# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (hazine müsteşarlığı, basın-yayın ve enformasyon genel müdürlüğü, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu başkanlığı, türkiye bilimler akademisi başkanlığı ve atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı) altıncı tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 7 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI, TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI VE ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI) ALTINCI TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2007-12-07-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-hazine-mustesarligi

> Hasip Kaplan, 7 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, BASIN-YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI, TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI VE ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI) ALTINCI TUR); konuşma 1.538 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına, ağırlıklı olarak Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK) üzerinde konuşacağım. Ancak, bu konuya geçmeden önce, Hazine Müsteşarlığıyla ilgili bir iki söz söylemek istiyorum.

Bizden önceki konuşmacılar, 59’uncu ve 60’ıncı AKP Hükûmeti dönemlerinde ekonominin nasıl iyi duruma geldiğine değindiler. Doğrusu, biz verilere baktığımız zaman, Hazine Müsteşarlığının konuşmasında, kredi notumuz hangi noktaya geldiğimizi ortaya koyuyor. Hazine Müsteşarlığının 2008 mali yılı bütçesi sunuş konuşmasında, 2002’de “B- eksi negatif görünüm” iken kredi notumuz, üç kademe artarak beş yıllık AKP İktidarında, bugün itibarıyla “BB- eksi durağan görünüm” seviyesine yükselmiştir. Şimdi “BB- eksi durağan görünüm” seviyesine yükselen bu kredi notu karşısında, zaten açık veren, hedeflerden sapan, dış şoklara açık bu borç ödeme bütçesinde bir-iki kaleme de ben değinmek istiyorum. Deniliyor ki, Hazine alacaklarının tahakkuk ve tahsilinde 2007 Eylül itibarıyla 2,5 milyar YTL tahsil edilmiş, bunun 1,5 milyar YTL’si TMSF, ( Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonun)’nin batık bankaların mallarını satarak elde ettiği, hazineye dönen para. Peki, şunu sorma hakkımız yok mu muhalefet olarak: Batık bankalardan 40 milyarın üstünde hazineye yük binerken, vatandaşın ödediği vergilerle, bu borç için TMSF kanalıyla yapılan rücu 1,5 milyar devede kulak değil midir? Yani, bunu sorma hakkını kendimizde buluyoruz. Bunu bir başarı hanesi olarak görmemek gerekir.

Yine hazine zararları konusunda, uluslarüstü yargıda, Avrupa Mahkemesinde milyarların üzerinde yine hazinenin ödemiş olduğu tazminatlar var. Bir de, 5233 sayılı Yasa uyarınca, yakılan, yıkılan köylerin, yaşanan düşük yoğunluklu çatışmada zarar gören insanlarımızın zararlarının tazmini komisyonları kuruldu. Peki, bu zararların karşılığında ödenen ve ödenmeye devam eden milyarlarca lira tazminatı hazine nasıl alacak olarak tahsil edecek, sormak istiyoruz. Rücu yasasını çıkardı AK Parti Hükûmeti. “Bu rücu yasasını neden sorumlularına işletmiyor?” diye sorma hakkımız var. Yani, bu ülkede güvenlik güçleri mensubu olan birisi işkence yapacak, o işkence sonucu bağımsız yargı ülkede çalışmayacak, yurttaş Strasbourg’a gidecek, oradan çıkan karar sonrası, 73 milyon yurttaşın cebinden ödenen vergilerden oluşan hazineden bu işkencecinin fiilinin karşılığını hazine ödeyecek; rücu yasasını çıkaracak. AK Parti Hükûmeti bunu işletmeyecek; yani işkence yapanın boğazına sarılmayacak, yani ondan almayacak. Onu almadığınız zaman, AK Partinin politikasında adaletten de bahsetme hakkınız olur mu? Bu hazinenin alacağında her yetimin hakkı var, bunu böyle bileceksiniz. Her ödenen kuruşu yapanın yanına kâr ederseniz, bırakırsanız, bu ülkede “sıfır tolerans işkence” iddianız hayalden öteye gidemez.

Yine, Sayın Devlet Bakanımız açıkladılar, 2007 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla tam 5,0 milyar dolar dış finansman sağlanmış. Şimdi, bunların içinde yüzde 50’si enerjiye ayrılmış, bu dışarıdan sağlanan finansmanın -Dünya Bankası veya Avrupa Yatırım Bankası, başka bankalardan- yüzde 30’u ulaştırmaya, yüzde 5’i de tarım sektörüne. Şimdi, bu enerji payında (yüzde 50’nin) bir tek Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali Projesi var. Yani Hasankeyf’i, on iki bin yıllık tarihimizi, geçmişimizi ve sit alanı olan bu güzelim beldemizi sular altında bırakacak, otuz yıllık ekonomik ömrü olan bir projeye feda edeceğiz; İsviçre, Avusturya, Alman bankalarının kredileriyle Hasankeyf’i sular altında bırakacağız.

Biz burada 60’ıncı Hükûmet Programı açıklanırken dedik ki: Yapmayın, Hasankeyf’i sular altında bırakmayın. Er-Rızk Camisi’ni, o güzelim köprüsünü, o binlerce yıllık tarihi Artuklulardan Kürtlere, Türklere kadar gelen, Bizanslılardan ta antik çağlara giden bu güzelim kentin turizmini satarsanız bu barajın 100 katını kazanırsınız.

Başbakan dedi ki: “İdeolojik davranıyorsunuz. Kredileri Avrupa’da kesmeye çalışıyorsunuz.” Evet, kesmeye çalışıyoruz, hem Avrupa’da hem Türkiye’de. Ve Hasankeyf’in sular altında kalmaması için de elimizden geleni yapıyoruz. İtiraf edeyim suç ortaklarımız da var, “Hasankeyf’e Sadakat Treni”ni kaldıran sanatçılar, bilim adamları, aydınlar, gazeteciler, vicdan sahibi olan insanlarımız var. Batıdan da var, Karadeniz’den var, Ege’den var, Akdeniz’den var. Ve suç ortaklarımızın içinde çok güzelim insanlar var. Örneğin, Sezen Aksu bu konsorsiyumlara mektup yazarak, web sitesine koyarak “Bu kredileri göndermeyin. Hasankeyf’i, tarihi, çevreyi, ekolojiyi, bu güzelim diyarı sular altında bırakmayın.” dedi.

İşte, biz hepimiz ideolojik davranıyoruz. Ama, yabancı bankalarla iş birliği yapan AK Parti Hükûmeti yüzde 50 enerji kazanımı için iş birliği yaptığı zaman ideolojik davranmıyor! İdeolojik davranmıyor, çünkü iş birlikçilik yapıyor. Yabancı sermayeyle, IMF’yle, bankalarla iş birliği yapıp bu ülkenin güzelim diyarlarını sular altında bırakmak en büyük kültür soykırımıdır. Bunu, herkes böyle bilmelidir.

Tabii ki, Marmaray Projesi, Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi, bunlara karşı değiliz, olmalı. Ama, bu kocaman, büyük, devasa projelerin şeffaflığı olmalı, denetimi olmalı, halka açılmalı, halkın bilgisi olmalı. Çünkü, halkın cebinden çıkacak paralarla yaşatılacak bu yatırımlarda halkın bilgisinin olması hakkı var. Karadeniz Sahil Yolu Projesi de sayılıyor, ki Başbakan “Biz tamamladık.” dedi. Bir araştırdık Silopi-Şanlıurfa duble yolunun kredileri -orası tamamlansın diye- ödenekleri oraya aktarılmış. Şimdi, Şanlıurfa-Silopi yolu, Habur’a kadar gidecek İpek Yolu yapılmayacak…

ASIM AYKAN (Trabzon) –Yirmi iki sene bekledi…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bir şey demiyorum. Karadeniz’e yapılsın, ama Silopi’nin, Şanlıurfa’nın ödeneğini alarak oraya öyle değil. Karadeniz Sahil Yolu da yapılsın, Şanlıurfa’dan Silopi, Habur’a kadar o yol da yapılsın…

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – O da yapılacak.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Başka yerden bunun ödeneği bulunsun. Bunun ödeneğini bulup, eşit ve adil dağıtacaksınız. Ak olmak o kadar kolay değildir beyler, ben size çok açık söyleyeyim. Ak olmanın bedeli vardır.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – PKK soykırımından söz et, bırakın kültür soykırımını.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, değerli üyeler; yine bir kalemden, bir dilimden daha bahsedeceğim. Deniliyor ki “2002 yılından bu yana 1,29 avro…” Avrupa Birliğinden. Hibe tutarı 2007’de 543. 2007-2010 bedeli tam 2,5 milyar avro. Bu 2,5 milyar avroyu alamayan Hükûmet nasıl yatırıma dönüştürecek, bana bunu açıklaması gerekiyor. Gümrük birliğine 1995 yılından beri vergi ödüyoruz, Avrupa Merkez Bankasının hazinesine paralarımız giriyor, tam 1995, bugün 2007. Bizim cebimizden kesilen paralar orada. O paralar bize dönüyor. O paraları alacağız. Avrupalı, babasına bir kuruş değil bir sent bile babasının hayrına vermez. Bunu bir kere biliyoruz biz. O zaman, bizim olan o paraları almak için proje geliştirmemiz gerekiyor. Hani projelerimiz? Proje olmayınca vermiyor Avrupa Yatırım Bankası, vermiyor Avrupa Konseyinin kalkınma fonları, vermiyor proje olmadan. Ama, AK Parti İktidarı, güzelim ülkemizde yoksulluk, işsizlik, sefalet diz boyu iken, Avrupa Birliği müzakere sürecindeki “tarım” başlığının, bölgeler arasında dengenin sağlanması konusunda proje üretecek kapasiteye sahip değil. Kapasite olmayınca da ne yazık ki bu yatırımları alması mümkün değil.

Tabii ki, Hazine Müsteşarlığımız KİT’leri de lütfen almış. KİT mi kaldı Türkiye’de? Yani, sormak istiyorum. Yani, kala kala, Halkbank, Telekom, Petkim kalmış. Sata sata bir şey kalmadı ki! O 40 milyarla teker döndü şimdiye kadar. Yok bundan sonra. Bundan sonra satacak bir limanlar kaldı, kıyılar kaldı, dağlarımız kaldı, ovalarımız kaldı. Eğer, inşallah bunları da satarsınız da, memleketi toptan, biz de, siz de, hepimiz kurtuluruz! Yani bunun bir ölçüsü yok mudur? Yani bu ülkede kamu iktisadi teşebbüslerinin payının yüzde 13 olması, gayrisafi millî hasıla içindeki payının 2,5 oranında olması, bu ülkenin ayıbı değil de nedir? Özelleştirmede bu ülkenin sanayisi, bu ülkenin güvenliği, bu ülkenin hassas kurumları, bu ülkenin kaderi yok mu? Eğer siz enerji politikalarına bu şekilde bakarsanız, gerçekten sorunları çözemezsiniz diyoruz.

Değerli milletvekilleri, TÜBİTAK konusunda gerçekten kapsamlı bir araştırma yapmıştım, ama başlıklarını söyleyeceğim. Her bakanlık sunuşunda komisyonda bir moda: “Ar-ge çalışmalarını yapacağız.” Bu ar-ge nedir? Ar-ge, ar-ge… Ar-ge TÜBİTAK’ın ana konusu. Şimdi, Türkiye’nin bilim, teknoloji politikalarını belirleyen, akademik ar-ge desteği veren, endüstriyel ATG ve yenilikleri destekleyen, özendiren, izleyen, üniversite-sanayi ilişkilerini geliştiren, ar-ge enstitülerini işleten, geleceğin bilim adamlarını keşfeden ve teşvik eden, bilimsel mükemmelliği teşvik eden, ödüllendiren, uluslararası bilimsel ve teknolojik iş birliklerini organize eden, yürüten, bilimsel yayınlar yapan, rekabet gücünü, refahı sürekli kılmak için toplumun her kesimiyle iş birliği içinde olan, bilim ve teknoloji politikalarını, kültürünü geliştiren, öncü rol oynayan çok önemli bir kuruluşumuz TÜBİTAK bütçesi üzerinde bir iki hassasiyete dikkat çekeceğim.

Bunlardan birincisi, uzay teknolojisinden savunma sanayisine, ulusal akademik ağdan UlakNet Gözlemevine, deprem bilimlerinden ulusal elektronik kriptolara, test analiz laboratuvarlarına kadar özel bir kurum bu. Fiziki güvenliği, özel güvenliği olan ve ülkemizin en önemli savunma sanayisinin kriptolarını, diplomatlarımızın, elçiliklerimizin kriptolarını, bilişimlerini yapan bir sektör.

Şimdi, bu kadar önemsiyoruz, her bakanlıkta da ar-ge var. Ya, bu ar-ge varsa, ar-ge’nin hakkını vermek lazım. Bilim araştırma. Ar-ge bu konuda. Türkiye’de bütçeden ar-ge’ye ayrılan pay -bu kadar önemli ya- 0,79! Şimdi, 60’ıncı Hükûmet Programı’nda pay oranı verilmeden, ama, 2013 yılına kadar ar-ge’yi yüzde 2’ye çekme taahhüdü var. Sayın Bakan son bir konferansta da bunu dile getirdiler. Avrupa Birliği ülkeleri ulusal gelirlerinin yüzde 1,9’unu ar-ge çalışmaları için ayırıyor. e-Avrupa Projesi kapsamında ise Avrupa Birliği ülkeleri bu oranı 2010 yılında yüzde 3’e çıkarmayı hedefliyor. Yani, bizim hedefimiz şu ki, yakın zamanda değil yüzde 2, 2013 hedefi var.

Ar-ge alanı stratejik sektör olarak görülmediği için, bu konuda bilgi olmadığı için… Bilgi olmayınca ilgi de olmuyor, ilgi olmayınca planlama olmuyor, planlama olmayınca proje olmuyor. Bunun sonucu da, stratejik sektör olarak görülüp yeterince desteklenemiyor.

60’ıncı Hükûmet eğer yarınlara dair düşleri biraz dikkatle izlese görecek ki, iletişim teknoloji ve bilgisayar ağları alanındaki gelişmeler gigabitler seviyesinde bağlantı kapasitelerini mümkün hâle getirmiştir. Kablosuz bağlantı sistemleriyle milyonlarca cihaz ve gözlemci sistemlerinden oluşan akıllı ağlar kurulabilecek, bu tür ağlarla, kablosuz bağlantıyla kesintisiz bilgi işlem ve iletişim sağlanabilecek, akıllı evlerden sonra akıllı iş yerleri ve akıllı şehirler gündeme gelecektir. İşte böylesine büyük rüyaların, hedeflerin sahibi olmak için de akıllı bir hükûmete ihtiyaç vardır arkadaşlar.

ABDULKERİM AYDEMİR (Ağrı) – Vardır; akıllı Hükûmet.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Türkiye, son iki yıl değerlendirmelerine göre, sayısal fırsat endeksinde 55’inci sırada, e-devlet hazırlık düzeyinde 60’ıncı sırada yer alıyor. Türkiye, potansiyelinin, iş gücü kalitesinin çok gerilerinde, başlangıç düzeyinde ülkeler kategorisinde kalmaktadır. Bunun nedeni, etkin ve stratejik politikaların ve projelerin olmayışıdır.

Diğer önemli bir konu da, sınai mülkiyet ve fikrî haklar konusunda ar-ge çalışmalarının merkezileştirilmemesidir. Yine, ar-ge desteği için özel sektöre aktarılan kaynağın kullanımının da yeterince denetlenmediği, özellikle üniversite iş birlikleri, KOBİ çalışmalarının belli bir planlamasının olmadığı görülüyor.

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (hazine müsteşarlığı, basın-yayın ve enformasyon genel müdürlüğü, türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu başkanlığı, türkiye bilimler akademisi başkanlığı ve atatürk kültür, dil ve tarih yüksek kurumu başkanlığı) altıncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2007-12-07-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-hazine-mustesarligi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
