# Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim
- **Tarih:** 17 Şubat 2010
- **Gündem:** KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.383)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-02-17-kamu-duzeni-ve-guvenligi-mustesarliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind

> Hasip Kaplan, 17 Şubat 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU DÜZENİ VE GÜVENLİĞİ MÜSTEŞARLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.383)); konuşma 589 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gündür toplumda bir gerginlik, Mecliste bir gerginlik… Doğru dürüst konuşamıyoruz, sorunlarımızı tartışamıyoruz. Oysaki “Meclis çözüm yeri” diyoruz ve bir bakıyoruz, terörle mücadele için bir “süper müsteşarlık” kuruyoruz. Bu “süper müsteşarlık” birkaç bürokrat Türkiye'nin bütün sorunlarını çözecek. Habur’u konuşuyoruz bir taraftan, bir taraftan oramiraller savcılığa çağrılıyor, bir taraftan ordu komutanları çağrılıyor, bir taraftan başsavcılar, bir taraftan Yüksek Hâkimler-Savcılar Kurulu hemen olağanüstü toplanıyor. Bir çifte standart hayatımıza hâkim olmuş.

Şemdinli davasında Van Cumhuriyet Başsavcısı görevden alındığı zaman susanlar, Yüksek Hâkimler-Savcılar Kurulu kararı karşısında, bugün alelacele toplanıp Erzurum yetkili savcısını görevden aldığı için yargıya müdahale ediyor.

Ergenekon davasında yargı sürecinde bir tarafa müdahil olanlar, olayları tartışırken yargıya müdahale ediyor. Yani şimdi, yargı kendi içinde bu sefer karmaşalaşıyor ve bir soruna çözüm bulunamıyor. Çözüm yeri de Meclis.

Şimdi, burada, şunu bir kere net tespit etmek gerekiyor: Türkiye'de terörle mücadele deyince neyi kastediyoruz? Yani terör deyince, devletten de terörist oluyor, gruplardan da oluyor, örgütlerden de oluyor.

Bunun da Birleşmiş Milletlerde alınmış kararlar var. Örneğin Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi Kişisel ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, çok açık olarak özgürlükleri yok etme özgürlüğünün tanınamayacağını kurala bağlamış ve bu devletleri de kapsıyor.

Örneğin devletlerin teröre destek vermesi söz konusu olduğu gibi, bazı muhalif grupların bastırılmasında antidemokratik yapılı devletlerin yasa dışı şiddete başvurduğundan bahsediliyor ve bir şey söyleniyor: Çok partili demokratik bir yönetime dayanan, basın özgürlüğüne yer veren, hukuk devleti koşullarına uyan bir devlette devlet terörü bulunması mümkün değil. Bütün mesele bu. En büyük terörü, bu Meclis 12 Eylül darbesinde yaşadı. Bütün partiler kapatıldı, liderleri içeri atıldı, yetmedi, Anayasa’sı değiştirildi, yetmedi, Siyasi Partiler Yasası değiştirildi, seçim yasaları değiştirildi, hukuk düzeni, altı yüz elli tane temel yasa değiştirildi. Biz, burada birbirimizle konuşurken bu gerçeği nedense göz ardı ediyoruz. Avrupa Birliği sürecinde bir ülkeyiz, demokratikleşmeden bahsediyoruz, reform paketlerinden bahsediyoruz, ama hâlâ darbe anayasasıyla yönetiliyoruz.

Burada temel sorun şu: Hükûmetin sekizinci yılda geldiği ve görmediği bir nokta, geleneksel bürokratik anlayış ne diyor? “Bölgede Kürt sorunu yok ve dolayısıyla da sorun yalnızca bir terör sorunudur.” Bu, bir boyutu. Bunu, bu şekilde 80’lerde tanımlayabilirsiniz, ama 2010’lu yıllara geldik, otuz yıldır çatışma sürüyor. Gelinen noktada, kimlik nedir? Kürt sorunu nedir? Ana dil nedir? Eğitim, sanat, kültür nedir? Bunlar terörizm midir? Rojda’nın türkü söylemesi terörizm midir değil midir? Veya bir sanatçının, bir kitabın, bir eserin terörizm olup olmadığını hâlâ birbirinden ayrıştıramıyorsak elbette ki mücadele yönteminde de yanlışa düşeriz. Bütün mesele burada.

Biz, başından beri, parti olarak çok açık şunu söyledik, dedik ki: Bugüne kadar baskı yasalarının tümünü koydunuz. Sıkıyönetimler geldi, savaş hâli geldi, örfi idare geldi, olağanüstü hâl geldi, bölge valilikleri geldi, ama çözülmedi. 17 bin faili meçhul cinayetle de çözülmedi, 4 bini aşkın köyün yakılmasıyla… Gele gele geldik bugüne de bir süper müsteşar mı çözecek bunu? Yani, burada kendi kendimizi kandırmıyor muyuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Türkiye, Avrupa Birliği müzakere sürecinde bir ülke. Bakın, şu gördüğünüz muska değil, Avrupa Birliğinin 54 tane temel ilkesi bunun içinde var ve bu temel ilkelerden bir tanesi de güvenlik ve özgürlüklerdir. Bu Müsteşarlığı çıkarmak isteyen iktidar partisinin Avrupa Birliği müzakere sürecinde bu güvenlik ve özgürlük denkleminden ne anladığını bir okuması lazım. Bunun için de gidin Avrupa Parlamentosuna, şunları görürsünüz, böyle 57 tane maddenin içinde olduğu kitapçıkları dağıtırlar.

Şimdi, bunları yapmayacaksınız, Anayasa’yı değiştirmeyeceksiniz, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan şikâyet edeceksiniz, sekiz sene, başınıza dolanacak. Bu kadar basiretsizlik olmaz. Değiştireceksiniz, HSYK’yı da değiştireceksiniz, arkasında da duracaksınız, böyle istediği zaman istediği kararları da almayacak. Siyasi Partiler Yasası’nı da değiştireceksiniz. Orada yüzde 10 seçim barajını da değiştireceksiniz. Halkın özgür iradesinin önünü açacaksınız.

Bakın, düşünce…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.383)”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-02-17-kamu-duzeni-ve-guvenligi-mustesarliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkind (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
