# Aden körfezi, somali karasuları ve açıkları, arap denizi ve mücevir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahları soygun eylemleri hakkında verilen karar gereğince türk silahlı kuvvetleri deniz unsurlarının bu bölgedeki sürelerinin biryıl daha uzatılması hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 2 Şubat 2010
- **Gündem:** ADEN KÖRFEZİ, SOMALİ KARASULARI VE AÇIKLARI, ARAP DENİZİ VE MÜCEVİR BÖLGELERDE VUKU BULAN KORSANLIK/DENİZ HAYDUTLUĞU VE SİLAHLARI SOYGUN EYLEMLERİ HAKKINDA VERİLEN KARAR GEREĞİNCE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ DENİZ UNSURLARININ BU BÖLGEDEKİ SÜRELERİNİN BİRYIL DAHA UZATILMASI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-02-02-aden-korfezi-somali-karasulari-ve-aciklari-arap-denizi-ve-mucevir-bo

> Hasip Kaplan, 2 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADEN KÖRFEZİ, SOMALİ KARASULARI VE AÇIKLARI, ARAP DENİZİ VE MÜCEVİR BÖLGELERDE VUKU BULAN KORSANLIK/DENİZ HAYDUTLUĞU VE SİLAHLARI SOYGUN EYLEMLERİ HAKKINDA VERİLEN KARAR GEREĞİNCE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ DENİZ UNSURLARININ BU BÖLGEDEKİ SÜRELERİNİN BİRYIL DAHA UZATILMASI HAKKINDA); konuşma 1.502 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık, deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle ilgili tezkere hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bir yıl önce de bu konu görüşüldü Mecliste ve Birleşmiş Milletlerin, Güvenlik Konseyinin, NATO’nun talepleri doğrultusunda biz de -Anayasa’ya göre Meclis kararı gerektiği için asker gönderme kararlarında- usulen burada toplandık, konuştuk, her grup adına birer konuşmacı. Ondan sonra da karar verdik, askerimizi gönderdik. Tabii değerlendirmelere baktığımız zaman kimisi, askerimiz, gemilerimiz, zırhlılarımız açık denizlerde gezecek, bayrak dalgalandıracak, Türkiye'nin gücünü temsil edecek, orada korsanları haklayacak, Türk ticaret gemilerine saldırmayacaklar, bu çerçevede alıyor. Bu çerçeve böyle dar alınırsa… Birleşmiş Milletler istedi, Güvenlik Konseyi istedi -Türkiye de Birleşmiş Milletler kurulduğundan bu yana ilk defa geçici bir Güvenlik Konseyi üyesi oldu- NATO istedi, eh biz de gönderelim.

Neden bu kadar basit? Bunun bir siyasi yanı, etik yani ahlaki yanı, bütçe yanı, vergi yanı, can güvenliği yanı neden sorgulanmaz Meclisimizde, milletin egemenliğinin olduğu kurumumuzda neden bu sorgulanmaz, neden bu kadar yüzeysel yaklaşılır? Doğrusu biz bunu anlamakta çok zorluk çekiyoruz.

Bu yeni değil, biz asker göndermeyi çok çok önceleri biliyoruz. Kore Savaşı’nda da biliyoruz, ondan öncesi olaylarda da biliyoruz. Son asker gönderme Afganistan. Daha öncesi olayları da biliyoruz ama Nâzım Hikmet’in şu şiirini anımsamadan, hatırlamadan da, halkımızı bu konuda doğru bilinçlendirmeden de geçmeyeceğim. Ne diyor büyük ozan:

“23 sentlik asker

Mister Dalles,

sizden saklamak olmaz,

hayat pahalı biraz bizim memlekette.

Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,

koyun eti,

Ankara'da 23 sente,

yahut iki kilo kuru soğan,

yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,

elli santim kefen bezi yahut,

yahut da bir aylığına

yirmi yaşlarında bir tane insan.”

Evet, Süveyş Kanalı’ndan kaç gemi geçiyor? 4 binin üzerinde gemi mi geçiyor? Bakacağım ona. Çin gemileri, Hindistan gemileri mi geçiyor Süveyş Kanalı’ndan, Somali açıklarından? Bakacağız. Kaç gemi, kaç ton, kaç milyar dolar kazanıyor? Kim kazanıyor? O açık sulardan, denizlerden kaç Amerikan gemisi geçiyor, kaç Rus gemisi geçiyor? Kaç tane bizim Hükûmetteki bakanın “gemiciği” geçiyor oradan? “Gemicik”lere bakacağız. Baktıktan sonra bir vatandaşımızın, bir askerimizin canının ne kadar kıymetli olduğunu hesaplayacağız ve bu kutsal yurt savunması için göreve gönderdiğimiz evlatlarımızın kimin uğrunda açık denizlerde ne tür risklerle karşı karşıya olduğunu göreceğiz.

Bunu görmediğimiz, sorgulamadığımız zaman şunun cevabını bulamayız: NATO soğuk savaş döneminde kurulmadı mı? Hani Varşova Paktı’na karşı kurulmuştu? Hani askerî bir pakttı? Ne oluyor da şimdi Kızıl Çin’le birlikte, NATO’nun gemileri ile Kızıl Çin’in gemileri Somali’deki televizyon ekranlarında gördüğümüz 3 tane, 5 tane deniz soyguncusunun… “Korsan” demiyorum çünkü korsanın da Orta Çağ’da Akdeniz’de, dünyada bir efsanesi vardır, bir ayrı geleneği vardır. Şimdi, NATO hangi yüce amaçlar, idealler uğruna Kızıl Çin’le kucaklaşıyor? Aynı savaş gemileri Sudan açıklarında Süveyş Kanalı’na gidecek yol güzergâhının, deniz yollarının korumalığını, jandarmalığını yapıyor. Kim yapıyor bunları? İkinci Dünya Savaşı’nda kurulan Birleşmiş Milletlerin 5 daimî, Güvenlik Konseyi Amerika, Çin, Rusya, İngiltere, Fransa. Aradan, 1945’in üzerinden tam 65 sene geçti. Birleşmiş Milletlerin kendisi sorgulanırken, bu karar mekanizması olan Güvenlik Konseyinin aldığı kararlar bu beş büyük ülkenin çıkarlarına hizmet ederken “Burada ne oluyor?” diye sorgulamadan oraya asker göndermenin hiçbir vicdani rahatlığını hissedemeyiz. Evet, hangi tekellerin, holdinglerin gemileri geçiyor oradan? Mısır Süveyş Kanalı’nda, bütün geçim kaynağının biriktiği Süveyş Kanalı’nda şu krizi yaşarken, kontrol edilemez güç teorisiyle bütün civar ülkeleri, yani Suudi Arabistan, Yemen, Sudan ve Ürdünlü yetkilileri de katarak Mısır’ın gemi kaçırma hadiseleri karşısındaki zarar gören ülkelerin toplantılarını irdelemeden, Süveyş Kanalı’nın geçişini irdelemeden, yirmi bin geminin Aden Körfezi’nden geçişini irdelemeden ve uluslararası ticari işlemlerin yüzde 7,5’unun Süveyş Kanalı’ndan yapıldığını irdelemeden biz buraya asker gönderirsek, gönderdiğimiz zaman niçin gönderildiğini de irdeleyemeyiz.

Korsanların gemileri kaçırırken kullandıkları en profesyonel yöntemler ve en modern elektronik aygıtlar, kullandıkları laptop cihazlardan suni şartlarla bağlanması ve bölgedeki NATO savaş gemilerinden korkmaması, bölgede askerî deniz üsleri inşa etme heves ve ihtiyaçlarını birçok ülkenin aklına düşürmedi mi? Ne yapıyor bu ülkeler? Gidiyorlar, bu tür ülkelerin kıyılarında bahsettiğimiz gibi askerî üsler kuruyorlar. Hâlâ, ABD’nin 5’inci Filosu Basra Körfezi’nde bulunur, dolaşırken, Irak’a müdahale ettiği zaman Amerika ve birleşik güçleri, oralar savaş gemileriyle dolarken nasıl oluyor da üç tane, dört tane küçük deniz aracıyla o koskoca alanı birkaç tane korsan kontrol altına alabiliyor? Oradaki olaya güvenlik boyutuyla baktığınız zaman, Amerika’nın savaş filolarının karşısında çaresiz kaldığı savaş korsanları, NATO’nun karşısında çaresiz kaldığı savaş korsanları ve arkasından Birleşmiş Milletlerin aldığı kararla oraya asker gönderilmesi, Türkiye de burada yer alırsa Türkiye de güç kazanacak anlayışı. Bunun doğru bir yanı yok. Mısır’ı anlayabiliriz Süveyş Kanalı nedeniyle, uluslararası hukuku anlayabiliriz, korsanlığın müeyyidesini de anlayabiliriz ama bazı şeyleri de anlamakta güçlük çekeriz. Şimdi, bakın, Güvenlik Konseyi dışında alınan bazı kararlar var. Bu kararlar ilginçtir. “Somali’deki korsanlar yakalandığı zaman nerede yargılayalım?” demişler ve Amerika, kendi başına Kenya’yla anlaşmış ve korsanların Nairobi’de, Kenya’da yargılanmasına karar vermişler. Yani Somali açıklarında yakaladıkları korsanları getirip Kenya’da yargılama! Hangi hukuka göre? Hangi uluslararası sözleşmeye göre? Ne Birleşmiş Milletlerin ne Güvenlik Konseyinin ne NATO’nun kararı olmadan, orada, korsanı alıp getiriyor, “Kenya’da yargılayacağım.” diyor. Süper güçlerin dünyadaki sistemin çöküşü sonrası kayan güç dengeleri karşısındaki rahatlığı, pervasızlığı yargı alanına da, her alana da yansıyor.

Burada, yurt dışına asker gönderme olayının dış politikada en önemli politik kararlardan biri olduğu bir gerçek. Şimdi, dünya ticaretinin en büyük oranda, yüzde 80’lerde deniz üzerinden ulaşımı sağlanır ve milyarlarca dolar ticaret hacmi -ithalatıyla, ihracatıyla- seyrederken, bu şirketler mademki geçmiş dönemlerde Endonezya-Malezya üçgeninde, Uzak Doğu, Asya’da bu korsanlık olayları yaşanırken orada nasıl önlem alıp nasıl geliştirdilerse Sudan, Somali açıklarında, Süveyş Kanalı’na giden yolda, Arap körfezinde bunu da sağlamaları mümkün. O zaman buyursun küresel şirketler, holdingler kendi özel güvenliklerini kursunlar, kendi lejyon güvenliklerini kursunlar, parayla asker tutsunlar, kendi ticaret gemilerini korusunlar.

Buradan giden askerin vergisi vatandaşın cebinden çıkıyor, silahı da, üstü de, postalı da, tüfeği de, topu da, helikopteri de bunların hepsi bütçeden çıkıyor. Bu bütçeden kıydığımız, harcamadığımız paraları Tekel işçilerine çok görürken Sudan, Somali açıklarındaki Çin, Hindistan, Amerika, Rus gemilerini korumak için ne kadar bütçe ayırıyoruz, ne kadar harcama yapıyoruz? Bu harcama gerekli mi? Bunun sorgulamasını yapmak zorundayız. Bunu yapmadığımız zaman oraya asker gönderenlere şunu da söylemek zorunda kalırız: Ruanda’da 300 bin kişi öldü. 300 bin insan Ruanda’da ölürken kimin sesi çıktı, kimin? İnsanlık adına orada her gün katliamlar yaşanırken oradan ticaret gemileri geçmiyor diye kimse asker göndermedi Ruanda’ya ama Ruanda’da yaşanan vahşet Birleşmiş Milletlerin gözü önünde yaşandı. Ne oldu sonra? Ruanda’da ad hoc mahkeme kuruldu, uluslararası mahkeme. Sizler biliyor musunuz orada Mehmet adında Türkiye’yi temsil eden bir yargıç da vardı ama bilemezsiniz. Adı Mehmet olan yargıcımızı da kimse tanımıyor, Ruanda’da nasıl katliamlar olduğunu da bilmiyor. Peki Darfur’da yaşanan 300 bin kişilik katliama ne diyorsunuz? Onlar insan değil miydi? İnsanlar gemilerden daha mı kıymetsiz? Onlar için niye biz bazı önlemler alıp asker gönderemiyoruz, Birleşmiş Milletler gönderemiyor, NATO gönderemiyor, uluslararası kuruluşlar gönderemiyor?

Evet, Somali yoksul bir ülke, yoksul olduğu kadar feodal, tarım ve hayvancılıkla geçinen bir ülke ama yüzde 99’u da Müslüman olan bir ülke. Burada 1991 yılında Siad Barre adındaki dikta yönetimi devrildikten sonra Somali halkı on yedi yıl hükûmetsiz kaldığında Birleşmiş Milletler müdahalesine rağmen orada bir kamu düzeni tesis etmeyi, bir otoriter düzen kurmayı, bir devlet yönetimine izin vermeyi düşünmeyenler, bugün o kıyılarda korsanların gemileri, yatları çevirmesinden, fidye istemesinden, Süveyş Kanalı’nın işlemesinden, ticaret gemilerinden, Mısır’ın millî güvenliğinden bahsediyorlar.

Burada şunu çok net olarak söylemek gerekir tabii: Bir ülkeye uluslararası güç gönderildiği zaman, Çin ve ABD misyonu gemileri yan yana geldiği zaman ve korsanlarla mücadelede NATO’da buluştuğu zaman… Artık dünyanın yeni bir değişime, Birleşmiş Milletlerin yeni bir reforma, Güvenlik Konseyinin yeni bir reforma, NATO’nun yeniden sorgulanmaya, dünyanın çıkarlarının, Türkiye'nin geleceğinin, hepsinin yeniden dizayn edilmeye ihtiyaç duyduğu günlerde yaşıyoruz.

Keşif ve karakol görevi, yine korsanlık ve deniz haydutluğunda silahlı soygun yapanlara karşı bir gemimizin gönderilmesi. Evet, bir yıl önce oradaydık. Bir yıl önce oraya gemi göndererek ne kazandık, onun çok iyi sorgulanması gerekiyor. Somali gibi Müslüman bir ülkeye, İslam Kurtuluş Örgütünün bu Müslüman ülkeye, üstelik de Suudi Arabistan’dan önce Müslümanlığın yayıldığı iddia edilen bu ülkeye neden uzaktan bakıyoruz, neden asker gönderme çerçevesinde bakıyoruz? Ekonomik, sosyal, siyasal boyutlarıyla bu ülkeye, 10 milyonu aşkın nüfusu olan bu Müslüman ülkenin aç ve yönetimsiz, hukuksuz rejimleri karşısında o ülkeye bir el uzatmak gerekiyorsa, o ülkede yeni bir başarılı yönetim kurulması gerekiyorsa, bu eli uzatmak varken göstermelik olarak oraya sırf korsanlarla ilgili savaş gemileri göndermenin hiçbir faydası yoktur.

Artık şekille uğraşmanın hiçbir anlamı yok. Türkiye'nin çıkarları neyi gerektiriyorsa… Dış politikada, enternasyonal dayanışmada birilerinin stepnesi olma değil, birileri karar verdi diye arkasından sürüklenme değil, birileri istedi diye gitme değil, birileri “Oraya gidin.” dediği için gitmek değil, birileri “Irak’a”, birileri “Afganistan’a”, birileri “Somali’ye gidin.” dediği için değil… Aslolan bu ülkenin itibarı. Bu ülkenin geleceği, kendisi ihtiyaç duyduğu zaman alacağı kararlarda gizlidir.

Bu becerinin gösterildiğini düşünmüyoruz ve gerçekten, Nazım Hikmet’in, aradan geçen yıllara rağmen, aynı sözleri, aynı şiiri kulaklarımızda, yansıyor:

“Dedim ya Mister Dallas,

Herhâlde bütün bunları sizden gizlediler,

ucuzdur vardır illeti.

Hani şaşmayın,

yarın çok pahalıya mal olursa size,

bu 23 sentlik asker,

yani benim fakir, cesur, çalışkan milletim,

her millet gibi büyük Türk milleti.” diyor ve bu sözlerini burada söylerken özellikle Kore’ye yönelik asker göndermelerde dışarıya bağımlılığın altını bir başka şekilde çiziyor.

Biz parti olarak çok netiz. NATO istediği için askerimizi göndermeye karşıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Aden körfezi, somali karasuları ve açıkları, arap denizi ve mücevir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahları soygun eylemleri hakkında verilen karar gereğince türk silahlı kuvvetleri deniz unsurlarının bu bölgedeki sürelerinin biryıl daha uzatılması hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 2 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-02-02-aden-korfezi-somali-karasulari-ve-aciklari-arap-denizi-ve-mucevir-bo (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
