# Nevruz kutlamaları sebebiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hasip Kaplan (Şırnak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim
- **Tarih:** 22 Mart 2011
- **Gündem:** NEVRUZ KUTLAMALARI SEBEBİYLE
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-03-22-nevruz-kutlamalari-sebebiyle

> Hasip Kaplan, 22 Mart 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: NEVRUZ KUTLAMALARI SEBEBİYLE); konuşma 1.807 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usûlleri Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu Anayasa Mahkemesi hukuk devletinde anayasayı uygulayacak, yargı bağımsız olacak ve buna göre bu yargılama usulleri belirlenmiş olacak; gerçek bu mu? Gerçekten, Anayasa Mahkemesi üyelerinin 12 Eylül referandumunda sayısının artırılmasıyla, bireysel başvurunun getirilmesiyle ve birkaç ufak düzenlemeyle Türkiye’de anayasal yargı olayı çözümleniyor mu?

Burada halkımızı, kamuoyumuzu doğru bilgilendirmek ve doğru bilgilendirirken de şu yanlışı yapmamak gerekiyor: Siyasi etik gereği bazı noktalar çok önemlidir, bunun kamuoyuna doğru açıklanması lazım.

1961 Anayasası’yla anayasa mahkemesi rejimine geçildi -1961 Anayasası bir darbe anayasası, iyi kötü yönleriyle- sonra 12 Mart dönemi darbesi, muhtırasındaki değişiklikler, arkasından 12 Eylül darbesi ve 12 Eylül darbesinde Türkiye’de özellikle de depolitizasyon politikaları uygulanarak devletin, merkezî yönetimin katı bir şekilde güçlendirilmesi sağlandı. 12 Eylül Anayasası’ndan, darbe Anayasası’ndan sonra bir de geçtiğimiz günlerde bir 12 Eylül referandumu yaşandı. Burada Anayasa değişiklikleri konusunda çok ciddi tartışmalar yaşandı, hatta bunlar kavgalara varan tartışmalardı, referandum meydanları âdeta seçim mitinglerine döndü ve sonunda da referandum kabul edildi.

Peki, şunu sormak gerekiyor: Siz darbe Anayasası, darbe hukuku -1960, bugün 2011- tam elli bir senedir mevcut darbe anayasaları, şu anda 12 Eylül darbe Anayasası dururken siz en güzel Anayasa Mahkemesini kursanız, en güzel usulleri getirseniz, en iyi yargıçları getirseniz, Türkiye'nin en iyi uzmanlarını getirseniz Türkiye'de hangi bağımsız yargıyı sağlayacaksınız arkadaşlar? Sonuçta Anayasa Mahkemesi darbe Anayasası’nı uygulamayacak mı? Burada bir işi tersinden alma olayı var, işi tersinden, sonundan alma olayı var. Önce Anayasa’yı değiştireceksiniz, sonra o Anayasa’ya göre de uygun bir Anayasa Mahkemesi kuracaksınız.

Şimdi, 1999’da Türkiye Avrupa Birliği aday adayı olduğu dönemden, aday müzakere sürecine geçişe kadar, 2001 koalisyonu döneminde -bakın 2001 koalisyonu AKP öncesi- en önemli Anayasa değişiklikleri 2001 yılında yapılmıştı. 2001 yılında Türkiye'de idam cezası kalktı. 2001 yılında, AK PARTİ öncesi, RTÜK’teki değişikliklerle Kürtçe yayınlara, Çerkezce, Boşnakça yayınlara on beş-kırk beş dakika süreyle de olsa geçildi. Sonrası, Kopenhag Kriterleri gereği Mecliste bir ulusal program kabul edildi. Avrupa Birliğinin yol haritasıydı bu. Bu ulusal programa göre başta düşünce özgürlüğü olmak üzere, kişilik hakları olmak üzere, bağımsız yargı olmak üzere, eşit yurttaşlık olmak üzere, azınlık hakları olmak üzere, ayrımcılık yasağı olmak üzere, bütün bunlar bu Anayasa’nın içinde yer aldı, yani yapılan değişikliklerle. Peki, Anayasa’nın 90’ıncı maddesi 2004 yılında burada yine AK PARTİ ve CHP’nin, Meclisin iki partili olduğu dönemde değiştirilmedi mi? Anayasa’nın 90’ıncı maddesi uluslararası sözleşmelerin iç hukukta kanunların üstünde olduğuna dair değil mi? Peki, öyleyse, Anayasa’nın 90’ıncı maddesini niye Anayasa Mahkemesi yargıçları uygulamaz? Niye Anayasa Mahkemesi siyasi bir karar mercisine dönüşür? Niye Anayasa Mahkemesi yargı görevini yaparken yasamanın yerine geçer, yasamanın alanına geçer, milletin iradesinin yerine geçer, milletin iradesiyle seçtiği temsilcilerinin yaptığı kanunları bile yok sayar? Hele bunun bir cevabını bulun bakayım.

Çok değil, uzak değil, hani baş örtüsüyle ilgili 414 milletvekilinin verdiği bir karar çıkmıştı buradan. Ne çabuk unuttunuz? Ne oldu, o Anayasa Mahkemesinin verdiği siyasi kararla yasamanın alanına müdahale edilmedi mi? Siyasi parti kapatmalarda her seferinde müdahale edilmedi mi? Her seferinde siyasi partileri, bugüne kadar 30 tane siyasi partiyi kapatıp, düşünce özgürlüğü hükümleri konulmasına rağmen bu Anayasa’ya, bunları ihlal etmedi mi bu Anayasa Mahkemesi? Peki, 12 Eylül referandumunda, siyasi yasaklar ve milletvekillerinin, 84’üncü maddeye göre parti kapatmalarda milletvekilliği düşmeyeceği belirtilmesine rağmen bu Anayasa Mahkemesi Sayın Ahmet Türk’le Aysel Tuğluk’un Meclisteki yasama görevi süresi devam ederken neden Meclise bu Anayasa değişikliğine rağmen geriye dönüşünü reddetti, taleplerini kabul etmedi? Bakın, bu siyasi kararlar ve siyasi kararlardan sonra Anayasa Mahkemesinin bu yapısıyla, bu darbe Anayasasıyla Türkiye’de kimseyi kandırmaya hakkı yoktur Meclisin. Meclisin milletvekillerinin, milleti temsil edenlerin millete bunu yapma hakları yoktur diyoruz. Milleti kandırmaktan vazgeçelim diyoruz. Darbe Anayasası duruyor ama siz Anayasa Mahkemesinin üye sayısını artırıp usul değişikliği getiriyorsunuz. Yüce Divan yargısını güçlendiriyorsunuz, Anayasa Mahkemesinin başında hukukçu olmayan bir başkan var. Dünyanın neresinde bu var arkadaşlar? Yüce Divan olarak görev yapan, bir ceza mahkemesi olarak görev yapan Anayasa Mahkemesinin başında hukukçu olmayan bir başkan, karşısındaki bakanları, generalleri, milletvekillerini neyle yargılayacak söyler misiniz? O zaman tahrirat kâtiplerini getirin Anayasa Mahkemesinin başına, tarım müdürlerini getirin Anayasa Mahkemesinin başına, Türkiye'de de hukuk devletini yaratınız. Bu mudur getirdiğiniz usul değişiklikleri? Biraz doğru ve vicdanlı olmak lazım. Doğru ve vicdan şudur: Anayasa değişiklikleri toplumsal sözleşmedir, uzlaşmadır. Anayasal uzlaşma olmadan, toplumun farklı kesimleri uzlaşmadan, Anayasa yenilenmeden, sivil ve demokratik bir anayasa yapılmadan bu ülkede, istediğiniz kadar Anayasa Mahkemesinin üyesini, yapısını, görev alanını değiştirin, o, ancak ve ancak Hükûmete hizmet eder. Hükûmetin ve Hükûmete yakın çevrelerin atadığı yargıçlar, atandıkları yerlerin gözlerinin içine bakarak karar verirler ve bu, bağımsız yargı değildir, bağımsız yargının katlidir bu.

Bağımsız yargının katledilmesi ile de kalınmıyor. Türkiye'de gizli dinleme var mı? Varsa, Anayasa Mahkemesi kendisi dinlenirken kendi hakkını, hukukunu koruyabildi mi? Anayasa Mahkemesi üyesi dinlendi, kendini koruyabildi mi? Hani, kendi hukukunu koruyamayan bir Anayasa Mahkemesi Türkiye’nin hukukunu mu koruyacak?

Peki, eşit seçim var mı Anayasa’da? Anayasa’da eşit seçim var mı, söyler misiniz? Hangi demokraside, çağdaş ülkede seçim barajları yüzde 10’dur? Hangi çağdaş demokraside yüzde 7 hazine yardımı barajı vardır? Hangi demokraside başbakanı beş kuruş para vermeyecek adaylık için ama bağımsız aday olduğu zaman da 7.800 lira para verecek bağımsız aday? Hangi ülkede bu adalet ve eşitlik vardır?

Zaten Afyon’un 2 vekili düşmüş, ben sana vurmayacağım daha.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Canın sağ olsun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Memleketin canı sağ olsun.

Şimdi, arkadaşlar, Başbakan hazine yardımını alıyor, cebine indiriyor, yetmiyor. Bütün bürokratlar ileride terfi etmek için, aday adaylığı için AK PARTİ’ye başvuruyor; kimi rektör olmak istiyor, kimi müsteşar olmak istiyor, kimi bürokrat bürokraside yükselmek istiyor. Ha bire başvuran başvurana. Şırnak’ta 1 tane seçilme şansı var, bir de baktım, 25 tane resmî başvuru olmuş. Sivillere baktım, adamların çoğu Şırnak’ta yaşamıyor.

Şimdi, bakın, bu Anayasa yapılanmasıyla bireysel başvuru yolunu getiriyorsunuz. “Nedir bireysel başvuru yolu?” desek, burada AKP’nin 337 tane milletvekilini sınıfta sınava tabi tutsak, başta Başbakan olsa, hepiniz çakarsanız, bilemezsiniz o bireysel başvurunun ne olduğunu. Hepiniz, Başbakan dâhil, hukukçu bakanlarınız dâhil, milletvekilleriniz dâhil o bireysel başvuruyu bilmez.

Bireysel başvurunun bir tek yöntemi vardır; uluslararası sözleşmelere -Strasbourg yargısında- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygunluk denetimi yapar. İkincisi, Birleşmiş Milletlerde Evrensel Beyanname’ye, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ne, Cenevre Savaş Kuralları’na, uluslararası ceza mahkemelerine göre, Lahey Adalet Divanında veya uluslararası ceza mahkemelerinde belli kriterlere göre yargılama yapar. Sizin getirdiğiniz bireysel başvurunuzu neye göre yapacak? Kenan Evren’in Anayasası’na göre mi yapacaksınız? Kenan Evren’in Anayasası’na göre yargılama yapacak Anayasa Mahkemesinin neresi hukuktur, neresi demokratiktir, neresi bağımsızdır Allah aşkına! Bireysel başvurusunu Kenan Evren’in getirdiği darbe Anayasası’na göre yapacak bu Anayasa Mahkemesi hangi kritere, hangi ölçüye göre yürüyecek? Belli değil, belirsiz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye mahkûm oluyor. Kimin zamanında? Dokuz senedir, en fazla AK PARTİ hükûmetleri zamanında. AK PARTİ hükûmetleri rekor kırdı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki mahkûmiyet kararlarıyla ve en fazla da düşünce suçlarında kırdı, adil yargılamada kırdı, yaşam hakkında kırdı, kişilik haklarında kırdı, gizli dinlemede… Yani, şimdi, bu gerçekler dururken buraya bireysel başvuru hakkını getirip vatandaşın umudunun da önüne set çekip seçim barajları gibi kendi oluşturduğunuz Anayasa Mahkemesi ve kendinize bağlı kıldığınız bir sistemin içine hapsetmek istiyorsunuz.

Türkiye'nin nüfusu 74 milyondur ve yüzölçümü de 800 bin metrekaredir beyler! Beyefendiler, hanımefendiler, vekiller, Türkiye’yi darbe hukukuna altmış bir senedir kimsenin hapsetme hakkı yoktur. Bakın, TÜSİAD daha dün toplantılar yapıyordu, Anayasa değişiklikleriyle ilgili çalışmalar yapıyordu, hatta ve hatta AK PARTİ’nin Anayasa taslağında yer alan birçok profesör de orada çalışmanın içinde yer alıyordu. Partimiz, Barış ve Demokrasi Partisi hem emek hem meslek örgütleri, DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, insan hakları kuruluşlarıyla, birçok kuruluşla yeni bir anayasa çalışması yaptı, taslaklarını seçime yetiştirecek. Bir seçime gidiyoruz. Hangi partinin elinde bir yeni anayasa fikri ve taslağı vardır seçimde vatandaşın önüne çıkarıp oy isteyecek? Var mıdır AK PARTİ’nin yeni bir anayasa taslağı? Yok. Bir tane üç sene önce vardı, onu da sümenin altına atıverdiniz, sümenin altında küfleniyor, küfleniyor.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Var, var.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizin o sümenin altındaki anayasa taslağına imza atan profesörler ve akademisyenlerin çoğu da şu an başka yerlerde anayasa çalışması yapıyor çünkü sizde hayat ve umut tükendi arkadaşlar.

Arkadaşlar, bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüklerden birisi demokrasinin onulmaz unsuru olan güçler ayrılığını güçler birliğine çevirmektir. Güçler ayrılığını, yasama, yürütme ve yargıyı birbirinden ayıran, zayıfı kuvvetliye karşı koruyan hukukun ve yargının olmadığı bir ülkede, adaletin olmadığı bir ülkede o ülkenin başbakanı da, bakanı da, muhalefeti de, hepsi de suçlu duruma düşebilir, düşer de, düşmüştür de. Bir şiir okuduğu için düştü de bundan ders çıkaramayan bir Başbakan var. Bugün, özel ağır ceza mahkemelerinin yaptığı yargılamanın Başbakanın Diyarbakır DGM’de yargılandığı davadan ne farkı var söyler misiniz? Hatta biraz daha söyleyeyim mi, öteye gideyim mi? Araştırın, Diyarbakır DGM’de Başbakana ceza veren yargıçların şu an Silivri’de de görev yaptığını görürsünüz. Garip bir olay değil mi? Değil mi arkadaşlar?

Siz, hangi hukuktan, hangi anayasadan bahsediyorsunuz? Neyi Türkiye’ye getireceksiniz arkadaşlar? Bu sistem yanlış, bu sistemin temelleri çürük. Türkiye yeni bir anayasaya kavuşur, o anayasa kendi kurumlarını dizayn eder, usul budur. Kurumlar üzerinden anayasa dizayn edilmez. Dünyanın hiçbir yerinde bu yoktur arkadaşlar. Siz getirirsiniz, yeni bir anayasada bağımsız yargının ne olduğunu koyarsınız. Zaten, Mecliste yasama çoğunluğu sizde. Hükûmetsiniz, yürütmesiniz, yürütme ve yasamayı birleştirdiniz, şimdi de yasama gücünü elinize geçirmek istiyorsunuz, sonra da tek parti rejimine gitmek istiyorsunuz yüzde 10 seçim barajıyla. “Aman, aman, aman iki tane grubu nasıl seçim barajının altında bırakırız da, tek başımıza Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu buluruz da Anayasa’yı değiştiririz.“ diye çalışırsınız. Çok hayaller kurarsınız arkadaşlar. Bir kere biz bu keyfinize çomak soktuk. Biz, bağımsız milletvekili adaylığıyla şunu dedik: “Eldeki bir kuş daldaki yirmi kuştan iyidir.” ve sizin yeni anayasa tartışmalarınızda bu Mecliste olmak ve halkın sesini duyurmak için var olacağız, daha güçlü bir grup olarak geleceğiz, sizi halka şikâyet etmeye devam edeceğiz. Sizin bu Anayasa Mahkemesiyle Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağınız insanlara da, adalete de şimdiden ön yargı ve şüpheyle bakılıyorsa, bu Anayasa Mahkemesi Kenan Evren anayasasının üzerinde, onun çürük temelleri üzerinde, onun tankları üzerinde, onun paletleri ve postalları üzerinde inşa edilmişse temeli çürüktür bu Anayasa Mahkemesinin; yargılama usulü de çürüktür. Siyasi bir kurumdur, statükocudur, tabucudur ve işaret bekler ya hükûmetten ya Genelkurmaydan ya da derin devletten. Her seferinde de böyle olmuştur çünkü “Anayasa Mahkemesinin en yüksek mevki ve makam olarak verdiği kararlar kesindir.” denilmiştir. Yapmayın, bu ülkeye yapacağınız en büyük kötülük budur.

Eğer samimiyseniz, gelin, yeni anayasayı tartışalım. Bakın, TÜSİAD diyor, herkes bir şey söylüyor. Kimi “İlk üç madde değişmez.” diyor, TÜSİAD “1’inci madde hariç değişebilir.” diyor, biz farklı yorumluyoruz. Eşit yurttaşlığı, eşit hukuku, düşünce özgürlüğünü, kişilik haklarını, konut dokunulmazlığını, aileye saygı kuralını, özel hayatın gizliliğini, adil yargılamayı, bağımsız yargılamayı, YÖK’ü kaldırmayı, MGK’yı kaldırmayı, 12 Eylül darbesinin bütün kurumlarını kaldırmayı, onun artıklarını da Anayasa Mahkemesinden söküp atmayı, otuz senedir onun artıklarını uygulayan yargıçların da görevine son vermeyi bu Meclisin namus borcu olarak görüyoruz. Bu Meclis milletin iradesini ancak o şekilde hayata geçirebilir.

Siz senelerce bu darbecilerin getirdiği hukuku uygulayarak evrensel hukuktan uzaklaşacaksınız, senelerce darbe hukukuna bağlı kalarak, bu Meclisten geçen uluslararası sözleşmeleri uygulamayacaksınız, senelerce bu Meclisin getirdiği ve Anayasa 90’ıncı madde uyarınca uygulanması gereken hükümleri uygulamayacaksınız, sonra da “Anayasa yapıyoruz, çalışma usulü…” Bizden oy yok arkadaşlar, uyarıyoruz.

Teşekkür ederiz.

---

**Kaynak gösterme:** Hasip Kaplan (Şırnak). “Nevruz kutlamaları sebebiyle”. TBMM Genel Kurulu, 80. Birleşim tutanağı, 22 Mart 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hasip-kaplan-23-2011-03-22-nevruz-kutlamalari-sebebiyle (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
