# Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim
- **Tarih:** 5 Haziran 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA, (S.S.219)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-06-05-turkiye-radyo-ve-televizyon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda

> Hasip Kaplan, 5 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE RADYO VE TELEVİZYON KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA, (S.S.219)); konuşma 875 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü, yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir.” diyor 1854 tarihinde ilk çevre konuşmasını yapan Seattle Şefi ve arkasından “Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu, halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır.” diyor. Bugün Dünya Çevre Günü. Bu Dünya Çevre Günü’nü bu vesileyle kutlarken, bir şeye de dikkat çekmek istiyorum: “Savaş, en büyük çevre ve insanlık suçudur, en büyük kirletici.” bunu böyle der çevreciler.

Doğrusu, son zamanlarda, zaman zaman -dikkat ediyorum, Mecliste de bunun yansımaları oluyor- biraz suhuletle, daha sakin olarak, konuları konuşamıyoruz gibi bir hava var Mecliste. Haksız anlaşılmalar da oluyor. Biraz önce Sayın Bakanın –ki, bu dönem uzun bir süre Diyanetten de sorumlu Bakanlık görevinde bulunduğu için- Alevilerle ilgili bir konuda tepkisi oldu. Doğrusu, tabii, anayasal bir kuruluş, 136’ncı madde ve devamı ve şüphesiz yasaya bağlanmış ve Anayasa Mahkemesi kararlarında da laik cumhuriyet devletin bir kurumu olarak, Diyanet İşleri memurları olarak geçiyor. Tabii, bu konuda ayırımcılık dile getiriliyor, başka konularda da, başka mezhep ve dinler için de bu zaman zaman konuşuluyor, ancak, bu sadece AKP Hükûmetinin değil, seksen sekiz yıllık cumhuriyetin bugününe kadar bütün hükûmetlerin, hepsinin ortak sorunudur. Elbette ki ayırımcılıkla ilgili konular vardır. Tek mezhep, tek devlet dini anlayışı yanlıştır. Yani bunun tartışılması da doğaldır Mecliste. Ancak, bunu da usulünde tartışmakta büyük bir yarar görüyoruz.

Yani şunu açıkça ifade edelim: Neden Şafii Mezhebine mensup olan Müslümanlar da aynı şartlarda –Hanefi Mezhebi gibi- yararlanamıyor diyebilir birisi; Aleviler neden devletin maaşını alamıyor, devlet cemevlerini desteklemiyor diyebilir; bir başka dinin, mezhebin mensubu da, ben de bu ülkenin yurttaşıyım, eşit ve özgür yurttaş olarak bana da din konusunda devlet eşit davranmalıdır diyebilir. Bu konular denilecektir. Her hükûmet de buna muhatap olacaktır, olması da demokratik bir Türkiye için kaçınılmazdır.

8’inci maddeyle ilgili TRT Kanunu’nun… Kanımca çok önemli bir madde sözleşmeli personel konusu. Özellikle yurt dışı görevlendirmeler ve kurumun kendi işleyişi, kurum personelinin yine geçici görevlendirilmeleri.

Şimdi, bir taraftan “TRT’yi dünya markası yapacağız.” diyoruz ama öbür taraftan, dijital dünyada, gelişen teknolojide ve bilişimde çok iyi biliyoruz ki, öyle beyinler var ki öyle 100 bin dolar maaş dahi verseniz böylesine ciddi devlet kurumlarında kolay kolay görev kabul etmez.

Şimdi, dünyaca tanınmış bir sanatçıya, kendi alanında dünyaca tanınmış tonmaister bir personele, beş dil bilen ve yayıncılık konusunda uzman olan birine “Gel kardeşim, seni sözleşmeli, ücretli yapalım, tavanın da çalışanın 4 katı.” derseniz siz rekabet edemezsiniz. Bu konuda TRT dünya televizyonlarıyla rekabet edemez. Açık konuşalım, dört maaşa çalışacak teknik elemanlar, dışarıda özel televizyonlarda yüz yirmi dört maaş alma imkânını bulurken TRT’ye gelmez, TRT de kalifiye eleman bulmaz, TRT de kalifiye eleman bulmadığı zaman da başarılı bir çalışma yapmaz. Yani TRT Yönetim Kuruluna biraz tolerans, biraz takdir marjı tanımak bazı konularda, illa da, herkese, ön yargıyla “Partizanlık yapacak, kendi adamlarını alacak.” anlayışına düşmeden biraz daha bu konuda güvenle bakabilmek gereklidir diye düşünüyorum.

Şimdi, yabancı dillerde yayın yapacak bir personel alacaksınız. Diyelim ki birisi Orta Doğu’da otuz sene dış muhabirlik yapmış, Orta Doğu politikalarında, yedi tane dil biliyor ve siz onu getireceksiniz yurt dışı haberler servisine veya haberler, analizlerle ilgili programlara alacaksınız. Böylesine bir kalifiye eleman dört tavan maaşına gelip TRT’de çalışmaz. Bunu peşinen bir kere görelim. Yani bu konuda mevcut personelin haklarının korunması, elbette geri adım atılmaması ve onların korunarak TRT’nin güçlendirilmesi, gelişen dünyaya, teknolojiye uygun ve buna farklı bir yöntem ve felsefe arayışına girmenin zamanı gelmiştir diye düşünüyoruz.

Sayın Bakan, TRT’de reklam pastası da var, gelir getiriyor değil mi? Sanatçılarımızın eserleri TRT kanalıyla evrensel olarak dünyaya yayılabilir. Onların telif hakları, ücretleri var. Yani böyle, ücret, maaş ilişkisinden öte yarım döner sermayesi olan bir TRT’yi de personeline prim verecek, kendi gelirini kendi sağlayacak, kendi gelirinden pay alacak personel sistemiyle diğer özel televizyonlarla rekabet eder duruma getirmek, onların sosyal haklarını iyileştirmek, onların daha iyi ücret, daha iyi çalışma imkânı ve daha iyi olanaklarla diğer medya alanlarında yarışmasını sağlamak… Özellikle holdinglere ait televizyonların, artık çok popülist, oldukça reklama dayalı ve insanı sinir eden yayınlarının karşısında devletin TRT’si de çıkıp adam gibi bir film seyrettirip 70 milyon vatandaşına, araya da uluslararası yayıncılık kuralları gereğince o makul sürede reklamını yerleştirebilir.

Ne yapıyor bizim o özel televizyonlarımız? Bir dizi seyrettiriyorlar, otuz beş dakika; yüz otuz beş dakika vatandaşına reklam izlettiriyorlar arkasından. Buna dur diyecek bir yönetim anlayışı TRT’nin başına, devletin başına artık gelmelidir. Reklam işkencesinden insanlarımızı kurtarmanın zamanı gelmiştir. TRT de o zaman doğru dürüst, bilimsel, sanatsal değeri olan ve son zamanlarda yüzümüzü ağartan, Cannes’te ödül alan filmlerimizi, Nuri Bilge Ceylanları, Akınları, Yılmaz Güneyleri, birçok ödül almış yakın zaman filmlerimizi daha da güzel seyrettirebilir yurttaşlarımıza. Yani sadece film değil, daha güzel türküler, sanat, kültür yaşattırabilir, daha güzel programlar, belgeseller yaptırabilir. Bunu yaptıracak elemanının hem sosyal güvencesini sağlamak hem mevcudu korumak hem mevcudun imkânını geliştirmek… Bu ülke buna kadirdir, muktedirdir. Bu ülkenin potansiyeli, bu kadroyu, bu TRT personelinin 3 katını ve çok daha güzel yayınları kucaklama anlayış ve büyüklüğüne sahiptir.

Peki, o zaman, neden büyük düşünmüyoruz, neden kucaklayıcı düşünmüyoruz? Neden, her gelenin -illa kafasında partizanlık, kadrolaşma- sanki bu dünyaya çivi çakacak, bırak onu da yüce Meclise çivi çakacak, gitmeyecek gibi bakması kadar büyük hata var mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Türkiye radyo ve televizyon kanununda değişiklik yapılması hakkında, (s.s.219)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 5 Haziran 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-06-05-turkiye-radyo-ve-televizyon-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
