# Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim
- **Tarih:** 12 Kasım 2008
- **Gündem:** BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-11-12-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris

> Hasip Kaplan, 12 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 905 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmelerde son dakikada getirilen bir öneriyle, TMSF’nin yetkilerinin Bakanlar Kuruluna iki yıl süreyle verilmesi yönündeki bu geçici madde üzerinde, Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini açıklamaya çalışacağım ama bu yanık kokusu veriyor TMSF deyince. TMSF deyince batık bankalar akla geliyor, TMSF deyince 100 milyara yakın, vatandaşımızın vergisinin nasıl batık bankalara aktarıldığı hatırlanıyor.

Şimdi, bu maddeyle bakıyoruz ki, Hükûmet iki yıllığına üstelik bir yetki istiyor. Şimdi bu yetkiye bir taraftan bakıyorum, bir taraftan Başbakanın açıklamalarına bakıyorum, aradaki çelişkiyi izah etmek mümkün değil. Ne diyor Başbakan? “Küresel kriz inişe geçti, panik bitti.” diyor bu grup toplantısında, yeni. Peki, inişe geçtiyse, panik bittiyse, TMSF’nin yetkilerini iki yıllığına niye istiyorsunuz? Çok basit bir denklem. Diyor ki Başbakan: “Biz, önceki hafta reel sektörün temsilcileriyle bir araya geldik, konuştuk.” Krizin Türkiye’ye etkileri panik havasından itidal ve sağduyu havasına geçmiş. Ama arkasından da son dakika önergesiyle, TMSF’nin yetkilerini iki yıllığına istiyor. Şimdi, bu ne yaman çelişkidir ki, bir yandan bu ekonomik krizin gelişmiş ülkelerde büyümede daralma, enflasyon ve talep azalması şeklinde tezahür ettiğini, ama Türkiye’de de yatırımların durmayacağını söylüyor. Arkadaşlar, ben çok kafamı yordum ama “Bunun tanımı nedir?” diye, ben bunun tanımını siyasi şizofreni olarak, farklı iki dünya, farklı iki kişilik olarak gördüm. Çünkü şöyle bir bakıyorum dünya ne yapıyor? Nobel ödülü almış Paul Krugman kalkıyor Amerika’da Obama’ya diyor ki: “Bush döneminde bir 150 milyarlık paket vardı, yetmiyor. 600 milyarlık bir paket… Başka şansın yok.” Akıl veriyor. FED’in faiz indirmesi işe yaramadı, bilmem ne yaramadı. Potansiyel millî gelir üzerinde önerilerde bulunuyor.

Peki, bizim Başbakan ne yapıyor? Toplamış reel sektörü, reel sektöre göre durum iyi, panik yok. “No panik.”

Ben farklı okuyorum. Biraz da farklı bir alandan baktığımız zaman DİSK Genel Başkanı Sayın Çelebi diyor ki: “Tekstil sektöründe 200 bin kişi işsiz kalacak.” Sadece Trakya’da tekstil sektöründe 40 bin kişi işten atıldı bundan haberiniz var mı, sormak istiyorum.

Yine Türkiye İşveren Sendikası Başkanı diyor ki: “Şu anda 4 tane tezgâhtan 1’i boş.” Bunlar reel sektör değil mi?

Şimdi Müteahhitler Başkanı ne diyor: “İnşaatta yurt içi kötü gidiyordu, şimdi yurt dışı da kötüleşiyor.” Çünkü bizim inşaat sektörü yurt dışına en fazla iş yapıyor.

OSD ekimde otomobil pazarının yüzde 40 düştüğünü söylüyor.

İşte bu farklı bir Türkiye gerçeği. Şimdi tekstil sektörü çöküyor, otomotiv küçülüyor, 4 tezgâhtan 1’i boşalıyor, inşaat sektörü kan ağlıyor ve siz diyorsunuz: “No panik.”

Bu insanda, Hükûmette böyle iki ruh hâli… Bir çok rahat ruh hâli vardır “Non panic” dersiniz ama bir de “Çok panik var.” dersiniz, böyle bir geçici maddeyi son dakikada getirirsiniz.

Bu son dakikadaki geçici maddenin getiriliş gerekçesine bakıyoruz, çok ilginç. Bakın: “Küresel finans krizinde İrlanda başta olmak üzere, Danimarka, Almanya, Avusturya tam mevduat güvencesi getirdi.” deniyor. Mevduat güvencesini tam getirdi, sınır koymadı. Yani bizdeki gibi, 50 bin dolar veya 20 bin dolar değil. Sonra “Amerika, İngiltere, İspanya ve İsveç’te sigorta kapsamındaki mevduat tutarının artırılması nedeniyle ülkemiz -işte burada sadede geliyoruz- bankaları ile özellikle Avrupa Birliği ve üye ülkeler bankaları arasında haksız rekabetin oluşması olasılığı dikkate alınarak, gerektiğinde sigortaya tabi tasarruf mevduatı ve katılım fonunun kapsam ve tutarının…” Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl TMSF’nin yetkileri dâhilinde olan bu yetkiyi, bu özerk kuruluştan alacağım, Hükûmet olarak ben iki yıl boyunca kullanacağım, diyorsunuz.

Peki, siz, bu önlemi bankalar için alırken -Türkiye’de 50 bankanın 26’sı yabancı sermayeli- sigorta fonları için alırken ve onun yükümlülüğünü üstlenirken, batacak bankaların ve bunlara ödenecek paranın vatandaşın vergisinden gittiğini bile bile bu önlemi bu yasaya alırken işsiz insanlarımız, işten atılan insanlar, batan sektörlerin durumu ne olacak? Bu konuda, emek dünyasının, çalışan dünyasının, küçük tasarruf sahiplerinin geleceği ne olacak? Bu Hükûmetin bunlarla ilgili hiç mi bir reçetesi, bir çözümü yok? Yalnız bir tarafa mı bakacak? Yalnız bankaları mı kurtaracak? Bu bankalarla ilgili serüveni, biz 2001 yıllarından biliyoruz. Bakın, kara para aklamanın yollarının en başında gelen banka hortumlamanın Türkiye’ye sadece 2001’deki reel rakamı 43,6 milyardı. 2003 tarihinde Başbakanlık Bankalar Yasası’nı yasalaştırdıktan sonraki değişimlerle Maliye Bakanlığı takip durumuna geçti alacaklar konusunda.

Sayın Maliye Bakanım, lütfen açıklar mısınız, TMSF bugün kaç milyar doların peşinde? Ne kadarını tahsil etti, ne kadarını edemedi? O rakamları bize, kamuoyuna açıklayın. Bilelim cepte, şurada burada ne kadar var ki, bu iki yıllığına TMSF’nin yetkilerini alıp, TMSF’nin yetkilerini eline alırken de “Vallahi kriz durumu var.” Ee, yani şimdi, Başbakana göre kriz durumu yok. Panik yok. Ee, panik yoksa, bu ne panik?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Panik var mı diyecek?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, buna “Şizofrenik panik” denir siyasette. Şizofrenik panik, böyle anlık panik oluyor. Böyle, son anda böyle önergeler çıkıyor.

Bakın, ekonomistler ne öneriyor? Çok açık öneriyor.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Şizofrenik panik ne demek?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Düzelteceksin o cümleni. Şizofrenik panik ne demek? Ne anlamda söyledin?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizin keyfinize göre konuşmam. Sayın Halilciğim, sen bankacısın, bilirsin bu işleri. Bankaların nasıl battığını da çok iyi bilirsin. O paranın da vatandaşın nasıl vergisiyle ödendiğini de çok iyi bilirsin.

Şimdi, bakın, G-20 ülkeleri toplanıyor. G-20 ülkeleri 15 Kasımda toplanacak. Bilmiyorum bizden ekonomistler kim gidecek? Ne öneriliyor? Önerilere bakıyorsunuz, IMF ile uzlaşma. IMF ile ne noktadayız? Biliyor muyuz Sayın Bakanım, en son bir diklenmiştik IMF’ye “Yani dedikleriniz olmayacak.” Son noktayı bilmiyoruz.

Yine, uzun vadeli çözümler konusunda, uluslararası finans konusunda, bankaların durumu konusunda, ülkemizin reel durumu konusunda aceleye gelmeyecek bir stratejiyi belirlemek konusunda Türkiye’deki hangi iktisatçıları, ekonomistleri çağırdınız, konuştunuz? Başbakanın konuştuğu reel sektörün temsilcileri kimlerdir? Yani bu kadar rahat bir reçeteyi nasıl veriyorlar? Panik yok, durum iyi, itidal, sağduyu hâkim; krizi fırsata çevireceğiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-11-12-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
