# Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 31 Ocak 2008
- **Gündem:** VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-31-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele-2

> Hasip Kaplan, 31 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 1.044 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu son yasama çalışmalarına baktığımız zaman, en son, Başbakanı Hâkim ve Savcılar Yasası görüşülürken burada görmüştük, o günden beri uğramaz oldu. Tabii, Başbakan uğramayınca da Sayın Baykal, Bahçeli, Ahmet Türk, onlar da gelmiyor, hatta grup başkan vekilleri de sıraya bindirdi. Arada bir de bazı gruplar burada yoklama istiyor, böyle zoraki bir sayı yakalıyoruz, Meclisi de bu şekilde çalıştırıyoruz.

Yani, biraz, yasama Meclisinin işlevini gerçekten etkin kılmak için, katılım için ara sıra liderlerimizin de buraya gelip bir ziyaret, bir gözükmelerinde yarar var diye düşünüyorum. Yani, bunu bir hatırlatma gereği duydum, çünkü bugün, burada, ciddi şeyler tartışıyoruz, ama bu tartıştıklarımız… Hukuk adına, insanlık adına tüylerimizi ürperterek dinlediğimiz şeyler oluyor. Burada, biz, 70 milyon Türkiye Cumhuriyeti devleti, sanki yabancılar, Avrupa Birliği istemiş, emretmiş, biz de kalkmışız, onun istekleri doğrultusunda bazı yasalar yapıyormuşuz gibi bir izlenimle bir muhalefet var, öbür tarafta da azınlık vakıflarının, cemaatlerin itirazları var. Onların itirazlarını dinlediğimiz zaman, bu ülkenin yurttaşı olarak, bu ülkede doğmuş, büyümüş insanlar olarak, bu ülkenin anayasal yurttaşlık haklarının sahibi olarak, bugün, burada, ırkçı bir yaklaşımla onların haklarının yok edilmesi veya kullanmamaları için tarihe dönüyoruz, Yunanistan’la bir kıyaslama yaparak, Türkiye’yi, koskoca tarihinden, kültüründen, çok kültürlülüğünden, farklılıklarından koparmaya çalışıyoruz.

Evet, bu Yasa’da, doğru, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda azınlık cemaatleriyle ilgili, vakıflarıyla ilgili bazı sorunlar var, bu gerçek. İlerleme Raporu’nda da hangi alanlarda bunun yer aldığı da bir gerçek. Ee, Türkiye İkinci Dünya Harbi’nin külleri üzerinde, milyonlarca insanın yaşamını yitirmesinden sonra Birleşmiş Milletler teşkilatı kurulurken, Türkiye, devlet olarak Birleşmiş Milletler teşkilatının kuruluş sürecinde yer almadı mı? Aldı. Peki, Avrupa Ekonomik Topluluğunun, Avrupa Konseyinin kuruluş sürecinde, Türkiye, Roma Sözleşmesi’yle tekrar bu sürecin içinde yer aldı mı, almadı mı? Ee, aldı. Nasıl aldı peki? Yüce Meclisten çıkan kararlarla yer aldı.

Şimdi, bir hukuk devletini biz bir aşiret devletine çevirmeye çalışıyoruz. Tarihî kin, öfke, intikam, dışlama, ayrımcılıkla, kendi öz yurttaşlarımıza karşı gerçekten çok haksız bir yaklaşım içine giriyoruz. Neden? Efendim, aldığımız zaman azınlık hakları, azınlıklarla ilgili sorunlar millî güvenlik sorunudur, bağımsızlık sorunudur, egemenlik sorunudur, müdahale sorunudur. O zaman, insan boyutunu göremezsiniz. Böyle bakarsanız olaya, insan boyutunu göremezsiniz. Geriye…

Bu konuda imzaladığınız sözleşmeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 14’üncü maddedeki ayrımcılık yasağı… Bırakın, yeni bir şey hatırlatmak istiyorum. Türkiye, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni hangi hükûmet döneminde kabul etti? Yeni. Peki, bunun getirdiği yükümlülüklerle ayrı bir yargısal denetim mekanizması olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin de denetimine girdi mi? Girdi. Kim bu kararı aldı? Yasama Meclisimiz aldı. Peki, Avrupa mahkemesine, yargı denetimine, onun sözleşmelerini imzalayarak taraf olan yine bu Meclisin kararları değil midir? Bu Meclisin verdiği kararları, elli yıldır, altmış yıldır çizdiği rotayı, Batı’ya, medeniyete, çağdaş ve muasır medeniyete yönelimi… Bu saatten sonra hiçbir parti, hiçbir grup Türkiye’yi bu yolundan geri döndürmeye, akan suyun, nehirlerin mecralarını geri çevirmeye ne gücü yeter ne iradesi yeter. Çünkü, sadece 59’uncu, 60’ıncı Hükûmetler değil, önceki koalisyon hükûmetleri döneminde de Avrupa Birliği sürecinin birçok uyum yasasının çıktığını biliyoruz.

Ben haksızlık yapmak istemiyorum burada muhalefet eden partilere. Ben şunu çok iyi biliyorum ki, bu partiler, resmî statükoda tabu sayılan konularda dahi, örneğin Kürkçe dil yasağının kaldırılması, RTÜK Yasası’nın değiştirilmesi, TRT’de Kürtçe yayın, Boşnakça yayın, Zazaca yayın ve Çerkezce yayın yapılması konusunda karar verebilmiş bir meclistir. Bu Meclis, daha yine tabu sayılan birçok konuda karar vermiştir. Bu karar verdiğimiz konulardan sonra tutup Türkiye’yi geriye, bir aşiret devletine, Orta Çağ zihniyetine doğru çekecek hiç kimsenin gücü yoktur. Yunanistan artık, tehlike değildir beyler. Çok açık söylüyorum; Türkiye artık Yunanistan, Ege kıta sahanlığı sorunlarını uluslararası hukuk çerçevesinde rahatlıkla aşabilecek konumdadır. Daha dün, Dış İlişkiler Komisyonumuzun heyeti Paris’te şunu diyebiliyor: “Fransız Parlamentosunun aldığı bir yasa nedeniyle Adalet Divanına giderim.” Varsa o inanç sizde, o güç sizde gidersiniz. Gitmekten korkmamak lazım, ama güçlünün zayıfı ezmesi kadar adaletsiz bir manzara, bir fotoğraf yoktur. Kendi ülkenizde az kalmış azınlık hakları konusunda, onların haklarını görmemek gerçekten sıkıntı vericidir. Çok basit bir iki örnek vermek istiyorum: Bakın, dizi filmlerde seyrediyorsunuz sık sık. Mardin’de, zaten medeniyetler buluşmasının yapıldığı Deyr-üz-zaferân’ı gezenlerimiz vardır. Deyr-üz-zaferân Manastırı bir vakfiye olarak Hristiyanlık dininden önce, tavanı harçsız bir araya getirilmiş, güneşe tapınanların tapınağı iken, daha sonra Hristiyanlık dininde bir manastır olarak, bugün bir abide olarak, hem turizm hem kültür hem dinler diyaloğunun merkezi. Bırakın onu, Deyr-ul-umur’a bakın. Deyr-ul-umur’da da onu görürsünüz. Bir Hristiyan… Bir kilise olmazdan önce, ateşe tapanların bir tapınağı iken, daha sonra kiliseye döndü ve Romalılar döneminden bugüne bugün muazzam bir bina olarak duruyor.

Şimdi, bu iki binada, Süryani Ortodokslarının ibadetlerini yaptığı, çok az kalan nüfuslarının orada temsil gördüğü bu iki yerde bir ayıbımız var. Düşünebiliyor musunuz, bu vakfiyelerin tapuları olmasına rağmen, 2008 yılında, 21’inci yüzyılda hâlâ devletimiz kadastrosunu yapmamış Deyr-üz-zaferân ile Deyr-ul-umur’un.

Şimdi, oturup doğru konuşacağız. Ben o kültürde büyüdüm. Belki onun için ben daha rahat konuşabiliyorum. Ben öyle şeyler yaşadım ki, bugün burada anlatırsam şaşırırsınız tabii. Öyle bir şey tahayyül edemezsiniz. Benim babam imamdı, Diyanette elli sene çalıştı. Ve İdil’in hepsi Süryani’ydi, Hristiyan’dı. İlk camiyi yapan babamdı, ama ben Mardin Lisesine gidip okuduğum zaman, benim elimden tutup Mardin Lisesine getirdiği zaman Kırklar Klisesi’nin Papazına “Oğlumu sana emanet ediyorum, öğrenci velim siz olacaksınız.” demiştir. Cumhuriyet Bayramı’nda törenlere imamlar ve papazlar beraber katılırdı. Şimdi, böyle bir hoşgörünün, böyle bir kültürün, böyle bir gelişin, cumhuriyette, Lozan’da bile “Biz Türkiye’den ayrı kendimizi görmüyoruz.” diyen bir cemaatin, vakfiye konusunda, mal konusunda, mülk konusunda, tasarruf konusunda, yok olan cemaati konusunda, yok olan cemaatinin vakıf mallarının düzenlenmesi konusunda, büyük ölçüde buradaki yasalar, Vakıflar Genel Müdürlüğüne, meclisine büyük yetki tanıyor. Bakın, ne diyor azınlıklar, bu konudaki hak sahipleri, itirazlarından birkaçını okuyayım ben sizlere.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yani, onlar da itiraz ediyor bu Yasa’ya, “Hâlâ haksızlık var.” diyorlar. Diyorlar ki: Cemaat vakıflarının el konulan mallarının iadesi ve tazmini gerekir. Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmeler, hukuk bunu gerektiriyor.” Diyor ki: “Yasa tasarısı cemaat vakıflarının mazbûtaya alınan mallarının iadesini öngörmediği gibi, mazbût vakıf uygulamasını sone erdirecek bir hüküm de içermemektedir.” İtiraz ettikleri şeyler var. Medeni Kanun… Ne demek bu ülkede yaşayan, Türk etnisitisinden olmayan, ama elli tane etnisiti, dört tane semavi din, bilmem kaç tane mezhep mensubu insanların kendi derneklerini dahi, vakıflarını dahi, Medeni Kanun’a göre kurmanın yasal olarak engellendiğini hepimiz biliyoruz. 20 milyon Kürt yurttaşımız yaşıyor ve Kürt Kültür Vakfı kurulmuştur, mahkemeden tescil görmüştür. Ama bununla, bakıyorsunuz, Süryani azınlık da, diğer azınlıklar da bunu kuramıyor, başkaları da kuramıyor. Peki, bu ülkede farklılıkları, farklı kültürleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 31 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-31-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
