# Kamu ihale sözleşmeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:273)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim
- **Tarih:** 30 Temmuz 2008
- **Gündem:** KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:273)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-07-30-kamu-ihale-sozlesmeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-ta-2

> Hasip Kaplan, 30 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:273)); konuşma 1.007 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini açıklayacağım.

Ancak, bir sitemimi de ifade etmeden geçmeyeceğim. Bugün akşam veya yarın belki AK PARTİ hakkındaki kapatma kararı açıklanacak. Aynı durum bizim partimiz hakkında da söz konusu ve Meclisin yüzde 50’sinin üstünde bir çoğunluğu temsil ediyoruz. Böyle bir durumda, şüphesiz, yüce Meclisin iradesi, halkın egemenliğinin tercihi yönünde bir kararın çıkmasının hukuka, demokrasiye ve ülkemize hayırlı olacağını hep temenni ettik, ediyoruz. Yüce Meclis İstiklal Savaşı’nda dahi kapatılmamıştı, bir tek 12 Eylül askerî darbesinde, o da bütün partileri kapatarak. Bir yargı kararının buna vesile olmayacağına inançla, bu duyarlılık içinde acılı günler de yaşıyoruz.

Daha dün Güngören’de yaşananlar konusunda birlikte bir refleks göstermenin tavrını birlikte geliştirmek, daha ileri adımlar atmak gerekiyor.

Büyük acılar yaşadık. Son yirmi beş yılda yaşadığımız acılar öyle sıradan değil, öyle milyar dolarlarla ifade edilecek bir olay değil. 40 bini aşkın insanımızın can yitimi söz konusu olan durumlarda, böylesi konularda dün tutanaklara geçen talihsiz suçlamaların durumunun bir parti grubunu yansıtmadığının bilinci içindeyiz ve bu duyarlılıkla zaten tepkimiz bireyler yönünde gelişti. Ancak, grup olarak, İç Tüzük’ümüz elvermediği için… Burada hakaret lafları kalıyor tutanaklarda. Bilmiyorum, İç Tüzük taslağı da gelecek Meclise, o konuda gruplar olarak biraz konuşmamız gerekiyor. Meclise yakışmayan sözler tutanaklarda kalıyor ve çıkarılamıyor. Özür dileme erdemliliği de çoğu zaman gösterilemiyor, bu da sorun oluyor. Bu sorun olduğu için bu taslakta birlikte bir şeyler yapmak gerekir diye düşünüyorum ve gerçekten daha duyarlı davranmak gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Şüphesiz bu taslak… İhale denince yolsuzluk, yolsuzluk denince yolsuzlukla mücadele, ister istemez bunlar gündeme geliyor. Şimdi, rüşvet, yolsuzluk, irtikâp, adam kayırmacılık vesaire bugünün sorunu değil. Hele hele inşaat sektörü söz konusu olduğu zaman daha hassas bir alan ve ihaleler söz konusu oluyor. Yapım, inşaat sektöründeki dalgalanmalar her yıl farklı şekillerde gelişiyor. Sosyoekonomik gelişmeye paralel olarak siyasal yozlaşmaların da yeni türleri ortaya çıkıyor, rüşvet, torpil dışında, siyasal kayırmacılık, patronaj, rant kollama, suvasyon -bilmiyorum ne diyorlar ona, gönül yapma- oy ticareti -“logrolling” olarak ifade ediliyor- hizmet kayırmacılığı vesaire adlar altında. Bu alanlar tehlikeli alanlar. O açıdan Meclisin, yüce Meclisin denetiminin çok etkili olması ve yasaları da çıkardığımız zaman yasaların bu açıklıkta olması gerekiyor.

Rüşvet ve yolsuzluklar, genel bir ifadeyle tüm siyasal yozlaşmalar sadece ahlaki bir problem olarak kalsaydı farklı olurdu ancak bu olaylar ekonomik kalkınma üzerinde ve ülke geneli üzerinde de çok daha olumsuz sonuçlar doğurmaktadır ve bunun örnekleri çoktur. Devlet malı ve parası soygunun kaynağı olunca, bu tür durumlarda çıkarılacak yasaların da buna uygun düzenlenmesi gerekiyor.

Bakın, Avrupa Parlamentosuna verilen bir soru önergesi -yakın zamanda- Türkiye’de yoğun yolsuzluklar yaşandığına dair ve Avrupa Birliğinin bu konuda ne tür bir önlem alıp almadığına dairdir. Bunu oradaki soru cevaptan anlıyoruz. Avrupa Birliği Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye’de yolsuzluk iddialarının yaygınlığı konusundaki soru önergesine cevapta: “Türkiye’de sadece merkezde değil, taşrada da etik kültürün geliştirilmesini amaçlayan proje yürütülüyor.” dedi. Evet, biliyoruz, gerçekten Hükûmetin hem taşrada hem büyük kentlerde bu tür konularda çalışmalar yapması gerekiyor ancak bu konularda ciddi adımlar yok.

Şimdi, bu yasalar söz konusu olunca örneklerini de veriyor arkadaşlarımız. Türkiye’de, bir “Google”a girin ve “yolsuzluk” diye yazın binlerce, milyonlarca sayfa karşınıza çıkar: Kasırga, Balina, Matador, Buffalo, Paraşüt, Kartal, Serhat, Hayal, bilmem ne enerji, yüzlerce yolsuzluk iddiası, ki bunlar, basına da yansıyor, yargıya da bir kısmı yansımış, devam ediyor. Yani, bu konuda zaman zaman Hükûmet de bu yolsuzlukları tespit ediyor. Örneğin, İçişleri Bakanlığının bazı ihalelerde yapılan yolsuzluklarla ilgili müfettiş raporları var, biliyoruz. Kendi belediyelerinde, örneğin İstanbul Belediyesinde, İETT’de meydana gelen bir yolsuzluğu müfettişler tespit ediyor ve soruşturmalar açıyor. Yani, zaman zaman Hükûmetin de kendi personeli, elemanları üzerinde bu tür denetimlerinin olduğunu biliyoruz.

Ancak şunu samimiyetle sormak istiyorum, demin bunu Sayın Bakana da sordum, boyutunu; bu yasayı çıkarıyoruz, tamam, ilgili idari birimin yetkisinden alıyoruz, bakana da değil Bakanlar Kuruluna veriyoruz ama ilgili idari birim teklif edecek, Bakanlar Kurulu karar verecek. Bunun çerçevesi, sınırı nedir? Hakikaten, kaç tane şirket etkileniyor? Neden yurt dışındaki şirketin katıldığı ihaleden, onun çimento, demir farkından hazinemiz sorumlu oluyor, vatandaşın kendi vergisiyle ödediği paralardan? Neden daha adil bir çalışma düşünülmüyor? Örneğin 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmin komisyonları terörden zarar görenlere şu an tazminat ödeyemiyor, durmuş durumda. Bütçede bir kuruş para yok. Bütçe görüşmelerinde bir önerge verdik, ona CHP, diğer partiler de katıldılar. Denildi ki: “Maliye Bakanına -yani Hükûmetin bakanına- bir kat daha fazlası bir yetki tanıyalım.” Şu an durmuş.

Peki, vatandaşın 90’dan bu yana yakılan yıkılan köy evindeki bayındırlık birim hesaplarını yaptığınız zaman, o vatandaşın zararını ödemek için, şimdiki çimento farkını, demir farkını, harcını, o vatandaşın, Lice’de evi yakılan vatandaşın, Kulp’ta evi yakılan vatandaşın, Hakkâri Yüksekova’da evi başına yıkılan vatandaşın birimini hesaplarken bu yasa kapsayacak mı? Yok. Yalnız müteahhitleri kurtarıyor. Yani, vatandaşı nasıl düşüneceğiz? Vatandaş nasıl bunun olumsuz etkilerinden kurtulacak? Gerçekten üzerinde çok konuşulacak bir yasa. Arkadaşlarımız ifade ettiler. TOKİ, planı istediği gibi çıkarıyor, istediği gibi katları yükseltiyor, istediği gibi imar planında değişiklik oluyor; yeşil alan oluyor, yapı alanı, yapı alanı oluyor bilmem yeşil alan. Bu kadar denetimsiz, sivil toplumu dışlayan, yurttaşının görüşlerini dikkate almayan, bu kadar rahat bir icraatın inanıyorum ki icraat sahiplerine de bir faydası olmaz.

Bakın, deprem kuşağındayız. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz, sadece onu ifade edeyim. Bu yapıyla ilgili en büyük hasarlardan birinin yapıda malzeme çalması olduğunu, malzemeden, demirden, çimentodan çalındığı için insanlarımızın öldüğünü ifade edeyim. Son altmış beş yılda Türkiye’de afetlerin yüzde 75’i depremlerden oluşuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, sözünüzü tamamlayın.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bağlıyorum efendim.

Türkiye, yüzde 90 barajları, sanayi tesislerinin yüzde 96’sı, nüfusun yüzde 98’i, ülkenin işte yüzde 92’si deprem kuşağındadır, deprem riski altındadır. Deprem riski altındaki bu yapı güçlendirmelerinin plan projesi olmadığı zaman ne olacak? Bunun bu yasayla nasıl tamiri olacak? Mümkün değil.

İnsanın aklına tabii ki ister istemez Beethoven’in ünlü baş yapıtı “Pastoral Senfoni” geliyor. Diyor ki doğanın değişkenliği üzerine dâhi bir sanat yaratıcısının duyumsamalarını özetlerken: “Ağaçları ve çayırlarıyla yemyeşil yumuşak bir doğada nazlı nazlı akan bir derenin dinlendirici güzelliği çevresindeki yamaçlarda meleyerek dolaşan kuzucuklar, hepsi birlikte nefis bir Beethoven betimlemesinin unsurlarını oluşturur. Benzersiz güzellikte klarnet ve flüt melodileri birbirinin içine geçer ancak senfonin ilerleyen bölümlerinde gökyüzü kararır…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Kamu ihale sözleşmeleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:273)”. TBMM Genel Kurulu, 137. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-07-30-kamu-ihale-sozlesmeleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-ta-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
