# Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi hakkında kanun tasarısı (s.s.:95)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim
- **Tarih:** 7 Şubat 2008
- **Gündem:** ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME FAALİYETLERİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:95)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-02-07-arastirma-ve-gelistirme-faaliyetlerinin-desteklenmesi-hakkinda-kanun-t

> Hasip Kaplan, 7 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME FAALİYETLERİNİN DESTEKLENMESİ HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:95)); konuşma 1.815 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ar-ge faaliyetleri denince, biliyorsunuz ki, hepimizi üzen, ASELSAN’da ar-ge çalışmaları yapan 3 bilim insanının intiharları, TÜBİTAK’taki ölüm vakaları, bu esrarengiz olaylar akla hemen geliveriyor. Bunu niçin ifade ettim? Bu konuda zaten Meclis denetimine başvurduk, soru önergeleri ve araştırma önergeleri var. Bu ar-ge faaliyetleri, sadece sanayi ve teknoloji alanında yapılan bilim araştırmalarıyla sınırlı değil. Aynı zamanda ülke ekonomisi ve güvenliğiyle de direkt bağlantılı.

Böyle olunca, ar-ge yasa tasarısını Demokratik Toplum Partisi olarak değerlendirirken üç farklı noktadan ele alacağız. Bir: Bu yasayla Hükûmet neyi hedefliyor? İki: Hükûmet ve TÜBİTAK ilişkileri nedir? En önemlisi, üç: Hükûmet ısrarla neden meslek ve emek örgütlerini ve işveren örgütlerini dinlemek istemiyor, önerilerini dikkate almıyor? Bu üç noktada yoğunlaştıracağım.

Değerli milletvekilleri, bunlara başlamadan önce, konuşmalarımın daha iyi anlaşılır olması için sermaye ve beyin sermayesi konusunda bir cümle söylemek istiyorum: 21’inci yüzyılda her şey sermayeyle olmuyor. Olsaydı, Bill Gates isminde bir Amerikalı, Microsoft devini kurup, Türkiye de devlet olarak, kendi, TÜBİTAK’ın geliştirdiği yazılım endüstrisi yerine onun endüstrisini kullanmazdı. Bu noktaya getirdiğim zaman, Bill Gates’in, bilgisayar alanındaki bu dâhinin bir kişi olarak faaliyete başladığını ifade etmek istiyorum. Yani illa 50 kişi, 500 kişi olarak bu araştırma ve geliştirmeleri yapmak gibi bir şart yok, bir kere oradan başlayalım, birbirimizi daha iyi anlarız. Hükûmetin de niyetini ve neden bu yasa tasarısının da Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap vermeyeceğini, bunun suistimale ve partizanca çalışmalara rahatlıkla alet olabilecek bir yanı olduğunu da açığa koymak gerekiyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda kabul edilen Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun Tasarısı, ar-ge çalışması yapan şirketlere, sektör ya da faaliyet kolu ayırımı gözetmeksizin, 2023 yılına kadar bazı teşvik ve destekler getiriyor. Tasarıya göre, ar-ge faaliyetlerini teşvik etmek amacıyla, Kurumlar ve Gelir Vergisi Kanunları uyarınca daha önce mükelleflere tanınan ar-ge harcamalarındaki yüzde 40’lık matrah indirimi yüzde 100’e çıkarılıyor, yani, vergide bir bağışıklık. Yapılacak ar-ge harcamalarının tamamı, yapıldığı yılda vergiden düşülüyor, ayrıca bu gider, amortisman yoluyla daha sonraki yıllarda da vergi matrahından indirilebiliyor.

Tasarıda, kanundan faydalanmak isteyen şirketlerin en az 50 ar-ge personeli çalıştırma zorunluluğu getirilmesine rağmen, söz konusu personelin niteliği konusunda esnek hükümler öngörülüyor. Tasarıda ar-ge personeli, araştırmacılar, teknisyenler olarak sıralanıyor. Araştırmacıların en az lisans mezunu olması öngörülürken, teknisyenler için lise mezuniyeti yeterli bulunuyor. Tasarıda sözü edilen destek personellerinde ise mezuniyet şartı da aranmıyor. Teşviklerden yararlanacak olan destek personelinin sayısı toplam ar-ge personeli sayısının yüzde 10’unu geçemeyecek, tasarıda böyle. Böyle olunca, diğer yandan 500’den fazla ar-ge personeli çalıştırıyorsa -asıl noktaya gelelim- ar-ge harcamalarının tamamının vergi matrahından düşülmesi yanında, bir yıl önceye göre fazladan yaptıkları ar-ge harcamalarının yarısının da vergi matrahından düşülmesine olanak sağlanıyor.

Ar-ge personelinin ücretleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinin yüzde 80’i, doktoralı olanlarda ise yüzde 90’ı alınmayacak. Ar-ge personelinin ücretleri üzerinden hesaplanacak sigorta pirimi işveren hissesinin yarısı beş yıl süreyle bütçeden karşılanacak, vergilerimizden. Peki, soruyorum: Türkiye’de ar-ge araştırması yapabilecek 500 kişiyi bir araya getirecek gücümüz var mı? Biz, bu tasarıyla yabancı şirketlere kapıları sonuna kadar şimdiden açmıyor muyuz yabancı tekellere, holdinglere? Bir kere bu 500 sınırlaması bu noktada dikkatle ele alınmalı.

Örgün öğretim veren üniversitelerin son sınıf öğrencileri, yüksek lisans veya doktora öğrencileriyle yüksek lisans veya doktora programlarına en az beş yıl önce başvurmuş olanlara, teminat aranmaksızın, 100 bin YTL’ye kadar “tekno girişim sermayesi” adı altında destek verilecek, bu tasarıya göre.

Kamu idaresi tarafından onaylanacak projeler için verilecek desteğin miktarı, farklı kurumlar tarafından destek verilmesi durumunda da yıllık toplam 100 bin YTL’yi geçemeyecek.

Tasarıda, kanundan faydalanarak teşvik ve destek alan şirketlerin sayıları, kriterleri yerine getirip getirmedikleri konusunda tespitlerin en geç üç yıllık süreler itibarıyla yapılacağı belirtilirken, denetimi kimin yapacağı ise belirtilmemiş, tasarının uygulanmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, TÜBİTAK’ın görüşü alınarak -dikkat çekiyorum, TÜBİTAK’ın görüşü alınarak- Maliye ve Sanayi ve Ticaret Bakanlıklarınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Yani, Meclisin, yasama meclisinin görevi olan bir konuda, çok vahim, çok önemli bir denetim mekanizmasını yönetmeliğe bırakmak, gerçekten akıl kârı değil. Yani, böylesine akçeli ve Türkiye'nin iktisadi geleceğini belirleyecek böylesine önemli bir konuyu yönetmeliğe bırakmak, “le passe de passe”, bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler demekten başka hiçbir şey değildir.

Kısaca “ar-ge” diye anılan araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin de iki boyutu vardır. Araştırma, daha çok, yeni bir buluş yapılması, yeni bir ürün geliştirilmesi anlamına gelmektedir. Teknolojiyi önemli ölçüde ithal eden Türkiye gibi ülkeler için yeni teknoloji araştırmalarının yanı sıra geliştirme faaliyetleri de büyük ölçüde önemlidir. Bir ürünün Türkiye şartlarına uyumlaştırılması veya bir başka proje için verimi artırılarak kullanılması, geliştirme kapsamında değerlendirilmektedir. Araştırma faaliyetleri, genel olarak tüm dünyada büyük bütçeli şirketler veya büyük kaynaklarla desteklenen bilimsel kuruluşlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Geliştirme kapsamındaki faaliyetler ise KOBİ kapsamına girecek düşük bütçeli, az sayıda ar-ge personeli çalıştıran şirketler ve araştırma kuruluşları tarafından gerçekleştirilmektedir. Taslakta yer alan 50 ar-ge personeli çalıştırma zorunluluğu, KOBİ’lerin bu taslak ile getirilen teşviklerden yararlanmasına engel olacaktır. Bunu, çok net olarak söylüyoruz. Türkiye’de imalat sanayi alanında faaliyet gösteren KOBİ’lerin yüzde 98,1’inin toplam personel sayısı 50’nin altında kalmaktadır. Buradan açıkça ifade ediyorum. Hükûmet temsilcileri burada, keşke Sanayi Bakanımız da şu an burada olsaydı ve bu KOBİ’lerin yüzde 98,1’inin 50 rakamı altında mı, kaçının altında, kaçının üstünde olduğunu bize açıklayabilseler, yüce Meclis de bilgilense.

Bu hâliyle taslaktan yararlanacak olan şirketlerin sayısı oldukça sınırlı kalacaktır. 500’den fazla ar-ge personeli istihdamının ise ancak yabancı şirketler tarafından ve birlikte iş yapacak birkaç yerli dünya şirketi tarafından sağlanma olasılığı bulunuyor. Peki, ülkemizin kaderini üç tane ar-ge tekeline ve holdingine bırakma lüksümüz var mıdır? Bunun da cevabı aranmalı.

Bu teşviklerden, Avrupa pazarına yakın olması ve ucuz iş gücü nedeniyle Türkiye'de yatırım yapma veya ar-ge merkezlerini Türkiye'ye taşıma olasılığı bulunan birkaç yabancı şirket faydalanacaktır. Tasarı, yalnızca, sayıları bir elin parmağını geçmeyecek yerli şirketi ve yabancı şirketleri teşvik etmektedir. Fransızlar İsviçre’ye, Cenova’ya gidip şirketlerini kuruyorlar, daha fazla vergi ödemesinler diye, yüzde 60 yerine yüzde 50. Almanlar farklı bir yöntem uyguluyorlar. E, Türkiye'de iş gücü bol, ucuz, kiralar ucuz, her şey ucuz. Bütün Avrupa’daki ar-ge faaliyetlerini yürüten merkezler, gelip Türkiye'de merkezlerini artık rahatlıkla kurabilirler. Evet, kurabilirler ama, parayı da götürebilirler, cüzdanlarıyla, kasalarıyla. Onu da görmek gerek.

Katma değeri en yüksek alanlardan biri olarak öne çıkan yazılım alanında, yazılım endüstrisinde ise 50 ar-ge personeli bulundurma zorunluluğu, yerli firmaların neredeyse tamamı için mümkün değildir. Bunu, yakın zamanda Bilkent Üniversitesinde katıldığımız, EMO (Elektrik Mühendisleri Odası)’nun, Türkiye Mimar Mühendis Odalarının da katıldığı bir konferansta, diğer parti temsilcilerinin de huzurunda, yazılım endüstrisinde Türkiye’nin dördüncü sınıfta, en kötü sıralamada yer aldığı ifade edilmiş ve Türkiye’nin, Avrupa ülkeleri içinde de, ne yazık ki, en geri sıralarda olduğu dikkate alınmış ve bu nedenle de Hükûmet, bu konudaki puanı artırmak için, bazı çalışmalar yapacağını ifade etmişti.

Ar-ge faaliyetlerinin desteklenmesi, ithalatın azaltılması ve cari açığın kapatılması için büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin ihtiyacı olan teknoloji ve buna bağlı ürünlerin Türkiye’de üretilmesi ve geliştirilmesi hayati önem taşımaktadır.

Ar-ge’ye verilen teşviklerin denetlenmesi ve verimli kullanılmasının sağlanması, diğer bir önemli nokta olarak ön plana çıkıyor. Hâlen ar-ge teşviki alan şirketin, bu kaynakları başka alanlarda kullandığı veya bu kaynaklarla yapılan faaliyetlerin ar-ge olmadığı görülüyor.

Hâlen teşvik kapsamında teknokentlerde yürütülen çalışmalarda istenilen düzeye ise ulaşılamamıştır. Teknokentler, üniversiteler tarafından, yalnızca kira geliri, şirketler tarafından da vergisiz alanlar olarak görülmeye devam edilmektedir. Teknokentlerde yapılan faaliyetlerin yeterince denetlenmemesi, teşvik sağlanan projelerdeki verimi düşürmektedir.

Teknokentler dışındaki ar-ge faaliyetlerine teşvik verilmesini öngören bu tasarıda da, ne yazık ki, yapılan faaliyetin ar-ge olup olmadığı konusunda bilimsel kriterlerle yapılacak denetim konusu eksik bırakılmıştır.

Yasa tasarısında, “TÜBİTAK’ın görüşü alınarak, Maliye Bakanlığı…” deniliyor, o da “…yönetmelikle belirlenecek.” deniliyor. Hangi kurumun, hangi bilimsel ölçütlerle çalışmaları denetleyeceği belirsizdir. Bu cümleyi tekrar okuyorum: Hangi kurumun, hangi bilimsel ölçütlerle çalışmaları denetleyeceği belirsizdir. Bu durum, tasarıyı, özel sektöre kaynak aktarmaktan daha ileriye taşımamaktadır. Getirilen 50 personel sınırlandırması da, aktarılan kaynağın birkaç yerli büyük şirketin yanında yabancı tekellere gitmesine neden olacaktır.

Bu durumda, tabii ki, TÜBİTAK’ın verilerine de biraz değinmekte yarar görüyorum, Hükûmet ve TÜBİTAK ilişkilerine de değinmekte…

TÜBİTAK, araştırma geliştirme alanlarına olan katkısıyla zaten dikkati çekiyor mevcut durumda. TÜBİTAK, KOBİ ve büyük şirkete yönelik proje destek programları yürütüyor. Uzun yıllardır, sanayi ar-ge proje destekleme programına, 95 ile 2007 tarihleri arasında 4.799 proje başvurmuş, bunlardan 2.766 adedini, yani yüzde 58’ini KOBİ’ler oluşturuyor. İşte, bu tasarıyla, bu KOBİ’lerin hiç birisi 50’nin üstüne çıkmadığı için çalışma yapamayacaktır.

Ar-ge proje sayısı 3.525 olup, bunlardan 1.964 adedi -yüzde 56- KOBİ’lere ar-ge nitelikli proje harcamaları için destek, yüzde 50-60’a varan oranlarda geri ödemesiz şekilde sağlanıyor.

Böyle olunca, TÜBİTAK’ın önemini bir başka noktadan da algılamak lazım. Uzay teknolojisinden savunma sanayisine, Ulusal Akademik Ağ’dan UlakNet gözlemevine, deprem bilimlerinden ulusal elektronik ve kriptolara, test analiz laboratuvarlarından sanayiye, Avrupa Birliği çerçeve programlarına, yazılım, bilişim, iletişimden stratejiye kadar çok geniş bir alanda çalışan, fizik güvenliği, özel güvenliği olan TÜBİTAK, ülkemizin siyasetler üstü olması, özerk ve bağımsız olması gereken en önemli kurumlardan birisidir. İşte böylesine önemli kurumlar da hükûmetlerin iştahını kabartıyor ve nitekim, 59’uncu AKP Hükûmeti, TÜBİTAK’a çok kısa sürede el atmaktan da geri durmamıştır. Ne yapmıştır TÜBİTAK’ta? Saltanat yasası diyorum ben buna, bir defaya mahsus olmak üzere Başbakana 6 bilim kurulu üyesini seçme hakkını vermiştir. Bir yasayla bir defaya mahsus olmak üzere 6… Zaten yönetimin sayısı 13, bu şekilde TÜBİTAK’ı ele geçiriyorsunuz.

TÜBİTAK ele geçiriliyor, TÜBİTAK Başkan Vekili bunun için yargıya gidiyor. İdare mahkemesi mali ve idari özerkliğe sahip olan TÜBİTAK’ın ülkemizin en saygın kuruluşlarından olduğuna dikkat çekiyor ve böylesi bir kurumun siyasi denetim altına alınması, kadrolaşmasının istenmesinin hukuka aykırı olduğunu belirliyor. TÜBİTAK mahkemelik oluyor ve görevden alınan Başkan Vekili dava açıyor, 7 bin YTL manevi tazminat alıyor. TÜBİTAK kangren olan bir durumda ve Anayasa Mahkemesindeki 2005/81 esas derdest dava henüz kararını vermedi.

Şimdi, böylesi bir üniversite söz konusu ve üniversitelerin çoğu TÜBİTAK parası olmadan araştırmalarını yürütemiyor. Bu durumu keskinleştirmek, üniversiteleri yandaşlarıyla doldurmak, TÜBİTAK’a bağımlı kılmak için AK Parti Hükûmeti üniversitenin parasını keserek para kaynaklarını TÜBİTAK’a aktarmış. Sonra araştırma parasını artırdıklarından bahsediyorlar. Gerçek: Araştırma parasının belli politik görüşte olanların ellerine verilmesinden başka da bir icraat yapılmadı.

Durum böyle olunca, bilimsel ve teknolojik gelişmeye fikrî zenginlik katma yerine, felsefe derslerini müfredattan çıkarmak, ülkemizin farklı inançta yurttaşlarını yok saymak, zorunlu din derslerini koymak, ezberci eğitim sistemini ayakta tutmak, tarihi padişahların sayı ve anlaşmalarına indirgemek, çağ dışı YÖK anlayışına 21’nci yüzyılda kendi dinî, muhafazakar anlayışını ekleyerek bilimsel özgürlüğe müdahale, aynı zamanda ar-ge çalışmalarını yürüten bilimsel araştırmalara destek sağlayan öğrenci ve öğretim üyelerini bu yöne sevk etmeye çalışan az sayıda ve önemli kuruluşun bilimsel özerkliğine darbe vuruluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ülkemiz, yüz yıllık macerası içinde, bilimsel gelişmeleri çok yerlerden takip eden, teknoloji ithal eden, aktaran, kendi bilimsel ve teknolojik yöntemini yaratamayan bir ülke hâline getiriliyor. Bilime, çağdaşlığa, ilerleme ve aydınlık yarınlarımıza indirilecek bu darbe karşısında sessiz ve tepkisiz kalınamaz.

Yargıyı, sporu, üniversiteleri, bilimi, basını, hukuku, demokrasiyi siyasallaştırmak, ülkede demokrasiyi saltanata çevirme hırs ve ihtirası, güçler ayrılığıyla oynama, özenme, parti ve grup çıkarlarını ülke çıkarlarının önüne koyma anlayışı son derece tehlikelidir.

Biz bunu niçin ifade ettik? Çünkü, bu tasarı sonrası, ar-ge alanı, biraz ballı bir alan, Dünya Bankası, IMF, Avrupa Yatırım Bankası, Avrupa Birliği projelerinden çokça para gelecek, vergiler ödenmeyecek, gelişmelere açık, dinamik bir alan. Devlet Planlama Teşkilatından, -e-Dönüşüm Türkiye Projesi kapsamında da görülse- Sanayi Bakanlığından, KOSGEB’inden tutun, birçok alanda, bu konudaki çalışmalarla, bu KOBİ’lerimiz destek görecek.

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesi hakkında kanun tasarısı (s.s.:95)”. TBMM Genel Kurulu, 60. Birleşim tutanağı, 7 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-02-07-arastirma-ve-gelistirme-faaliyetlerinin-desteklenmesi-hakkinda-kanun-t (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
