# İç tüzük 37'ye göre doğrudan gündeme alınma önerisi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim
- **Tarih:** 8 Mart 2011
- **Gündem:** İÇ TÜZÜK 37'YE GÖRE DOĞRUDAN GÜNDEME ALINMA ÖNERİSİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-03-08-ic-tuzuk-37-ye-gore-dogrudan-gundeme-alinma-onerisi

> Hasip Kaplan, 8 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İÇ TÜZÜK 37'YE GÖRE DOĞRUDAN GÜNDEME ALINMA ÖNERİSİ); konuşma 1.891 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 633 sıra sayılı Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu Tasarısı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu çok açık bir şekilde ifade etmek istiyorum: Bu kanun tasarısının gerekçesine baktığımız zaman, deniliyor ki: Terörle mücadele adı altında profesyonel orduya geçiş ve ne yazık ki bu gerekçe ve bahane olduğu zaman, AK PARTİ de bunu getirdiği zaman ana muhalefet CHP de, MHP de sazan gibi atlıyor, hemen AKP’nin yanında yer alıyor.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Öyle değil Hasip Bey.

KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Öyle değil.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, dinleyin, nasıl olmadığını, olduğunu anlatacağım size, dinleyin.

Şimdi, burada sadece bu değil, bakın, iyi dinleyin, paralı askerlik, lejyoner sistemi profesyonel ordu değildir. Bir kere bunun adının altını çizin. İlkokul mezunu, on sekiz ay askerlik yapan kişiden profesyonel ordu olmaz. Bir kere bunun adı bu, bu bir.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Zaten profesyonel öyle olmaz, profesyonel başka bir şey.

HASİP KAPLAN (Devamla) - İkincisi şu: Çok açık şunu ifade edeceğiz: Millî Savunma Bakanı, Komisyonda görüşmelerde konuştuğumuz zaman “Evet, sınır için düşünülen sözleşmeli er, profesyonel ordu, sadece sınırlar için değil -bakın dikkatinizi çekiyorum- Türkiye'nin her yerinde görev yapacaklar.” dedi. Evet, gerçek budur. Bu paralı askerler Türkiye'nin her yanında görev yapacaklar, İstanbul’da da işçi hareketlerinin üstüne, sendikaların üstüne, muhalefetin üstüne sürülecektir, Şırnak’ta da sınır boylarında da sürülecektir.

Şimdi burada, adını, tanımını da tam koyalım, çok açık koyalım ama. Dünyada kaç sistem var, ordular açısından baktığımız zaman? Birincisi, Napolyon’un geliştirdiği ve tüm dünyaya yayılan, Türkiye'nin de kullandığı mecburi askerlik, yani ulusal ordu, yani şu an, “vatan görevi” denilen, Mehmetçik’in on sekiz ay yaptığı, Mehmet Bey’in dört ay yaptığı, Mehmet Efendi’nin de yirmi sekiz gün yaptığı mecburi askerlik, ordu görevinde; bir de arada bir çıkan bedelli, dövizli askerlik var. Şimdi, Türkiye bu modeli benimsemiş, Türkiye’nin benimsediği model bu.

Şimdi, burada soruyorum: Kırk yaşını geçmiş 400 bini aşkın insan bedelli askerlik bekliyor, niye getirmiyorsunuz? Madem üç parti çok iyisiniz, çok kahramansınız, vatanı, milleti çok seviyorsunuz, 400 bin bedelli askerlik bekleyen insan var; yaşı geçmiş, başı geçmiş, ne yapacağını bilmiyor, iş kuramıyor, evlenemiyor, Türkiye’ye gelemiyor, belirsizlik içinde, bunların durumu sizi hiç mi ilgilendirmiyor? Niye uzlaşamıyorsunuz, bu konuda bir şey getirmiyorsunuz? Hangi konuda uzlaştınız da biz çomak soktuk? Türk Ticaret Kanunu, Borçlar Kanunu, Hukuk Usulü, işte, yarın sporla ilgili uzlaşma komisyonu kurulacak, hepsinde Barış ve Demokrasi Partisi, vicdani, doğru, demokrat bir tavır koyarak desteklenmesi gerekeni destekledi, ama biz bunu desteklemeyeceğiz. Tezkere arkadaşlarının yanında biz parti olarak yer almayacağız. Niye almayacağız? Bakın, birincisi, saydık, Napolyon’un getirdiği mecburi askerlik sistemi, Türkiye’de bu vardı.

İkinci sisteme bakıyoruz, Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da kullanılan para karşılığında yapılan askerlik. Yani, profesyonel ordu. Bakın, dikkatinizi çekerim, Amerika ve Avrupa’da kullanılan bir yeni modelden bahsediyorum.

Üçüncüsü ise, kimi Avrupa ülkelerinde uygulanan gönüllü askerlik hizmeti.

Şimdi, bu üç sistem var. Ama, “Bu, profesyonel ordu ismini neden tercih ediyorlar? Neden bu isim üzerinde bir yoğunlaşma var?” diye baktığımız zaman, şu tartışmalar geliyor: Amerika, İngiltere ve Fransa, birçok ülkede, neredeyse kuruldukları günden bugüne mecburi askerliği kaldırmışlar. Sömürgelerine lejyonları göndermişler. Çok açık söylüyorum, net, tarih yazıyor bunu, lejyoner göndermişler. Bugün Kaddafi’nin Afrikalılardan oluşturup getirdiği, Libya’da kendi halkının üzerine sürdüğü lejyoner sistemin, 80’den bu yana kullandığı paralı asker sisteminin aynısı. Aynısı… Bunu halkımıza dobra dobra açıklama gibi bir tarihî sorumluluğumuz var. Burada çelik çomak oynamıyoruz. Bu boş sıraların ötesinde de bizi dinleyen 74 milyon var ve bu yasayla ilgili beklentisi olanlar var.

Nelerdir, şimdi bakıyoruz. Geliyoruz, bu ülkelerde profesyonel orduya geçişte… Irak’taki işgal kuvvetlerinin üçte 1’i paralı askerdir. Hepsi, maaşlı, paralı, ücretli askerdir. Şimdi, Amerika bunu kullanıyor, İngiltere bunu kullanıyor ama paralı askeri kullanırken petrol çıkarlarını, rakam hesaplarını, kâr çıkarlarını yapıyor. Peki, Türkiye, kutsal askerlik görevini, Mehmetçik ile ifade bulan bu görevi parasallandırarak geçmişte ne yaptı? Biraz gerçeklere dönelim. Uzatmalı erbaş olayı yok muydu? Uzatmalı erbaş bir model değil miydi profesyonel orduya geçişte? Aldınız uzatmalı erbaşları, getirdiniz, belli bir yaştan sonra suyunu limon gibi sıktınız; uzatmalı erbaşları kırk beşinde hem emekli ettiniz, hem sosyal güvenlik hakkını vermediniz hem de dağda, taşta, bayırda en önde sürdünüz. Bir korucular en öndeydi, onların sosyal güvenliği yok, birde uzatmalı erbaşların. Onları limon gibi sıkıp attıktan sonra, bu sistemden bir hayır görmedikten sonra şimdi kalkmış “50 bin sözleşmeli er” modelini getiriyorsunuz. Şimdi, uzatmalı erbaşlar askerin içinde tankını, topunu, aracını, zırhlısını koruyan, yürüten teknik düzeyi yüksek olan personeldi, bu niye fayda etmedi de şimdi ilkokul tahsilini bitirmiş, yirmi altı yaşını doldurmamış insanları getireceksiniz vatan boylarına dizeceksiniz? Bak açık söyleyeyim, çok açık söyleyeceğim, bunu kulağınıza küpe edin: Biz, Şırnak’a gelen, Hakkâri’ye gelen, kutsal vatani görev diye gelen Mehmetçik’i başımızın, gözümüzün üstünde tutarız, halkımız da tutar ama -geçmişte özel timlerin orada uyguladığı vahşeti dikkate aldığınızda- halkımızın oraya para için gelenlere aynı gözle bakacağını beklemek hayaldir, beklemeyiniz. Bakın, çok açık söylüyorum: Para için gelen kişi lejyonerdir, lejyoner gözüyle bakacağız, halkımız da öyle bakacak. Bu tehlikeyi görmüyorsanız, benden uyarması, bizden uyarması. Barış ve Demokrasi Partisi bunu ciddi ciddi uyarıyor.

Diğer bir şey söyleyeyim: Siz zannediyor musunuz ki 50 bin paralı asker, 10 bin tane de sözleşmeli sınır güvenliği asker, 60 bin asker alınacak? İktidarlar bunları hangi statüye koyacaklar? Baktığınız zaman, Türk Silahlı Kuvvetlerinin statüsünde gözüküyor; değil. Baktığınız zaman, Askerî Yüksek İdare Mahkemesine tabi; değil. Baktığınız zaman, bu sözleşmeli er, paralı asker, lejyoner sistem direkt iktidara bağlıdır. İktidara bağlıdır arkadaşlar. Bu iktidara bağlı olmasını… Bu tehlikeyi şurada görüyoruz: Bakın, 50 bin tane kadroyu, 50 bin tane paralı askeri, Hükûmet, kendi inançları, kendi partisi gibi düşünenlerin, kendi gibi partizan olanların içinden seçecektir. Siz zannediyor musunuz ki her vatan evladının -her ailenin- askerlik şubesine gittiği gibi gidip, bağımsız, objektif olarak gelip sözleşmeli er olacaklarını mı sanıyorsunuz? Bakacaksınız, polis teşkilatında, emniyet teşkilatında nasıl tarikat örgütlenmesine gidildiyse sözleşmeli er olayında da kendi kafasındakini, kendi düşüncesindekini getirecek yerleştirecek oraya. Muhalefet de direndiği zaman, en demokratik hakkını kullanmaya çalıştığı zaman, totaliter ve tekli rejimlerde olduğu gibi, aynen Kaddafi’nin, halkının üstüne sürdüğü gibi acımasızca bu 50 bin paralı askeri demokratik muhalefetin üstüne sürecektir. Bu tehlikeyi görmüyor olabilirsiniz. Bu tehlikeyi görmeyebilirsiniz şimdi; 12 Haziranda seçim var, bu iktidar el değiştirebilir. El değiştirdiği zaman yerinize gelecek olan iktidarın da size karşı aynı tehlikeyi, riski taşımayacağını görmezlikten gelebilir misiniz? Bu bir gerçek. Yani şunu hatırlatmak gereğini duyuyoruz: Yani Robespierre giyotin kanununu çıkardı. Peki, Robespierre giyotin kanununu çıkarırken kendisi o giyotine kurban gitmedi mi Sayın İyimaya? Yani bazı yasalar bumerang gibi döner kendini vurur. Bu yasa da dönüp dönüp AKP’yi vuracaktır. Çok açık söylüyorum.

Sözleşmeli er, on yıllığına alacaksınız. Gencecik vatan evlatları. İlkokul mezunu, 1.90 boyunda, boylu poslu, fiziği güçlü. Başka bir eğitim, tahsil imkânı aramıyorsunuz. “Al sana 2 bin lira.” diyeceksiniz. 82 bin korucuya da “Al size 595 lira.” diyorsunuz. Eğer sizde vicdan olsaydı yirmi beş senedir 595 liraya talim eden koruculara sosyal güvenlik hakkını verirdiniz bu yasadan önce, sözleşmeli erden önce. Sizde vicdan yok. Bakın, size oy da veriyor korucuların çoğu, bize de yeri geliyor veriyorlar ama eğer vicdan olsa onların hukukunu düzeltirdiniz, hiç olmazsa böyle bir durum, bu yasa çıkması durumunda.

Şimdi bir diğer konuya geçeceğim ve bu geçeceğim diğer konu daha enteresan. Şimdi burada, yine üç partinin uzlaştığı, bizim de karşı çıkmadığımız aslında bir konu var. YAŞ kararları nedeniyle ordudan atılanlar oldu. Kesin karar. Gitmediler yargıya, gidemediler. Mağduriyet hissedenler oldu. Onlara bir yol açıldı. Ama 12 Eylül mağdurları var, 12 Mart mağdurları var, ondan başka mağdurlar var, üçlü kararname mağdurları var. Kimisi düşüncesinden, kimisi etnik kimliğinden, kimisi mezhebinden dolayı atılmış ordudan. Bunlar ve aileleri bir mağduriyet hissi yaşıyorlar. Bunları da kapsayacak şekilde bir af -ki sayıları da çok fazla değil- bir vicdan muhasebesi için bu Meclisin bir görevidir. Meclisin bunu ayrımsız ve eşit yapması gerekir.

Astsubay okulunda son sınıfta, başarılı ve tayini çıkmış bir askerî öğrencinin üniformasını giymesine yirmi gün kala bir gün iki satırlık bir tebligatla, “Okuldan atıldınız.” tebligatıyla hayatını, geleceğini karartmaktan öte, ailesini zan altında bırakıp, bütün etrafına karşı şüpheli bir kişi durumuna sokup, mağduriyet yaşatılan bu olayda açılan idari yargı davası sonucu ne çıktı biliyor musunuz? Babası 12 Eylülden önce “TSİP” adlı yasal bir partiye iki ay üye olmuş, 12 Eylülden sonra da tam dokuz sene Doğru Yol Partisinden muhtarlık yapmış. Bu gerekçeyle o öğrenci okuldan atıldı.

Şimdi, bunun gibi mağduriyetler var. Belki de hayrına oldu o çocuğun, sonra moral verdik, gitti üniversite okudu mühendis oldu. Ama o mağduriyeti, o ailenin mağduriyetini, onun gibi yaşanan mağduriyetleri gidermek için önerge veriyoruz, AK PARTİ’nin onu da değiştireceğini sanmıyorum ben. Açık söylüyorum: Verdik önergeyi, şu veya bu nedenle 1960’tan bu yana ordudan atılanları, üçlü kararname, okul vesaire, disiplin, neyse, bir defaya mahsus ki sayıları çok değil… Vicdansa eşitlikte ve adalette vicdanlı olmak gerekir.

Şimdi, bu konuda biz parti olarak zaman zaman dile getiriyoruz. Evet, arkadaşlarımız soru önergeleri vermiş, Sayın Akın Birdal verdi. En son 9 Aralık 2010 arkadaşlar. 60, 12 Mart 1971, 12 Eylül 80 darbesi, 28 Şubat 97 sürecinde, yani bu hep kesilen süreçlerde mağdur olanlarla ilgili hem soru önergesi hem Mecliste araştırma önergesi.

Bize ordudan atılanların bu tür mağduriyetleriyle ilgili klasörler dolusu başvurular geldi. Evet, 81 tarihinde 13 kursiyer subay üçlü kararnameyle resmen emekli edildi. Tek tek hepsini okumayacağım. “Üçlü kararnameyle atıldık, YAŞ konumunda değil bizim konumuz.” diye söylüyorlar. Şu şekilde biraz daha örgütlü gönderenler var. Kara Harp Okulu dördüncü sınıftan final imtihanlarından bir hafta önce, aileden birinin örgüt üyesi olması nedeniyle atılmış. Tabii biz aşiret devleti… Veya Orta Çağ feodal derebeylik döneminde kolektif ceza hukuku var ya, hani aşiretten biri suç işlerse hepsi suçlu olur, bu mantıkla okulun son sınıfından atılmış insan. Şimdi bunlara bir mağduriyeti gidermeyi çok görürseniz paralı askerliğin üzerine bir de bu mağduriyeti eklemiş olursunuz.

Yine, bakın, bu konuda geçici 32’nci madde var. Onunla ilgili bir önerge verdik. Evet, tam mağduriyeti karşılamıyor ama vakit var, iktidar partisinin bunu alıp biraz daha düşünmesi gerekir. Seçime gidiyoruz, kimse hesap yapmasın. Madem üç parti bu yasanın çıkmasında uzlaşıyor, bu konuda niye uzlaşamıyor? Bu konunun bir kısmında uzlaşıyorsunuz, bunun eşitlikli ve adaletli olması, tamamını kapsaması konusunda niye uzlaşamıyorsunuz? Bu da ayrı bir kusur.

Şimdi bütün bunları tek tek açmamın bir gereği yok. Size şunu söylemek istiyorum arkadaşlar: Bu bizim bir tarihî sorumluluğumuz. Eğer terörle mücadele etmek istiyorsanız, eğer ülkede barışın gelmesini istiyorsanız, eğer ülkede gerçekten bu konuda samimiyseniz bunun yolu paralı askerlik, lejyonerlik, sözleşmeler modeli değil.

Bu kürsüden defalarca söyledik, yirmi yedi yıldır bir çatışma var. Şu an ateşkes var tek taraflı olarak. Tek taraflı ateşkes var diye Hükûmet bir tek adımı atmadı; seçim barajında atmadı, hazine yardımında atmadı, düşünce, ifade hürriyeti nedeniyle 200 bin soruşturma açılmış, 54 bin dava sonuçlanmış, 32 bin tanesi Yargıtayda bekliyor. Belediye başkanlarımız bir düşünce açıklamasından dolayı yedi buçuk ile on beş sene arasında ceza alıyor. Dedik ki “Bu konuda adım atın.” O konuda da adım atılmadı.

“Hakikatleri araştırma komisyonu kuralım.” dedik, kanun teklifi verdik, Mecliste bekliyor. Ana muhalefet de bu konuda “olabilir” dedi. AK PARTİ İktidarı buna da “hayır” dedi.

Şimdi, burada Kürt sorununun ekonomik, sosyal, tarihsel, kültürel bütün boyutlarını reddedeceksiniz, ana dil boyutunu reddedeceksiniz ve bütün boyutlarıyla değerlendirmeden sadece sözleşmeli er ve askerlikten lejyonerlik sistemiyle bunu çözeceğinizi zannediyorsanız hâlâ hata içindesiniz, hâlâ yanlış yoldasınız, hâlâ analara acı çektirmek ve bu paralı askerlik sistemleriyle totaliter bir rejimi güçlendirmekten öte bir şey yapmıyorsunuz demektir.

Biz bu duygularla, partimiz olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …böyle bir sisteme oy vermeyeceğimizi, paralı askerliğe “ret” dediğimizi ve ayrıca içindeki adaletsizlik nedeniyle de adaletsizliği barındırdığı için de o önergelerimizin de sıcak görülmemesi nedeniyle bunu artık seçimlerde, meydanlarda halka şikâyet edeceğimizi ifade ediyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “İç tüzük 37'ye göre doğrudan gündeme alınma önerisi”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 8 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-03-08-ic-tuzuk-37-ye-gore-dogrudan-gundeme-alinma-onerisi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
