# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 24 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-24-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Hasip Kaplan, 24 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.648 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi adına Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerinde söz almış bulunmaktayım.

Biz aslında, denetleyebileceğimiz bir bütçe olmasını isterdik, üzerinde rahatlıkla konuşabileceğimiz bir bütçe olsun isterdik ama Bütçe Komisyonunda gördük; maalesef bütçenin tamamını göremiyoruz, denetleyemiyoruz, konuşamıyoruz. Örneğin bunların içinde, Avrupa Birliği ilerleme raporuna da konu olan askerî bütçe harcamaları üzerinde Meclis denetiminin güçlendirilmesi yönünde hiçbir ilerleme kaydedilmedi. Yine Plan ve Bütçe Komisyonunda Savunma Bakanlığı bütçesi gözden geçiriliyor, ancak harici fonlar Meclis tahkiki dışında, Sayıştay üyeleri de kışlanın kapısına kadar gidebiliyorlar ve denetleyemiyorlar. Şimdi, böylesi bir bütçe eğer sunuluyorsa Meclise, bunu denetleyemiyorsanız ortada vahim bir durum var. Çünkü bütçenin aslan payı askerî harcamalara, silah satışlarına, alımlarına, tezkereye, operasyona gidiyor. Bu bir yanı.

İkinci yanı: Sayın Bakana sormak istiyorum, tabii öğrenmek de istiyorum. Ocak ayında muhtemelen IMF’yle yeni bir, on sekiz aylık stand-by anlaşması yapılacak; iş çevreleri bu konuda ısrarlı. Hükûmet de pazarlık yapıyor G-20 Zirvesi sırasında Amerika’ya gidildiğinde. Sayın Başbakan 40-50 milyar daha nasıl koparırım diye bir çabanın içine girdi. Ama görülen o ki, 20 milyar, 25 milyar civarında bir döviz desteği bu stand-by anlaşmasıyla gelecek ama şartlı gelecek. Bu şartlı gelişin içinde 20 milyar civarında harcama dilimlerinin kısıtlanması var; yerel yönetimlere verilen paydan tutun da sağlık, eğitim gibi çok ciddi kalemlerde… Şimdi, 20 milyar liranın oynayacağı bir bütçenin üzerinde görüşme yapıyoruz ve bu bütçe üzerinde karar vereceğiz bugün. Peki, IMF stand-by anlaşmasından sonra bu görüştüğümüz bütçe, daha mürekkebi kurumadan, revizyona uğramayacak mı? İşte, bu nedenle Sayın Maliye Bakanından revizyon tahminlerini, IMF’yle gelebilecek olan taahhütleri, bu konuda Hükûmetin tavrının ne olduğunun açıklanmasını istiyoruz. Bu konuda bir açıklama bekliyoruz.

Biz zaman zaman burada bütçeyi eleştirdiğimizde -ki geçen yıl da aynı durumu tartışmıştık- geçen yıl bütçe tartışmalarında “Bütçe, şoklara dayanıklıdır.” demişti Hükûmet. Biz, bunun böyle olmadığını anlattık. Bu yıl, bu sefer bangır bangır gelen bir küresel kriz karşısında önceleri hafife alma, ama sonraları bunun etkilerinin olabileceğini görme noktasına gelinmiş olmasını önemsiyoruz, ama bunun bu şekilde algılanması bütçede hiçbir değişime gitmedi. Çünkü IMF doğrultusunda düzenlenen bütçenin 2013 yılına kadar rakamları dahi belli, yani şimdiden 2009 tasarısını görüşüyoruz, 2010, 2011’in rakamları var önümüzde. Böyle olunca durum; biz, bütçe denetleme görevini yapamayan bir Meclis durumuna düşüyoruz.

Peki, bu neden böyle oluyor? Noam Chomsky’nin sorduğu “Halkın tercihlerini kim belirliyor?” sorusu aslında ortaya çıkarıyor. Kim belirliyor? IMF belirliyor, sağ olsunlar NATO belirliyor, ABD belirliyor, Brüksel’den belirliyorlar. “Avrupa Birliği” diyeceğiz ama, Avrupa Birliği ilerleme süreci üç yıldır sekteye uğramış durumda.

Şimdi, ben, partimiz adına önemli bulduğumuz birkaç noktaya vurgu yapmak istiyorum, ki bu geçirdiğimiz bir yılda sadece birkaç yasa değişikliğine değinerek, Hükûmetin, gerçekten, bir 2007 yılında seçim bütçesi yaparak, bir de 2009 Mart yerel seçimlerinde de bir seçim bütçesi yanılgısına düşerek ülkeyi nasıl bir felaketin eşiğine getirdiğini anlatmak istiyorum.

Yap-İşlet-Devret Yasası -yani özelleştirmeler yetmedi- çıkarıldı, Varlık Barışı Yasası -kara paranın aklanması diyoruz ona- çıkarıldı, enerji piyasalarıyla ilgili epey yasa çıkarıldı, şans oyunlarıyla ilgili çıkarıldı, mayınların temizlenmesi yasası Mecliste görüşülecek; ARGE Yasası, teşvik çıkarıldı. Şimdi, özelleştirmede satılacak şirket, kamu iktisadi teşebbüsü kalmayınca, bu sefer ülkenin dağlarını, limanlarını, akarsularını, yer altı ve yer üstü zenginliklerini satarak sıcak para akışını sağlama politikası içinde olan Hükûmetin artık bunu denkleştirmesi mümkün değil. Nasıl mümkün değil? Bizde derler: “Yüz delikli tulum çubuk tutmaz.” Yani, ayran tulumları delindiği zaman çubukla yamarlar, fakat, bu, yüz delikten fazla olunca yama tutmuyor, yani, bu bütçe de öyle. Nasıl, bunu açmak istiyorum:

Bir kere, Hükûmetin bütçede saydamlık iddiasının hiçbir inandırıcılığı yok. Her yıl bir rapor yayınlanması, merkezi yönetim bütçe gerçekleşmeleri ve beklentiler raporunun yayınlanması… Kamuoyu bütçe üzerinde gözetim ve denetim sağlayamıyor, böyle şey olmaz. Bütçe hazırlanırken sürece katılmayan sivil toplumun, emek ve meslek örgütlerinin sonradan yayınlanan ve rakamları üzerinde rahatlıkla oynanabilinecek bütçeler üzerinde denetim yaptığını söylemek mümkün değildir. Bakın, neden saydamlık yok? 2009 bütçesi neden şeffaf değil? Neden sosyal bir bütçe değil? Neden emekçinin boğazını daha çok sıkacak; ücretlinin, maaşlının, köylünün… Ona bir iki vurgu yapmak istiyorum.

Türkiye’de elbette serbest piyasa ekonomisi uygulanıyor, ama şeffaflaşma ekseninde bir ortaklaşma zorunludur. Çünkü, ekonomi-demokrasi ilişkisi düğüm noktasıdır. Demin saydığım temel ekonomi yasalarının -hatta, ihale kanunları dâhil- çıkarıldığını biliyoruz. Peki, bunlar yapılırken Anayasa reformu, Siyasi Partiler Yasası, seçim yasaları neden değiştirilmedi bu önemli on yedi aylık süre içinde? Yapılmadı çünkü, AK PARTİ İktidarının işine gelmiyor!

Bütçenin vergi verenlerce bilinmesi ve katılım sağlanması kadar, denetlenebilmesi de önemlidir. Ekonomiyi anlaşmazlıklardan, uzmanlıklardan alıp, anlaşılabilir kılmak, günlük yaşam ve demokrasi açısından halk için çok önemlidir. Sürekli açık veren bir bütçe, büyüme hızındaki dengesizlikler; üretimin az, tüketimin çok oluşu; bölgeler arasındaki dengesizlik, gelir dağılımındaki korkunç uçurum; kazançtan değil, tüketimden vergi almayı alışkanlık hâline getirme; kronik enflasyon, işsizlik, katlanan iç ve dış borçlar, kayıt dışı ekonominin korkunç düzeyi, kara delikler bütçenin aslan payını alan militer harcamalar. İşte, şeffaflaşmayla kastedilen tüm bu ekonomik sorunların genel demokrasi sorunu ile bağlantısını günlük yaşam üzerinden kurabilme becerisi ya da bu becerinin gereği bir sistemin kurulma konusudur.

Bu nedenle, şu noktalar çok önemlidir: Demokrasi zengin ülkelerin layık olduğu, zengin ülkelerin demokrasiyi geliştirebileceği şeklindeki 20’nci yüzyıl anlayışını yıkmak lazım. 21’inci yüzyılda uydu ve dijital teknik çağında yaşıyoruz, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da her yerde bir “tık”la bilgiye erişim çağındayız.

Gelişmekte olan ülkelerde “Ya ekonomik büyüme ya özgürlük” ikileminin gerçekçi olmadığı anlaşılmıştır. Ülkemizde “Ya özgürlük ya güvenlik” ikilemi maalesef gündem maddesi durumuna gelmiştir. Yani “Ya ekonomik büyüme ya özgürlük” denklemini Türkiye’de “Ya güvenlik ya özgürlük” denklemine çevirdik. İkisinin bütünselliği ve birlikteliği kalıcı gelişmeyi sağlar. Demokrasi anlayışı açısından “Ekonomi önemli değil.” anlayışı da son derece yanlıştır. Ekonomi aktörleri TÜSİAD, TOBB, sanayi odalarının “AB’ye giriş argümanı” adı altında demokratikleşme yanlısı tutum sergilemeleri, timsah gözyaşı dökmeleri, kimi işveren gruplarını kendilerini ekonomik süreç konusunda nasıl realize ettikleri konusunda sorgulamaları gerekir. İş dünyası “Hep bana Rabbena” diyor. Hep kendine, hep kendine, hep kendine… Geçtiğimiz bir sene içinde de biz de Mecliste ne yaptık? İşverenin yüzde 5 primini kestik, ne dedik? “Hazine ödesin.” dedik. Kim ödesin? “Emekçiler ödesin.” dedik. Ne kadar bütçeye yük getirdi? Tam 4,8 milyar.

Bakın, gelir vergilerini birazdan açıklayacağız, en düşük vergiyi işverenler, patronlar, zenginler Türkiye’de ödüyor. Bütün verginin yüzde 70’ini yine çalışan kesimden alıyoruz. Benim anladığımca demokrasi anlayışına sahip iş çevreleri. Bu eğilim tehlikelidir, emekçi halkı yok sayan bir anlayıştır. Çalışanların örgütlenme hakkı, sendikal haklar, sosyal haklar, onurlu ücret politikaları sağlıklı demokrasinin temelidir.

Ekonomide ihtiyaç duyulan dönüşümler ise yapılmıyor, sorunlar kartopu gibi büyüyor; bölgeler ve sınıflar arası uçurumlar korkutucu boyutlara vardı. İki Türkiye oluşmuş durumda. Biri varsılların, diğeri yoksulların arttığı iki Türkiye. Sosyal, siyasal, kültürel boyutları da bulunan iki ayrı Türkiye manzarası demokrasinin gelişimi açısından SOS vermektedir. Vahim toplumsal çatışma potansiyelleri de içermektedir ve acil sosyoekonomik adımları da zorunlu kılmaktadır.

Son yirmi beş yıllık çatışma ortamının da artırdığı olağan sınırları aşan göç olgusu, bir yanıyla, uzmanların hesabıyla, kamuya, yerindekinin 6 katı harcamayı getirerek ekonomik bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çarpık kentleşme sosyal patlamalar ihtimalini de çoğaltmaktadır. Ancak, bu öngörünün yine Hükûmet siyasetinde olmadığını görüyoruz. Sosyal bütçenin bu anlamda da önemi büyüktür.

Gelir dağılımı adaletsizdir. Yoksulluk, eşit vatandaşlık temelinde çözülmelidir. Avrupa Birliğinin yirmi beş ülkesi içinde sosyal transferler sayesinde yoksulluk riskindeki nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 25’ten 16’ya, Türkiye’de ise yüzde 30’dan sadece yüzde 25’e indirilebilmektedir.

Sosyal yardımlardan yararlanan yurttaşların sayısı artırılmalı, sosyal yardım politikası kapsamına alınmalı, çocuk yoksulluğuyla mücadelede özel sosyal yardım politikaları geliştirilmeli, yaşlılara yönelik sosyal yardım ve hizmet politikalarına kaynak ayrılmalı, sosyal yardım alanındaki kurumsal parçalanmışlık kaldırılmalı, insan onuruna yaraşır hâle getirilmelidir.

Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin 2007 yılındaki 0,73 gerilemesi 2008 ve 2009’da da sürüyor. Şimdi sormak istiyorum -Sayın Başbakan “3 çocuk doğurun.” dedi- Türkiye’de 2000’den bu yana hiç mi çocuklar doğmadı, büyümedi, okula gitmediler de Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi payı geriliyor? O, çok ciddi bir yaklaşım, siyaset anlayışıdır. Üç yılda Türkiye'nin nüfus oranına vurduğumuz zaman okul çağına gelmiş çocukların sayısının milyonları bulduğu ülkemizde Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin gerilemesi demek Türkiye'nin gerilemesi demektir, yarınlarının karartılması demektir, eğitimsiz insanlar yaratmak, sağlıksız insanlar yaratmak demektir.

Aynı durum gayrisafi millî hasıladaki pay açısından da… 2007 yılında 3,3, toplam 4,3’lük oran OECD ülkeleri ortalamasıyla UNESCO’nun kalkınmakta olan ülkelerdeki yüzde 6 olan oranının çok çok altındadır. Aynı oransızlık sağlık, kadın istihdamı, engelliler konusunda da vardır.

Değerli milletvekilleri, bakın, sadece 2009 seçimleri nedeniyle bütçeye getirilen yük -TEPAV’ın rakamları- 45 milyar; konut edindirme KEY’den 3 milyar, İşsizlik Fonu’ndan GAP’a aktarılan 6-6,5 milyar, özelleştirmeden GAP’a aktarılan -ki bu rakamlar dört yıllıktır, tabii ki 2008-2012 için- 9-10 milyar, yine İşsizlik Fonu’ndan istihdam için kaynak aktarımı 2,8-5 milyar arası, yerel yönetimler 19-20 milyar, yine yerel yönetimlere aktarılacak payla beraber topladığınız zaman 45 milyar. Bu seçim… Şimdi, bir başka konu da var, bütçede aynı geliri iki defa yazıp millete “bütçe açığı azdır” diye yutturan bir Hükûmetle de karşı karşıyız. Bunu biz söylemiyoruz, bunu yine bu işin uzmanları söylüyor. İşsizlik Sigortası Fonu’nu bütçeye aktarıyorsunuz kaynak fonu, stok olarak duruyor. Gelir, ertesi sene yine gelir. Hazine nakit dengesi verilerine göre de İşsizlik Fonu ve Özelleştirme Fonu’ndan bu şekilde aktarılan ve gelir kaydedilen kaynakların tutarı 8 milyar. Var olan kaynağı bir daha göster gelir kaynağı olarak. KEY için de 2,8 milyar… Şimdi, gelir olarak gösterilen bir tutarın tekrar olarak gelir gösterilmesi dürüst bütçe anlayışına aykırı değil midir?

Değerli milletvekilleri, bir konuya daha vurgu yapmadan geçmeyeceğim. Şimdi, yeni vergiler var; biliyoruz kiraya geliyor, emlaka geliyor, cebe geliyor, çevreye geliyor, değerli kâğıda geliyor, KDV’ye geliyor. Ancak, AKP Hükûmetleri döneminde yolsuzluklar oran olarak alındığında tam 2007 Yılı Faaliyet Raporu’na göre, Emniyet Genel Müdürlüğü kaçakçılık organize suçlarla ilgili, yolsuzluk operasyonlarının tam 2 katına yükseldiği rakamı çıkıyor karşımıza. İhale yolsuzlukları ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, devam ediniz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

…böylesi adaletsiz bir bütçeyle biz enerji alanında 50 milyar açık ithal enerjiyle, doğal gaz açık verildiği bir dönemde, sadece şu noktada bir vurgu yapmak istiyorum: Putin: “Ucuz gaz dönemi bitti, paydos” diyor ve bunlar OPEC gibi bir yeni “GECF” kısaltılmış isimlerle yeni, doğal gaz satan bir birlik resmi kurmak istiyorlar ve Türkiye, ne yazık ki katılan onlarca ülkeden gözlemci olarak bile katılamamış bir ülke durumunda.

Biz, bu bütçenin adaletsiz KDV ve ÖTV vergilerine, kaynakta kesilen vergilere dayalı bir gelir politikasıyla ülkenin kalkınmasının sürdürülemeyeceğini düşünüyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2008-12-24-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
