# Bursa'daki işten çıkarmalar hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim
- **Tarih:** 2 Aralık 2008
- **Gündem:** BURSA'DAKİ İŞTEN ÇIKARMALAR HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-02-bursa-daki-isten-cikarmalar-hakkinda

> Hasip Kaplan, 2 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BURSA'DAKİ İŞTEN ÇIKARMALAR HAKKINDA); konuşma 1.645 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü Arasında Orta Asya Alt Bölge Ofisi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu uluslararası sözleşmeler teknik sözleşmeler. Bu teknik sözleşmelerle ilgili zaman zaman ifade ediyorum, gruplar arasında bir centilmenlik anlaşması yapılsa -bu sözleşmelerden daha yüz kadarı var, üç senedir, dört senedir bekleyenler var- bunu, bir centilmenlik anlaşmasıyla, Başkanlık Danışma Kurulu getirse ve bunları bir an önce yasalaştırsak, yani onayı verse Meclis iyi olur. Çünkü bakıyorsunuz, üç sene, beş sene bekleyen sözleşmeler var.

Şimdi burada da bu sözleşmeye bakıyorum, evet, böyle bir çalışma yapılmış, hatta, 11 Temmuz 2007’de resmî açılışı da Başbakan yapmış. Yani imzalamışız ama bu bir uluslararası sözleşme, prosedür gereği Meclisin onaylaması lazım. Bunun diplomatik dilde de adı, bu sözleşmenin -uluslararası olduğu için- depo edilmesi lazım ki geçerli olsun. Yani bir imzayla iş bitmiyor. Böyle olunca, işte, 2006’da başlattığınız bir çalışmayı bugün 2008’de getiriyorsunuz. Bunun gibi birçok önemli sözleşme var, üstelik de Türkiye'nin küresel kriz sonrası yeni siyasetinin ve stratejisinin belirlenmesi açısından hayati önemi olan sözleşmeler de var, bekliyor. Bu sözleşmelerin, özellikle Uzak Doğu, Afrika, Orta Doğu ve Kafkaslar bölümüne bakanları var.

Şimdi, burada birkaç ana başlığa değinmek istiyorum çünkü konu tarım olunca ve özellikle de Orta Asya Alt Bölge Ofisine baktığımız zaman, Türkiye'nin 2006’da Ofisi Ankara’da kurduğunu görüyoruz. Kuruluş amacı ise belli, FAO’nun uzmanlık birikimlerinin ve hizmetlerinin yerinden yönetim ilkesi amaçlanıyor. Türkiye, bu konuda, üye ülkelerin gıda güvenliği ve milenyum kalkınma hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olmayı amaçlıyor. Hangi ülkeler var bu alt grupta baktığımız zaman: Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ı kapsamaktadır. Ofisin teknik ekibi çok farklı disiplinlerden gelen uzmanlardan oluşuyor, onu da biliyoruz.

Bizim, ayrıca “TİKA” diye zaten Türki cumhuriyetlere yönelik birtakım faaliyetleri yürüten bir genel müdürlük de var, ayrı bir bütçesi var. Aslında faaliyet alanı olarak biraz onunla da ilintili. Ancak başlıca uzmanlık alanlarına baktığımız zaman bu sözleşmenin ana konusu olarak, hayvancılık ve hayvan sağlığı en başta geliyor, sonra bitkisel üretim ve bitki koruma geliyor, balıkçılık geliyor, gıda ve tarım politikası geliyor, ormancılık, tarım ve kırsal kalkınma yatırımları, toprak ve su.

Elbette ki, bu sözleşmeler sadece bir bina, araç gereç temin etmekle ibaret değil. Bu ülkelerle olan ilişkiler, ekonomik olarak bu bahsettiğim temel noktalarla beraber, şüphesiz, malzeme, bakım, katkı, yerel program, yerel proje desteklemeleri, kredi kuruluşlarıyla ortak anlaşmalar ve bunların ofise edilmesi var. Tabii, bu tür misyonda çalışan personelin diplomatik dokunulmazlığı, oturma izni, oturma izniyle beraber bu tür kuruluşların kendine özgü personeline ilişkin birtakım gereklerin yerine getirilmesi gerekiyor. Ne yapmışız? Biz kurdeleyi kesmişiz 2007’de, 11 Temmuz. Şimdi kaç? Gelmişiz Kasım sonu, Aralık başı 2008. Yani bu konuda gerçekten sözleşmeyi onaylamadan sağlıklı adımların atılması mümkün değil.

Burada Hükûmetin rekabet analizi, tarım politikalarının reformu, arazi ve doğal kaynakların kullanımı konularında teknik danışmanlık üzerinde yoğunlaşarak planlı ekonomiden pazar ekonomisine geçiş sürecini yaşamakta olan alt bölge ülkelerinde kurumsal kapasite oluşturulması, bilgi ve yeteneklerin geliştirilmesi ve ülkelerin edindiği tecrübelerin karşılıklı paylaşımı konuları etrafında faaliyet yürütülmesi… Şimdi, bu sözleşmenin ana çerçevesi bu olunca… G-20 zirvesinden Sayın Bakanımız -Sayın Ekren buradaydı, göremiyorum şimdi- yeni döndüler. Aslında G-20 zirvesinin sonucu sadece küresel ekonomik kriz değil arkadaşlar. G-20 zirvesinin sonucu, Türkiye’nin ekonomi politikasını ve siyasetini yeniden belirlemesinin bir dönümü, bir başlangıç noktasıdır. Biz bunun siyasetini konuşabiliyor muyuz? Bakın, sorun burada. Şimdi, bu, bunun bir parçası. Biz, başta ABD olmak üzere İngiltere, arkasından avro bölgesine yüzde 60 oranında ihracat yaptığımız bu ülkelerin krize girdiği, ihracatımızın yüzde 54,7’den yüzde 43’e gerilediği bu ülkelerle şimdi nasıl bir siyaset uygulayacağız ki pazar anlayışımızı tarımda, hayvancılıkta, diğer alanlarda nasıl bir planlama yapacağız ki bunlardaki gerilemeyi başka bölgelerde destekleyeceğiz. O zaman, aslında iki tane şansımız var, çok değil: Bir, Kafkaslar, Türki cumhuriyetler; ikincisi, Orta Doğu. Orta Doğu’da en başta komşularımız Suriye, Irak, İran, Lübnan, Ürdün gibi yakın mesafe ülkeleri. İsrail’in şüphesiz GAP’a olan ilgisini biliyoruz. Tarım alanında, sulama alanında, enerji alanında üç noktada ciddi bir bilgisi olduğunu da biliyoruz. Şimdi, burada yeni bir siyasetin açılması, yeni bir siyaset stratejisinin geliştirilmesi ve planlamaların da ona göre yapılması gerekiyor. Biz, tarımda, ekonomide, hayvancılıkta ekonomisi olarak, balıkçılıkta üç tarafı denizlerle çevrili olarak nasıl bir hedef koyuyoruz önüne Türkiye’nin? Şimdi, benim dünya küresel krizinin bir nedeni de gıda ürünlerindeki zamlar, artışlar, biliyoruz bunu, gıda fiyatlarının artması. Şimdi, gıda fiyatlarını artıran nedenler ne? Petrol ve diğer enerji fiyatlarının artması. Şimdi, gıda üretim maliyetlerini yükseltiyor ve bu da fiyata yansıyor. Şimdi, küresel ısınma, yine 2007’de yaşanan kuraklık var. Sanıyorum bugün veya yarın Kyoto Sözleşmesi gelecek bunun arkasından, bunlar tartışılacak. Şimdi, Çin ve Hindistan başta olmak üzere gelişen ekonomilerde tüketimin artması ve gıda ürünlerine olan talebin artması çünkü bu ülkelerde yükselme ve refah arttıkça gıda ürünlerine yönelik talepleri de artıyor. Şimdi, dünya gıda ürünleri üzerinden yapılan spekülatif hareketler de var şüphesiz, Türkiye’de de gördük. Bir baktınız pirinç konusunda bu yaşandı, bir gün fasulyede yaşanır, bir gün buğdayda yaşanır, bir gün mısırda yaşanıyor, Türkiye bu yakın zamanda bunları yaşadı.

Şimdi, dünya gıda krizi nedeniyle bir toplantı yakın zamanda yapıldı, 3-5 Haziran 2008 Roma Gıda Zirvesi’nde çoğu devlet başkanı, başbakan düzeyinde yüz seksen ülkeden temsilci katıldı. “Bu zirveden çıkan en önemli sonuç neydi?” diye baktığımız zaman, 2030 yılına kadar gıda üretiminin en az yüzde 50 artırılması, Roma Zirvesi’nde çıkan karar. Bunun için de, açlık sorununa çözüm bulmak için de yılda ortalama 15-20 milyar dolar kaynak ayrılması gerekiyor. Şimdi, bu kaynak ayrılmasının yanında gelişmiş ülkeler pek istekli değil, özellikle bu krizden sonra. Şu günlerde de dünyayı kavuran bu krizin içinde üç beş bankayı kurtarmak durumunda olan Amerika ve Avrupa Birliği aç insanları doyurmak için adım atmaktan kaçınıyor, öyle bir derdi yok.

Şimdi, FAO 2008 Dünya Gıda Günü temasını “Gıda güvencesi: İklim Değişikliği ve Biyoenerjinin Etkileri.” olarak belirlemişti. Şimdi, böyle baktığımız zaman özellikle FAO’nun 55 ürünü kapsayan gıda fiyat endeksine göre gıda fiyatları 2006’da yüzde 8 artmış, 2007’de yüzde 24, 2008’in ilk üç aylık döneminde yüzde 53 artmış. Bu, çok yakın tarihler: 2006, 2007, 2008. En yüksek artış yüzde 97 ile yağlı tohumlarda olmuş. Şimdi, tahıllarda yüzde 87, süt ürünlerinde yüzde 58 fiyat artışı. Dikkat edin, denizler de kuruyor. Balıkta da, hayvancılıkta da sıçramalı bir zam, fiyat artışı olayı görüyoruz. On yılda gıda fiyatlarındaki artışın böyle devam etmesi de bekleniyor, yani bu uluslararası toplantılardan çıkarılan sonuç. Yaşanan son ekonomik krizle birlikte gıda ürünlerini satın alma maliyeti en az yüzde 40 ile 50 oranında artacak. İşte, Türkiye gibi coğrafi zenginlikleri, üç tarafı denizlerle çevrili olması, doğası dikkate alındığı zaman kendi kendine yetmesi bir yana, bu alanda ortaya çıkan gıda ve emtia fiyatlarındaki artışı, işte bu krizi fırsata çevirme siyasetinin stratejisini konuşabilmek ve bunun planlamasını geliştirebilmek istiyorsak, bir yerden yola çıkacağız: GAP’tan. Başka yolu yok. Adıyamanlılar, Şanlıurfalılar, Antepliler, Kahramanmaraşlılar değil, bütün Türkiye’nin 81 ili olarak GAP projesine döneceğiz.

Ne yapmışız şu ana kadar ayırdığımız parayla? Yüzde 47,8 sadece enerjiye yöneltmişiz. Almışız oradan hidroelektrik santralden enerjiyi beş barajın tamamlanmasıyla, enerjiyi nereye göndermişiz? Yallah batıya, sanayi orada çünkü. Ne bırakmışsınız bölgeye? İstimlak parasından başka bir şey bırakmamışsınız. “Tarım arazilerinin 1 milyon 852 bin hektarını sulayacağım” demişsiniz, sulamanın 285 bin hektar düzeyinde kaldığını görmüşüz. Şimdi, Hükûmetin ayırdığı bütçeye bakıyoruz, dört yıla yayılan bir 16 milyardan bahsediliyor. Gıdım gıdım, perakende, taksitle. En son 1,3 İşsizlik Fonu’nun parası gitti oraya. İşte, bu krizin içinde bu projenin sulamasına, 1 milyon 850 bin hektara suları akıttığınız zaman su-toprak-güneş ve bereketi planlamaktan başka bir şeye gerek kalmıyor.

İşte, bu tür ofislerin kurulması durumunda Antakya’dan, Mersin’den Hakkâri’ye kadar, oradan Edirne’ye kadar her alanda, burada doğacak istihdam, burada üretilecek tarımın, sanayisinden paketlenmesine, ipliğinden konservesine, bunun muazzam gücünün Kafkaslarda, Türki cumhuriyetlerde ve devasa pazar Hindistan ve Çin’e ve Uzak Doğu’ya -ve Uzak Doğu’ya diyorum- ve hemen yanı başımızda komşu Irak’ı göreceğiz, Orta Doğu’yu göreceğiz, Afrika’yı göreceğiz. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde günde 10 bin insanın şu an göç yollarına düştüğü bir coğrafyada yaşıyoruz ama dünya medyasında tek kelimeyi, tek kareyi maalesef göremiyoruz. Açlıktan ölen insanların kareleri gözükmüyor.

O zaman ne yapacağız? Bir tek şansımız var: Tarım politikamızı değiştireceğiz. Şu ana kadar tarımda Türkiye’nin durumu nedir? Tarım ve hayvancılık 2006’da yüzde 1,3 büyüme gösterirken 2007’nin tamamında yüzde 7,3 küçülmüş. Buna, bu ülkeye bu kadar haksızlık yapmak, kendi geleceğimize, çocuklarımıza, yarınımıza resmen haksızlık yapmak demektir. İşte burada 7,3 küçülmeyi, yalnızca kuraklığın yanı sıra tarım girdilerindeki fiyat artışlarıyla baş edemeyen tarımdaki çözülme olarak değil; küçülmede önemli bir etken elbette ki oldu ama 2008 zaten parlak değil. Her buraya çıkan milletvekili arkadaşım, kuraklık nedeniyle borçların ertelenmesi gibi konularda konuşmalar yapıyor.

Tarımdan çözülen iş gücü nereye gidecek? Kentlere. Kentlerde ne yapacak? Yedek sanayinin ordusu olacak, işsizler ordusu. İşsizlik, bu krizden sonraki kapanan fabrikalar, bacası tütmeyen fabrikalar, düşen inşaat sektörü, bütün bunları dikkate aldığımız zaman Devlet Planlama Teşkilatının, sivil toplumun, katılımcılığı, çoğulculuğu, her türlü partisel çıkarlarımızı bir yana bırakarak, grupsal çıkarlarımızı bir yana bırakarak, siyaset malzemesi dahi yapmadan, GAP’ı pilot bölge yaparak 1 milyon 600 küsur bin hektarı sulayarak tarım politikamızı yeni bir beş yıllık, yeni bir on yıllık, belki yirmi yıllık bir planlamayla, üniversiteleriyle, genç ve dinamik işveren ve yatırımcılarıyla, çalışanıyla, köylüsüyle, çiftçisiyle birlikte planladığımız zaman bu krizin gerçekten üstesinden geliriz. Biz dünyayı doyuran bir ülke durumuna gelebiliriz. Biz kendi ekonomimizi düzeltebiliriz. Kendi bölgemizdeki bölgesel dengesizliklerimizi çok rahatlıkla giderebiliriz ve bu projenin aynısını, diliyorum ki çok yakında, aynı bir ofisi Irak’la, Suriye’yle, Lübnan’la, Ürdün’le, yakın komşu ülkelerimizle birlikte kuralım.

Artık yeni paktların zamanıdır, yeni ekonomi-politika paktlarının, sanayi paktlarının. Bakın, NATO’nun da miadı doluyor; birçok eski yapıların miadı doluyor, yeni heyecanlar, yeni cesaretler yeni ufuklar gerektirir. Yoksa bu krizde elimizdekini avcumuzdakini, cebimizdekini harcayarak, yine aynı sıkıntılarla boğuşan bir ülke oluruz.

Gelin, Türkiye için, Türkiye'nin geleceği için bu siyasi-ekonomik plan stratejisi üzerinde Meclis olarak bir çalışma başlatalım; hep beraber. İnanın, bu büyük projeler bize geleceğimizi kazandırır. Ben burada bunun ışığını hem görüyorum hem çok çabuk bir zamanda bunun hayata geçebileceğini görüyorum.

Danışmanlarımız Mersin’e gitmişti, yeni geldiler. Sordum “Ne gördünüz?” diye. Halde narenciye üreticileri danışmanlarımızın her birinin eline bir dal mandalina verdi. “Nedir bu?” diye sordular, “Ürün dalda kaldı.” dediler. Bunun anlamını bir düşünün. Ürettiğini daldan alamayan bir üreticiyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Bursa'daki işten çıkarmalar hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 2 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-02-bursa-daki-isten-cikarmalar-hakkinda (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
