# Coğrafi işaretlerin korunması hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 221)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim
- **Tarih:** 15 Ekim 2008
- **Gündem:** COĞRAFİ İŞARETLERİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 221)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-10-15-cografi-isaretlerin-korunmasi-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamede-degi

> Hasip Kaplan, 15 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: COĞRAFİ İŞARETLERİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 221)); konuşma 1.706 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, aslında, bakıldığı zaman, hemen fark ediliyor, ihtiyaç neden doğuyor. 2005 yılı mayıs ayına kadar 1995’ten, 167 coğrafi işaret başvurusu yapılmış, bunların 67 tanesi tescile bağlanmış, geri kalan 100 tanesi bağlanamamış. Neden? Çünkü, Türkiye’de yayın yapan bir gazeteye, ayrıca yerel bir gazeteye ilan verilmesi gerekiyor, bunun getirdiği ekonomik külfetler nedeniyle bunlar yapılamamış.

Tabii, bu konuda ihtiyaç duyulan bu yasayı elbette ki destekleyeceğiz, çünkü ülkemizin ekonomisine katkı sunacak. Özellikle daha çok tarım alanında olmak üzere Avrupa Birliği sürecindeki rekabet ortamına Türkiye’yi hazırlayacak bir yasa ve Türkiye’deki ürünlerin –benden önceki konuşmacılar da açıkladılar- hem değerlenmesi hem başkaları tarafından kendi ürünleri imiş gibi kullanılmasının önlenmesi hem ülke tanıtımı açısından önemli yanları var.

Yani şöyle bir baktığınız zaman, bazı, ülkemizin 70 milyon nüfusunun çok güzel coğrafi özelliklerinde çok enteresan şeylere rastlarsınız. İşte, nedir? Amasya deyince elma akla gelir, Malatya deyince kayısı akla gelir, Ege Ayvalık’ta zeytin, Aydın’da incir, bazen de bakarsınız işte Antep’te fıstık, şimdi Siirt’te başladı… Bazı yerlerde de coğrafi olarak bölgelerimizde görürsünüz, Mardinliler, Diyarbakırlılar der ki “kaburga yemeği meşhurdur, bizimdir.” Bakarsınız, Siirt ile Bitlis arasında yine Büryan kebabı konusunda marka tartışmaları başlar. Yani bu aslında, bakın Avrupa’ya açılmaya gerek yok, kendi ülkemizin içinde dahi şöyle bir baktığınız zaman… Şimdi Adana kebabıyla Urfa kebabı arasındaki fark ve tescil, patent konusu…

Bu bahsettiğimiz şeyler aslında toplumda tarıma verilen desteğin hem zayıf olması hem zayıf desteğin yanı sıra üreticilerin bilinçlendirilmemesinden kaynaklanan çok ciddi bir eksiklik. Bunu biraz dünya örnekleriyle açıklarsam, bunun ne kadar önemli olduğunu ve bizim bu konuda ne kadar geri olduğumuzu… Aslında biraz da tarım politikalarındaki bütçemizin… 2008-2009 bütçe tartışmalarının en belirgin noktasını şimdiden buradan açıkça ilan ediyorum: Tarım alanı olacak. Türkiye bütçesinin temel açıklarından birisi tarımdaki desteklemenin azalması, bunun işsizliğe yansıması, kuraklıkla bütünleşmesi, sulama projelerinin yapılmaması ve bunun ürünlerinin değerlendirilmemesi.

Bakın, Fransızlar uzun yıllar önce bu coğrafi işaret korumasıyla ilgili -sanayi gelişmesini tamamlayan ülkeler içinde- kendi kırsal kesimlerinin tarımsal ve el sanatları ürünlerine el atmışlar. Bordeaux şarabı bir marka mıdır? Markadır. Bordeaux şarabı denince, bütün dünyada kırmızı şarabı öne çıkar. Ama Alsace şarabı derseniz, Strasbourg kökenlidir, beyaz şarabı öne çıkar. İtalya’da Chianti öne çıkar. Türkiye deyince ne gelir akla? Rakı gelir. Ama rakının coğrafi alan tescili ve uluslararası koruma tescili yok. Yani yakında baklava gibi, lokum gibi, rakının da patentini Türkiye kaybederse şaşmayın, çünkü -birazdan değineceğim- başvuru yapılmış, daha tescil kararı alınamadı.

Şimdi bu coğrafi işaretler ne kazandırıyor? Çok basit, bölgesel özellikleriyle, sadece, Fransa peynircilik ve şarapçılık konusunda, İsviçre saat konusunda veya çikolatalarıyla meşhur, Hollanda peynircilik konusunda; Türkiye, maşallah, Van’ın otlu peyniri, Erzincan’ın tulum peyniri, Edirne’nin beyaz peyniri -ki Ezine şimdi solluyor biraz-…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ezine’yi söylemen lazım.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Evet.

…Diyarbakır’ın örgülü peyniri…

Yani Türkiye, gerçekten tarım ülkesi bir ülke ve tarım ülkesi olarak, Avrupa Birliği sürecinde önümüzdeki dönemde devasa bir pazar olarak ekolojik tarım hedefleri içinde yer alan bir ülke. Şimdi ekolojik tarım hedefi içinde olan bir ülkenin kendi üretimini markalaştırması, patentini alması, coğrafi işaretini koruması ve dünya pazarına sürerken başkalarının da onu taklit edip haksız rekabetten yararlanmamasını sağlaması konusunda Hükûmetin, ülkemizin, ilgili bakanlığın ciddi bir eğitim seferberliği, bilgilendirme seferberliği yapması gerekiyor. Şimdi, bunlara baktığımız zaman, coğrafi işaret bilincinin oluşturulması gerekiyor. Yani, bu nedir, ne kazandırıyor?

İlginç bir olaya tanık olmuştum. Istıranca ormanlarında sadece meşe ağacından üretilen bir bal var “Piren balı” deniliyor. Bir üretici, geldi, dedi ki: “Benim beş on tane kovanım var, ama fazla üretemiyorum, birkaç kilo, yüz kilo ve Anzer balı kalitesinde. Bana patentle ilgilenen bir hukuk bürosu önerir misin, gidip başvuracağım.” Düşünün, on beş-yirmi kovanı olan bir üretici ve oraya özgü ve Anzer balı kalitesinde olduğunu iddia ediyor. Normal bir patent –Sanayi Bakanımız burada- başvurusu ortalama 800-1.000 YTL civarında, yani, o tür bir üretici için iyi bir para. Aslında, bir de bunun -bu yasayla getiriyoruz- günlük bir gazetede, düşünün, ulusal alanlı bir gazetede bir de yerel gazetede birkaç bin daha vermesi gerekiyor ki, o ürettiğinin, bölge itibarıyla, coğrafi itibarıyla işaretini alabilsin. Bu bir yük.

Bu yasa, aslında, bu açıdan bir rahatlık getirecek. Ama şunu görmek gerekiyor ki, bu bilincin oluşturulması, aynı zamanda, tarım alanında gözüken işaretlerin bir başka biçimiyle, işte, Kız Kulesi, Galata Kulesi, Paris’in Eyfel’i gibi, Diyarbakır’ın surları gibi, Mardin’in kalesi gibi, böyle çok belirgin coğrafi özellikleri olan bir zengin Anadolu tarihimiz var, bizim bir zenginliğimiz var. Bu zenginliğin içinde, bütün bunları nasıl koruma altına alacağız? Tabii, bu yasa buna olanak tanıyor.

Sayın Bakanımız bilirler, Muş’un bir jağ yemeği varmış, onu yiyenler ikiz doğururmuş diyorlar. Yani, bu, esprisiyle, coğrafyasıyla anlatılan bir şeyler. Buna benzer daha enteresan şeyler var: Eğer Anzer balı o kadar kıymetli değilse o coğrafya alanında o kadar yüksek para da ona ödenmezdi.

Şimdi, bunlara bir de geleneksel olarak üretim içinde olan ürünlerimizi koyduğumuz zaman, nedir, Türk kahvesi, Türk lokumu, Türk rakısı; bunların da yakın zamanda patent tartışmaları içinde nasıl bir sıkıntı yaşadığı ortada.

Bu gıda maddeleri tabii ki iki grup olarak tanımlanıyor. Bunların biri gıda maddeleri, biri tarım ürünleri olarak anlatılıyor. Bir de bu ürünlerin işlenmesidir, kebaptan lahmacuna, Kayseri mantısına kadar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Pastırma…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Kayseri’ye gelmedim diye deminden beri bakıyordunuz Sayın Elitaş.

Gerçekten ülkemizin her alanında, her köşesinde bir zenginliği, bir coğrafi özelliği, işte Trabzon’un tereyağından, indiğiniz zaman Mersin’in “orange” renklerine kadar, denizinden, mesela Karadeniz’in hamsi olayı başlı başına bir coğrafi alan. Bunlar ne sağlıyor? Ben, aslında birkaç kelimeyle bu zenginliğe değinmek istiyorum.

Şimdi, Fransa, coğrafi işaretle peynirlerine piyasada 2 euro daha fazla fiyata alıcı bulmaktadır, 2 euro, yani 4 lira fazladan satıyor. Bakın, 1 kilo peynirinde bunu yapabiliyor. İtalya’nın ünlü Toscana yağları, coğrafi işaret olarak 1998 yılında tescil edilmesinden itibaren yüzde 20 daha fazla fiyata satılıyor. Ege’yi düşünün, Marmara’dan bütün Ege’ye zeytin piyasasında -ki zeytinle ilgili araştırma komisyonları tartışmaları oldu- zeytinimizin fiyat değerlendirmesine baktığınız zaman uluslararası piyasada neler kaybettiğimizi görürüz.

İhraç edilen Fransız şaraplarının yüzde 85’inin coğrafi işaret taşımakta olduğu söyleniyor. İspanya, 91 yılında Avrupa Birliğine katılmasından beş yıl sonra Avrupa Birliğinin coğrafi işaretli ürün ihracatından 443 milyon euro gelir elde ederken, bu miktar 99 yılında 1 milyar euroyu aşmıştır; yani yüzde 140’larda.

Avrupa Birliği ülkelerinde 5,4 milyar euroluk alkollü içki ihracatının 3,5 milyar euroluk bölümü coğrafi işaret tescilli olan ürünlere aittir. Bakın, coğrafi işaretli ürünlere aittir bunun yüzde 85’i. Tabii ki Kavaklıdere, Elâzığ, Diyarbakır, Öküzgözü gibi, orada da, bizde de benzer bir coğrafi işaretleme olayı var ama, birazdan anlatacağım gibi, uluslararası koruma alanında daha değiliz. Çünkü biz o yirmi beş ülkeden birisi değiliz o korumayı sağlayan.

Coğrafi işaretler yine Fransa’da 138 bin çiftlik ve İtalya’da 300 bin işçi için geçim kaynağıdır. Bu gerçekten işsizlik konusunda kırsal alanda, tarımımızda ve özellikle de hayvancılığın çok yaygın olduğu doğu ve güneydoğu bölgesinin yaylalar bölgesinde, Ege’nin ve Çukurova’nın özellikle pamuk, tekstil, üretim, Ege’nin zeytin, incir, üzüm, Manisa… Buralar, bu alanlar ve çiftlikler düşünüldüğü zaman -ki, bu yakın zamandaki geçen yasalarda destek görmesi gerekiyor- böylesine ciddi bir canlanmayı tarım sektöründe getirdiğini görüyoruz.

Şimdi ben zaman zaman hep burada bağırırım, kızarsınız biliyorum ama, yani niye TARDES yok derim. Tarımı destekleme projesi. KÖYDES, BELDES var, bir de TARDES olsa! Yani bunlar biraz TARDES’in konusu aslında. Bir de TARDES’imiz olsa, gerçekten ülkeye biraz daha fazla katkı sunacağız.

Mesela İtalya’da parmesan peynirinin üretim zincirinde 500 binden fazla kişi çalışmaktadır.

Peki, Kars peynirlerini biliyorsunuz, kaşarını biliyorsunuz. Yani Kars’tan Edirne’ye… Kars’a geçtiğimiz zaman daha farklı bir… Bizde kaç yüz bin işçi çalışıyor hiç sorguladınız mı? En son, Yörsan -süt ürünleri, ki peynir, hayvancılık- 400-500 tane işçisi vardı, sigorta kavgasından, hak hukuk kavgasından hepsinin işine son verdi.

Bakın, nereden nereye geliyoruz. Oysaki birileri onlara akıl öğretseydi, gidin coğrafi işaretlendirin ürünlerinizi 2 euro daha fazlaya satarsınız, 2 kuruş da bu sattıklarınızdan işçilerinize verirseniz hem onlar daha çok kazanır hem de siz de daha çok iyi kazanırsınız hem de böyle bir sıkıntıyı yaşamazsınız diyebilirdi.

Bakın, Fas’ta 1900 yılından itibaren yaklaşık 600 hektar ağaç yok olurken argan yağının –örnek veriyorum- tescil edilmesi sayesinde yılda 10 hektarlık ağaç ekiminin sağlandığı ve bu alanda birçok işçiye, özellikle kadın işçiye imkân tanındığı biliniyor.

Bakın, basit bir örnek daha vereyim: Zivzik narını bilirsiniz. Bu ara nar popülaritesi arttı. Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı bir köy Zivzik. Birden Zivzik’te nar ekimi arttı ve nar daha ürün vermeden bir sene önceden ürününü satar duruma geldi. Bu bir coğrafi marka ve İstanbul’un lüks lokantalarında bunu görürsünüz.

Bir anket daha veriyorum: Avrupalı tüketicilerin yüzde 43’ü bu tür ürünlere, coğrafi işaret taşıyan ürünlere daha fazla ödeme yapmayı kabul ediyor. Yani garantili görüyor, kalite görüyor ve “marka” dediğimiz bir olayla bunu ödüyor.

Bu, bir yanı gerçekliğimizin; bir diğer gerçekliğimiz de tabii ki coğrafi işaretler uluslararası tescile girmediği zaman koruma sağlayamıyor. Bu korumaların içinde en önemlisi Dünya Ticaret Örgütü’nün kuruluş anlaşması. Yani eski eki olan fikrî mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin Ticaretle Bağlantılı Fikrî Mülkiyet Hakları Anlaşması. Yani, bu konuda da, bazı ürünlerin korunması konusunda da biz bir adım atamadığımız için -son bir örnek olayını veriyorum, popüler olması açısından- otomatik olarak uluslararası koruması bulunmayan ürünlerimizin içinde Türk rakısı TRIP’s Konseyine gerekli bildirim yapılmış, ancak Konsey bu konuda herhangi bir kararı daha vermemiştir. Vermediği için Yunanistan’da yakın zamanda bunun patentini almak için bir başvuru çalışması yapılmıştır.

Yine 1958 tarihli Lizbon Anlaşmasına bugün itibarıyla yirmi beş ülke taraftır. Türkiye buna henüz taraf değil, başvurusunu yapmadı. Avrupa Birliğinde de uygulamada baktığımız zaman bir tüzük var yakın tarihli, 510/2006. Tüzük, coğrafi işaretlerin korunmasını… Yine başlıkların içinde var. Yine orada bizim korumamız olmadığı görülüyor.

Gıda maddeleri ve tarım ürünleri olarak ayrılan bu bahsettiğim coğrafi korunma aslında ülkemizin tarım zenginliklerinin, ürünlerinin coğrafi olarak markalaştırılması, patenti… Bunlar, artık, Türkiye’de oldukça gelişti. Türk Patent Enstitüsü olsun birçok kurum bu konuda gerekli katkıları sunuyor ve ARGE araştırmalarımızın, yine bu tür alanlardaki yeni çıkacak ürünlerde çalışmaların da büyük bir kaynağını yakın zamanda tarım ürünleri oluşturacak.

Bu çerçevede olarak, tabii, ben son olarak sözlerimi bitirirken, bunu niye önemsediğimi, gerçekten kıymet verdiğimi şuradan ifade etmek istiyorum: Bu yaz Beytüşşebap’ta, Beytüşşebap Belediyesinin Kato Dağı’nda düzenlediği Kuzu Kırpma Festivali var ve bunun tarihinin on bin yıllara kadar gittiği, Büyük İskender’in oradaki altın kapıyı geçemediği, festivalin yapıldığı yerde; orada peynir, tereyağı, kaymak ve bal yarışmaları yanı sıra yün ürünü olarak da alınıyor ve bu coğrafi alandaki ürünler belli bir değerde, kıymette yıllardır, yani yüzyıllar öncesinden gelen bir kıymette satılabiliyor. Tabii ki altın kapı, Kato Dağı’ndaki Irak’a açılan bir kapı, oradan Van’a kadar geliyor ve Türkiye’nin en eski gümrük kapısı olduğunu ifade edeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Coğrafi işaretlerin korunması hakkında kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 221)”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 15 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-10-15-cografi-isaretlerin-korunmasi-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamede-degi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
