# 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (genç.spor gen.müd., vakıflar gen.müd., devlet pers.bşk.lığı, başbakanlık yük.den.kur.bşk.lığı, danıştay bşk.lığı,tübitak, türkiye bilimler akademisi bşk.lığı) 5.tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasan Özyer (Anavatan Partisi, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 18 Aralık 2006
- **Gündem:** 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (GENÇ.SPOR GEN.MÜD., VAKIFLAR GEN.MÜD., DEVLET PERS.BŞK.LIĞI, BAŞBAKANLIK YÜK.DEN.KUR.BŞK.LIĞI, DANIŞTAY BŞK.LIĞI,TÜBİTAK, TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BŞK.LIĞI) 5.TUR
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b036/tbmm221410360271.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasan-ozyer-22-2006-12-18-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-genc-spor-gen-mud

> Hasan Özyer (Anavatan Partisi), 18 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (GENÇ.SPOR GEN.MÜD., VAKIFLAR GEN.MÜD., DEVLET PERS.BŞK.LIĞI, BAŞBAKANLIK YÜK.DEN.KUR.BŞK.LIĞI, DANIŞTAY BŞK.LIĞI,TÜBİTAK, TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BŞK.LIĞI) 5.TUR); konuşma 1.997 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HASAN ÖZYER (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde Anavatan Partisinin görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin, eğitimden başlayarak, her alanını içine alan bir gençlik siyaseti sorunu vardır. Daha doğrusu, Türkiye'nin bir gençlik siyaseti, ne yazık ki yoktur. Gençlerin seçilme yaşının düşürülmesi gençlik siyaseti değildir. Esasen burada da yapılması gereken, gençlere seçilme hakkı tanınmasıyla birlikte, gençlerle birlikte siyaset yapma yolunun açılmasıdır. Siyasetin mevcut hastalıklarına gençleri de çekmenin gençlik siyasetine bir katkısı olmayacaktır. Eskiden beri, Türkiye'nin en büyük zenginliğinin genç nüfusu olduğu söylenegelir. Ancak, on-on beş yıl sonradan itibaren, Türkiye, bu avantajını kaybetmeye başlayacaktır. Bu tarihten sonra Türkiye, Batı toplumları gibi yaşlı bir nüfus hâline dönüşüm yolunda ilerleyecektir.

Bugün nitelik kazandıramadığımız için işsizlik batağında çırpınan, geleceğe ilişkin umutlan körelmeye başlayan bir gençlikle karşı karşıyayız.

Bu gençlik yapısı Türkiye için taşınması giderek ağırlaşan bir yük hâline dönüşecektir. Bugüne kadar "avantajımız" dediğimiz bu genç nüfus kitlesi yarın en büyük sorunumuz hâline gelebile- çektir. Bunun için, anne babalar, siyasetçiler, öğretmenler velhasıl topyekûn millet olarak bir gençlik siyaseti belirlememiz gerekiyor. Eğitimimizi buna göre yapılandırmalıyız, üretimimizi buna göre planlamalryız, istihdamı buna göre yönlendirmeliyiz ve hatta dış ilişkilerimizin önceliklerini de buna göre tespit etmeliyiz.

İhtiyacımız olan, sadece taraftan olunan futbol takımlarının rekabetiyle tatmin olmayacak, kendi bilgi ve becerilerinden kaynaklanan rekabet iklimini oluşturacak bir gençlik siyasetidir. İhtiyacımız olan, başkalarından iş dilenen değil, başkalarına iş veren insanlar ortaya çıkartacak bir gençlik siyasetidir. İhtiyacımız olan, diplomalı işsizler üreten değil, dünya çapında talep edilen donanımda insanlar yetiştiren mesleki eğitim sistemini kuracak bir gençlik siyasetidir. İhtiyacımız olan, insanların mezuniyetten sonra dahi iş bulamayacaklarını bile bile, çaresizlikten kapısında yığıldıkları üniversite sistemi değil, isteyen ve hak eden herkese uluslararası standartlarda yüksek eğitim imkânı verecek bir gençlik siyasetidir.

Gençlik siyasetinin unsurlarını uzun uzadıya anlatmak mümkündür. Ama, bunları bu salonda bulunan sizler de, evlat sahibi bütün vatandaşlarımız da zaten biliyor. Sorun Ortadadır. Esasen çözüm de aşağı yukarı bellidir. Ama, bu çözümü hayata geçirecek irade konusunda ciddi sıkıntı bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, emekleriyle, bilgileriyle, alın terleriyle, onurlarıyla yaşamak isteyen, üretmeyi, kendisine, ailesine ve ülkesine faydalı olmayı hayal eden gençlerimiz ne yazık ki bir duyarsızlık ve ilgisizlik duvarıyla karşı karşıyadırlar. Ortaöğretim ve yükseköğretim sınavlarından başlayarak hayatının her aşamasında stres, kaygı ve umutsuzluk dolu bir yarış içinde olan gençlerimize bu işkenceyi başkaları değil biz kendimiz yapıyoruz. Üstelik, bunca işkenceyle amansız bir yanş içinde büyüttüğümüz çocuklarımıza doğru dürüst bir şey de öğretemiyoruz. Özel okullar, özel dersler, özel öğretmenler, dershaneler, dergiler, kitaplar, servisler ve daha pek çok külfete katlanarak yetiştirdiğimiz çocuklarımız sınavlarda sıfır puan alabilmektedirler. Toplum içinde sağlıklı bir hayat sürmesini temin edecek kriterlerin hiçbirini zaten kazandıramadığımız gençlere, en basit matematik, fen, Türkçe, sosyal konularını dahi öğretemediğimiz anlaşılmaktadır. Yılda -bir hesaba göre- 4 milyar dolar para harcayıp da, sadece 200 bin öğrenciyi lisans düzeyinde üniversite programlarına yetiştirebilen bizden başka bir ülke bulunmadığını sanıyorum. Öğrenci başına 20 bin dolarlık bu maliyet, dünyanın eğitim bedelinin en yüksek üniversiteleri düzeyindedir; ama elde ettiğimiz sonuç, bu 200 bin öğrencinin büyük çoğunluğunu diplomalı işsiz olarak sokağa salmaktan ibarettir. Türkiye, bu kahrı, ıstırabı, işkenceyi boşuna çekiyor. Yozlaşmanın, hantallığın ve akılsızlığın bedelini ödüyoruz. Bu sorunu çözmeden, yani, gençlerimize içeride ve dışarıda rahatlıkla iş bulup çalışabilmelerini sağlayacak niteliği kazandıracak siyaseti oluşturmadan onların ve ülkenin diğer hiçbir sorununu çözemeyiz.

Değerli milletvekilleri, burada, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün bütçesini görüşüyoruz. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün ismindeki "gençlik" ifadesi, spor perspektifi dışında, maalesef, herhangi bir anlam ifade etmemektedir. Gençler için yaz kampları düzenlemek "gençlik" kavramının ifade ettiği çalışmaları yapmak anlamına gelmemektedir. Gençliğin sorunlarının çözümü, büyük ölçüde Millî Eğitim Bakanlığına, kısmen de, Çalışma ve Sanayi gibi, dolaylı olarak ilgili kurumlara bırakılmış durumdadır. Oysa, Türkiye'nin, gençliğin sorunlarını bütün boyutlarıyla kuşatacak politikalar üretme birikim ve yeteneğine sahip kurumlara ihtiyacı vardır. Konuyu sadece Millî Eğitim Bakanlığının uhdesine terk ederseniz, o kurum doğal olarak sorunu eğitim boyutundan ibaret görür; konuyu sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bırakırsanız, o da soruna sadece istihdam istatistikleri açısından bakar; konuyu sadece Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bırakırsanız, o da sorunu sadece çıraklık okulları açısından ele alır; konuyu sadece şu anda bütçesini görüştüğümüz Genel Müdürlüğe bıraktığımızda ise, soruna sadece sportif faaliyetler açısından baktığını görürüz. Halbuki biz diyoruz ki: Türkiye'nin, bunların hepsini de içine alan ve fakat daha üstten bakılıp planlanması gereken bir gençlik siyasetine ihtiyacı vardır. 2007 yılında bu teklifimizin ciddi- yetle tartışılmasını ve sözünü ettiğimiz gençlik siyasetinin temel parametrelerinin ortaya konmasını temenni ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, spor, insanlık tarihinin başlangıcına kadar uzanan bir geçmişe sahip, toplumsal yaşantımızın vazgeçilmez bir olgusudur. Günümüzde spor sanayinin, hızla gelişimi, yoğun kentleşme, serbest zaman artışı gibi temel toplumsal değişmelere bağlı olarak yeni boyutlar kazanmıştır.

Spor, hareket ve heyecan olarak iki ana temele dayanır, ama, spor, her halükârda bir eğitim işidir, bir bilim dalıdır.

Spor, fertlerin bedenen, ruhen ve fikren gelişmelerini sağlayan, bu öğeler arasında koordinasyon yeteneğini derinleştiren bir bilimdir. Bu çerçevede, spor profesyonelce yapılan zirve sporu veya yarışma sporuyla, toplum veya kitle sporu olarak ikiye ayrılmaktadır.

Daha mutlu ve daha güçlü bir Türkiye'ye ulaşmak için diğer alanların yanı sıra genel ve ortak bir millî konumuz olan spora da önem vermek zorundayız.

Çocukluktan başlayarak gençliklerine ve ileri yaşlarına kadar insanımızın sporla ilişkisini sağlıklı bir temele oturtmak için bütün kurumlara görev düşmektedir.

Acımasız bir rekabetin yaşandığı dünyamızda kültürel, bilimsel ve ekonomik alanların yanında sporda da çağı yakalamak zorundayız. Çocuklarımızı ve gençlerimizi sporun içine ne kadar çok çekebilirsek, uluslararası rekabette başarılı olma şansımız o kadar yükselecektir.

Türkiye'nin turizmde geldiği yer başta olmak üzere birçok çalışmasına katkı sağlayan tanıtım atağının gerisinde, sportif faaliyetlerde elde ettiğimiz başarılarının da önemli bir payının bulunduğunu hatırlatmak isteriz.

Gençlik konusunda olduğu gibi sporda da bir siyasete ihtiyacımız vardır. Spor siyasetimiz her kesimden insanın içinde yer alacağı, partiler ve kurumsal taassuplar üstü bir siyaset olmalıdır. Spor politikamızı oluştururken, ülke gerçeklerini, yöresel koşulları ve alışkanlıklarımızı da göz önünde bulundurmalıyız.

Sporun ülke düzeyinde yaygınlaştırılmasına çalışırken, özellikle yarışma sporları için neyin, nerede, nasıl yapılacağı doğru şekilde belirlenmelidir.

Spor dallarında önceliklerin belirlenmesinden tesis yapımına, malzeme seçiminden personel yetiştirilmesine kadar tüm çalışmaları belirlediğimiz spor politikası doğrultusunda gerçekleştirmeliyiz. Aksi takdirde, bugüne kadar pek çok örneği görüldüğü üzere, yüzme sporcusu olmayan yerlerde olimpik yüzme havuzu yapılır, basketçisi olmayan yerlerde tam teşekküllü basketbol sahası inşa edilir. Binlerce çocuğumuz ve gencimiz, eğiticileri olmadığı için mahalle maçı yapar gibi antrenmana çıkarken, spor akademilerinden mezun olanlar işsiz gezer.

Dünya çapında başarı elde edecek kapasitedeki sporcularımız yol parası bulamadığı için antrenmana gidemezken, hangi kritere göre seçildiği belli olmayan birtakım insanlar, yarışmalara katılma bahanesiyle ülke ülke dolaşıp turistik gezi yaparlar. İşte bütün bunları önlemek için, gerçekçi ve bilimsel temellere dayalı bir spor siyaseti oluşturulmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, gerek gençlik gerekse spor alanında oluşturulacak ülke siyasetinin sürükleyicisi ve önemli uygulayıcılarından birisi olması gereken Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün ilgisinin, maalesef, başka alanlara yoğunlaştığını görüyoruz. Örneğin, geçtiğimiz temmuz ayında Genel Kurulda kabul edilen 5538 sayılı Kanun'un 10'uncu maddesiyle, gençlik ve spor il müdürlükleri, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun dışına çıkartılmıştır. Oysa, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasıyla, mali saydamlığı sağlamaya yöneliktir.

Gençlik ve spor il müdürlükleri, ilgili mevzuatı çerçevesinde, denetim ve gözetim unsurlarına bağlı olarak her türlü şaibeden uzak çalışmaya devam edecek iken, her türlü soru işaretine açık bir düzenlemeye tabi tutulmuşlardır. Üstelik, gençlik ve spor il müdürlüklerinin, yerel yönetimler reformu çerçevesinde mahallî idarelere devri söz konusu iken, böyle bir yola başvurulmuş olması, soru işaretlerini daha da artırmaktadır. Her yıl çok sayıda etkinlik gerçekleştiren, ülkenin her köşesinde yatırımları olan bir kurumun böyle bir duruma maruz bırakılmayı hak etmediğine inanıyoruz.

Esasen, etkinlik organizasyonu ve tesis bekçiliği bu Genel Müdürlüğün işi olmamalıdır. Bu Kurum, belki statüsü daha da yükseltilerek, bir politika üretim, sertifîkasyon, araştırma, denetim ve koordinasyon işlevine kavuşturulmalıdır. Böylece, gençlerimize ve sporcularımıza çok iş yapıyormuş görüntüsü altında, gerçekten, kalıcı ve yapısal hiçbir hizmet üretilmeden yılların heba edildiği bir dönemi kapatmış olacağız.

Bir kez daha altını çizerek belirtmek istiyorum: Benim itirazım, bu Genel Müdürlüğün yaptığı çalışmalara değildir, tam tersine, yapmadığı işleredir. Yapılan çalışmalar, bu ülkeye elbette bir hizmettir, ama, Türkiye'nin önceliği ve ihtiyacı, böylesine bir merkezî kurumun, baştan beri ifade etmeye çalıştığım gençlik siyasetini, spor siyasetini oluşturması yönündedir.

Bu düşüncelerle, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün bütçesi üzerinde görüşlerimi ifade etmek istiyorum.

Vakıf konusu birçok bakımdan üzerinde dikkatle durulması gereken bir husustur. Öncelikle, vakıflar, tarihimizin çok önemli bir kurumudur. Türk vakıf kültürü başlı başına bir medeniyetin konusu olabilecek zenginlik ve derinliğe sahiptir. Nitekim, bugün dünyanın birçok ülkesinde başarıyla sürdürülen vakıf uygulamaları bizden örnek alınmadır. Bunun yanında, vakıflarımız bugün dahi fevkalade büyük ekonomik değerleri bünyesinde barındıran kuruluşlarımızdır.

Ülkemizin birçok bölgesinde en değerli binalar ve araziler vakıflarımıza aittir. Öte yandan, ülkemizin geleceğine ilişkin tartışmaların en kritik unsurlarından biri de yine vakıflardır. Sadece, geçtiğimiz ay Mecliste kabul edilen ve dokuz maddesi Cumhurbaşkanı tarafından yeniden görüşülmek üzere Parlamentoya iade edilen Kanun vesilesiyle yaşanan tartışmalar dahi bu durumu anlatmaya yeterlidir sanıyorum.

Vakıfların, ülkemizin dört bir yanında sosyal dayanışmanın yaşatılması çerçevesinde yürüttüğü çalışmalar malumunuzdur. Öğrencilere verilen destekler, maddi ve manevi değerlerimizi koruma bağlamında yürütülen çalışmalar da konunun ayrı bir boyutudur.

Vakıflarımızın sadece ana başlıklarını ifade edebildiğimiz bu işlevlerine daha pek çok ilave edilmesi mümkündür. Ancak, bu kadar önem taşımasına rağmen vakıflar meselesi ülkemizde yeteri kadar ciddiyet ve samimiyetle ele alınıp değerlendirilen bir konu değildir.

Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün bütçesi vesilesiyle komisyonda yapılan tartışmalara baktığımızda, konunun, daha çok, Genel Müdürlüğün gerçekleştirdiği onarım çalışmalarına odaklandığını görüyoruz. Yeni Vakıflar Kanunu'yla ilgili tartışmaların ise cemaat ve azınlık vakıflarıyla yabancılar hususunda yoğunlaştığı dikkati çekmektedir. Bir de geçmişte irtica tartışmaları bağlamında vakıfların gündeme geldiğini hatırlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, vakıf mallarının birçoğunun atıl durumda olduğu doğrudur; ama, bu sorunun çözümü, vakıf mallarının çeşitli mevzuat oyunlarıyla yağmalanmasına uygun zemin oluşturulması değildir. Çözüm, vakıf mallarının vakfiyelerine veya bunların günümüzdeki karşılıklarına en uygun şekilde nasıl etkin olarak değerlendirilebileceğinin, ekonomiye ve milletimize fayda sağlar hâle getirilebileceğinin formüllerinin üretilmesidir. Yağma ve üleşme yolu belki iştah açıcıdır, ama, vakfıyelerdeki vakıf mallarına göz dikenler için yazılmış bedduaların ve millet vicdanının da unutulmaması gerekmektedir. Vakıfların yeniden etkin bir şekilde toplum hayatımıza girmesi, yaşadığımız pek çok sorunun devlete yük getirmeden kendiliğinden çözümünü sağlayacaktır. Bugün çok sınırlı sayıda insanın fayda sağlayabildiği vakıf birikimimizi, doğru araçlar ve nitelikli bir yönetimle yeniden eski muhteşem günlerine yakın bir düzeye çıkartabiliriz, ama bunun için, öncelikle sa- mimiyet şarttır. Vakıf mallarını korumak, kuru kuruya vakıf mallarını dokundurtmamak, vakfiye

amacına ve ülkeye hiçbir fayda getirmeden atıl olarak durmasına seyirci kalmak değildir. Çünkü,

vakıflar, kuruluş mantığı itibarıyla dinamik kurumlardır. Bu kurumları yeniden kuruluş mantığına

uygun olarak dinamik müesseseler haline getiren her kim olursa olsun, bu ülkeye ve millete çok bü

yük hizmet yapmış olacaktır. Vakıflar konusunu, sadece azınlıklar ve yabancılar, irtica, malların

yağmalanması gibi arızi durumlarda gündeme getirmek yerine, asıl bu çerçevede tartışmak ve çö

zümler üretmek zorundayız. Çünkü, kamuoyunda tartışma konusu olan hususlar "vakıf dediğimiz

devasa kurumun onda l'ini dahi oluşturamamaktadır. Esasen bu tartışmalar ne şekilde sonuçlanırsa

sonuçlansın, vakıflarla ilgili ifade etmeye çalıştığımız sorunların çözümüne hemen hiçbir katkısı ol

mayacaktır. Çünkü, tartışmalar daha çok iç ve dış gündem doğrultusunda şekillenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖZYER (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

Değerli milletvekilleri, yeni Vakıflar Kanunu üzerinde gerçekleşen tartışmalar bize şunu gös

termiştir: Bir yandan Avrupa ve komşularımız başta olmak üzere, yabancıların Türkiye'ye karşı ni- • yetlerine ilişkin derin bir kaygı ve bundan kaynaklanan refleks vardır. Öte yandan ise, Türkiye'nin,

günümüz dünyasında daha sağlam bir yer edinebilmesi için gerekli olan çağdaş düzenlemelere ih

tiyacı vardır. Islahat Fermanı'ndan beri bu ikilemi yaşadık ve bugün de yaşamaya devam ediyoruz.

Nitekim, yeni Vakıflar Kanunu görüşülürken, aynı tereddütlerin gündeme geldiğini görüyoruz. Ya

sa elbette önemlidir, ama asıl önemli olan uygulamadır. Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunun, ban

kacılık başta olmak üzere, birçok alanda yasaları başka türlü emrediyor olsa da üstü örtülü millî ko

talar uyguladıkları bilinmektedir. Biz de mütekabiliyet ilkesi ve elimizde diğer imkânları kullana

rak pek çok şey yapabiliriz, ama, bunun için, önce bu güce sahip olmalıyız. Aksi takdirde, var olan

kanunlarımızı bile uygulattırmazlar. Nitekim, bunun pek çok örneği de vardır. Tartışmaları deve ku

şu mantığıyla değil de, bu açıdan yürüttüğümüzde, çok daha sağlıklı sonuçlar alabileceğimizi düşü

nüyoruz.

Sonuç olarak, vakıflar konusunda yeni düzenlemelerin de, görüşmekte olduğumuz bütçenin de

milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıra

larından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hasan Özyer (Anavatan Partisi, Muğla). “2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (genç.spor gen.müd., vakıflar gen.müd., devlet pers.bşk.lığı, başbakanlık yük.den.kur.bşk.lığı, danıştay bşk.lığı,tübitak, türkiye bilimler akademisi bşk.lığı) 5.tur”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasan-ozyer-22-2006-12-18-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-genc-spor-gen-mud (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b036/tbmm221410360271.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
