# Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim
- **Tarih:** 10 Ocak 2008
- **Gündem:** TEMEL CEZA KANUNLARINA UYUM AMACIYLA ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 56)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-10-temel-ceza-kanunlarina-uyum-amaciyla-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yap-2

> Hasip Kaplan, 10 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEMEL CEZA KANUNLARINA UYUM AMACIYLA ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 56)); konuşma 823 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dört parti grubu bu yasalar üzerinde çalışmıştı, onlardan birisi de benim. Gerçekten, demin CHP grubu adına söz alan arkadaşımız sıkıntıları ifade etti. Şimdi, biz, bu uyum yasalarına, temel ceza kanunlarına uyumu sağlamak için bir çalışma yapıyoruz, yoğun bir çalışma. Bu bölümde, bakıyorum, üç önemli bölüm var. Birisi seçimle ilgili yasalar, diğeri Deniz İş Kanunu, gemi adamlarının haklarıyla ilgili ve Avukatlık Kanunu’yla ilgili.

Şimdi, seçim yasalarıyla ilgili burada çıkardığımız birkaç yasa, uyum yasası, cezaların artırılması, Türkiye’de gerçekten demokratik seçimlerle ilgili sorunları çözüyor mu? Ona baktığımız zaman, hayır. Seçimlerin temel hükümleriyle ilgili, kütüklerle ilgili, oy verme işlemleriyle ilgili birkaç düzenlemede cezaları artırıyoruz. Peki, bunları niçin yapıyoruz? Bunu adil, eşit, özgür seçimler olsun diye yapıyorsak, neden o zaman halkın iradesinin Meclise özgürce yansımasını sağlayacak temel yasalar üzerinde reforma gitmiyoruz? Asıl problem burada.

Şimdi, Türkiye’de Avrupa Birliği süreciyle beraber 2001’de Anayasa değişikliklerine başlandı 52’nci Hükûmet döneminde. Bugüne kadar seksen bir tane maddesi değiştirildi Anayasa’nın. Bu değiştirilen maddeler, Avrupa Birliği siyasi belgesi Kopenhag Kriterleri çerçevesinde düşünce, ifade hürriyetinden partilerle ilgili hükümlere kadar bir dizi değişikliği kapsıyor. İşte bu değişiklikler karşısında kadük kalan bir Siyasi Partiler Yasası var. Yani, bunun en az otuz tane maddesinin artık Anayasa’ya aykırı duruma düştüğü bir durumla karşı karşıyayız. Şimdi, biz, bu Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmezsek, buna uygun seçim kanunlarını çıkartmazsak, Türkiye’de adil temsilin önündeki engelleri kaldırmazsak, yüzde 10 barajını kaldırmazsak, düşünce, örgütlenme özgürlüğünü sağlayamazsak ve en önemlisi… Ki, Mecliste, bugün, her ne kadar yüzde 80’lerin üzerinde temsil oranıyla 23’üncü Dönem görev yapıyorsa da, hâlâ lider sultasına zemin veren Siyasi Partiler Yasası var, hâlâ parti içi hukuku yok sayan bir Siyasi Partiler Yasası var. Böylesi antidemokratik hükümleri olan bir Seçim Yasası sonucudur ki, 2002 seçimlerinde Diyarbakır ilinde yüzde 60’ın üzerinde oy alan DEHAP’ın 8 milletvekili çıkarması gerekirken, takıldığı baraj sonucu 8 milletvekilini AK Parti çıkarmıştır, yani orada 2 bin oyla, bin oyla milletvekili çıkarılmıştır bu sakat seçim sisteminden. Bu sakat seçim sisteminden gelinen Meclis çoğunluğuyla Türkiye’nin demokratikleşmesinin önü açılamaz. Bir kere, burada hepimizin samimi olarak… Avrupa Mahkemesine baraj sorunu bırakmadan –ki, dava konusu- dokunulmazlıkları Avrupa Mahkemesine bırakmadan ki, bununla ilgili bir karar açıklanacak olumlu veya olumsuz…

Bu Meclisin önünde en önemli görev, seçmenin özgürce oy kullanması kadar, özgürce milletvekilini seçmesini sağlamaktır, asıl önümüzdeki görev budur. Bu da, siyasi partiler reformuyla olur, seçim yasalarının değiştirilmesiyle olur. Bunu değiştirmediğiniz zaman elli sene, kırk sene aynı liderler parti başında gelirler buraya.

Şimdi, seçim yasalarıyla ilgili bu konuları konuşurken, Türkiye’de Siyasi Partiler Yasası’nın işlemez olan hükümlerine göre, bugüne kadar, 12 Eylül’den sonra Anayasa Mahkemesinin kapattığı otuz tane siyasi parti var. Burada iktidar olan partiler de kapatıldı. Başbakanlar da bu siyasi parti kapatmalarından etkilendiler. Siyasi partiler mezarlığına dönen bir Türkiye’yi düşünün… Avrupa’da son elli beş yılda sadece ve sadece dört tane siyasi parti kapatılmış, o da soğuk savaş döneminde, birisi komünist, birisi faşist, birisi de nazi partileri.

Şimdi, bu temel hükümler, bu temel çalışmalar dururken, parmaktaki oyunu, boyayı değiştirmiş, böyle kullanmış veya mükerrer oy kullanmış.

TÜİK’in yaptığı araştırmalar ve nüfus kayıtlarının bilgisayara geçmesinden sonra İstanbul’daki seçmen sayısı pat diye 1,5-2 milyon düştü. Ne oldu bu seçmene? Demek ki hem Anadolu yakasında oy kullanıyordu hem Avrupa yakasında oy kullanıyordu! 1,5 milyon seçmen İstanbul’da azaldı. Asıl hile budur, asıl seçim hatası budur, asıl halkın iradesinin hırsızlığı da budur. Halkın iradesine, özgür iradesine göz dikmek etik açıdan da sorgulanması gereken bir durumdur artık. Biz, şimdi, bunun üzerinde durabiliyor muyuz?

Gerçekten mevcut süre içinde Avukatlık Kanunu’yla ilgili düzenlemelere de değinmek istiyorum, ama bir madde var karşılaştırmak istiyorum burada. 337’nci maddede valilerin nasıl yargılanacağı konusu var. Başsavcılık, ceza dairesi karar veriyor; ama, biraz aşağısındaki bir maddeye bakıyorsunuz, Adalet Bakanlığı avukatlarla ilgili izin veriyor ve oranın savcıları soruşturma açabiliyor. Dikkat ettim, avukat olduğum dönemde, Genelkurmay Başkanının ihbarıyla Adalet Bakanlığına gelen bütün suç duyurularına Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Bakanlık adına izin vermiş ve bütün bu konularda avukatlar hakkında dava açılmış. Şimdi, bu ülkede, bürokratlarının dokunulmazlığının milletvekilleri dokunulmazlığının üzerinde olduğu bir ülkede bizim burada yasadaki bir maddedeki cezayı artırarak kökten bir çözümü sağlamamız mümkün değildir. Bu çok önemli. Türkiye’de üst bürokrasinin, Meclis üyelerinin dokunulmazlığından çok daha dokunulmazlığı var ve gerçekten sivil, askerî ve hangi alanda olursa olsun üst düzey görevlilerin yargılanmasının tek emsali darbeler dönemidir, bir tek darbeler döneminde görürsünüz.

Tabii ki avukatlıkla ilgili düzenlemelerde Adalet Bakanının izninin vesayet konusu mudur değil midir felsefesini de yapmak gerekiyor ancak Barolar Birliğinin ve baroların örgütlenmesinden tutun da Adalet Bakanlığının vesayetinin de, artık, çok ciddi bir şekilde sorgulanmasının zamanı gelmiştir. Bu sorgulanmadığı zaman, kutsal olan savunma hakkının, bağımsız yargının üçlü sacayağından birisi olan savunmanın, avukatlığın özgürce görev yapması, adil yargılanmada iddiayla savunmanın silahlarının eşitliğinin sağlanması da mümkün değildir.

Bizler bu tür durumlarda yasa yapmak durumunda olan yasama Meclisi üyeleri olarak gerçekten bu dönem, önümüzdeki dört yıl, temel olarak bu yasalarda esaslı reformlara geçmediğimiz sürece, çıkardığımız bu paket, torba, altı yüz elli bir adet madde hiçbir sorunu çözmeyecek. Yarın yine getireceğimiz yasalarla ne yazık ki, nasıl anlatayım, torba yasalarında torbayı yamamakla zaman geçireceğiz!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 10 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-10-temel-ceza-kanunlarina-uyum-amaciyla-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yap-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
