# Danışma kurulu önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mayıs 2009
- **Gündem:** DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-05-27-danisma-kurulu-onerisi

> Hasip Kaplan, 27 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ); konuşma 830 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gündür gerçekten Meclisin hiç alışık olmadığı, iki yıldır alışık olmadığı bir görüntü tablosu var ve Meclis grupları arasında Danışma Kurulunda bir ortaklık da sağlanamadığı için her grup ayrı önerilerle geldi. Tabii ki İç Tüzük haklarını kullanıyorlar ama şu anlaşılmıştır ki eğer Mecliste gruplar arasında bir uzlaşı ve diyalog olmazsa Meclis yasama görevini yapamaz. Çok açık bir durum bu.

Yüzde 87’ler oranında temsil bulmuş bir Meclis 23’üncü Dönem Meclisi. Dört grup var. Bu dört grup, dört parti ve DSP’yle beş parti ikinci bir seçim geçirdi geldi. Şimdi, yüzde 47’lerde oy alarak Mecliste temsiliyeti bulunan AK PARTİ, bugün, 22 Temmuz seçimlerinden sonra yüzde 38 oy oranı ile sandıktan çıktı. Şimdi, bu yüzde 38 oy oranı, karşısındaki yüzde 62 oy oranına yani kendi dışındaki büyük çoğunluğa, çoğunluğuna, milletvekili çoğunluğuna dayanarak eğer dikte ettireceğini düşünüyorsa, bu iki gün göstermiştir ki Meclis kilitlenir; bu İç Tüzük’le Meclis kilitlenir, Meclis çalışamaz ve bu kaybedilen değerli zaman… Yüzlerce milletvekili burada, bakanlarımız burada, halkın bizden beklentisi sanıyorum bu değil.

Ben sunulan önergenin aleyhinde söz aldım çünkü bizim hayvancılık sorunlarını konuşmadan önce sanıyorum insanlık sorunlarını konuşmamız gerekiyor.

Türkiye’nin çok ciddi sorunları var ve bu çok ciddi sorunlar içinde elbette ki tarım ve hayvancılıkla anılan bir ülke olarak bu alanda da sorunlarımız var ama İç Tüzük gereği bunu sıralamaya koyarsak hangisi doğru? Peki, soruyorum: Gerçekten, bugün Türkiye’nin birinci gündeminde ne olması gerekiyor? Çatışmalar yaşanıyor, gençlerimiz ölüyor, askerlerimiz ölüyor, hâlâ, uçaklar, operasyonlar ve her gün televizyon ekranına çıktığımız zaman yirmi beş senedir süren alışık olduğumuz tablolar var. Bu Meclisin birinci derecede görevi bu konuyu ele alıp tartışmak olması gerekmiyor muydu? Bu konuda önergeler verdik, hepsi sırasında bekliyor.

Küresel bir kriz kasıp kavuruyor ortalığı. Bu konuda muhalefetin, hatta iktidar partisinin de önergeleri var. Bu konuyu konuşmamız gerekmiyor mu?

Yine, diğer konularla ilgili, baktığımız zaman enerji politikalarını… Ve bütün bunların hepsinin ötesinde sormak istiyorum iktidar partisine ve bütün muhalefet gruplarına…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bize sorma, oraya sor.

HASİP KAPLAN (Devamla) – 12 Eylül askerî darbesinin yaptığı, bu Meclisi kapatan, partileri kapatan ve liderlerini Zincirbozan’a getiren Anayasa’yı nasıl vicdanınıza sindirebiliyorsunuz, tahammül edebiliyorsunuz? Bütün bunları konuşmamız gerekmiyor mu arkadaşlar? Biz bunu uzlaşı ve diyalogla konuşamazsak bunları nasıl çözeceğiz? Şunu gördük iki sene içinde: Gerçekten çok temel yasalarda, çok ağır konularda el ele verdiğimiz zaman Meclis büyük bir performansla yasaları çıkarabilmiştir.

Şimdi, bugüne kadar bir haftalık önerilerle gelen iktidar partisi, ilginç bir şekilde ilk kez bir aylık öneri paketiyle geldi. Biz bunu başından beri savunuyorduk, bir aylık programlar olsun, Meclis önünü görsün, hangi yasa ne zaman gelecek, herkes ona göre konuşmalarını hazırlar, araştırmalarını yapar, doğru olan budur, Meclisin bu konuda faydası, katkısı daha çok olur diyorduk zaten. Ama diğer üç grup, muhalefet göz ardı edilerek sırf iktidarın gündemine göre gündem belirlenmez. İktidarlar eğer gündemlerine göre gündem belirlemeye kalkarlarsa demokrasilerin bir çoğunluk diktası olmadığını, bunun da hukuken sınırlarının çizildiğini, çıkan yasaların da Anayasa Mahkemesine gittiğini, zaten burada son iki senede görüşülen birçok yasanın Anayasa Mahkemesinden döndüğünü biliyoruz.

Şimdi, bu çerçeve içinde, mayınları konuşurken bulunmadığım bir oturumda 3’üncü madde görüşülmüştü ve o maddeyle ilgili bir önergem vardı. Şöyle bir açtım baktım, evet mayınlar temizlensin, hepimiz bu konuda hemfikiriz. Hatta, Suriye sınırı değil, eğer Ottawa Sözleşmesi ise sözleşme yükümlülüğü ise bütün sınırlar, Irak, İran, Ermenistan, Gürcistan bütün sınırlar neden temizlenmesin? Ki Irak-İran savaşından sonra mayın faciasını bilmek için Bahman Ghobadi’nin “Kaplumbağalar da Uçar” filmini seyretmek yeterlidir. Hatta mayını, mayının acılarını bilmek için… Mayın mağdurları, kopan kolları, bacaklarıyla buraya geldiler, Meclis gruplarına da katıldılar. Bırakın onu, hepinizin gençlik yıllarına bir dönerseniz, Yılmaz Güney’in “Hudutların Kanunu”nu mutlak surette seyretmişsinizdir birçoğunuz. Hudutların Kanunu’nda mayının acımasızlığı anlatılırken biz… Evet, mayınlar temizlensin ama niye mayınları temizledikten sonra orada yaşayan halka, toprağına el konulmuş insanlara, tapusu belli olan insanlara vermiyoruz? Sonra da kalanı tarım ve hayvancılık kooperatifleri kurarak, tarımı destekleme teşvikinden GAP’a bağlayarak, GAP’ın bünyesindeki sulamayla birleştirerek hem tarımı hem hayvancılığı kooperatif sisteminde sınır bölgesinde yaşayan insanların, köylerin yararlanacağı bir şekilde dizayn etmeyelim.

Bakın arkadaşlar, 1 milyar dolar mayın temizleme maliyeti. Bugün, o mayınları döşeyen bir istihkâm taburu komutanının açıklaması vardı basında: “Bana üç dört tane tabur verin. Bu yaşımla -7. Kolordu İstihkâm Taburunda mayının bütün haritası vardır- gider, bir sezonda sökeriz mayınları.” diyor. Türkiye Cumhuriyeti ordusu eğer mayınlarını sökemeyecek durumda aciz ise NATO’nun 1’inci ordusu değildir. Dünyanın 10’uncu büyük ordusu içinde yer alamaz. Bir istihkâm olayını halledemeyen bir ordunun onuruyla Meclisin oynama hakkı yoktur. Yabancı şirketlere bu nedenle peşkeş etme hakkı yoktur. Kırk dört yıllığına -beş yıl da süre tanıyarak, Ottawa Sözleşmesi dikkate alınarak- bunu, mülkü, toprağı yabancılara kendine set çeker gibi -600 kilometreyi aşkın, 300 metre eninde- verme hakkımız yoktur, hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu yasayı bu şekilde kilitlemenin de hakkı yoktur hiçbirimizin.

Gelin, iktidar partisi bu mayın tasarısını tekrardan bir geri çeksin, tekrardan bütün gruplar konuşalım, ilgili kurumları tekrar dinleyelim. Ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda, ısrarla, üye olarak muhalefet şerhimi koyduğum zaman, lütfen, Türk Silahlı Kuvvetlerini çağırın, dinlemek istiyorum ve öğrenmek istiyorum, niye bu kadar operasyon gücü olan bir ordu istihkâmı bu eski mayınları sökemiyor, atamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Danışma kurulu önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-05-27-danisma-kurulu-onerisi (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
