# Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 31 Ocak 2008
- **Gündem:** VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-31-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele

> Hasip Kaplan, 31 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 1.049 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bugün, Başkanlık Divanımızı 3 kadın milletvekilimiz temsil ediyor. Bu fotoğraf gurur vericidir. Bunu, özellikle, daha dün bir toplantıda Avrupa Birliği sürecinde Türkiye’ye “Küçük Asyalı” diyen Fransa Devlet Başkanı Sarkozy’i ve Alman Başbakanı Merkel’in hem bir yandan görmesi gerektiği bir fotoğraf olarak söylerken bir şeyi daha söylemek istiyorum: Akdeniz Birliğini Avrupa Birliği destekleyecekse, Akdeniz’in karşı yakası Afrikalıdır, Fas’tır, Tunus’tur, Libya’dır, Cezayir’dir, Mısır’dır, İsrail’dir, Suriye’dir ve Türkiye’dir, ondan sonra Avrupa Birliği ülkeleri geliyor. Böylesi durumlarda tabii ki dış politikamızda kararlı duruşları sergileyebilme basiretini de göstermemiz gerekiyor.

(x) 98 S. Sayılı Basmayazı 30/1/2008 tarihli 56’ncı Birleşim Tutanağına eklidir.

Kanunun ilk görüşmeleri 1/11/2006-9/11/2006 tarihleri arasındaki 13-17’nci birleşimlerde yapılmıştır.

Ancak, bu konularda biraz zayıflık yaşandığının farkındayız ve biz zaten, Demokratik Toplum Partisi olarak, on iki tane uluslararası komisyon kurulmuş, bu komisyonlardan sadece bir tanesinde, Avrupa Konseyi Karma Parlamento Komisyonunda 1 üyemiz bulunmakta ve 11 üye, komisyonda… Grup olmamıza rağmen, grup hakkımız gasbedilmiş, gruptan birer üyenin o komisyonlarda yer alması gerektiği hâlde, İç Tüzük’te bu konuda düzenleme olmadığı hâlde ve İç Tüzük’ün, Meclisin genel teamülüne göre grubu olan partiler her zaman bu tür komisyonlarda en az 1 üye, geri kalan üyelikler de milletvekili sayısına göre bölüşülmesine rağmen, on bir komisyonda bizim üyelik hakkımız şu an gasbedilmiştir. Bunu Başkanlık Divanımıza, Meclisimize ve Hükûmete burada duyuruyorum. Gerçekten, bu on bir komisyondaki hatayı hem düzeltmelerini istiyorum hem bir şeyi daha uyarmayı burada görev biliyorum: Uluslararası seyahatlerde yüce Parlamentoyu temsilen giden heyetlere bakıyorum, AK Parti, CHP ve MHP’den, üç partiden ortak heyet alınıp gidiliyor. Yüce Mecliste yüzde 87’lik yüksek temsiliyeti eğer konuşuyorsak, dışarıda yapılacak gezide Demokratik Toplum Partisinin grup olarak zaten katılma hakkı vardır. Bu hakkın üzerine yürüyeceğiz. Sayın Meclis Başkanı Mısır’da olduğu için konuşamadık, ancak Demokratik Sol Partinin, gerektiğinde burada temsil edilen Büyük Birlik Partisinin de, Özgürlük ve Dayanışma Partisinin de zaman zaman ve eskiden Başbakanlık yapmış, ülkemizde uzun seneler hizmet vermiş değerli bağımsız üyeleri olan bu Parlamentoda gidilecek yere, ülkeye ve konuya göre en geniş heyet katılımının sağlanması, bu yüce Meclisin temsiliyetinin meşruiyetidir. Bizim olmadığımız yerde bu meşruiyet sarsılmıştır. Bugüne kadar bu hata yapılmıştır. Deminki sunuşta da, Sağlık Bakanının sunuşunda da gördünüz, konuşulduğu zaman isimler eksik.

Ben bunu niçin anlattım diyecekseniz Vakıflar Yasa Tasarısı görüşülürken: Bazı durumlar var, daha önce de söyledik, Vakıflar Yasa Tasarısı görüşülürken ne siyah ne beyaz bakıyoruz, gri tonları da vardır. Yasanın olumlu maddeleri var, olumsuzlukları var. Ancak, bir hukukçu hassasiyetiyle, bu yasanın düzenlenme ve hazırlanmasında uzman ve bürokratların iyi bir tartışma süreci yaşadıklarını, azınlık temsilcilerini de dinlediklerini, uzmanları dinlediklerini biliyoruz. Bu nedenle, büyük ölçüde olumlu bulduğumuz… Ancak olumsuz bulduğumuz yanlarını da açıklıkla ifade ediyoruz. Nedir bu açıklık? Örneğin, 12’nci madde, vakıfların mal edinmesi ve akar cinsinden olan malların değiştirilmesiyle ilgili bir madde; azınlık vakıflarının, cemaat vakıflarının mal edinmesiyle ilgili. Avrupa Birliği bunu istediği için değil, eğer bu cemaatler eğer azınlıklar ülkemizde yaşıyorsa eğer Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşıysa, onların hakkını her yurttaş gibi koruma hak ve yükümlülüğü de bir hukuk devletinde devlete aittir.

Şimdi, bu noktadan baktığımızda, elbette ki hayratların akara çevrilmesi konusundaki olumluluk, mal geçişinin -eskiden mümkün değildi- kaldırılması, örneğin cemaati kalmamış vakıflarda devir yapılabilmesi -aynı amaçta olanlarda- şüphesiz olumlu değişikliklerdir. Buna hiç kimsenin aykırı görüş sunması mümkün değil. Ancak, “Tasarruftaki mallar” denilerek, kayden geldisi olan, tapuda kaydı olan, cemaatin tapulu gayrimenkulü olduğu bilinen ve tescil edilmiş mülklerini kullanamayan cemaatler var. Sadece bu değil. Bakıyoruz ki İstanbul’da Süryani Katolik Vakfının bir binası var. Hem bina hem kilise olarak orayı Süryani Katolik cemaati kullanıyor ve 53’te cizvit rahiplerinin adına tescilli, 62 yılına kadar kayıtlı. 62’de Maliye hazinesi bir dava açıyor, cemaatin haberi olmadan hazine adına tescil ediliyor. İstanbul Süryani Katolik Vakfı 97 yılında cemaat vakfı olarak kuruluyor ve mahkemece tescil ediliyor, yargıdan geçiyor. İlk defa bir cemaat vakfının kurulduğunun örneği bu vakıftır, Süryani Katolik Vakfıdır. Medeni Kanun değiştirilmesine rağmen, önceki tarihlerde bu gerçekleşmiştir.

Bu bina Gümüşsuyu’nda, Taksim’de. 1990 yılında mamüştemilat, bahçesi olan ev ve kilise olarak, İstanbul Süryani Katolik Vakfına doksan dokuz yıllık bedelsiz intifa hakkı tanınıyor ve tapuya tescil ediliyor. 1 milyon dolara yakın masraf yaparak cemaat bu binayı ihya ediyor, kiliseyi düzenliyor, inşaatını, tadilatını yapıyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğü ne yapıyor? 1998’de Beyoğlu Asliye Hukuk Mahkemesine, hazine adına olan tapunun iptali, Vakıflar adına da tescilin yapılmasını -bir de uyanıklık yapıyor- intifa hakkının terkinini istiyor. Şimdi, intifa hakkının terkinini istiyor, Süryani Vakfının haberi yok çünkü çağırılmamış, çünkü taraf değil ve davayı hazine ile Vakıf kendi arasında hâllediyor, tapuyu iptal ediyor, doksan dokuz yıllık intifa hakkını da terkin ettiriyor. Şimdi bir hukuk devletinde, insan haklarını, hukuku aldığınızda, kendi cemaatine, kendi yurttaşına, farklı inançta ve mezhepte diye bu zulmü reva görmek, bu ülkede, 21’inci yüzyılda doğru mudur? Ne oluyor sonrası? 2003’te dava kesinleşiyor, intifa hakkı fekk-ediliyor. 2006’da ne oluyor? Avrupa insan Hakları Mahkemesine gidiyor ve bu 1 milyon 600 bin dolar, o tarihte yapılan harcama, Vakfın mülkiyet hakkının ihlali var ve yarın Türkiye mahkûm olunca, bizim vergilerimizden, hazineden ödenecek. Sayın Bakanın bu konuda duyarlı olacağına inanıyorum ve dikkatini çekmek istiyorum.

Aynı şey İstanbul Keldani Katolik Kilisesi Vakfıyla ilgili. Bir tek gayrimenkulleri var İstanbul Taksim Sıraselviler’de, bir apartman. Tapu da Keldani Patrikliği adına kayıtlı. Bu cemaat, hiçbir zaman tüzel kişiliğini kaybetmediği hâlde hakkında dava açılıyor. 1984 yılında Keldani Vakfının açtığı dava sonucu şöyle bir karar veriliyor: Tüzel kişiliği olmadığı, Keldani Patrikliğinin Bağdat’ta bulunması, vesaire gerekçelerle dava reddediliyor. Oysaki 1992’de, Vakıf hiçbir zaman tüzel kişiliğini kaybetmedi. Vakıflar Genel Müdürlüğünün yüz altmış bir adet sayılan cemaat vakfı mülkleri içinde de ismi geçiyor. Hiçbir zaman tüzel kişiliğini kaybetmeyen… Ama 2003’te çıkarılan bir yönetmelik sonrası İstanbul Keldani Vakfı tescil istemesine rağmen, Vakıflar Genel Müdürlüğü bir başka vakıf adına tescil edildiği… Dikkat edin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hem yaşayan Vakfı öldürüyorlar, yok sayıyorlar, hem de o mülkü başka bir tüzel kişiliğe tescil ettiriyorlar. Sonra da diyorlar ki “Tasarrufta olmadığı gerekçesiyle reddine…” Tüzel kişilik yaşarken bunlar oluyor. Danıştayda dava derdest, ama bu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidecek. İskenderun’da bir Süryani kilisesini sinema olarak kullanıyorlar, buna dikkat çekmek istiyorum. Cemaatler ve yönetim kalmayınca mazbutaya alınıyor mülkleri vakıfların. İskenderun, Antakya, Adıyaman, Elâzığ, Diyarbakır, Mardin’deki bütün Süryani cemaatinin malı, mülkü, kültür birikimleri, tarihleri, kiliseleri, yolları, hanları harabe gibi duruyor. Ne devlet veriyor cemaate kendi tamir etsin ne vatandaşın bu amaca uygun istihdamı sağlanıyor.

Bunları şu aşamada dikkat çekmek için ifade ettim. Umuyorum ki bu taslak, bu tasarı bu sorunları giderir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 31 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-01-31-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
