# Çalışma saatleri ve konuları hk.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim
- **Tarih:** 6 Nisan 2010
- **Gündem:** ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-04-06-calisma-saatleri-ve-konulari-hk

> Hasip Kaplan, 6 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ VE KONULARI HK.); konuşma 916 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına, “Hançer Timi”yle ilgili araştırma önergesi lehinde söz almış bulunmaktayım.

Aslında, hukukun rafa kaldırıldığı ve yargının işlemediği dönemlerde faili meçhul cinayetlerin pervasızca nasıl işlendiğine yakın tarihimizde tanık olduk. Bizim araştırma önergemizin konusu olan “Hançer Timi”yle ilgili vakanın çok yakın bir tarihte olması ve olayların yaşandığı bölge dikkate alındığı zaman, özellikle askerî yasak bölge kapsamında olan bir alan, korucuların yoğun olduğu bir alan ve bu alanda işlenen cinayetler dikkate alındığı zaman -Şırnak Milletvekilimiz Sayın Sevahir Bayındır’ın da belirttiği gibi- bu tür olaylar konusunda eğer çok ciddi üzerinde durulmazsa ve bu olayların failleri ve sorumluları aydınlığa kavuşturulmazsa, bunun, maalesef daha büyük olaylara sebebiyet verdiği, yaşam hakkının, insan hak ve özgürlüklerinin en başında gelen yaşam hakkının ayaklar altına alındığı bilinmektedir.

Aslında, faili meçhul cinayet derken çok uzaklara gitmeye gerek yok, yakın bir zaman kesitini alarak bu olaya baktığımız zaman bugün Meclis olarak üzerimize düşen görev ve sorumlulukların nasıl da arttığını görebiliriz. Özellikle 90’lı yıllarda başlayan faili meçhul cinayetleri JİTEM’in kuruluşuyla birlikte ele almakta, o dönem oluşturulan yasa dışı suç organizasyonlarının, çetelerinin durumunu ele almakta büyük yarar vardır. Yüksekova çetesi, derken, İstanbul’da Kocaeli çetesi, değişik çetelerin, organizasyonların içine baktığımız zaman güvenlik güçlerinin, orada bulunan yerel güçlerin, korucuların, çetelerin ve itirafçıların bir ekip oluşturduğu ve bu ekiplerin zaman zaman devlet ve ülkeyi koruma adı altında kendilerini gerçek koruyucu ve hukukun üstünde gördüğü ve cinayetleri işlediği ama asıl gerçek kazındığında bunların hepsinin kaçakçılık yaptığı, rüşvet aldığı, başkalarından zorla para tahsil ettiği, gasbettiği, mallarına mülklerine el koyduğu gerçeğiyle karşılaşırsınız.

Şimdi, bu olayları bu bütün içinde ele aldığımız zaman şu ortaya çıkıyor: “Çatışmalı ortamlarda, özellikle 93 ve 97 arası 17 bin faili meçhul cinayet Türkiye’de nasıl işlendi?” dediğimiz zaman Susurluk raporuna biraz göz atmakta yarar var. Susurluk raporundaki şu dehşet cümleler cinayet işlemenin uzatmalı çavuş düzeyine kadar düştüğü, hatta ve hatta itirafçı ekiplerin bu konuda nasıl görev aldığı, daha sonra itirafçıların beyanları, beyanlarıyla ortaya çıkan delillerin varlığı, Aygan gibi diğer itirafçıların da birlikte katıldığı cinayetlerden, Musa Anter’den, Vedat Aydın’dan günümüze Uludere ve Beytüşşebap’ta işlenen cinayetlere kadar gelirsiniz. Bu tehlike geçmiş değildir. Bunu çok açıklıkla ifade ediyorum.

Şu an, daha yeni bölgeden geldik ve Şırnak’ta üç kocaman askerî yasak bölge var. Bu yasak bölgelerde güvenlik güçleri hareket hâlinde ve burada zaten polis görev yapmıyor. Burada görev yapan askerî birlikler var. Askerî birliklerle beraber korucu olarak görev yapan ekipler var. Şimdi, bu korucu olarak görev yapan 80 binin -ki bunun 20 bini gönüllü, 60 bini de kadrolu korucudur- içinde bir nüve, bir çekirdek “Hançer Timi” oluşturulmuş ve bu “Hançer Timi”, bir dönem, işlediği cinayetlerin karşılığında para alan bir ekip olarak bu işleri meslek hâline getirmiş ve bu faili meçhul cinayetlerin -dosyalarının- bir kısmının Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde de davası devam etmektedir.

Şimdi, bakıyoruz, bölgede bir yığılma var, bir askerî birlik yığılması var, bir güç yığılması var. İşte, dün, bugün televizyonda okuduk: Cizre Tank Taburundan -tutun- tank atışlarının yapıldığını, İkizce Taburundan tankların Gabar Dağı’na doğru harekete geçtiğini ve Gabar Dağı’nda büyük bir operasyonun olduğu söylenmektedir.

Şimdi, orada yaşayan birimlerdeki, Güçlükonak ve orada yaşayan yetmişe yakın köylerdeki vatandaşlarımız, bir tek, oradaki güvenlik güçlerinin insafı ve vicdanıyla karşı karşıya kalmaktan başka hiçbir güvenceye sahip değildir. Burada yargı gidemiyor, savcı bir cinayet olayının arkasından bir keşfe, bir otopsiye gidemiyor. Oradaki hukuki deliller toplanamıyor ve bu tür yasa dışı oluşumların cinayetlerine de açık kapı aralanıyor. Eğer günümüz süreci, Türkiye’deki siyasi atmosfer, Ergenekon soruşturmaları dikkate alınacak olursa çok rahat provokasyon ortamlarının yaratılması, bu “Hançer Timi”nin çok daha büyük tehlikeli işlerde kullanılması kaçınılmazdır. Buna karşı Hükûmetin son derece uyanık ve dikkatli olması gerekiyor. Sonuçta bunun siyasi sorumluluğu elbette ki siyasi iktidara aittir, Hükûmete aittir. Şimdi soruyoruz: Ne oldu da bahar günü, bu baharda, nisan ayında hiçbir yerde çatışma yokken, tek taraflı ateşkes varken neden şu an her tarafta bir operasyon ihtiyacı duyuluyor? Neden operasyona çıkılıyor? Neden çatışma ortamı yaratılıyor? Neden korucular, hepsi, bu görevlendirmenin içinde fiilen yer alıyor? Bu alınan görevlendirmelerin tek tek tespiti hâlinde aslında bu tehlikelerin önüne de geçmiş olunacaktır.

Türkiye’de insan haklarının başında gelen yaşama hakkını, yaşam hakkını garanti altına almadan bir hukuk devletinin kurulması mümkün değildir. Yakın tarihimiz siyasi cinayetlerle doludur. 12 Eylül öncesinin siyasi cinayetlerini alın, 12 Eylül sonrası yaşanan olayları alın ve günümüze kadar…

Yakınlarda, biliyorsunuz, 12 Eylül öncesi siyasi cinayetlerde kurban giden ve 12 Eylül sonrası da işlenen cinayetlere kurban gidenlerin aileleri Meclise geldi, bizlerle de görüştüler. Bizim önergemizden sonra siyasi cinayetlerle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi gelecek. O önerge üzerinde, elbette ki, konuşma hakkımız söz konusu değil çünkü orada bir görevlendirme gereği… Ancak şunu ifade etmek istiyoruz: Kemal Türkler’in, Uğur Mumcu’nun, Doğan Öz’ün ve ismi bilinen, tanınan yazarlarımızın, siyasetçilerin, gazetecilerin hepsinin aileleri Meclise geldi, bizleri de grubumuzu da ziyaret etti ve “Bu siyasi cinayetleri aydınlatın.” diyorlar. Eğer Türkiye önünü görmek istiyorsa, Türkiye gerçekten bir hukuk devleti olmak istiyorsa, Türkiye’de can ve mal güvenliğinin sağlanması isteniyorsa Türkiye’de Meclisin bu siyasi cinayetleri araştırma basiretini ve kudretini göstermesi gerekiyor. Biz buradan açık destek veriyoruz. Bu siyasi cinayetlerin araştırılmasını, bu önergelerin araştırılmasını biz de destekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği siyasi cinayetlerin araştırılmasıyla ilgili önerge, yine bizim destek vereceğimiz bir önerge olduğu gibi, bizim bahsettiğimiz “Hançer Timi”yle ilgili cinayetlerle ilgili önerge de bunun bir benzeridir. Bu açıdan baktığımız zaman Meclisin duyarlı olması gerektiğini düşünüyoruz.

Evet, siyasi cinayetleri aydınlatamayan, faili meçhul cinayetlerini aydınlatamayan, yasalarla güç alan, silah kullanma yetkisini kendinde bulan, delilleri karartan ve sorgusuz sualsiz insanların canına kasteden eğer yasa dışı çete ve örgütlenmeler, oluşumlar varsa, eğer bunları kullanan, provoke eden güçler varsa bunları tespit etmek en başta gelen görevlerimizden birisidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Çalışma saatleri ve konuları hk”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-04-06-calisma-saatleri-ve-konulari-hk (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
