# 2005 uluslararası zeytinyağı ve sofralık zeytin anlaşmasına katılmamısın uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.424)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim
- **Tarih:** 1 Aralık 2009
- **Gündem:** 2005 ULUSLARARASI ZEYTİNYAĞI VE SOFRALIK ZEYTİN ANLAŞMASINA KATILMAMISIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.424)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-12-01-2005-uluslararasi-zeytinyagi-ve-sofralik-zeytin-anlasmasina-katilmamis

> Hasip Kaplan, 1 Aralık 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 ULUSLARARASI ZEYTİNYAĞI VE SOFRALIK ZEYTİN ANLAŞMASINA KATILMAMISIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI (S.S.424)); konuşma 1.524 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii bu arada hemen söylemek istiyorum. Nuh Tufanı’nda Hazreti Nuh’un gemisi Cudi Dağı’nın tepesine konduğu zaman geminin içinden bir güvercinin ilk uçtuğu ve bir süre sonra, çekilen sulardan sonra ağzında bir zeytin dalıyla gemiye döndüğü rivayet edilir, anlatılır ve barış güvercininin ağzında zeytin dalı simgesinin tarihsel olarak da öyle olduğu anlatılır. Bana da sorarlar “Ya, sen Şırnaklısın. Şırnak’ta zeytin var mı?” diye. İşte o zaman, Dara köyünün zeytinlerinin ne kadar meşhur olduğunu, ülkemizin her yöresinde zeytin üretiminin çok önemli bir yeri olduğunu; Mardin’in Derik ilçesinin nasıl Mardin’e, Diyarbakır’a yettiğini; Şanlıurfa’nın, Antep’in, Antakya’nın kırık zeytininin nasıl İstanbul piyasasında restoranlarda arandığını; Muğla’dan Ege dolaşıldığı zaman Selimiye gibi bir ilçesinin her tarafının zeytin ağaçları olmasına rağmen nasıl oradaki üreticinin, köylülerin ekonomik sıkıntı içinde yaşadığını; hâlâ Orta Çağ’dan kalma üretim tesisleri ve taşlarla yağların nasıl çıkarıldığını, nasıl sıkıntı yaşandığını; Aydın’a, Denizli’ye, İzmir’e, Balıkesir’e, Ayvalık’tan Çanakkale’ye, Çanakkale’den yine Balıkesir’in Marmara kıyılarına ve özellikle de Bursa’ya, Gemlik’e gelindiği zaman ülkenin her bir tarafında, her dört tarafında bunca yaygın olan, üretimi yapılan zeytini, aynı zamanda Türkiye'nin dünyada en büyük üretici olması, 1/3’ünü ihraç etmesi, dünya siyah zeytin üretiminde birinci sırada yer alması, genel olarak da sofralık zeytin üretiminde ikinci sırada olması, yine zeytinyağı üretiminde ise dördüncü sırada yer alması nedeniyle önemli bir üretici ülke olmasına rağmen, bu değerli ürününü, ki kutsal kitaplarda geçen “Vettini ve’z zeytuni”yle başlayan sözcüklerden tutun da türkülerde “zeytin gözlüm”e; soframızda sabahları hiç eksiltmediğimiz, akşamları da yeşil zeytini salata niyetine, Akdeniz salatası olarak diyet salatalarından tutun da hepsinde yaşamımızın bunca içine girmiş bu güzel, bu değerli, Anadolu’nun bu güzel ürününü ne yazık ki yeterince üretemediğimizi, yeterince teşvik edemediğimizi, desteklemediğimizi ifade etmek istiyoruz. Bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin, bütün grupların birlikte yaptığı araştırmayı, araştırma raporunu okuduğum zaman, birlikte çalıştığımız zaman çok güzel şeyleri yapabileceğimizi, üretebileceğimizi, ülkemizin ortak sorunları konusunda çok güzel şeylerin olabileceğini görüyoruz. Sonuçta aklın yolu birdir. Ülkemizin zenginliklerini koruduğumuz sürece, geliştirdiğimiz sürece insanlarımızın refah düzeyine katkı sunarız ve gerçekten gelişmiş bir Türkiye'nin önünü açarız.

Evet, sıkıntıları olan bir ülkeyiz. Zeytinde bu kadar iddiamız var. Fındıkta da iddialıyız, fındıkta da Türkiye olarak dünyada birinci olan üretici bir ülkeydik.

Yine bakıyoruz bor madenine, başka tarımsal ürünlere baktığımız zaman da görüyoruz, pancara geliyoruz. Sonra bir şeyler oluyor, küresel ekonomi gelişirken durup dururken kotalar önümüze çıkıyor fakat bu zeytin üretiminde çok daha farklı bir durum var. Biz Türkiye olarak… Akdeniz havzasında -çok net söylüyorum- Yunanistan’dan İtalya’nın güney kesimine, Brindisi’den aşağısına, biraz daha ilerleyelim Fransa’nın Akdeniz kıyılarından ama özellikle İspanya’ya, İspanya’nın Endülüs’üne doğru gittiğiniz zaman her tarafta dikkatinizi çeken zeytinlikler olur ama o zeytinliklere bakın, o zeytinliklerin, Muğla’ya, Bodrum’a turizme gidenlerin, Marmaris’e turistik seyahat edenlerin sağında solunda gördükleri o koca asırlık zeytin ağaçlarının nasıl bakımsız olduğunu, kazılmadığını, kendi kendine yetiştiğini, kendi kendine büyüdüğünü göre göre geçtiğini de görürsünüz.

Tabii ki böyle olunca, Ayvalık zeytinleri, Gemlik zeytinleri, bazı üretici firmalar, işte TARİŞ’tir, zaman zaman yeni büyük şirketler bu olaya el atmaya başladı, Migros bu alanda birtakım çalışmalar yapıyor ama şunu açık söyleyeyim: Anadolu’dan, Ege kıyılarından bir sandala binin şöyle bir karşıya Kos Adası’na gidin veya Marmaris’ten Rodos’a geçin veya Ege kıyılarından, Ayvalık’tan, Cunda Adası’ndan Midilli’ye geçin, sizin ürettiğiniz zeytinyağlarının küçük şişelerde, süslenmiş, ambalajlanmış güzel şişelerde elinizden 1’e alınıp nasıl 5’e satıldığını görürsünüz.

Şimdi, ticarette, ekonomide bu kadar devasa, gelişmiş, dünyanın 15’inci ekonomisi olarak övündüğümüz Türkiye ile ilgili, bu en kıymetli ürünümüzün pazarlanması, teşviki ve desteği konusunda onca geri kalmışız ki… Dünyada pazar bulma konusunda sadece -sadece diyorum- zeytin ürünlerinin -sadece gıda olarak, kozmetik sanayisine sabun ve diğer alanlardaki kullanımını bir kenara bırakarak- nüfusu milyarları bulan Çin ve Hindistan pazarına sadece ve sadece zeytin üreticisinin -bu pazarlara- açılmasının sağlanması durumunda, Türkiye'nin çok yaygın bir bölgede üretilen zeytinlerinin, üreticilerinin ekonomisinin önünün açılacağı bir gerçek.

Evet, Akdeniz, her taraf deniz, kum ve şiş kebap. Peki, neden zeytin yok turizmde? Yani hakikaten o butik, o turizm marketlerinde Türkiye'nin kendi ürettiği özel şişelerinde özel sızma zeytinyağlarından tutun da yani dünya piyasasında, gıda sektöründe artık giderek önem kazanan bu ürünün değerlendirilmesi konusunda neden bu kadar öngörümüz kapalı, niye ufkumuz dar, niye açılamıyoruz? Ve niye böylesi bir anlaşma uyarınca… Uluslararası Zeytin Konseyine 1956’da üye olurken -İkinci Dünya Harbi’nden sonra- geliyoruz, 28 Haziran 1963 tarihinde Türkiye ne diyor? Konsey üyeliğinden, ülkemizin promosyon ve teknik eğitim faaliyetlerinden yeterince yararlanamaması, diğer ülkelerin üretim miktarları ülkemize oranla daha fazla arttığı hâlde üyelik aidatlarının yeniden gözden geçirilmemesi gibi nedenlerle 24 Kasım 1998 tarihinde ayrılmışız. 98, yakın tarih.. Aidatlar çok gelmiş, ayrılmışız. Zeytini satamamışız, pazar bulamamışız, teşvik edememişiz, kaptırmışız Konseyi başkasına. Kime kaptırmışız? Çok basit, hemen buradan bakıyorum, garip bir şeyle karşılaşacaksınız. Bakın, kaç ülke var? Arnavutluk, Cezayir, Belçika, Çek, Dominik, Mısır, Fransa, Almanya, Yunanistan, Irak, İran İslam Cumhuriyeti, İtalya, Ürdün, Lüksemburg, Fas, Rusya, İspanya, Tunus, Türkiye. İyi, güzel buraya kadar, dünyanın birinci üreticisi zeytinde. Peki, bu Konsey hangi dilde yayın yapıyor, onu da merak ettiniz mi? 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Anlaşması’nın orijinal metinleri Arapça, İngilizce, Fransızca ve İspanyolca dillerinde düzenlendi. Buyurun! Bununla gurur duyabilir miyiz? Bununla zeytinimizin tanıtımını yapabilir miyiz? Bununla pazar bulabilir miyiz? Manisa’daki küçük zeytinlerin tat ve kıymet olarak sofrada, iri zeytinlerin başka alanda, diğer zeytinlerin başka alanda, her birisinin ayrı bir fonksiyonu olduğunu, ayrı bir değeri olduğunu, kiminin yağda, kiminin yemekte, ayrı ayrı özellikleri olduğunu Türkçe dilinde, kendi dilinizde anlatamazsanız, onu İngilizce, Fransızca, İtalyanca anlatamazsınız ancak ham olarak verirsiniz, onlar işler, aldığını da 5 katına, 10 katına, kendi dillerinde, güzel güzel ambalajlarda, küçük küçük kutularda satarlar, onlar parayı kazanır, biz de sadece ürettiklerimizi çok az paraya veren ülke durumuna geliriz.

Araştırma raporuna baktığımız zaman, zeytin alanlarının bırakın nasıl yurt dışı firmalar tarafından kapışıldığını, bir de turizme kurban eden bir anlayışla o yüz yıllık zeytin ağaçlarının nasıl kesildiğini görüyoruz. Sahil turizminde, Akdeniz’de 100 metre olayını uygulayan ülkelerin hepsinden -dikkat edin- çok net bir hava fotoğrafını aldığınız zaman Fransa’da, İtalya’da örneğin, sahil kentlerinde mandalina, portakal ağaçlarını görürsünüz, onun önünde kumsal vardır, ondan sonra binalar vardır. Geçin İspanya’ya aynısını görürsünüz. Biz de binaların hepsini kıyıların, kumların, kumsalların üzerine, yalıları da kıyıya kadar getirip turizmi bu şekilde geliştirmeye çalışıyoruz. Oysaki turizmde hem zeytini hem portakalı hem mandalinayı birlikte, çevre düzenlemesiyle, tarihiyle buluşturarak, doğasıyla buluşturarak geliştirmek mümkün. Bu yanlış politikaları da zaman zaman yapan bir ülkeyiz.

Şimdi, tabii ki araştırma raporunda çok güzel tespitler var. Kanımca, Hükûmetin, Bakanlığın çok da yararlanacağı bilgiler var, çok da hazır bir formül var. Yalnız bir şey var, onu da söylemek istiyorum: Birlikte Halep’e gittik komşu iller olarak. Şırnak’tan biz gitmiştik, arkadaşlarımız Antep’ten, Urfa’dan, Antakya’dan gelmişlerdi. Şimdi, Suriye’yle ilişkilerimizi de geliştiriyoruz, ticari ilişkilerimiz de gelişiyor. Antep’ten Kilis’e, Kilis’ten Halep’e vurduğunuz zaman iki yakada uçsuz bucaksız zeytinlikleri görürsünüz, aynı durumdadır işleme, ticaret, pazar, üretim konusunda. Yani komşu ülkelerle ilişkilerimizin güçlendirilmesiyle komşu ülkelerle bizim bu tür olanaklarımızın da gelişebileceği dikkate alındığı zaman, gerçekten burada Hükûmetin bu konuda özellikle küçük üreticileri teşvik konusunda, kredilendirme konusunda çok özgün kararlar alması gerekiyor.

Çanakkale’de ekolojik bir otele gidiyorsunuz ve o otelde şunu görüyorsunuz: Gelen misafirlerine, hem kendi ürünlerini, köy ürünlerini veriyorlar ve ayrıca “Bizim bahçemizde yetişen zeytinlerden size bir şişe sızma zeytinyağı hediye ediyoruz.” diyorlar. İsim vermem gerekmiyor, bunu birçok kişi yapıyor, reklama girmesin ama, şimdi oraya giden bir yabancı veya yerli, fark etmez, görüyor, gözleriyle görüyor, bahçede zeytin ağacı var ve ürününü alıyor ve turizm birleşiyor. İşte, bu güzellikleri gördüğümüz zaman şu iddianın sahibi olmamız gerekiyor o zaman: Eğer biz üretiyorsak dünyada en fazlasını zeytinin, eğer bu topraklardaysa yüz yıllık zeytin ağaçları, eğer bu topraklardan fıçılarla zeytinyağları, Romalılar döneminde, ondan öncesi antik çağlarda tarihte hep öyle gidiyorsa Avrupa’ya veya Akdeniz’in diğer yakasına, Türkiye’nin bu Konseyde lider ülke olması lazım, belirleyici ülke olması lazım, lider ülke, belirleyici ülke olmanın gücünü kullanması lazım. “Aidatlar çok geliyor, çok üretiyorum kaygısıyla ben aidat ödemeyeyim” diye Konseyden ayrılan anlayışın yerine “Bunu ben yönlendireceğim, zeytin piyasasının lideri Türkiye olacak, zeytin üreticimin yanında olacağım, destekleyeceğim, ona Hindistan ve Çin’de, Uzak Doğu’da pazarı açacağım, Afrika’da açacağım...” İddia ediyorum ki bu ülkenin topraklarında, zenginliklerinde, değil 72 milyon insan, 700 milyon insanı kendi öz değerlerini değerlendirdiği takdirde refah içinde yaşatmak mümkündür.

Barışın simgesi zeytin dalı ve zeytin dalı bütün antik tarihte hep yer aldı. Siyasette de bakıyorsunuz -İtalya’da zeytin dalı ittifakları- seçimlerde zeytin, siyasete de zeytin dalı ittifakı olarak yansıyor. Evet, güzel şeyler, bir araya gelebilmek, büyük iddialar uğruna buluşabilmek çok güzel ama inanıyorum ki eğer araştırma önergesi doğrultusunda, verilen rapor doğrultusunda bizim ilgili bakanlıklarımız, bu küresel kriz sonrası tarım ve gıda sektöründeki daralma ve üretim düşüşü dikkate alındığı takdirde, Afrika ülkeleriyle Orta Doğu ve sadece Çin, Hindistan, Uzak Doğu Asya’nın Endonezya, Yeni Zelanda gibi ülkeleriyle bu alanda yapacağı çalışmaların, açacağı pazarın çok kısa bir sürede tanıtımını yapabilme gücünü gösterdiği takdirde, oradaki pazarlara girebildiği takdirde, kendi diliyle ve uluslararası olarak İngilizce başta olmak üzere kendi iletişimini kurabildiği takdirde zeytin üreticisinin, bugün, bu konseye yeniden katılacak olan Türkiye'nin hem Uluslararası Zeytin Konseyinin kuruluş, organ, işlev ve ayrıcalıklarından yararlanması hem bütçesi -katkıları- mali denetimi konusu hem zeytin ürünleri piyasasının standartlaşması, kaliteleşmesi hem de zeytinyağı ve sofralık zeytinin tanıtımı ile bu anlaşmayla bir eksiği daha kapatmış olacağız.

Ben bu duygularla, partimizin ülkemizin hayrına olan her yasaya, her sözleşmeye olumlu oy verdiğini, bu vesileyle de olumlu oy kullanacağımızı söylüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “2005 uluslararası zeytinyağı ve sofralık zeytin anlaşmasına katılmamısın uygun bulunduğuna dair kanun tasarısı (s.s.424)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 1 Aralık 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2009-12-01-2005-uluslararasi-zeytinyagi-ve-sofralik-zeytin-anlasmasina-katilmamis (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
