklemeye yönelik harcamalar için vergi indirimleri sağlanmalıdır. Kültür-sanat eğitimi alanında başarılı öğrencilere burs veren özel sektör kuruluşları teşvik edilmelidir. Kültür-sanat eserlerinin üretimini artırmak ve böylece bu alanda uluslararası normlara uygun ürün stoku oluşturmak için etkin bir yarışma sistemi kurulmalıdır. Öngörülen sistemin ihtiyacı olan eğitimli insan kaynağını bilimsel olarak karşılamak amacıyla, konservatuvarlar ve benzeri eğitim kurumları yaygınlaştırılmalıdır. Yetenekli gençlerimizin kültür-sanat hayatımıza kazandırılmasında önemli işleve sahip ortaöğretim kurumları ülke düzeyinde yaygınlaştırılmalıdır.

Sanatçı eğitiminde ve meslek içi eğitimde kullanmak üzere bakanlık bünyesinde bir kaynak oluşturulmalıdır. Bu kaynaktan, üstün yetenekli çocukların sanat eğitimi ve sanatsal gelişim giderleri de karşılanmalıdır. Başarılı sporcuların ödüllendirilmesi örneğinde olduğu gibi, başarılı kültür adamlarının, sanatçıların ve sanat kurumlarının da uluslararası başarıları ödüllendirilmelidir.

Özel tiyatrolara, sanat galerilerine, plastik sanatlar okullarına ve kültürel eğitim kuruluşlarına, vergiden muafiyet başta olmak üzere çeşitli mali ve idari kolaylıklar getirilmelidir.

Mevcut kültür-sanat eserlerimizin envanterlerinin çıkarılması, muhafazası ve geliştirilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

El sanatları üretiminin artırılması ve modernizasyonu amacıyla mali kaynaklar oluşturulmalı, sürekliliği sağlamak için bu alanda eğitim veren çağdaş kurumlar ihdas edilmelidir.

Halk kültürünün tespiti ve layık olduğu biçimde değerlendirilmesi amacıyla Bakanlık bünyesinde çalışan birimler daha etkin hale getirilmelidir. Özellikle halk türküleri gibi unutulmaya yüz tutan sanat eserlerimizin yaşatılması yönündeki çabalara destek olunmalıdır.

Sinema okullarının kurulması ve sinema platolarının oluşturulması desteklenmelidir.

Kültür adamlarının ve sanatçıların sosyal güvenliği, hukuki ve mali durumları, uygar toplumlardaki muadillerinin statüsüne uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.

Ülkemizin sanat eğitiminin standartlarını belirlemek ve sanat kurumlarının yönlendirilmesini sağlamak amacıyla özerk bir sanat konseyi kurulmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, turizm, 1985'lerden itibaren başlayan büyük hamleyle, ekonomiye istihdam ve döviz girdisi açısından ciddi katkılar sağlayan bir sektör hâline dönüşmüştür. 1990'lı yıllarda sektör durgunluk sürecine girmişse de, yeni turizm hamlesiyle 20 milyondan fazla turist ve 15 milyar doları aşkın turizm geliri noktasına gelinmiştir. Ancak, turizm politikalarının tutarlılığı son yıllarda bozulduğu için, sektörde yeniden bir geriye gidiş hali görülmeye başlanmıştır. Nitekim, bu geriye gidişin emareleri, turist sayısı ve turizm gelirlerinde kendini göstermiştir. Turizmde son yıllarda alternatif kaynaklan harekete geçirmek yerine, mevcut kapasitenin zorlama anlayışı hâkim olmuştur. Oysa, giderek daha büyük bir sıkıntı hâline dönüşen güvenlik sorunları ve dünya turizmindeki yönelimler, Türkiye'yi kendini bu sektörde yenileme mecburiyetiyle karşı karşıya getirmiştir. Biz daha bilinen yöntemleri bile doğru dürüst kullanamaz iken, şartların bize kendimizi yenileme zorunluluğunu dayatması karşısında şaşkın ve ne yapacağımızı bilemez bir görüntü içindeyiz.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıl yine Bakanlık bütçesi vesilesiyle bu kürsüden turizm sektörümüzün çeşitli sorunlarını dile getirmiştim. İzninizle bu sorunları ana başlıklarıyla yeniden hatırlatmak istiyorum.

Geçen yılki konuşmamda turizmin öncelikle çözülmesi gereken sorununun altyapı olduğunu ifade etmiştim.

Akdeniz ve Ege Bölgelerindeki muazzam potansiyelin sezonluk olmaktan çıkartılıp bütün yıla yayılmasının ancak bu sorunun çözülmesiyle sağlanabileceği açıktır.

Dünyada yükselen turizm konsepti, deniz, doğa, tarih ve otantik kültür dörtlemesinin hepsini birden içine alan anlayıştır. Buna paralel olarak estetik planlama ve çevre duyarlılığı konusu da turizm alanında son yıllarda üzerinde hassasiyetle durulan hususlardan biridir.

Ülkemizde ise turizmin yeni gelişme alanlarının korunması bir yana, tam tersine, mevcut turizm bölgelerinde dahi kaçak yapılaşma artmıştır. Oysa turizmin gelişme alanları bellidir. Buralar tam anlamıyla bir turizm merkezi hâline gelmeden, yani insan istilasına uğramadan, ulaşımından kanalizasyonuna, konaklamasından yetişmiş personeline kadar tüm eksikler şimdiden giderilmelidir. Halbuki, kaynağı da hazır olduğu hâlde Akdeniz ve Ege Bölgelerindeki mevcut turizm bölgelerinin altyapı sorunları daha henüz çözülebilmiş değildir.

Üzerinde durduğumuz bir diğer konu da sektörün heyecanla beklediği turizm meslek birliği yasasının bir an önce çıkarılmasıydı. Bu yasa, sektörün büyümesinin sürdürülebilir kılınması ve istik- rar kazanması bakımından önemlidir. Ancak, tıpkı 2005 yılı gibi, 2006 yılında da bu tasarı Genel Kurulda görüşülüp yasalaştırılamamıştır.

Sayın Başbakan ve Sayın Bakanın sektöre verdikleri sözü 2006 yılında da tutamadıklarını üzüntüyle belirtmek isterim.

Geçtiğimiz yılki konuşmamızda ülkemizin uluslararası rekabet konusunda ciddi darbe yeme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylemiştik. Azalan turist sayısı, bu tehlikenin artık somutlaşmaya başladığını ortaya koymaktadır.

Bir kez daha ifade etmek istiyorum ki, turizm sektörüne yapılan 40 milyar dolarlık yatırım üzerindeki risk giderek artmaktadır.

Yine turizmin en önemli sıkıntıları arasında ifade ettiğimiz asayiş ve güvenlik sorunları artarak devam etmektedir.

Turizm sektöründeki vergi politikaları ve uygulamalarının gözden geçirilmesinin şart olduğunu ifade etmiştim. Aynı şekilde tanıtım stratejimizi de doğru kurmamızın ve yönetmemizin önemine işaret etmiştim. Ancak geçen zamanda bu konularda da kayda değer gelişmenin olmadığını hep beraber gördük.

Döviz kurunun sabit kalmasından kaynaklanan sıkıntılar devam etmektedir. Bu sıkıntıyı kısmen hafifletebilecek bir husus olan turizm gelirlerinin ihracat kapsamına Alınması konusunda da hiçbir somut adım atılmamıştır.

Turizm bölgelerindeki şehirlerin yerel yönetimlerinin bütçeden aldıkları payın kış nüfuslarına göre olmasından kaynaklanan haksızlık düzeltilmiş değildir.

Kurumlar vergisi oranlarının azaltılmasıyla, yatırım indirimlerinin kaldırılmasının turizm yatırımcıları üzerinde yol açtığı olumsuzluğu telafi edecek herhangi bir adım atılmamıştır.

Turizmin on iki aya yayılabilmesi için ihtiyacımız olan, bu alandaki potansiyelimizi ortaya çıkaracak turizm master planları henüz tamamlanmış değildir.

Katma değeri en yüksek alanlardan olan yat turizmci liginin geliştirilmesi konusunda da atılmış bir adım bulunmadığını biliyoruz.

Ayrıca, en az bunlar kadar önemli olan yerli tur operatörlerinin desteklenerek Avrupalı tur operatörlerinin olası manipülasyonlarının etkisinin azaltılması yönünde de somut bir ilerleme sağlanamamıştır.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yılki bütçede dile getirdiğimiz hususların tamamı da sektörün yaşadığı sıkıntıları ifade eden tespitlerdir. Önerdiğimiz çözümler de, aynı şekilde gerçekçi ve uygulanabilir tekliflerdir. Buna rağmen, biraz önce sizinle de paylaştığım gibi, hemen hiçbir konuda atılmış ciddi bir adım bulunmamaktadır.

Özellikle turizmin on iki aya yayılması ve çeşitlendirilmesi konusunda çok fazla söz söylenmekte, ama bununla mütenasip çalışmalar ortaya konamamaktadır.

Bu çerçevede, Akdeniz ve Ege Bölgemizde sahip olduğumuz büyük yatak potansiyelini kışın da değerlendirmenin yolları aranmalıdır.

Mevsimsel etkilerden bağımsız olarak çalışacak sağlık tesislerinin, kongre merkezlerinin ve eğlence komplekslerinin teşviki bu amaca hizmet edecek yöntemlerdir.

Ayrıca, yine kış aylarında bölgeye yönelik ulaşım da teşvik edilmelidir. Akdeniz ve Ege'deki mevcut tesislerin yılın tamamında kapasitelerini kullanabilmelerinin sağlanması halinde sadece istihdamda yaşanacak artış dahi her türlü faydanın üzerindedir.

TÜBİTAK Vizyon 2023 Raporu'nda, turizmde "3 S" olarak ifade edilen deniz, kum, güneşin yerini, "3 E" olarak ifade edilen heyecan, eğlence, eğitimin alacağı belirtilmektedir.

Bu doğrultuda Türkiye, alternatif turizme uygun iklimi, doğal kaynakları ve bozulmamış çevresiyle oldukça avantajlı bir ülkedir. Ülkemizde yaklaşık 1.300 termal kaynak bulunmaktadır.

Kış sporlarına uygun dünya standartlarında kayak merkezlerine sahibiz.

Karedeniz başta olmak üzere birçok bölgemizde turizm açısından cazip özelliklere sahip çok sayıda yaylamız vardır.

Antalya-Belek bölgesinde olduğu gibi, golf turizmine uygun alanlarımız vardır.

Kongre turizmine hizmet verebilecek tesislerimizin ve kongre merkezlerimizin sayısı hızla artmaktadır.

Ülkemizde çeşitli dinlerin kutsal saydığı çok sayıda tarihî mekân bulunmaktadır.

Turizm amaçlı olarak faydalanabileceğimiz millî parklarımız vardır.

Pamukkale ve Kapadokya gibi dünya mirası açısından önemli tabiat harikalarına sahibiz.

Ağrı, Erciyes, Kaçkar, Süphan gibi dağcılık ve dağ turizmine uygun yerlerimiz vardır.

Ekoturizme ve kırsal turizme uygun pek çok alanımız bulunmaktadır.

Rafting, kano ve nehir kayağı gibi akarsu turizmi etkinliklerine uygun sularımız vardır.

Diğer şehirlerimiz bir yana, sadece "İstanbul" markasını bile hakkıyla değerlendirebilmiş değiliz. Dünyada İstanbul'daki güzelliklerin çeyreğine bile sahip olmadığı hâlde Türkiye'nin toplam turist sayısından fazla ziyaretçi gelen pek çok şehir olduğunu hatırlatmak isterim.

Evet, bunların hepsine sahibiz, ama bunların turizm potansiyellerini hakkıyla kullanabildiğimizi söylemek mümkün değildir. Oysa, dünyada rekabet gücümüzün deniz-kum-güneş turizminden daha fazla olduğu bu alanlara olan ilgi giderek artmaktadır.

Bulunduğumuz coğrafyada doğu Akdeniz Bölgesi'nin turizm açısından çekiciliği artmaktadır. Üstelik, alternatif turizm yatırımlarına, Avrupa Birliği başta olmak üzere, yurt dışı kaynaklardan destek bulmak çok daha kolaydır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Özyer, lütfen toparlar mısınız.

Buyurun.

HASAN ÖZYER (Devamla) - Buna rağmen, devletin bu alandaki yönlendirme ve önderliğinin fevkalade yetersiz olduğunu üzülerek belirtmek isterim. Önümüzdeki dönem Bakanlık bütçesi konuşulurken, burada alternatif turizme ilişkin yapılamayanların değil, yapılanların konuşuluyor olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, kültür ve turizm konusundaki her çalışmanın, bu ülkenin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi anlamına geldiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, gerek kültür-sanat gerekse de turizmle ilgili tespit ve tekliflerimizin, parti taassubu gözetilmeksizin ifade edilmiş görüşler olduğunu belirtmek isterim. Esasen, sadece turizm konusundaki tespit ve teklifleri dahi burada saatlerce konuşmak mümkündür. Ancak, önemli olan, sürekli yeni teklifler, politikalar üretilmesi değil, bunların bir an önce hayata geçirilmesidir. 2007 yılının, bu görüşlerin dikkate alındığı ve hayata geçirildiği bir yıl olmasını umut ediyorum.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hasan Özyer (Anavatan Partisi, Muğla). “2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (kültür ve turizm, devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları, gümrük müsteşarlığı, dış ticaret müsteşarlığı, ihracatı geliştirme etüd merkezi )”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-ozyer-22-2006-12-17-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-kultur-ve-turizm-de (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b035/tbmm221410350156.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
