# Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim
- **Tarih:** 28 Mayıs 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA, (S.S.219)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-05-28-turkiye-radyo-ve-televizyon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-4

> Hasip Kaplan, 28 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA, (S.S.219)); konuşma 851 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Gerçekten, bugün görüşülmekte olan tasarıyla ilgili maddelere baktığımız zaman, biraz personel, biraz yeni genel müdürler nasıl atanacak, biraz dizayn üzerinde duruyor. Oysaki TRT’nin, özellikle Anayasa’nın 130’uncu maddesinde yapılan değişiklikle devlet tekelinin ortadan kaldırılması sürecini ve sonrası dönemi çok iyi görmek gerekiyor.

Bugün, Türkiye’de iki yüzü aşkın ulusal televizyon var. Bölgesel, küçük çaplı televizyonların sayısı bilinmiyor. Bu yayın yapan televizyonların gerçekten yayın ilkelerine uygun davranıp davranmadığı ayrı bir sorun. RTÜK, bu konuda zaman zaman bolca, özellikle de Kürtçe yayın yapan yerel televizyonlara ve radyolara ceza kesiyor ve seslerini kısıyor. Bu dosyaların birçoğu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitti, birçoğu hakkında da Türkiye mahkûm oldu. Sayın Bakan da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, türkü söylendi diye kapatılan radyoların, televizyonların umarım rakamını, hesabını açıklar ve -kaç tane de dava şu anda Strasburg’da görülüyor- bunun bir çerçevesini ortaya koyar.

Son, Uzun Vadeli Strateji ve Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda -2001 ve 2005- TRT’nin yeniden yapılandırılması var. Yani AKP Hükûmeti öncesi başlanan bir reorganizasyon var koalisyon hükûmetleri döneminde, günümüze geliyor. İşte bir alışkanlıktır yani iktidarlar hep gelir gelmez önce devletin üst, tepe kurumlarında genel müdürleri, müdürleri, müsteşarları, bürokratları değiştirmeye çalışırlar, kendilerine uygun… Ancak, TRT, özerk olması itibarıyla, yayıncılık ilkeleri nedeniyle, tarafsız olması gerektiği nedeniyle diğer kamu iktisadi teşebbüslerinin, diğer kurumların hiçbirine benzememektedir. 70 milyon insanın vergileriyle hizmet veren TRT’nin gerçekten tarafsız yayın yapması çok önemli ve tarihîdir.

Şimdi okuyacağım bir iki yayın ilkesi konusunda da yüce Meclisin dikkatini çekmek istiyorum. İnsanların dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve aşağılanmaması TRT’nin yayın ilkelerinden birisi. Zaten Anadolu’nun tarihinden gelen farklılıklarımızın zenginliğimiz olduğunu, demokrasimizin harcı olduğunu hep söyleriz. Tabii ki ayrımcılık yapmamak, aşağılamamak, hele hele kendi yurttaşları arasında bu ayrımcılığı yapmamak şüphesiz devletin ve devletin televizyon ve radyolarının en başta gelen görevidir. Bununla bağlı olarak tarafsızlık ilkesi, asla ödün verilmeyecek ilkelerin başında gelir. Özellikle şu özel televizyonlar, holdingler, medya kartelleri olmazdan önceki yıllarda, TRT’nin tekel olduğu dönemde, aslında biraz da Özallı yıllara doğru geri gidersek, Kanal 6’nın ilk kurulduğu yıllara doğru bir geriye dönüş yaptığımız zaman, iktidarların daima muhalefetin sesini kıstığı ve TRT’yi bir propaganda aracı olarak kullandığı bilinen bir gerçektir.

Tabii TRT’nin tarihinde bir gerçeklik daha var, onu da vurgulamak gerekiyor: Her nedense her darbe olduktan sonra da ilk başta işgal edilen kurum, el konulan kurum ve cunta bildirilerinin yayınlandığı yer de ne yazık ki TRT radyoları olmaktadır.

Şimdi, bu gerçekliğiyle baktığımız zaman, siyasi partiler ve demokratik gruplar arasında fırsat eşitliği sağlanması, tek yönlü, taraf tutan yayın yapılmaması, seçim dönemlerinde belirtilen seçim yasaklarıyla ilgili ilkelere aykırı davranılmaması gibi temel ilkeleri hayata geçirmesi gereken TRT’nin geçmiş yönetimlerinin de şimdi yapılacak değişimle yeniden yapılandırılacak yönetimlerinin de çok hassas olması ve tarafsız davranması tüm siyasi partilere, toplumsal barışımıza da katkı sunacaktır. Ancak TRT’nin, Mecliste grubu bulunan dört siyasi partiye eşit mesafede yaklaştığını, programlara çağırdığını, dâhil ettiğini hiçbir kimse iddia edemez. Çıkaralım son iki yıllık, AKP İktidarı döneminin son altı yıl icraatını, kaç tane muhalefet partisi TRT’de yer almıştır, Parlamento dışı muhalefet partilerinden kaç tanesine yer verilmiştir, kaç tanesi tartışma programlarına çağrılmıştır? Bu konuda en fazla ayrımcılığa uğrayan partinin de partimiz DTP olduğu görülecektir.

Bir taraftan DTP’ye yapılan bu ayrımcılık ve diğer taraftan ne yazık ki bölgede gelişen olaylar ve haberler konusunda da biraz daha ilgili davranması gereken TRT’nin, bu konuda da görevini tam yapamadığını açıklıkla ifade edebiliriz. Yani Doğu, Güneydoğu’da yirmi beş yıldır, otuz yıldır süren ve hepimizin canı gönülden bitmesini istediğimiz, kardeşin kardeşi öldürdüğü kirli bir savaş vardır. TRT -devletin radyo ve televizyonu- sanatını, kültürünü, türküsünü, şiirini, edebiyatını, romanını, bu kardeşlik uğruna, bu kardeşliği pekiştirmek için, bu toplumsal barışı sağlamak için üzerine düşen görevi yerine getirmiş midir? Hadi, kapital sermayenin özel televizyonlarından savaşı kışkırtanlardan ve reklam panosu için ahlakı da ayaklar altına alınan, değerleri de ayaklar altına alınan, ülkemizin yarınları da ayaklar altına alınan, yayınları da sınır aşan televizyonları bir kenara bırakalım, TRT’nin hiç mi vicdan borcu yoktur? 70 milyon insanına karşı kardeşlik programlarını hiç mi daha geliştiremezdi, daha geliştiremez?

Evet, zaman zaman bir şey söylediğimizde bazen tepki de görüyoruz bu kürsüde ama bu tepkilerin sınırlı, olumlu ve kabul edilir olmasını da saygıyla karşılıyoruz. Ne demişti Nazım Hikmet? “Bize türkülerimizi söylettirmiyorlar Robson.”

Kardeşim, 20 milyon Kürt yurttaşınız var. 20 milyon Kürt yurttaşınız, Türk yurttaşları, Türk kardeşleri kadar eşit haklara sahip olmayı istemelerinden daha doğal ne olabilir? TRT’nin dört kanalı var, yirmi yedi dilde yayın yapıyor, yirmi dört saat yayın yapıyor. İşte TRT’nin yönetmeliği, kırk beş dakika yayın yapıyor, günde kırk beş dakika Kürtçe yayın. Bu mudur kardeşlik? Bu mudur eşitlik? Bu mudur adalet? Hangi kırk beş dakikada siz…

Bugün, 301’inci ölüm yıl dönümünü yaşayan Ahmedi Hani’nin, bilge düşünür, tasavvufçu, şair, edebiyatçı, Memuzin Destanı’nı yazan, tıpkı Leyla ve Mecnun gibi, Ferhat ve Şirin gibi nice divanların edebiyatını yazan, Kürt hümanizmasının en büyüklerini, bir gün olsun, TRT’nin Kürtçe yayınlarında, Ahmedi Hani’nin 301’inci yıl dönümünde, bir gün olsun, TRT bunun anısına bir program yaptı mı? Elimizi vicdanımıza koyup ondan sonra gerçekliğe döneceğiz tabii ki.

Biz, çok şey söylemiyoruz. Bu maddede de genel müdürlerin tespiti var. Bu yasa BBC’den örnek alınmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)”. TBMM Genel Kurulu, 110. Birleşim tutanağı, 28 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-05-28-turkiye-radyo-ve-televizyon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-4 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
