# Gübretaş'ın bir konsorsiyum ile ıran'da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrıkası hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim
- **Tarih:** 9 Haziran 2010
- **Gündem:** GÜBRETAŞ'IN BİR KONSORSİYUM İLE IRAN'DA ÖZELLEŞTİRME YOLUYLA SATIN ALDIĞI GÜBRE FABRIKASI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-06-09-gubretas-in-bir-konsorsiyum-ile-iran-da-ozellestirme-yoluyla-satin-ald

> Hasip Kaplan, 9 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GÜBRETAŞ'IN BİR KONSORSİYUM İLE IRAN'DA ÖZELLEŞTİRME YOLUYLA SATIN ALDIĞI GÜBRE FABRIKASI HAKKINDA); konuşma 1.601 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 476 sıra sayılı Dış Ticaret Müsteşarlığına ait Kanun Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maddenin genel gerekçesine baktığımız zaman, 2009-2013 dönemini kapsayan Stratejik Planında kurum vizyonu, ülkemizin dünya ticaretinde lider ülkeler arasında yer almasını sağlayacak dış ticaret politikalarının oluşturulması, uygulanması olarak bahsediyor ve aslında bir kadro kanunu. Bu aralar bolca gelen kadro kanunlarından birisi de bu.

Peki, bu çalışma yapıldığı zaman ve bu tasarı Meclise sunulduğu zaman dünya küresel ekonomik krize gireli bir yıl olmuştu. 1929’daki, ABD’deki ekonomik krizden sonra dünyadaki en büyük küresel krize girilen bir tarihte hem ABD’nin hem Avrupa Birliği ülkelerinin ithalat ve ihracatlarındaki düşüşler, ekonomideki gerileme dikkatleri çekerken, Türkiye’de de çok ciddi ağır etkileri oluyordu. Neler oluyordu? İşçiler işten atılıyordu. İnşaat sektöründe, tekstil sektöründe, yabancı ülkelerde birçok alanda şirketler kapanıyordu ve hâlen kapanmaya devam ediyor.

Peki, bu sanayi sektöründe, otomotiv sektöründe, bütün bu alanlarda tenkisatlara gidilirken, işçiler işten atılırken, ithalat gerilerken, ihracat gerilerken, diğer yandan, tarım sektörünün de büyük bir gerileme yaşadığını görüyorduk. Bunu biz bu kürsülerden hep hatırlattık, uyardık; Mecliste küresel ekonomik krizin araştırılmasıyla ilgili önergeler verdik, bu önergelerimiz reddedildi ve bütün dünya çok ciddi önlemler alırken, örneğin ABD 1 trilyon dolarlık önlem alırken, benzer birçok ülke benzer önlemleri alırken bizim burada AK PARTİ Hükûmeti “Krizi fırsata çevireceğiz, teğet geçecek.” açıklamalarını yapıyordu.

Şimdi, burada çok derin bir krizin sonuçlarını yavaş yavaş değil, çok ağır etkilerini Türkiye yaşamaya başladı. Eğer Türkiye'de işsizlik yüzde 20’lerin üzerine fırlamışsa, yoksulluk korkunç derecede artmışsa, hâlâ 10 milyonun üzerinde yeşil kartlı vatandaşımız varsa ve Mecliste, daha yeni, Bütçe Komisyonunda yeşil kartların ömrünü 2012’ye kadar uzatmak gibi tasarılar, teklifler Meclise geliyorsa oturup düşünmemiz gerekiyor.

Bütün bunlar sadece bu alanda değil, tarım sektöründeki çöküş, tarım endüstrisindeki gerileme artık, üretim alanında maliyetleri karşılamayan taban fiyatlar karşısında, evet, ithalata yöneldi Türkiye; Türkiye gibi bir tarım ülkesi, hayvancılık ülkesi artık et ithal etmeye başladı. Bu korkunç bir durumdur. Türkiye eğer et ithal eder duruma gelmişse ve gemiler limanlara canlı hayvanları taşımaya başlamışsa ve tarım sektörü çökmüş, tarım ürünleri ithal edilmeye başlanmışsa inanın, Dış Ticaret Müsteşarlığında 145’e yükseltilmesinin planlanması…

DEVLET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – 135…

HASİP KAPLAN (Devamla) – …temsilcilik sayısının 110’a, hâlen 115 olan yurt dışı kadro sayısının 145’e yükseltilmesi hiçbir şeyi çözmeyecektir çünkü ithalat ve ihracat alanında, bir ülkenin bir perspektifi olması gerekir, bir stratejisi olması, bir ekonomi politikasının olması gerekir. Türkiye ne yaptı? Bu derin ekonomik krizin ağırlığından önünü görebildi mi? Arkadaşlar, IMF hâlâ orta vadeli programla 2012 yılına kadar Türkiye’deki bütçeyi, sosyal güvenlik harcamalarını, sağlık, eğitim harcamalarını zapturapt altına almış durumdadır. Hâlâ, orta vadeli plana göre, Türkiye ekonomisi üç sene sonrasına göre dizayn edilmiş. Peki, Meclisin bu konuda bir kararı var mı, Meclisin bir çalışması oldu mu? Meclis bu konuda bir çalışma yaparak bir ekonomi politikası belirledi mi? Parti grupları bir araya gelip “Ülkemizin çıkarları için, geleceğimizi görelim, önümüzdeki dönemi tasarlayalım, planlayalım.” dedi mi? Demedi çünkü AK PARTİ “Ben çoğunluk partisiyim, benim sayım komisyonda da yeter, Mecliste de yeter. Ondan sonra da gelir, burada teklif ve tasarılara da el kaldır, el indir, oldubitti, çıktı yasa.” noktasına getiriyor.

Şimdi, “Teğet geçecek kriz.” denirken birdenbire, 29 mali krizinden sonraki en büyük krizde, bir bakıyoruz ki “Ucuz atlattık.” açıklamaları yapılıyor. Neyi ucuz atlattık? “Finans sektörümüz sağlam.” Nasıl, finans sektörünüz sağlam? Türkiye’de 50 banka var, bu 50 bankanın 26 tanesi yabancı sermayeli banka. Bu yabancı sermayeli bankaların birçoğu ABD’de Avrupa Birliğinde krize girerken senin ülkendeki şubeleri kâr mı ediyor? Buna kimi inandırıyorsunuz? Diğer yandan, bu yıl gelirlerle ilgili en çok kâr eden kurumların adları açıklandı. En çok kâr eden kurumlar bankalar. Dünyada finans sektörü gerilerken, finans sektörü, bankalar kriz içindeyken Türkiye kâr ediyor. Türkiye’de ilk 10 sırayı bankalar tuttu. Bankalar ne yapıyor? Dünyada görülmemiş bir faiz oranını uyguluyor. Bu dünyada görülmemiş faiz oranını, tüketici kartlarından tutun da kredi kartlarına, tüketici kredilerinden, kredi kartlarından verilen oto veya emlak kredilerine kadar yüklediği en yüksek faiz oranlarıyla Türkiye’de emekçi halkın sırtından çıkarıyor.

Şimdi, Türkiye, ihracatının yüzde 70’ini ABD ve Avrupa Birliği ülkelerine yapıyor. Bu ülkeler krize girdi. Krize girdiyse, bu ülkelerin karşısında gerileyen ihracatınızı veya ithalatınızı, ikisini de yeniden dizayn etmek için açılacaksınız. Nereye açılacaksınız? Türkiye, Orta Doğu’ya, Afrika ülkelerine, Güney Amerika’ya, Orta Amerika’ya ve bu krizde bu krizi başarıyla atlatıp hâlâ gelişimini sürdüren Hindistan ve Çin gibi ülkelerle, dev nüfusa sahip bu ülkelerle ithalatını ve ihracatını geliştirerek yapabilir.

Şimdi, 1 milyar nüfusu olan Çin’de Türkiye Cumhuriyeti devletinin eğer iki tane kadrosu çalışıyorsa, bu iki kadrosuyla dış ticareti nasıl organize edecek, nasıl pazar bulacak, nasıl araştırma yapacak, nasıl sanayiyi, nasıl hayvancılığı, nasıl tarımı Türkiye’deki iş dünyasıyla birleştirecek? Koskoca Çin’in içinde iki tane kadro, kaybolur gider zaten. Zaten Türkiye’nin Çin’le yaptığı ihracata baktığımız zaman son zamanlarda, belli sektörlerde Çinliler geliyor, mermer konusu, mermer ithalatı -ihracatı Türkiye’den yapılıyor tabii- ve ilginç bir şekilde enerji alanında termik santrallerle, kömür santralleriyle Türkiye’ye geliyorlar. Türkiye, kömür santralleriyle Türkiye’ye gelen Çinli firmalardan ihale alıyor. Zonguldak Taşkömürünün galerilerinin projelerini Çinli mühendisler yapıyor. Arkadaşlar, ekonomi, bütün partilerin ülkenin ortak çıkarı için uzlaşacağı çok ciddi bir konudur. Eğer bunun on yıl, yirmi yıl programlaması yapılmadığı takdirde ne olur? Zonguldak’ta taşkömürünü çıkaran işçimiz, asgari ücretle çalışan işçimiz taşkömürünü çıkarır, bir taraftan da taşkömürünün yanında diğer kömürler ithal edilir, bir iktidar da o kömürleri seçim yatırımı olarak sağa sola dağıtır ama hâlâ Zonguldak’taki göçükte 2 tane işçimizin cesedine bugüne kadar ulaşılabilmiş değildir. Şimdi ihracatı artıracağını söyleyen bir ülkenin, bir Hükûmetin biraz daha ciddi projelere imza atması gerekiyor.

Dünyanın küresel krizde aldığı önlemlerin bilançosunun 5 trilyon dolar olduğu söyleniyor. Peki, bu 5 trilyon dolardan, gelelim, enerji sektörüne. Nabucco Projesi’yle, Türkiye'nin Geçiş Boru Hatları Projesi’yle şimdi Hükûmet gözünü dikmiş Rusya’yla flört ediyor nükleer santralleri Mersin Akkuyu’ya ve Karadeniz’e kurmak için. Ne yapıyor? Hasankeyf’i sular altında bırakacak, Ilısu Barajı’nın kredilerini Avrupa bankaları kapattığı için Çin bankalarını Türkiye’deki bir ulusal banka üzerinden Türkiye’ye kredi aktaracak. Peki, bunları yaptığı zaman bu ekonomik politikada şunu vatandaş biliyor mu: Silopi’deki termik santrali kurduğu zaman Çinli, hem termik santralin malzemesini kredi olarak veriyor hem parasını kredi olarak veriyor ve sonra bir sözleşme imzalıyor, devletten garantörlük belgesi alıyor, diyor ki: “On beş sene elektriğimi devlet alacak.” On beş sene devleti mahkûm ediyorsunuz, taahhüt altında bırakıyorsunuz, peşinen pahalı elektriği onların adına alıyorsunuz. Siz bu pahalı elektriği alırken, diğer yandan Başbakanın memleketinde, Rize’de, güzelim dereleri, vadileri, Fırtına Vadisi’ni tahrip etmeye başlıyorsunuz, diğer yandan Hasankeyf’i, tarihî mekânları sular altında bırakıyorsunuz, Dicle Barajı’yla da Kasrik Boğazı’na kadar olan alanları bırakıyorsunuz. Bunlar çok büyük projelerdir, ekonomi projeleridir. Eğer bu büyük ekonomi projelerini siz yönlendiremezseniz 100 milyar ithalatla açık veren bütçenin yamasını oluşturamazsınız. Anayasa’ya yama yapmaya benzemiyor ekonomi. Ekonomi, yamayla kurtulacak bir planlama değil arkadaşlar.

Türkiye’yi sekiz yıllık iktidarı boyunca yüzde 100 ithal enerjiye mahkûm eden bir anlayışla, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Mazıdağı’ndaki fosfat fabrikasını kapatıyor, on beş senedir Cezayir’den, Tunus’tan fosfat alınıyor ve baktığınız zaman kim bunları alıyor? Bir araştırdığınız zaman birilerinin cebine akıyor. Ama Mazıdağı ilçesindeki bütün tesisleriyle fabrika on beş senedir çürüyor ve ben soruyorum: Neyin ithalatını, ihracatını yapacaksınız? On beş senedir Mazıdağı’nda çürüyen fabrikayı, oraya yatırılan 300 milyon dolar devlet parasını kurtarmadıktan sonra siz bir Afrika ülkesinden, Cibuti’den, oradan neyin ihracatıyla, ithalatıyla ülkeyi kalkındıracaksınız? Kendi elinizdekileri değerlendiremeyen bir ülke konumundasınız.

Değerli arkadaşlar, sadece sekiz günlük sınır ötesi operasyonun maliyetinin 160 milyon dolar olduğu ülkemizde siz askerî harcamaları, uluslararası ticaretin bel kemiğini teşkil eden silah alımlarını, uçak alımlarını, tank alımlarını bu Mecliste planlamadığınız, şeffaf bir şekilde bunu konuşmadığınız zaman Başbakanın düştüğü ofsayta düşersiniz, İsrail’le ilişkiler gibi. Heron’u alırsınız, tankı da yaparsınız, uçak tamiratını yaparsınız, yazılım belgeleri de İsrail’in, Tel Aviv’in elindedir, sizi de kumandayla oynatır ondan sonra İsrail. Bütün bu araçların yazılım programı vardır, yazılımı Tel Aviv’in elinde olan bir başbakan durumuna düşersiniz.

Dış Ticaret Müsteşarlığı öyle çocuk oyuncağı değil, öyle çıkıp kürsüden bağırmak çağırmak değil. Yahu nereden alıyorsunuz durmadan bize, milletvekillerine, belediye başkanlarına sıktığınız şu biber gazını? Bakın, ben üç gündür burada, Mecliste konuşuyorum, devam edeceğim. Bu saldırının emrini kim verdi? Ve bu saldırının emrini Hükûmet, bakansa bakan, valiyse vali, emniyet müdürüyse emniyet müdürü, mertçe çıksın ortaya, desin “Ben yaptım.” Bakın, bunun peşini bırakmayacağım. Bugün basın açıklaması da yaptım, hepsini gönderdim; Meclis Başkanına, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Kılıçdaroğlu’na, Sayın Bahçeli’ye, DSP Genel Başkanına ve hepsine olayın canlı CD’sini gönderdim. Bunun peşini bırakmayacağım. Ya mertçe çıkıp burada “Bunu biz yaptık, arkasındayız.” diyeceksiniz, sorumluluğunu üstleneceksiniz… Yoksa mahkemelerde, meydanlarda ve sandıklarda hesaplaşmaya devam edeceğiz. Asla bunun peşini bırakmayacağımı söyledim. Bunun bilinmesini istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye 2010 yılı bütçesinde 50 milyar 134 milyon TL açıkla büyüme oranı hedeflerken ve gerçekçi olmayan bu gelirin ek vergiler ve dolaylı vergilerle alınacağı ifade edilirken bu tüketiciden alınan KDV’lerin, ÖTV’lerin, enerjiden alınan, petrolden alınan, doğal gazdan alınan, elektrikten alınan, sudan alınan vergilerle çalışan işçinin, memurun, esnafın ekmeğinden alınarak oluşturulacak bir bütçe ile karşı karşıyayken Türkiye dış ticaretini planlama şansına sahip değildir.

Gayrisafi hasılanın 1 trilyon 28 milyar 800 milyon TL, büyüme oranının 3,5; yıl sonu TÜFE oranı yüzde 5,3; ithalat 153 milyar dolar, ihracat 107,5 milyar dolar makroekonomik varsayımlara dayandırılmasının da gerçekçi olmadığı ortaya çıktı. 2009 yılı bütçesi zaten daha burada görüşülürken 8 milyar liralık revizyon gördü. Dış borçları devasa, ayrı. Şimdi, böyle bir ekonomik politikanın mimarı olan AK PARTİ Hükûmeti çıksın şunu yoksul köylülere, çıksın işçilere, çıksın memura, çıksın emekliye, çıksın çiftçiye anlatsın. Çıksın anlatsın, desin ki: “Ben 100 tane memuru daha partizanca kadroyla alacağım, ben bununla Türkiye’nin ekonomi rotasını düzelteceğim.” Bunu yemezler arkadaşlar, kimse bunu artık yutmuyor.

Gerçekten, Türkiye’de çözüm mümkün, önümüzdeki yılları da belirlemek mümkün. Orta vadeli plan 2010 yılı merkezî yönetim bütçe açığının gayrisafi hasılaya oranı yüzde 4,9; 2011-2012 yıllarında ise yüzde 4’e ve yüzde 3,2’ye düşeceği öngörüsü nasıl tutacak arkadaşlar? Bu, Hükûmetin beyanı. Bu, Hükûmetin açıklaması, burada diyor ki: “Benim önümdeki 2011 ve 2012 yıllarında bu oran giderek düşecek 4’ten 3’e, evet, 3,2’ye kadar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Gübretaş'ın bir konsorsiyum ile ıran'da özelleştirme yoluyla satın aldığı gübre fabrıkası hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-06-09-gubretas-in-bir-konsorsiyum-ile-iran-da-ozellestirme-yoluyla-satin-ald (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
