# Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim
- **Tarih:** 29 Mayıs 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA, (S.S.219)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-05-29-turkiye-radyo-ve-televizyon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-2

> Hasip Kaplan, 29 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA, (S.S.219)); konuşma 847 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başkanın tutumu lehinde söz almış bulunuyorum ve Anayasa’ya aykırı bir durumun olmadığını, ömrünün, bir yüzyılın üçte 1’ini hukukçuluk yapan birisi olarak cumhuriyetin kuruluşundan günümüze birkaç anekdotu açıklayarak neden birbirimizi daha çok kucaklamamız gerektiğini, neden birbirimize karşı daha birlik içinde olmamız gerektiğini, neden bin yıllık tarihin kardeşliğe mahkûm ettiği Türk ve Kürt halkının geleceğini daha iyi kurmak için ne yapmamız gerektiği konusunda bazı noktalara değinmek istiyorum.

Önce, uzaklara gitmek istiyorum: Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale ve Anafartalar’da 120 bin Kürt hayatını kaybetti. Şehitlerimiz Çanakkale’de, Anafartalar’da yan yana yatıyor. Birinci Dünya Savaşı sonrasında kendiliğinden kurulan müdafaa-i hukuk cemiyetlerinde Kürtler de yer aldı. Yabancılara karşı birlikte mücadele edildi. “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türklerin ve Kürtlerin Meclisi” deyimleri Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye aittir. Bunlar bu şekilde kayıtlara geçti. Lozan’da vaat edilen “ortak ev” kurulacak idi. Vadedilen ortak ev projesi hayata geçirilemedi.

Birlikte devletler kuran, direnen, aynı mevzide ölen Kürt kardeşin Türk kardeşiyle eşit yaşamayı isteme hakkının var olduğu inancındayız ve yine, sizleri, gazi Meclisin Kurtuluş Savaşı’nı verdiği ve o dönemde açık olduğu günlerin tutanaklarına götürmek istiyorum.

Evet, Birinci Meclisin kuruluş felsefesinde, Türk’üyle, Kürt’üyle, Çerkez’iyle, Boşnak’ıyla, Arnavut’uyla bu ülkenin bütün renkleri ve güzellikleriyle birlikte savaştık, birlikte bu cumhuriyeti kurduk, birlikte de bir çiçek tarlası gibi onları yaşatma konusunda, evlatları olarak atalarımıza, ecdatlarımıza karşı vicdan borcumuz vardır.

RECEP TANER (Aydın) – Buna itirazı olan yok.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sakin sakin dinleyin.

Bakın, cumhuriyetin ilk yıllarına gidiyoruz. Yusuf Ziya Paşa diyor ki -milletvekili- Lord Curzon’la ilgili Lozan’ı tartışırken: “Arkadaşlar, İngilizler, bütün milyonlariyle, altınlariyle çalıştıkları halde, Kürtler, bu intihaba iştirak ettiler, bu intihaba iştirakleriyle yalnız bu gayeyi isdihdaf ettiler, o da; Türk kardeşleriyle teşriki mesai etmek…”

Geçiyorum. Yine Yusuf Ziya diyor ki: “Arkadaşlar, Kürt vatandaşlar, bütün kanaatlerini bir umdede topladılar, o umde, o gaye ise Türklerle tevhidi mukadderat.”

Şimdi, arkadaşlar, o günün yakın tarihine, bu yüce Meclisin, gazi Meclisin tutanaklarını okuyorum. Aslımızı, geçmişimizi inkâr etmeden, o Kurtuluş Savaşı’nın küllerini, o yoksulluk ve açlık, sefalet içinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’dan neden Erzurum’a geldiğini, neden özellikle önce Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini Kürtlerle başlattığının bir daha hatırlanmasında büyük yarar görüyoruz.

Bakın, ne diyor Mazhar Müfid Bey -Mazhar Müfid Bey, Hakkâri Mebusu, ama Türk’tü. Hakkâri halkı onu seçmişti, Meclise göndermişti- ne diyor o günlerde: “Kürdistan’ın hükümdarı olan İdrisi Bitlisî’nin Yavuz Sultan Selim’e tav’an mutavaat ettiğini bilmiyor mu Lord Curzon? Yine Salâhaddini Eyyubî’nin Kürt olduğunu bilmiyor mu Lord Curzon?” Ve yine Kürt’ün tanımını yapıyor. Ben bunu tekrar tekrar okuyup benzer şeyleri söylemekten gerek duymuyorum, bunları bütün arkadaşlarımız bilir.

Şimdi, biz böylesi bir süreçten geçtik, Meclisi kurduk ve hiç kimsenin aslını, dinini, mezhebini, inancını inkâr etmeden, bu ülkede aslını inkâr etmeden, kültürünü inkâr etmeden, türküsünü inkâr etmeden, dilini inkâr etmeden, özgürce, eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşaması kadar daha doğal ne olabilir ki?

Atatürk’ün kurduğu partide ben de genel merkez yöneticiliği yaptım, 89’da da raporları var, bugün de raporları var, bugün de kongrelerinde “Kürt dili üzerindeki yayın yasağı kaldırılsın.” diyorlar. Bu bütün partilerde yalnızca değil ama birileri demiyordu. Birileri 12 Eylül askerî darbesini yaptığı zaman, yüce Meclis savaş koşullarında bile kapatılmazken, gazi Meclis kapatılmazken askerî darbeyle 5 general bu gazi Meclisi, savaş koşullarında kapanmayan bu Meclisi hem kapattı hem arkasından Atatürk’ün kurduğu partiyi de kapattı, Zincirbozan’a getirdi, MHP’yi de kapattı, Adalet Partisini de kapattı ve o günlerin zulmünde Meclisi, yasamayı ortadan kaldırırken bir de 2932 sayılı Yasa’yla Kürtçe ana dil yasağını getirdi.

Şimdi, gerçekleri göreceğiz, elimiz ayağımız yere basacak. Bu ne zamana kadar sürdü? 1991 yılına kadar. Merhum Turgut Özal’ı, o dönem görev yapanları, o dönemde birlikte parlamenter olup bugün yine aramızda bulunan arkadaşları, hepsini minnettarlıkla, saygıyla karşılıyorum. 1991’de bu çağ dışı 2932 sayılı dil yasağı yasasını kaldırdı. Bakın, Türkiye bir tabu yıktı.

Arkasından, bugün itiraz eden arkadaşlarımızın da koalisyon ortağı olduğu 2001 yılında, Türkiye, değişimin, dönüşümün, demokrasinin ahengini yakalayarak iki büyük tabuyu yıkmıştır.

1) İdam cezasını kaldırmıştır.

2) Türkçenin dışında Kürtçe, Boşnakça, Çerkezce ve Zazaca TRT’de yayın yapmanın yolunu açmıştır ve her gün Kürtçe yayın yapılmaktadır. O dönemde Koalisyon Hükûmetinin ortağı olan MHP’nin “ret” oyu vermesine rağmen 2001’den bugüne kadar dokuz senedir ülke hiç bölünmedi. Kürtçe türküler söylendi diye, kasetler çıktı diye, CD’ler çıktı diye, sevgili Mehmet Uzun Kürtçe romanlar yazdı diye, Eşkıya filminde Şener Şen’in “Dar hejiroki” şarkıları söylendi diye Türkiye bölünmedi, Türk-Kürt kardeşliği bölünmedi, daha da güçlendi, farklılıklarımız zenginliğimiz, demokrasimizin harcı oldu.

Şimdi, bugün geldiğimiz noktada dil yasaklarıyla hâlâ uğraşmak, Anayasa’nın Avrupa Birliği sürecinde 90’ıncı maddeyle getirdiği uluslararası sözleşmelerin onlarcasının yüce Meclisten çıkarıldığını görmemezlikten gelmek, yine o koalisyon döneminde onlarca uyum paketinin çıkarıldığını, arkasından AKP-CHP döneminde çıkarıldığını görmemezlikten gelmek, hukukun yolunu açmamak, insan hakları yolunu açmamak, demokrasinin yolunu açmamak, 20 milyon Kürt yurttaşının hâlâ türkülerini yasaklamak…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) –20 milyon değil, 5 milyon,5.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …kültürüne zincir vurmak bu dönemde, bu çağda vandalizmdir, kültürel vandalizmdir. Bir dili yasaklamak kültürel vandalizmdir. 20 milyon Kürt yurttaşı vergi veriyorsa, askere gidiyorsa, kendi dilinde kültür ve yayını TRT’den istemesi kadar daha doğalı olamaz. Buna da bu Meclis karar verecektir, yüce Meclis karar verecektir. Onun iradesi ve egemenliği üzerinde biz başka irade, başka egemenlik, başka korku tanımıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 29 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-05-29-turkiye-radyo-ve-televizyon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
