# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hulusi Güvel (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim
- **Tarih:** 1 Nisan 2010
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/hulusi-guvel-23-2010-04-01-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm

> Hulusi Güvel (CHP), 1 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUN İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.486)); konuşma 889 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HULUSİ GÜVEL (Adana) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle ülkemizde bir Türk-Alman Üniversitesinin kurulmasının getireceği dinamizm ile üniversite yaşamımıza zenginlik katacağına olan inancımı belirtmek isterim.

Kurulacak üniversitenin iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde olumlu rol oynayacağı ortadadır ancak iki konu üzerinde eleştirilerimizi bildirmek istiyorum.

İlk olarak, kurulacak Türk-Alman Üniversitesinde Türkiye’nin yükümlülükleri ve Almanya’nın yapacağı katkı arasında daha eşit bir denge olması gerekirken, Türkiye’nin katkı ve yükümlülüklerinin daha ağır bastığı görülmektedir.

İkinci olarak, karşılıklılık ilkesinin yeterince işlemediğini görmekteyiz. Almanya’da açılacak bir Türk üniversitesinin, hem oradaki vatandaşlarımız için hem Türk öğretim üyelerinin yetiştirilmesi açısından yararlı olacağı düşüncesini taşımaktayız.

Değerli arkadaşlar, dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişime ayak uydurabilecek nitelikli cumhuriyet kuşakları yetiştirmekte üniversitelerin rolü tartışılmazdır.

Ülkemizin gelişimine katkıda bulunacak, yaşadığımız sorunlara doğru çözümler üretebilecek çağdaş insanlar yetiştirmek, ülkemizin geleceğine olan borcumuzdur. Bunları sağlayabilecek yeni bir öğretim kurumunun açılması elbette çok sevindiricidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak eğitime katkı sağlayacak her girişimi şükran ile karşılayacağımızı belirtmek isterim. Bunlar olumlu gelişmelerdir. Ancak sistemle ilgili sorunlar giderilmediği sürece yapılan bu çabaların yeterince verimli olmayacağını ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün yükseköğrenim sistemine baktığımızda, özerk olmayan, uluslararası anlamda bilim üretmeyen, kalite yerine sayının öne çıkarıldığı bir yapı görmekteyiz. YÖK’ün eski başkan vekilinin intihalle suçlandığı, yukarıdan alınan kararlarla üniversitelerde bölümlerin kapatıldığı, bütün enerjisini katsayı konusuna harcayan bir kurumun yönettiği bir sistemle karşı karşıyayız.

İktidara geldiğinde YÖK’ün başındaki yöneticileri engel olarak gören, her konuda onları sorumlu tutan İktidar, YÖK Başkanı değiştikten sonra, kadrolaşmak ve üniversiteleri ele geçirmenin telaşına düşmüştür. Nasıl olsa İktidarın arzu ettiği rektörleri atayan bir Cumhurbaşkanı da Çankaya’da idi, sorun kalmamıştı. Öğretim üyelerinin oylarıyla birinci sıraya, ikinci sıraya yerleşmiş rektör adayları görmezden gelinip kendi kadrolarını yerleştirebilecek rektörler seçilmiştir. Böyle bir üniversitenin özerk davranabileceğini, demokratik bir yapı sergileyeceğini söyleyebilmek olanaksızdır. Yükseköğretim Kurumunun bugünkü hâliyle üniversite sistemine sağlıklı bir yapı kazandırması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, YÖK’ün uygulamalarına bakıldığında, bu kurumun giderek siyasallaştığı, Hükûmetin direktifleri doğrultusunda hareket ettiği, akademik özerkliği hiçe saydığı görülmektedir. Son yıllardaki rektör atamalarına bakıldığında, YÖK’ün, üniversitelerdeki seçimlerde öğretim üyelerinin oylarıyla birinci olan çok sayıda rektör adayını yok sayıp AKP’ye yakın olduğu bilinen adayları birinci sıraya yerleştirdiği görülmektedir. Böyle bir sistemin 3 milyona yakın öğrenciye hizmet eden 100 bin öğretim üyesinin geleceğini belirleme hakkına sahip olması tartışma götürür.

Özerk ve bilimsel üniversite anlayışı olmadan YÖK, sistemin üzerinde bir kambur olmaya devam edecektir. Giderek siyasallaşan, iktidarın güdümünde davranan bir kurumdan sağlıklı bir üniversite sistemini yönlendirmesi beklenemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz yıl içinde YÖK’ün baskısı ile üniversitelerde, fakültelerde ana bilim dalları kapatılmıştır. Örneğin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Roma hukuku, karşılaştırmalı hukuk, çevre hukuku gibi kürsüler ortadan kaldırılmıştır. Amaç nedir? Amaç “üniversite reformu” adı altında, çağdaş, bilimsel üniversite yapısının yok edilmesidir. Amaç üniversiteleri ticarileştirmektir.

Ancak bu kararlar alınırken üniversitelerin bilim üreten yerler olduğu göz ardı edilmektedir. Üniversite reformunu özerklikten uzak, yalnızca ekonomik bir anlayışla ele alırsak, bilim üretmek, öğrencileri çağdaş dünyaya uygun yetiştirmek mümkün olmayacaktır.

Yine geçtiğimiz yıl, üniversite araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, onları sözleşmeli hâle getiren bir sistem ortaya konuldu. Bu düzenlemeyle, doktora çalışmalarının bitiminde asistanların üniversiteyle ilişikleri kesilmektedir. Daha önce gerekli akademik ölçütlere sahip oldukları sürece yükselme yolları açıktı. Bu düzenlemeyle, doktorasını bitiren asistanlar kapının önüne konulacaktır.

Bu, yalnızca iş güvencesi sorunu değildir. Bu, bilimsel özerklikle doğrudan bağlantılıdır. Akademisyenlerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duran böyle bir düzenleme yapılması, üniversitelerin bilimsel ölçütlerle değil siyasi tercihlere göre yapılandırılması anlamına gelecektir.

Değerli arkadaşlar, Yükseköğretim Kurumunun uygulamaları iktidarın siyasi tercihleriyle biçimlenmektedir. Bunun getireceği olumsuzluklar ortadadır. Özerk olmayan yapıların siyasallaşması kaçınılmazdır. Yıllardan beri, üniversitelerin özerk birer kurum hâline gelmeden verimli olamayacağını savunuyoruz.

AKP İktidarı ve onun uzantısı gibi davranan bir Yükseköğretim Kurulunun, özerk olmayan üniversitelerin yaratacağı olumsuzlukları bir kez daha gösterdiği ortadadır. Üniversitelerin birer bilim yuvası olması isteniyorsa, AKP, üniversitelerden elini çekmelidir, “reform” adı altında yandaş kurumlar yaratma çabasından vazgeçmelidir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; üniversiteler üzerinde konuşurken Adana’daki durumdan da biraz söz etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Çukurova Üniversitesi, 1967 yılında Ankara Üniversitesine bağlı olarak kurulan Adana Ziraat Fakültesi ile 1972 yılında Atatürk Üniversitesine bağlı olarak kurulan Çukurova Tıp Fakültesinin yeni bir üniversitenin çatısı altında bir araya getirilmesiyle 1973 yılında kurulmuştur. Kuruluşunun üzerinden geçen otuz yedi yıl içinde üniversiteye 10 fakülte, 1 konservatuvar, 3 yüksekokul, 9 meslek yüksekokulu, 3 enstitü, 29 araştırma ve uygulama merkezi eklenmiştir. Her yıl 7 bin öğrenci kayıt yaptırmaktadır. 35 bin öğrenci Çukurova Üniversitesinde öğrenim görmektedir. Bütün bu olumlu özelliklerine rağmen, Çukurova Üniversitesi, nüfusu 2 milyonu aşan Adana’ya yetmemektedir. Nüfusu Adana’nın yarısı kadar olan Eskişehir’de iki üniversite bulunmaktadır. Kurulan ikinci üniversitenin bu ilimize yaptığı katkı ortadadır.

Adana’da her yıl, genel ve meslek liselerinden mezun olan 70 binin üzerinde gencimiz üniversite sınavına girmektedir. Bu gençlerimiz, Adana’da yeterli eğitim olanağı bulamadığından başka illerdeki üniversitelere gitmek zorunda kalmaktadır. Bu gençlerimize daha iyi bir eğitim olanağı sunmak için Adana’ya ikinci bir üniversite kurulması gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, Adana, kurulacak ikinci bir devlet üniversitesine her şeyiyle hazırdır. Sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında 8’inci sıradadır Adana ilimiz. Kentleşme oranı yüzde 80 ile ülke ortalamasının üzerindedir. Eğitim anlamında tam bir cazibe merkezi olabilecek niteliklere sahiptir. Çukurova Üniversitesi gösterdiği başarı ile bunu kanıtlamıştır. Adana’ya kurulacak ikinci bir devlet üniversitesi bu potansiyellerin kullanılması açısından büyük önem taşımaktadır. Kentin tarım, sanayi, turizm, sağlık sektörü, enerji sektörü, tarıma dayalı sanayi iş kollarında büyük bir potansiyeli vardır, ancak bu sektörleri harekete geçirecek temel unsur yetişmiş insan gücüdür.

Şimdiye dek Çukurova Üniversitesi bu konuda üzerine düşeni yerine getirmiştir, ama şimdilerde kentin gereksinim duyduğu hareketlenmeyi sağlamak için yetersiz kalmaktadır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hulusi Güvel (CHP, Adana). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanunun ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.486)”. TBMM Genel Kurulu, 81. Birleşim tutanağı, 1 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/hulusi-guvel-23-2010-04-01-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanunun-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukm (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
