# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 19 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-19-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Hasip Kaplan, 19 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.529 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Demokratik Toplum Partisi adına, grubum adına Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığıyla ilgili görüşlerimizi açıklamaya çalışacağız.

Tabii, biz 2009 bütçesini görüşüyoruz. 2009 bütçesi, muhtemelen ocak başında IMF’yle yapılacak baypas anlaşması sonrası bu rakamlar değişecek, harcama kalemleri değişecek ve şu an üzerinde görüşme yaptığımız bütçe ne yazık ki IMF’nin yeni acı reçetesiyle anlamsız kılınacak.

TPAO, seçim yatırımları ve kemer gevşetmenin maliyetinin sadece 45 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Bunu da somut rakamlara dökmüş. Örneğin, bu KEY ödemelerinde 3 milyar; İşsizlik Fonu’ndan GAP’a aktarılan, dört yıl için 6,5 milyar; özelleştirmeden GAP’a yine kaynak aktarımı, bu da dört yıl için, takribi bir rakam yok ama, 9-10 olarak geçiyor; İşsizlik Fonu’ndan istihdam için aktarılan bir rakam 2,8 ile 5 milyar arasında; Devlet Demiryolları alacaklarının, borçlarının mahsubu, maliyeti belli değil. Yani 2008 yılı için üniversite döner sermayesinden 180-200 milyon, yerel seçimlerden 19-20 milyar, yine, yerel yönetimlere aktarılacak kaynak -borçtan- 200-225 milyon, Kamu İhale Kanunu’ndan da bu fiyat farkı ödenmesi müteahhitlere… Bu tahmin dahi yok. Şimdi, 45 milyar seçim ekonomisi, baypas IMF’yle, “Yatırımları durdurun, harcamalar azaltılsın, büyüme dursun.” denen rakam yani Hükûmetin beklentisi 20-25 milyar. 20-25 milyarı da eklediğimiz zaman 70-80 milyar… Bütçe bu durumda ne hâle gelir, neyi tartışıyoruz burada, gerçekten düşündürücüdür.

Ben bugünkü konularımızla ilgili birkaç şeyi anlatmak istiyorum.

Ben tabii şuradan bir… Başbakanın kitapçığı elimde, son derece dikkatle okudum. Türkiye'nin en önemli kurumu olan TÜBİTAK’la ilgili bir cümle var mı, bir kelime veya Basın Yayınla veya Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuyla ilgili? Ben bir tek kelime bulamadım. Bu kadar önemsiyor. Peki, bir tek kelime yoksa, Sayın Başbakanın TÜBİTAK’ın yönetiminin tamamını belirleme arzusu nereden geliyor? Niye on üç yönetiminden onunu çıkardığı yasalarla belirliyor?

Ben bu konuda birkaç konuya değinmek istiyorum çünkü çok vahim noktalar var.

2008 yılı için 1 milyar 5 milyon dolar civarında bir pay ayrılmıştı. 2009 yılı için 1 milyar 5 milyon yine. Ama harcama rakamı 907 milyon olarak Sayın Bakanın açıklamalarında geçen bir rakam. Önemli bir bütçe. Bu bütçenin önemi sadece buradan gelmiyor. Bunun, TÜBİTAK’ın, askerî savunma alanı, güvenlik, büyükelçilerin, askerlerin, diplomatların gizli haberleşmesini sağlayan kriptolarını düzenleyen kurum ve şifrelerini yazan kurum olması nedeniyle de bir önemi var. Bu anlaşılırdır ama asıl daha önemli olan yanı, ARGE çalışmaları kapsamında özel sektöre aktarılan milyarlarca liralık bütçeler. E-Avrupa Projesi kapsamında Avrupa Birliği ülkeleri örneğin ARGE çalışmalarını tam tamına yüzde 3’e çıkarmayı hedefliyor. Bizde, evet, geçmiş dönemlerde düşüktü, AKP hükûmetleri döneminde artırıldı hatta Sayın Bakanın yüzde 2’ye çıkarma sözü de var, bunu komisyonda da konuşmuştuk. Bu önemli bir konu. Türkiye'nin kalkınması, projeleri bu açıdan son derece önemli.

Beklentilerimiz çok önemli. Örneğin, önemsediğimiz bir e-Devlet Projesi… Dün Sayın Başbakan “İnşallah” dedi, “Maşallah” dedi, e-Devlet Projesi’ni açtı. Peki, e-Devlet Projesi’nin bunca yıllık çalışmasının sonrasında bunun da Pardus yazılım, özgür işletim sistemine dönüşmesi hayal kırıklığı yaratırsa ne yapacağız? “Artık Pardus de hazır.” diyor TÜBİTAK yayınları ama Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü bünyesinde geliştirilen Pardus’ü kamu kuruluşlarımız tercih etmiyor, Microsoft’u tercih ediyorlar. Neden? Neden kendi yerli malını kullanmıyor da Microsoft’a önemli paralar verme gereğini duyuyorlar?

Biliyorsunuz, teknoparklara 2013’e kadar kurumlar vergisi, gelir vergisi, stopaj ve KDV’ye ilişkin bazı muafiyetler vardı, alındı, ARGE Yasası’yla güçlendirildi ama özel sektör bu alanları sırf vergiden kaçmak için kullanıyor, üretim için, istihdam için değil.

Biz şunu çok açıklıkla ifade ediyoruz: TÜBİTAK çok önemli bir kurum. Eğer idari ve mali özerkliğine sahip çıkılmazsa, eğer bilimsel özgürlük olduğu iyice bilinen idari ve mali özerklik sağlanamazsa, siyasi denetim altına alınırsa, kadrolaşılırsa inanın Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülüklerden birini yapmış oluruz.

Bunun ölçüsü çok zor değil. Merak ediyorum, Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı, TÜBİTAK veya Bilimler Akademisinden, bilim insanlarımızdan bir tanesi, Allah için, ekonomi alanında, fizik alanında, başka alanlarda niye Nobel’e aday olup Nobel alamıyor? 70 milyonluk koskoca Türkiye, dünyanın 17’nci ekonomisi, Güvenlik Konseyinin de geçici üyesi olan Türkiye, kendi içinden Nobel alacak bir bilim insanı çıkaramıyor mu? Tabii, magazine çarşaf çarşaf sayfalar ayrılırken bilim insanlarımıza ne yazık ki küçük başlıklar altında… ASELSAN’ın sır intiharları ve bu intiharlara getirilmeyen açıklık, hâlâ kafalarda duyulan kuşku, ne yazık ki yakın zamanda yine HAVELSAN’da bir kayıp olayı, bize ciddi ciddi uyarılarda bulunuyor. Bunlar açığa çıkarılmalı. Bizim bilim insanlarımız trafik kazasında gidiyor, intihar etti deniliyor; tank projesi üzerinde çalışıyor, gizli dinleme üzerinde çalışıyor, bu önemli insanlarla ilgili yargılamalar sürüyor.

Bakın, TÜBİTAK’ın kamuoyunda ne kadar etkisiz bir kurum olduğunu birkaç örnekle anlatmak istiyorum: Uyarıyor, bizim komisyonda dinlendi, Türkiye Bilgisayar Mühendisleri Programcıları Derneği Başkanı Yılmaz Sönmez diyor ki: “Cep telefonlar IMEI kimlik numaralarıyla dinlenebiliyor.” Hepsi dinleniyor. Biz buradan Blackberry’lerle ilgili bir soru önergesi verdik Sayın Ulaştırma Bakanına. “Bu dinleniyor.” dedik, Kanada’dan, Amerika’dan, NSA orada, birkaç soru sorduk, hâlâ cevap alamadık. TÜBİTAK var, Bilim Kurulunuz var, Bilim Akademiniz var; e kardeşim, ya evet ya hayır… Bir soru, bir cevap yok. Şimdi bu telefonlar bakanlarımızın da, Başbakanımızın da elinde, cebinde dolaşıyor. Zaten İnternet’e girin, çok rahatlıkla Meclisin bahçesinde dolaşan birisini beş yaşındaki bir çocuk dahi bulabilir. Şimdi bu bir. Bu telekulak olayı, TÜBİTAK’ın ilgi alanına girmiyor. Üstelik kriptoloji, üstelik de en hassas güvenlik savunma konularında çalışıyor. Bir açıklaması yok, bir önlemi yok, bir buluşu yok, bir kâşif, bir keşif yok. Niye bu kadar para, bütçe ayırıyoruz? Niye bir ürün yok?

İnternet kullanıcılarını uyarıyor TÜBİTAK sağ olsun, diyor ki: “Aman dikkat! Kritik bir açık var. İşletim sisteminizi mutlaka güncelleyin.” Bankalardan da hesap transferi yaparsanız; elektriğinizi, suyunuzu yatırırsanız… Arkasından siz bir bakıyorsunuz, hesaplarınız boşaltılmış. Peki, TÜBİTAK’ın görevi değil mi bu konuda önlem geliştirici projeler, ARGE konusu? Niye gizli dinlemede bir ARGE çalışması, niye İnternet kullanıcılarına ilişkin bir İnternet araştırması yok? TÜBİTAK’ın dergilerine bakıyoruz, soruyorlar, ilginç: “Köpek balıkları neden durmadan yüzüyor?” Sorunun cevabı: “ Batmamak için.” “Fırtınalı havalarda evin içinde telefonla konuşurken veya duş alırken yıldırım çarpar mı?” sorusunun cevabı ise uyarı içeriyor: “Evet, telefonda konuşuyorsanız ya da suyla ilgili bir şeyle uğraşıyorsanız evin içinde de olsanız sizi çarpar.” Cevap… Şimdi, tabii birisi soruyor: “Rüyalar ne kadar sürüyor?” TÜBİTAK diyor ki: “Valla bazıları altı saniye, bazıları kırk beş dakika.” Birisi de sormuş: “Aşkın kimyası var mıdır?” diye. Demiş ki: “Evet, ‘PEA’ adlı maddedir; feniletilamin.”

Şimdi, ülkenin bu kadar ciddi sorunları varken, sır ölümleriyle ilgili Millî İstihbaratın bir araştırması, kamuoyuna ciddi bir bilgilendirmesi yokken, bir bakıyoruz TÜBİTAK bambaşka alanlarda çalışma yapıyor. Ne yapıyor? Sol ve Kürt sorunu TÜBİTAK’a emanet! Araştırma yapacakmış! Bunca kurum, bunca çalışma varken, TÜBİTAK 3G için milyon dolarlık teknoloji hazırlıyor. Günaydın demek lazım. Daha bir hafta olmadı bunun ihalesi yapılalı.

Şimdi, bu Pardus atağını Sayın Bakan bize bir açıklasa, ne kadar, bu yazılımla ilgili kaç devlet çalışması içinde yararlanıyoruz, çok sevineceğiz.

“ARGE’ye rekor destek.” Evet, parasal yanı. Bütün bunlar TÜBİTAK’ın çok vahim bir şekilde bu sıkıntıları yaşadığını ortaya koyarken, 2005’te, Başbakanın önce 6 yöneticisini bir defada atama yetkisini içeren bir kanun çıkarıldı. 6 Bilim Kurulu üyesini atayınca da zaten çoğunluk oluşturuluyor. Son olarak da bir yasa çıkarıldı, 10 tanesini de çıkardı. TÜBİTAK’ı AKP’leştirdik. İnşallah, bundan sonra, bizim Cizre’de 1500’lerde yaşamış büyük fizikçi Ebul-iz’in abdest alma makinesi gibi projelerini de geliştirirler; geliştiremiyorlarsa da en iyi önerim, gidip o projeyi aynen almalarıdır çünkü gerçekten dönemin en ileri projesi.

Şimdi, enerji alanında hiçbir çalışma yapmamış TÜBİTAK. En büyük açığımızı, 50 milyar borcumuzun kaynağını enerji politikaları oluşturuyor. Gebze’de Enerji Enstitüsü var, MAM çalışmaları var ama bir şey yok ortada. Arkadaşlar, bu şekilde, TÜBİTAK’ı ancak partizanca özel sektöre, kendi yandaşına o kaynakları kullanan bir kurum olmaktan öteye götüremediğiniz zaman bu ülkeye zarar verirsiniz, bu topluma zarar verirsiniz.

Şimdi, sürem çok kısaldı. Ben hemen basın özgürlüğüne ilişkin bir şey söylemek istiyorum: Başbakan, burada okudu “Düşünce ve ifade özgürlüğünün alanını genişlettik.” Evet, şimdi bakıyorum, bu yakın zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 1.606 dava kaybetmiş Türkiye. 43 tane sadece lehe karar var, 869 tane de dostane çözümle, yani kaybedilen dava. Ödenen tazminat 73 milyon. Ben şeye baktım hemen, en son hangi davadan mahkûm olmuş? Yedinci Gündem gazetesinden Türkiye düşünce özgürlüğünden mahkûm olmuş.

Ne oluyor Türkiye’de? Genelkurmayın akreditasyon listesi var. Tipini beğenmiyor, kafasını beğenmiyor, düşüncesini beğenmiyor, solcudur beğenmiyor, sağcının farklı tonlarıdır beğenmiyor, kendine göre uyguluyor. Bu vardı ama son zamanlarda Başbakan düşünce özgürlüğünü bu kadar savunurken -üstelik de Venedik 2004’e üye olduk- kendisi akreditasyon uyguladı yedi tane büyük gazetemize. Bakın, Gündem gazetesi, Güncel gazetesi defalarca, Yaşamda Gündem, Gerçek Demokrasi, Ülkede Özgür Gündem ve ilk Kürtçe gazete Azadiye Welad, bunun gibi bütün gazeteleri sayabiliriz. Bunlar, her gün her gün kapatılıyor ve Avrupa Mahkemesine gidiyor, her gün zarar, zarar, zarar Türkiye’ye. Türkiye, medyasıyla barışmadıkça demokrasisini güçlendirmesi mümkün değil.

Aslında, Türkiye'nin geleceğine baktığımız zaman gerçekten birçok değerin altüst olduğunu görüyoruz. Bakın filmlere bile, Recep İvedik’i, Muro’yu, Puntilla Ağa’yı görürsünüz. Orada aşkın değerini değiştirirler, bir bakarsınız “Devletin malı deniz yemeyen domuz.” veya “Bal tutan parmağını yalar.” ya da “Yağmur yağarken küplerini doldurmak gerekir.” atasözleri öne çıkıyor. Sonra da diyorlar: “Adam işini biliyor, helal olsun.” Yolsuzluk yapanı da bu şekilde aklayan bir toplumsal psikoloji adım adım işleniyor. Bunlar yanlış şeylerdir, devlet yurttaşına karşı dürüst olmak, hükûmetler dürüst olmak durumundadır.

Biz şunu söylemek istiyoruz aslında, biz muhalefet olarak bazı şeyleri söyleyince zoruna gidiyor iktidarın ama açık ve yüreklilikle söyleyelim: Biz bal gibi kimlik siyaseti yapıyoruz. Başbakan diyor “Yapıyorsunuz.” Biz alınmıyoruz, yapıyoruz. Biz Kürt kimliğini savunuyoruz, biz Alevi kimliğini savunuyoruz, biz emekçi kimliğini savunuyoruz, biz devrimci kimliğimizi savunuyoruz, biz sosyal dayanışmacı kimliğimizi savunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-19-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
