# Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim
- **Tarih:** 4 Kasım 2010
- **Gündem:** YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-11-04-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku

> Hasip Kaplan, 4 Kasım 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.:395)); konuşma 1.635 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 395 sıra sayılı Yasa Teklifi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Midyat Barıştepe (Selhe) köyünde 6’sı kadın 7 yurttaşımız tandır toprağı alırken göçük sonucu yaşamlarını yitirmişler. Onlara Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum.

Yine, Diyarbakır’da bugün görülmekte olan, parti üyemiz, yöneticilerimiz, genel merkez yöneticisi ve belediye başkanlarımızın olduğu KCK duruşmasında Lozan’ın 39’uncu maddesinin amir hükmüne rağmen ana dilde savunma hakkının engellenmesi sonucu ciddi sorunlar yaşanması bir yana, “bilinmeyen dilde” tutanaklara sözlerin geçmesi bize Mecliste de benzer durumları hatırlattı çünkü bu kürsüde de zaman zaman söylediğimiz bazı kelimeler “bilinmeyen dilde” diye geçiyor. Artık, Hükûmetin bir karar vermesi gerektiğini düşünüyoruz. TRT Şeş bilinmeyen dilde mi yayın yapıyor? Eğer orada yayın yapılan dil bilinmeyen bir dilse Ahmedi Hani’nin Mem ü Zin’in, Melaye Cıziri’nin, Fakiye Teyran’ın dili ya da Artuklu Üniversitesinde açılan Yaşayan Diller Enstitüsündeki Kürtçe lisans eğitimi dili, o da bilinmeyen bir dil ise buna bir karar versinler. Böyle, bir taraftan “bilinmeyen dil” denilecek, bir taraftan da Hükûmet inisiyatif kullanıp yayın yapacak; bu ülkeyi bu karmaşaya götürme hakkına hiç kimsenin sahip olmadığını, bunu kınadığımızı, Lozan Anlaşması’nın 39’uncu maddesine dahi sahip çıkmayan bir ülkede kendi kuruluş felsefesine, sözleşmesine sahip çıkmayan bir anlayışın da yanlış olduğunu buradan ifade etmek istiyoruz.

Enerji konusunda en çok soru önergesi veren, en çok araştırma önergesi veren, bu kürsüde en çok konuşan, en çok dile getiren bir parti olarak, partinin milletvekili olarak burada tarihî olarak Hükûmetin enerji politikalarındaki gelgitlerini, başarısızlıklarını, zamlarını, özelleştirmelerini, nükleer ihalelerini… Ki, demin NTV’den bir cep mesajı geçildi, Sinop’ta da Japonya’nın Hiroşima Firmasının nükleer santrale talip olduğu yönünde bir haber geçildi. Yani, bu ülkemizi âdeta istediği gibi kullanabilecek, istediği gibi iş yapabilecek, istediği gibi gelip geçebilecek, istediği gibi boru hatlarını, Nabocco projelerini geçirebilecek bir anlayışı sekiz yıldır sürdüren Hükûmetin yanlış politikalarının bizi ithal enerjiye bağımlı kıldığını defalarca dile getirdik. Bunu söylüyoruz, çünkü enerji ve güvenlik, artık dünyada birbirinden ayrılmaz iki kavram olarak gözüküyor. Orta Doğu’daki müdahaleler -Irak, Afganistan, birçok ülkede- yaşananların enerji odaklı olduğunu, enerji kaynakları odaklı olduğunu hepimiz biliyoruz ve burada AK PARTİ hükûmetlerinin dokuzuncu bütçesinde dahi hâlâ şu ifadeler kullanılıyor: “Türkiye, enerjide bir geçiş ülkesidir.” Yani, bir yandan hedeflenen, düşünülen, Katar’dan gelecek doğal gazın Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattından geçirilmesi, bir yandan Nabocco projesi, diğer yandan Rus doğal gazının Azerbaycan ve İran üzerinden gelecek boru hattının durumu. Bunları, tabii, Avrupa Birliği dikkate aldığı zaman Türkiye’nin önemi artıyor. Yine, akıllı füzeler konusundaki, NATO’nun son füze krizi de dikkate alındığı zaman bu füzelerin de enerji politikalarıyla bağlantısı olduğunu çok rahatlıkla görebiliriz. Böyle olduğu zaman, Nabucco yerinde sayarken, Berlusconi’yi bekleyen projeler de var. Hazar gazının taşınmasıyla ortaya çıkan İtalyan enerji şirketi Edison, İtalya-Yunanistan arasındaki nakil kapasitesindeki yüzde 80’lik kullanım hakkına sahip bir şirket. Şimdi, Kafkaslardaki enerji koridorunda anahtar ülke Türkiye ve bütün bunları aldığımız zaman, Türkiye, sonuçta, enerji alanında yüzde 75 ithal enerjiye bağlı bir ülke ve bütçemizin en önemli açıklarından birisi enerji ve durum böyle olunca da ortalık darmaduman ve zam yağmurundan geçilmiyor.

Bir huyu vardır AK PARTİ hükûmetlerinin, bütçede bir milat alırlar, derler ki: “2002 yılından önce, 2002 yılından sonra.” Tavsiye ederim, Enerji Bakanlığı bütçesi önümüzdeki günlerde görüşülecek “2002’de AK PARTİ hükûmetleri göreve geldiği zaman mazotun, benzinin, elektriğin, doğal gazın fiyatı ne kadardı, bu geçtiğimiz süre içinde yüzde 500’lerin üzerinde nasıl zam gördü, nasıl otomatik zamlara bağlandı ve bu korkunç, sekiz yıl gibi uzun bir zamanda niye bunun önlemi alınamadı?” oturulup gerçekten düşünülmesi gereken bir konu. Bunu mühendis odalarımız anlatıyor, uyarıyor, sivil toplum örgütleri uyarıyor ama hiç fayda etmiyor. Bakın, 2008-2009 kriziyle beraber 1 kilovatsaat elektrik başına iletim bedelinin, dağıtım bedelinin, perakende hizmet bedelinin birdenbire 0,159 yeni kuruşa çıkarıldığı ve çıplak elektrik fiyatının 10,244 yeni kuruştan 12,105 kuruşa yükseltildiği günler gördük.

Fonlar, vergiler hariç zam üstüne zam ama bunların da ötesinde bu kadar ithal bağımlısı olduğumuz bir enerji sorununda bu enerjiyle beraber elektrikte uygulanan bazı vergi türlerine dikkatinizi çekmek istiyorum. Dünyanın en pahalı akaryakıtını Türkiye tüketiyor. Türkiye tüketirse üretici, çiftçi -tarımda- balıkçı, bunlar nereden kazanacak? Ürettiğini karşılayamaz duruma gelecekler.

Devletin uyguladığı yüzde 18 KDV var. Hangi ülkede yüzde 18 KDV uygulanıyor? İthal enerjiye bağlı olup da yüzde 18 KDV uygulayan hangi ülke var? Avrupa Birliği ve komşu ülkelere baktığımız zaman yüzde 8 ve 6 rakamlarını görüyoruz. Özel tüketim vergisini yüklüyorsunuz, yükseltiyorsunuz. Sanıyorum, bütçe hedefleri içinde önümüzdeki dönemde yine bunlar yer alacak. Özel tüketim vergileriyle petrole, benzine, doğal gaza, elektriğe yine zam gelecek.

Sayın Bakan, Edison’un kemiklerini sızlatıyorsunuz. Bu yanlış politikalarınızla 73 milyon vatandaşımızın da kemiklerini sızlatmaya başladınız. Asgari ücretle geçinen, kirasını ödeyemeyen ve artık, tüketim toplumu olan Türkiye’de, buzdolabı, çamaşır makinesi, kurutma makinesi, bilgisayarı, televizyonu, bütün hepsi elektrikle çalışan bu ülkede, artık, bunu bir partiler üstü politika olarak görüp ulusal bir çözüm üretmek, birlikte tartışmak ve konuşmak üzere bir politika belirlemenin zamanı gelmedi mi? Şimdi, bakıyoruz, verdiğimiz önergeleri teker teker reddediyorsunuz. Sonra bakıyoruz, Rusya’yla el sıkışıyorsunuz, güzelim Mersin’e nükleer santral yapıyorsunuz. Dikkat ediyorum, Başbakan da bu tür şeylerde ardılcı bir savunmanın içinde. Ilısu Barajı’na gidiyor, kırt tane ev yapılmış bir köyde, orada üç yüz seksenin üzerinde köy, bilmem kaç bin kişi, nüfus sular altında kalacak. Bunların çoğunun tapusu yok, kadastro görmediği için, zilyetlik olduğu için, para almayan köyler ama kırk tane ev teslim ederken Sayın Başbakan oradan konuşuyor, diyor ki: “Ilısu Barajı’na karşı çıkanlar bölücüdürler.” Sayın Başbakan çevrecilere, tabiatı, doğayı, kültürü korumak isteyen ve savunanlara, en doğal temel haklarını savunanlara karşı terörle mücadelenin ardına sığınarak, terörle mücadele adı altında, çevre haklarını savunanları bölücülükle suçluyor. Sayın Başbakan, evet, Hasankeyf’in sular altında kalmaması için mücadele eden bütün insanlarımız, bütün bölge halkı on bin yıllık tarihine sahip çıkıyorsa, kültürüne sahip çıkıyorsa, doğasına sahip çıkıyorsa, ekolojisine sahip çıkıyorsa, belediyeleri sahip çıkıyorsa, milletvekilleri sahip çıkıyorsa biz bölücüyüz ve bölücülüğe devam edeceğiz diyoruz. Bu konuda öyle çifte standardın hiçbir gereği yok.

Bakın, Tarkan “Hasankeyf sular altında kalmasın.” diyor. İmza kampanyası var: “Sen de imza at.” Umarım, AK PARTİ’liler de atar. Sezan Aksu da imza atıyor, Şivan da atıyor, Kibariye de atıyor, Yıldız Kenter de atıyor ve bunlar bir kampanya başlatmışlar, ülkemizin tanınmış sanatçıları, simaları. Yeri gelecek, seçimde Şivan Perver’in hasretini kullanıp oy avcılığı yapacaksın “Hasankeyf sular altında kalmasın.” dediği zaman da “bölücü” diyeceksin. Yeri gelecek, Sezen Aksu’yu referandumda “evet” oyu kullandığı için alkışlayacaksınız “Hasankeyf, Allianoi, Munzur, Fırtına Vadisi, Uzungöl ve Gümüşhane’nin güzelim dereleri sular altında kalmasın.” dediği zaman “bölücü” diyeceksiniz; el insaf, el vicdan! Yani bölücülüğün standardı nedir Sayın Başbakan? Allah aşkına, bu ülkede sizin gibi düşünmek, yani sizin gibi herkes milliyetçi, muhafazakâr, Müslüman bir çizgide olmak zorunda mıdır? Bu ülkede insan haklarından yana olmak da vardır, hukuktan yana olmak da vardır, doğadan, yaşamdan, tabiattan, millî parklardan, kültürden, ülkemizin geleceğinden ve dünya mirası olarak çocuklarımıza, torunlarımıza devredeceğimiz bir dünyadan yana düşünenler de vardır, bu ülkede insan gibi yaşamak isteyenler vardır, bu ülkede vahşi kapitalizmi değil çıkarı için o güzelim doğaları tahrip edenler gibi düşünmeyenler de vardır. Allianoi’yı kumlara gömüyorsunuz, “Vadim yemyeşil kalacak” diyorsunuz. Şu güzelim sonbahar resimlerine bakın.

Mahkemeler durduruyor HES’leri. 3.338 tane HES ruhsatı verdiniz, neye dayanarak verdiniz? Vicdan, insaf sınırları vardır. HES çantacıları dolaşıyor. HES izin belgelerini milyonlarca dolara taşeronlara satıyorlar, şurada burada satıyorlar, dağıtıyorlar. Kim bunları kontrol ediyor, kim bunlarla ortaklık yapıyor? Hangi yabancı şirketler, hangi uzun vadelerde bu ülkenin teminatlarını, garantilerini, on beş yıllığına üretilecek elektriğini de garanti ederek Hükûmetten alıyor? Bunları birer birer Hükûmetin açıklaması gerekiyor, birer birer bunların bilinmesi gerekiyor.

ÇED raporları olmadan orada, sit alanlarını, tarih alanlarını, doğa alanlarını sular altında bırakacak ülkemizde. Biz hep bunu söyledik. Bu ülke, kendisi kendi enerjisini üretmek zorundadır, petrolünü, kömürünü, suyunu, hepsini, ama bunun da bir usulü, yordamı, yöntemi vardır. Barajlar yapılmasın demiyoruz ama barajları getirip getirip Hasankeyf gibi tarihî yerleri sular altında bırakmaktan başka çözüm yolları da vardır. Allianoi gibi tarihi katleden anlayışlar yerine, Bulgaristan’da bir adacık hâline getirip orada baraj gölünün içinde yaşatan anlayışla, bizim kuma gömen anlayış arasında da anlayış farkı vardır. Munzur Vadisi ki Munzur Vadisi, bir kutsal mabet gibidir Dersimliler için. Dersim’in katliamından beterdir Munzur’da HES’leri kurmak. Dersimli için, Dersim katliamından beterdir Munzur’a dokunmak. Munzur kutsaldır onlar için, şiiridir, destanıdır, romanıdır, kitabıdır, hayatıdır, türküsüdür. Hangi türküsünü açar bakarsanız Dersim’in mutlaka Munzur geçer, hangi Lazca Karadeniz türküsünü açarsanız o şırıltılı dereleri geçer. Kazım Koyuncu’yu dinleyin, Şevval Sam’ı dinleyin ve inanın ki o güzelim derelerin şırıltısını, o güzel doğayı, o yeşilliği, onları, ama bir de sizin zamanınızda dökülen betonları görün, sizin zamanınızda kahredilen dereleri görün.

Arkadaşlar, yenilenebilir enerjiye, evet, sonuna kadar destek veriyoruz, sonuna kadar da destek vermeye devam edeceğiz. Bakın, dün Çevre Bakanlığı şunu gösterdi, dağıttı, meteoroloji gösterdi arkadaşlar: Bu ülkemin seksen bir şehrinde güneşin parlamadığı bir şehir var mı bana söyler misiniz, bakın. Bütün coğrafyada, 800 bin metrekarede güneş ışıldıyor, güneş var. Neden güneş enerjisi yok arkadaşlar, neden? Neden güneş enerjisi konusunda çalışan yerli yatırımcıları desteklemezsiniz, garanti vermezsiniz, kredi vermezsiniz, teşvik vermezsiniz, neden? Portekiz’in üzerinden geçen uçaklardan baktığınız zaman, Porto’daki veya Lizbon’daki, futbol sahalarının 10 katı olan güneş enerjisi tablalarını görmez mi gözleriniz? Neden İspanya’daki güneş enerjisini görmez gözleriniz? Neden rüzgâr enerjisini, bu ülke rüzgârını değerlendiremez? Türkiye ile Yunanistan arasında ne kot farkı var, ne iklim farkı var? Ne oluyor da Yunanistan’da rüzgâr enerjisi benim ülkemin 5 katı oluyor? Orada üretiliyor ama benim ülkeme geldiğim zaman Ruslar gözünü dikmiş Mersin’e, Japonlar gözünü dikmiş Sinop’a, herkes gözünü dikmiş ülkemizin her bir köşesine. Bu bir ciddi vatanseverlik sorunudur, bu ülkeyi sevme sorunudur; bu, insanını sevme sorunudur.

Elbette ki termal kaynaklarımızı değerlendireceğiz, elbette ki biyoenerjiden de yararlanacağız; bunları da teşvik edeceğiz.

Avrupa Birliği karar almış, diyor ki: “Artık yüzde 25 yenilenebilir enerjiye geçeceksiniz.” Arkadaşlar, Avrupalı böyle diyor diye, biz de böyle bir yasayı getiriyoruz diye bu ülkenin enerji sorununu çözeceğiz! Bu ülkenin enerji sorunu bu şekilde çözülmez. Biz enerjimizi boşa harcıyoruz. Biz ülkemizi boşa harcıyoruz. Biz ülkemizin zenginliklerini boşa akıtıyoruz. Gidiyor yabancı firmaların… Bir tespit edin lütfen: Kaç tane termik santralde, kaç tane nükleer santralde, kaç tane kurulan şirkette yabancı sermaye oranı ne kadardır? Hangi bankalar ne kadar kâr ediyor ve bunun üzerine elektriği kullanan vatandaşım bunun ne kadarını veriyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.:395)”. TBMM Genel Kurulu, 15. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2010-11-04-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
