# Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Bayındır (CHP, Kırşehir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim
- **Tarih:** 30 Kasım 2004
- **Gündem:** ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-bayindir-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653

> Hüseyin Bayındır (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.575 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 653 sıra sayılı Organik Tarım Kanunu Tasarısının 7 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette 7 nci madde üzerindeki düşüncelerimi aktaracağım; yalnız, ona geçmeden önce "eyvah çiftçim" diyorum; Başbakanı azarlar, Grup Başkanvekili fıkralara malzeme yapar; eyvah çiftçim, yandın! Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa, çiftçime fıkra anlatıyor, dede-torun hikâyesi, malum hikâye... "Dedesinin borcunu ödüyoruz" diyor; yani, kendilerini aklıyor; AKP'nin diyor, bu anlamda, iki yıllık, katkısı yok sürece. Ben de diyorum ki Sayın Fatsa'ya ve AKP Grubuna, siz, önce bir dedenizin borcunu ödeyin, Millî Selamet Partisinin borcunu ödeyin, Fazilet Partisinin borcunu ödeyin. (CHP sıralarından alkışlar) ondan sonra, AKP'nin borcunu, patlak ampulle gideceğiniz seçim meydanlarında, yanmayan ampulle isteyeceğiniz oylarla o çiftçiden alacaksınız, merak etmeyin! (AK Parti sıralarından gürültüler)

Hiç üzülmeyin, birazdan geleceğim köydeki yangına, çiftçinin içine düştüğü duruma; oraları ben de anlatacağım. Yalnız, öncelikle, 7 nci madde üzerindeki görüşlerimi söyleyeyim. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, tarımsal üretimde kullanılan kimyasal girdilerin olumsuz etkilerinin insan ve toplum sağlığı üzerindeki zararları gün geçtikçe artmaktadır. Son yıllarda, gerek tarımsal ilaçların gerekse gübrelerin bilinçsizce kullanımı, üretimdeki artışın yanında, kalitesiz ve insan sağlığını tehdit edecek üretimlere de neden olmuştur. Toprağın derinliklerine sızan fosfor ve nitrat, tatlı su kaynaklarına ulaşmakta, bu da, insan ve diğer canlıların hayatı açısından ciddî problemlere yol açmaktadır. Ayrıca, kimyasal tarım ilaçları toprakta birikmekte, bitki sağlığını olumsuz yönde etkileyerek ekolojik dengeyi de bozmaktadır.

Tüm bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması amacıyla, kimyasal gübre ve tarımsal savaş ilaçlarının hiç kullanılmaması ya da mümkün olduğu kadar az kullanılması, bunların yerini, aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması temeline dayanan organik tarım sistemi geliştirilmiştir. Biz de bu yasaya destek veriyoruz.

Değerli arkadaşlar, şu anda görüşmekte olduğumuz kanun kapsamının temelini oluşturan kontrol, sertifikasyon işlemlerinin tam olarak neleri kapsadığı, kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının vasıfları ile çalışma şartları ve bunları denetleyecek bakanlık görevlilerinin vasıfları bu kanun kapsamında ele alınmalıydı. Bu konular, yönetmelikle belirlenmemelidir. Bu konularda yasaya uymayana idarî ve malî ceza uygulamaları söz konusudur.

Arkadaşlar, bu hususların burada açıklığa ve kesinliğe kavuşturulması şarttır; çünkü, yönetmelikler, ilgili bakanlıkça çıkarılmaktadır; ileride de çok daha fazla değişikliklere maruz kalabilmektedir.

Madde 7, birinci paragraf... Yönetmeliğin gücünü aşan konular da dahil olmak üzere, tüm konular yönetmeliklere bırakılmıştır. Oysa, temel konular ve özellikle kontrol, sertifikasyon, denetlemeyle ilgili hususlar yoruma açık olmamalıdır ve bu kanunda yer almalıdır.

Arkadaşlar, maddenin ikinci paragrafındaki orman sayılan yerlerden ürün toplamayla ilgili konular neden Tarım Bakanlığınca belirleniyor? Ayrıca, bugün öyle örnekler var ki, orman alanlarında, orman ağacı altında mantar, çilek ve benzeri tarım faaliyetleri de yapılmakta ve bu ürünlerin tümü, organik de olsalar, sadece doğal da olsalar orman ürünleridir. Meşe palamudu bile, daha önceki yıllarda, organik meşe palamudu olarak ihraç edilmiştir.

Yine, dünyada hızla gelişen organik orman ürünleri sanayii var; mobilya, tahta oyuncak, kırtasiye malzemeleri gibi. İşlenmiş veya işlenmemiş orman ürününün organik olup olmadığının kriterleri ile bunlara nasıl sertifika verileceğini, hangi şartlarla ve nereden -hatta, bölge bölge açıklanarak- toplanacağını Çevre ve Orman Bakanlığının belirtmesi gerekmiyor mu?! Bu konularda orman ve orman endüstrisi mühendisleri ve uzmanına da ihtiyaç yok mu?!

Üçüncü paragrafa bakacak olursak, ilgili bakanlıklar kendi yönetmeliklerini hazırlayacaklar; ama, bunları kontrol eden ve bunlara sertifika verecek olan kuruluşlara yetkiyi Tarım Bakanlığı verecek bu kuruluşları da, Tarım Bakanlığının nitelikleri bile belirlenmemiş elemanları denetleyecek!.. Peki, bu nasıl olacak arkadaşlar? Bu denetleme sonuçlarından, yönetmelik hazırlayan bakanlıkların nasıl haberi olacak? Denetlemelerden olumsuz bir sonuç çıktığında da, yetkileri yok ki, neyi düzeltecekler? Her şey havada kalmış olmuyor mu Sayın Bakanım?..

Ayrıca, kanunda, bu bakanlıkları ilgilendiren konularda organik üretim yapacak girişimcilerle ilgili şartlara da çok az değinilmiştir. İlgili bakanlıklara nasıl müracaat edecekleri bile belli değildir. Daha da açık deyişle, bu bakanlıklar, kim organik içki üretiyor, kim kozmetik üretiyor, kim tekstil, mobilya üretiyor, haberleri olmayacak; ama, bunların nasıl organik olacağını belirleyecek; hatta, bununla ilgili yönetmelik çıkaracak. Bu konularda, 11 inci maddede de, açık açık, bütün yetkinin Tarım Bakanlığında olduğu belirtilmiştir.

7 nci maddenin son paragrafına göre ise, organik ürünler Hal Kanununa tabi değildir. Peki, bunların dağıtımı, nakliyesi, depolanması ve pazarlanması nasıl yapılacak? Haller yerine hangi sistem devreye girecek? Halka dağıtımında uygulamalar nasıl olacak? Bu konular açıkça belirlenmezse, mevcut durumdan daha beter bir karışıklık söz konusu olmaz mı? Bunun yerine, hallerde ayrı depolama ve özel nakliye ve satış koşulları belirlenemez mi? Eğer, bu sakıncalı görülüyorsa, organik gıdaların toptan dağıtımının nasıl yapılacağı konusunda bir sistem belirlenmeli; bu da, kanunda, açık açık yer almalıdır.

Değerli arkadaşlar, organik tarım, dünyada olduğu gibi, ülkemizde de gereken önemi görmelidir. Toprağımızı, dünyamızı ve sağlığımızı korumalıyız; ancak, bu işi doğru da yapmalıyız.

Madde 5'te sözü edilen yetkilendirilmiş kuruluşların nasıl yetkilendirme süreci geçireceği, ne gibi özellikler taşıyacağı, ne kadar süre için yetki alacakları, yetki sınırları gibi konular tamamen es geçilmiştir. Bunlar yönetmelikle değil kanunla belirlenmesi gereken hususlardır. Bu kuruluşlar hangi vasıflarda ve ne kadar eleman çalıştıracaklardır? Örneğin, iki ziraat mühendisi çalıştıran bir kontrol kuruluşu, Sayın Bakanım, sayısız proje ve ülkenin her yerinde kontrol yapabilir mi ya da bu ziraat mühendisi organik tekstilin organikliğini denetleyebilecek mi? İki bitki korumacı istihdam eden bir kuruluş hayvancılık işletmelerini denetleyebilir mi? Bu konular yönetmelikle değil, kanunla açıklanmalı ki, bu kanunla öngörülen cezaî müeyyideler de uygulanabilsin; yoksa, daha baştan suiistimallere açık olur.

Örneğin, organik tekstili kontrol edecek ve sertifika verecek kuruluşun hangi vasıflarda ve sayıda eleman çalıştıracağı, tecrübesi gibi konularda Tarım Bakanlığı yetki verecek. Diğer yandan, organik alkollü içkiler, organik mobilya, oyuncak gibi ürünleri ziraat mühendisleri mi kontrol edecek veya niye Tarım Bakanlığı bunlara yetki verecek? Sayın Bakanım, bunun yerine Sanayi ve Ticaret Bakanlığından yetki istenilmesi gerekmez mi?

Yine, aynı husus, organik kozmetik ürünleri için de geçerli. Bu konularda da Sağlık Bakanlığından yetki istenilmesi gerekmez mi?

Kısaca, yetki alanıyla ilgili olarak, bu kuruluşların hangi makamlarca nasıl yetkilendirileceği gibi konular kanunda yer almamaktadır. Oysa, bu konular, organik tarımın ülkemizde doğru yapılanmasıyla ilgili "olmazsa olmaz" koşullarıdır.

Bu kanunun aceleyle ve uzmanlıktan uzak kişilerce hazırlanmış olduğu konusunda ciddî şüphem var. Genel olarak, bu kanun, organik tarımın geliştirilmesi için hiçbir teşvik ve ayrıcalık öngörmediği gibi, yapılanması konusunda da eksiklikler içermekte ve şu haliyle organik tarımın gelişimine engel olacak gibi gözükmektedir.

Ayrıca, daha önce de söylediğim gibi, organik üretimde, yapılabilmesi için, en az iki ya da üç yıllık bir geçiş sürecine ihtiyaç vardır. Bu süreç içinde, gelecek dönemlerle ilgili de planların uzun yapılması gerekmez mi? Bu nedenle, yapılan araştırmaların yasal geçerliliğinin olması ve tarafların uyması, organik tarımın başarısı için şarttır.

Değerli arkadaşlar, tarım, insan yaşantısında vazgeçilmez olmaya devam ettiği sürece, gerek insanlık gerekse ülkeler açısından önem taşımaya da devam edecektir. Dünya nüfusunun hızla artması, tarımın da değerini bir kat daha ortaya koymaktadır. Bu bakımdan, tarımsal üretimleriyle kendi kendilerine yetebilen ülkeler şanslı ülkelerdir. Bir zamanlar biz de öyleydik. Tarım sektörümüz, uzun bir süredir uygulanan sağ politikalarla, yani sizin uyguladığınız politikalarla giderek değeri azalan ve çiftçiyi bugünkü noktaya getiren anlayışla bütünleşmiştir. Ülkemiz, ABD ve Arjantin'den gelen mısır, sınırlardan kaçak giren canlı hayvan ve et, Meksika'dan gelen muz, Şili'den gelen elma, İran'dan gelen karpuz, Bulgaristan'dan gelen cevizle işgal edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, doğrudan gelir desteği 2003 yılında öyle ya da böyle ödendi. Sayın Bakanım, 2004 bitiyor; 2004'ün sonuna kadar...

RASİM ÇAKIR (Edirne) - Sayın Bakan şu anda aramızda oturuyor; CHP'li oldu.

HÜSEYİN BAYINDIR (Devamla) - Bakın, önümüzdeki iki ay içerisinde de bir bayram var. Biraz evvel, ben konuşmadan önce, çiftçilerim bana şunu söylüyor: "Lütfen, Sayın Bakana söyleyin, AKP İktidarına söyleyin, bayramdan önce bizim doğrudan gelir desteğimizi ödesinler." Ben de dedim ki, dilimin döndüğünce anlatacağım; gerçi, onlar duymaz, onlar işitmez, onlar hissetmez ya, ben, yine de bana düşeni yapacağım dedim onlara; bilginiz olsun. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, diğer hükümetler gibi AKP Hükümeti de çiftçiyi eziyor; hatta, daha beter eziyorsunuz.

Sayın Bakan, buğday 260 000-280 000 lira, ekmek 400 000 lira. Bu durumda, çiftçi, bir dahaki seneye buğday ekmeyecek. Göçe zorlanan çiftçinin boşalttığı tarım arazileri satışa çıkarılacak. Yakında elimizde belki de toprak kalmayacak. Neden çiftçilerimizi yok sayıyorsunuz, neden kendi kaderlerine terk ediyorsunuz, neden onları bir kenara itiyorsunuz? Çiftçimizi ayak bağı mı görüyorsunuz? Çiftçimizi sırtınızda kambur mu görüyorsunuz? Onlar, sizin atanız arkadaşlar. Onların yetiştirdiği ürünlerle beslendiniz bugünlere kadar.

Topraklarımız çok verimli arkadaşlar. Bu topraklarda pamuk ekmeyeceğiz de ne ekeceğiz?! Bu topraklarda buğday ekmeyeceğiz de ne ekeceğiz?! Pancar, incir, üzüm, domates, patates, zeytin, soğan yetiştirmeyeceğiz de Sayın Bakanım, ne yetiştireceğiz?! Bu toprakları zamanında niye aldık? Millî mücadeleyi niye yaptık? Bu toprağın hakkını vermeyeceksek, ekip biçmeyeceksek, sahip olamayacaksak, biz, bu toprakları satmak için mi aldık?!

Değerli arkadaşlar, bakın, Kırşehir çiftçisi öyle bir sezon geçirdi ki, bir taraftan doğal afetler, diğer taraftan AKP'nin getirdiği afetlerle, çiftçinin ocağında yangın var; çiftçi zarda, çiftçi zorda. Bakın, ben söyleyeceğim, ben anlatacağım. Ben, onların içerisinden geldim, onlardan birisiyim. Hisseden hisseder, hissetmeyen de gider bölgesine şöyle bir bakar; ne verdim bu çiftçiye, bu çiftçi ne istiyor?..

Ne istiyor bu çiftçi Sayın Bakanım, ne istiyor biliyor musunuz; sıcak, huzurlu bir ev istiyor, ellerinin nasırlarıyla ürettiği mercimekten, ürettiği buğdaydan, ürettiği pancardan, ürettiği her türlü hububattan yalnızca pay istiyor, onurlu ve şereflice yaşamak istiyor ve kazandığı paralarla, kendi ailesini, kendi ocağını, hiç kimsenin getireceği hiçbir hediyeye ya da dağıtılacak file, valiz içerisindeki eşyaya ihtiyaç duymadan onurluca yaşamak istiyor. Sayın Bakanım, bu istekleri çok mu?! Bu güzel insanların talepleri çok mu?! Türkiye'nin bunlara verilecek parası mı yok?! Bunların tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarını, Ziraat Bankasına olan borçlarını bir defaya mahsus Türk Devleti kapatamaz mı, yapamaz mı?!

Oysa, biz biliyoruz...

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Kapatmadı mı?!

HÜSEYİN BAYINDIR (Devamla) - Bana bak kardeşim, sesin bu kadar gürse, gitseydin de Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundaki 37 milyar dolara tavır koysaydın! Hortumcuya tavır koysaydın! (CHP sıralarından alkışlar)

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Konuşma!..

HÜSEYİN BAYINDIR (Devamla) - Bana bak, çiftçiye tavır koyamazsınız!

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Bayındır (CHP, Kırşehir). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-bayindir-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
