# İlköğretim ders kitaplarının bedava dağıtılması ve ders kitaplarıyla ilgili

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim
- **Tarih:** 15 Temmuz 2003
- **Gündem:** İLKÖĞRETİM DERS KİTAPLARININ BEDAVA DAĞITILMASI VE DERS KİTAPLARIYLA İLGİLİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2003-07-15-ilkogretim-ders-kitaplarinin-bedava-dagitilmasi-ve-ders-kitaplariyla-i

> Hüseyin Çelik (AK Parti), 15 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İLKÖĞRETİM DERS KİTAPLARININ BEDAVA DAĞITILMASI VE DERS KİTAPLARIYLA İLGİLİ); konuşma 2.155 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce'nin, ücretsiz ders kitaplarıyla ilgili olarak yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya, hükümet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın İnce, öncelikli olarak, ders kitaplarının ücretsiz dağıtılmasının, temelinde, aslında, güzel bir şey olduğunu; ancak, bizim niyetimizin, amacımızın başka olduğunu ifade eden bir konuşma yaptı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de ders kitabı hazırlayan 83 yayınevi, kitapevi bulunmaktadır. Bunların hepsi, bizim, 20 Haziranda açmış olduğumuz ihaleye katılmışlardır ve kendi aralarında 14 konsorsiyum oluşturmuşlardır. Açık bir şekilde, bütün medyanın gözleri önünde pazarlık usulüyle satın alma yapılmıştır ve bu 83 yayınevinden alacağımız 76 000 000 kitap, aşağı yukarı 108 trilyon tutarındadır. Öte yandan, Millî Eğitim Bakanlığının basacağı, 27 trilyon civarında tutarı olan kitaplar vardır; bunlarla birlikte 136 trilyon küsur bir meblağ karşımıza çıkmaktadır. Dağıtımcı firmalara ödenecek, dağıtımcı firmalardan bunları alıp okullara teslim edecek kitapçı ve kırtasiyeciler de devreye girdiği zaman, 10 250 000 civarındaki, ilköğretim öğrencilerimize dağıtılacak olan ücretsiz ders kitaplarının tutarı aşağı yukarı 157 trilyon civarındadır. Sayın İnce, 2004-2005 öğretim yılında bizim ders kitaplarını değiştireceğimizi, dolayısıyla bu 160 trilyon civarındaki devlet kaynağının çöpe gideceğini ifade etti.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle hemen şunu ifade edeyim: Türkiye'de şu anda okullarımızda okutulmakta olan ders kitaplarının yüzde 99'u her yıl ayrıca basılmakta ve satılmaktadır. Her yıl basılan ve satılan kitaplara -ne kadar kitap basılmıştır, ne kadar kitap satılmıştır- eğer bakarsanız zaten şu anda okutulmakta olan kitapların ömrünün maksimum bir yıl olduğunu hep birlikte göreceksiniz. Çünkü, bu kitaplar yine yüzde 99 oranında üçüncü hamur kâğıda basılmaktadır, son derece basit bir baskı kalitesine sahiptir ve onların öyle iki yıl, üç yıl, dört yıl, beş yıl peşpeşe okutulması da bugüne kadar asla söz konusu olmamıştır.

Biz, değişik vesilelerle ifade ettik değerli arkadaşlarım -bunu sadece ben söylemiyorum; eğitim camiasını bilen, Türkiye'deki millî eğitim sisteminin meselelerini yakından bilen, içinden gelen bütün insanlar bunu gözlüyor ve söylüyor- Türkiye'de şu anda ezberci bir öğretim sistemimiz vardır. Öğrenci sınıfta son derece edilgen bir konumdadır, pasif bir konumdadır; öğretmen, âdeta öğrenciye bir konferansçı edasıyla yaklaşmaktadır; büyük çapta, öğrencinin kulağı hedef alınmaktadır. Bu öğretim yöntemi dünyada artık demode olmuştur, bunun adı enformatif öğretim yöntemidir; yani, bilgi yüklemeye yönelik bir öğretim yöntemidir. Bu sistem, âdeta bilgisayar disketlerine bilgi kopyalamaya benzeyen bir sistemdir. İşin bir başka tarafı, öğrenciye, çocuklarımıza öğrettiklerimiz büyük çapta, onlarda bir davranış modu olarak, bir ahlak telakkisi olarak ortaya çıkmıyor ve bu ezberci öğretim yönteminin daha fazla Türkiye'de devam etmemesi gerektiği konusunda bütün pedagoglar, eğitim bilimciler hemfikirdir. Biz diyoruz ki, öyle bir öğretim yöntemi getirelim ki, öğrenci sınıfta interaktif olsun; öğrenciye, biz, öğrenmeyi öğretelim; onların algılama, muhakeme etme, analiz yapma, sentez yapma kabiliyetlerini önplana çıkaralım; öğrencinin, öncelikle kabiliyetini, eğilimini, hangi zekâ türünün dominant olduğunu, baskın olduğunu tespit edelim ve çocuklarımıza ona göre yaklaşalım. Bu öğretim yöntemi çağdaş bir öğretim yöntemidir ve bunun da adı "konstraktif" dediğimiz, yani, inşacı dediğimiz bir öğretim yöntemidir. Türkiye'de, bugüne kadar, hiçbir hükümetin cesaret etmediği, hiçbir hükümetin gündeme getirmediği bu meseleye, biz, el atmış durumdayız. Bu konuya neşter atılması gerekiyorsa, biz, bu neşteri atacağız. 2004 öğretim yılında, Türkiye'deki enformatif öğretim yöntemi, yerini, konstraktif dediğimiz inşacı öğretim yöntemine bırakacaktır, bırakmak zorundadır; eğer, gerçekten, dünyayı yakalamak istiyorsak, çağdaş eğitim dediğimiz olayı yakalamak istiyorsak bunu yapmak zorundayız değerli arkadaşlar.

Öğretim yöntemini değiştirdiğimiz zaman, buna paralel olarak müfredatın değişmesi gerekiyor, buna paralel olarak ders kitaplarının değişmesi gerekiyor. Peki, biz, nasıl oluyor da, 160 trilyonluk bir ders kitapları pazarını kendi tekelimize alıyoruz; böyle bir şey olabilir mi?! Bakınız, Sayın İnce, söyledikleriniz, aslında birbiriyle çelişen ifadelerdir. Biz, bu parayı çöpe falan atmıyoruz. Bu 83 firma, Türkiye'de vergi veren, devlette kayıtlı olan, istihdam yaratan; yani, eleman çalıştıran, katmadeğer üreten firmalarımızdır. Biz, onlardan bir hizmet satın alıyoruz; onun karşılığında, onlar, ürettikleri bu hizmeti bize satıyorlar ve biz de bunun karşılığını veriyoruz.

Diğer taraftan "gelecek sene, 2004-2005 öğretim yılında ders kitaplarını hazırladığımız zaman -biz bunu defalarca kamuoyuna deklare ettik- objektif kriterler belirlenecektir, ders kitapları yarışmayla tespit edilecektir ve bu ders kitaplarının jürilerine, ders kitaplarının hangi müellif tarafından, hangi yazar tarafından yazıldığı belli olmayacak şekilde kodlama sistemiyle gönderilecektir" dedik. Tabiri caiz ise, çifte kontrol; yani, double check yapılacaktır ve bu jüriler de tespit edilirken, özellikle ve özellikle, meselenin bilimsel tarafı göz önünde bulundurulacaktır; üzerine en çok titrediğimiz konu budur.

Ders kitaplarının hangisi olacağı yarışmayla tespit edildikten sonra, bunların bir kısmı, Millî Eğitim Bakanlığının kendi imkânlarıyla basılacaktır; "Devlet Kitapları Genel Müdürlüğü" diye bir müdürlüğümüz var, burada, Devlet Kitapları Genel Müdürlüğünde basılacaktır; diğer kısmı da, bugün piyasada bu işleri yapan insanlara ihale edilecektir.

Biz, bunları yaparken, bir devlet tekeli oluşturmak falan gibi bir hedef de gütmüyoruz. Bizim amacımız, sektörü çökertmek değil, aksine, bu sektörü ayakta tutmaktır. Öte yandan -bir taraftan sektörün menfaatları var; ama, kamu menfaatı elbette bütün menfaatların üzerindedir- öncelikli olarak kolladığımız ve gözettiğimiz de kamunun menfaatıdır, Türk millî eğitim sisteminin menfaatıdır; ama, bu hizmeti firmalardan satın almamız, onlara ihale etmemizden daha tabiî bir olay da olamaz.

Şimdi gelelim, Talim ve Terbiye Kuruluna yapılan atamalara. Değerli arkadaşlarım, bakın, biraz önce Sayın İnce" filan zaman DYP'den aday olmuştur, (X) şahıs MHP'den aday olmuştur" dedi.

Sayın İnce, eğer, biz partizanlık yapsaydık, hepsi AK Partiden aday olanlar olurdu.

HASAN AYDIN (İstanbul) - Hepsi AK Partiden şimdi

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz.

Biz, uzmanlığa önem veriyoruz; bu işin erbabı kimse onlar oraya getirilmiştir. Talim ve Terbiye Kurulunda yapılan teftiş sonucu ortaya çıkan manzarayı, sizin, o, müdafaasını yaptığınız 57 nci hükümet dönemindeki Talim ve Terbiye Kurulunun manzarasını, ben, Meclisin değerli üyelerinin de, Türk kamuoyunun da önüne sereceğim. Oradaki yolsuzlukların, oradaki -çok affedersiniz- pisliklerin haddi hesabı yoktur. Bakın, bir ders kitabı hazırlanmıştır, sözüm ona orada bir incelemeci tayin edilmiştir; böyle bir incelemeci yok -ona, belli bir ücret tespit edilip ödenmiştir- böyle bir şahıs yok, böyle bir öğretmen yok. Bazı öğretmenlerin adına sahte imzalar atılarak onlara ücretler ödenmiştir; öğretmenin kendisini çağırıyorsunuz "benim bundan haberim bile yok" diyor. Orada, bu ve benzeri yığınla yolsuzluk vardır. Bütün bunlar teftiş kurulunun raporlarıyla tespit edilmiştir ve çok kısa zamanda kamuoyuna açıklanacaktır Sayın İnce.

Değerli arkadaşlar, 1970'li yıllarda başlayan dilde arınma hareketinden söz etti Sayın İnce, o konuyla ilgili de sizlerle fikirlerimi paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Metin Bostancıoğlu'nun Millî Eğitim Bakanlığı döneminde bir genelge yayımlandı, özellikle, bu genelgenin muhatabı 81 ilin valilikleriydi; ama, esas uygulama alanı Talim ve Terbiye Kuruluydu. Bakınız, bu genelgeye göre, bizim bugün kullandığımız kelimelerin çok önemli bir kısmına yasak getiriliyordu. Neydi bu kelimeler: "Millet" kelimesi yasaklanıyordu "hak" kelimesi yasaklanıyordu, "hukuk" kelimesi yasaklanıyordu "istiklal" kelimesi yasaklanmıştı "hâkimiyet" kelimesi yasaklanmıştı "istikbal" kelimesi yasaklanmıştı "kısım" kelimesi yasaklanmıştı "kısım" demeyeceksiniz "kesim" diyeceksiniz...

Değerli arkadaşlar, ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda da söyledim: yayımladığım genelgede şu vardır, benim yayımladığım genelgede diyorum ki; bizim ortak paydamız olan, varlık sebebimiz olan dilimiz, maalesef, bir çatışma alanı haline getirilmiştir. Dil, üzerinde uzlaşmaya varılan, kültürün taşıyıcı unsuru olan, bilimin en önemli vasıtası olan dil, bu şekilde güdük bir hale getirilemez, kimsenin buna hakkı yoktur. Bizim dildeki tavrımız "Türkçeleşmiş Türkçedir" mantığına dayanmaktadır değerli arkadaşlarım. Bakın, Plan ve Bütçe Komisyonunda bazı arkadaşlarıma takıldım, dedim ki; eğer, biz, o dediğiniz şekilde dilimizde arındırma yapmaya devam edersek, CHP diye bir şey kalmaz; çünkü, Cumhuriyet Halk Partisi üç kelimeden oluşuyor; "cumhuriyet" Arapça, "halk" Arapça, "parti" de İngilizcedir; size de "...si"si kalır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HALUK KOÇ (Samsun) - O sizin hüsnükuruntunuz Sayın Bakan!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Muharrem Beyin adı; yanında Ali Bey var, onun da adı; benim de adım... Biz, belli kültür coğrafyası içerisinde oluşmuş olan bir milletiz. Bakın, ben, kürsüde konuşuyorum "kürsü" kelimesi öz Türkçe değil; ben, mikrofona konuşuyorum, o da Türkçe değil; sırtımda ceket var, o da Türkçe değil "kravat" da Türkçe değil "pantolon" da Türkçe değil; elimde kalem var, bu Arapça; önümde kâğıt var, o da Farsçadır; ama, bunların hepsi Türkçedir değerli arkadaşlarım, Türkçeleşmiş Türkçedir. "Meclis" kelimesine bakın -siz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mensuplarısınız- "meclis" kelimesi özü itibariyle öz Türkçe değil diye, biz "meclis" kelimesine karşı bir tavır alabilir miyiz?! "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" dediğiniz zaman "Türkiye"deki "iya" Türkçe değil, "cumhuriyet" Türkçe değil "devlet" Türkçe değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Ben öyle bir şey mi dedim?!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, benim sözünü ettiğim karga dili, bütün bunlara yasak koyan zihniyetti. "Hayat" kelimesini kullanalım; "hayat" kelimesinin öz Türkçesi "yaşam" olabilir; ama "yaşam" kelimesini kullanırken, ben "hayat" kelimesine karşı tavır almak zorunda değilim. Hiçbirimiz eşimize "yaşamım" diye hitap etmeyiz, "hayatım" deriz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bakın, sizin Grubunuzun değerli mensubu Zülfü Livaneli Bey de, benim genelgemde geçen bir kelimeyi burada kullandı; evet "kalp" kelimesinin öz Türkçesi "yürek"tir; ama "kalpsiz" ile "yüreksiz" aynı şey değil arkadaşlar "kalpsiz" acımasız demek "yüreksiz" korkak demek. "Akıl" kelimesinin öz Türkçesi "us"tur; ama "uslu" ile "akıllı" aynı şeyler değil; dikkat edin, bakın, akıllı çocuklar, aksine, uslu olmaz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan, demagoji yapmayın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Demagoji falan yapmıyorum Muharrem Bey, bunları bilmek zorundasınız.

Bakın, değerli arkadaşlar, Türkçe...

MUHARREM İNCE (Yalova) - Sayın Bakan...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz... Müsaade edin...

Bakın, bugün, Türk dili o kadar fakirleştirilmiştir ki, üniversite öğrencileri 300 kelimeyle konuşur hale gelmiştir. Üniversitedeki profesör 1 000 kelimeyle konuşup, yazıyor; niçin?..

Değerli arkadaşlarım, bakın, bir dilde, eğer, bir kavramının karşılığı olan çok kelime varsa, birden fazla kelime varsa, o dil zengin demektir. Eğer "şeref", "namus", "haysiyet" gibi kelimeleri atalım, bunların yerine sadece "onur" kelimesini kullanalım derseniz, o dili fakirleştirirsiniz.

Bakın "gül" kelimesini biz Farsçadan almışız. İranlılar "gül"e ne diyorlar biliyor musunuz; "gol" diyorlar, şu futbolda gol atma var ya "gol"; "bülbül"e de "bolbol" diyorlar. Biz, buna incelik katmışız, nezaket katmışız "gol"u "gül" yapmışız "bolbol"u da "bülbül" yapmışız; bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Değerli arkadaşlarım, bu Farsçadır, bu da Arapçadır "mikrofon" da İngilizcedir; efendim, ben bunları kullanmam derseniz, bu bağnazlık bizi hiçbir yere götürmez.

Bakınız, Türkçe'de kullandığımız balık isimlerinin yüzde 99'u, "lüfer"den "çinakop"a "uskumru"dan "hamsi"ye kadar, Rumcadır. Peki, bunu kullanırken rahatsız oluyor muyuz?.. Bunlar, artık Türkçeye mal olmuştur, bunlar Türkçedir; aslının faslının hangi kökten geldiği önemli değildir. Bugün, gemicilikte kullandığımız kelimelerin çok önemli bir kısmı İtalyancadan gelmedir; bundan dolayı bir rahatsızlığımız söz konusu olabilir mi?

Bakın "araba" kelimesi... "Araba" kelimesini kullanmıyorum, araba Arapçadır...

OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Bakan, yeter artık!.. Sayın İnce böyle bir şey söylemedi "1970'lere dönmeyelim" dedi...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Oyan... Sayın Oyan...

OĞUZ OYAN (İzmir) - Yapmayın artık!.. Burada bize ders veremezsiniz bu konuda...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz?..

OĞUZ OYAN (İzmir) - Biz, böyle bir iddiada bulunmadık. Yanlış yapıyorsunuz, bunu yapamazsınız. Cevap hakkı doğar o zaman.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz... Müsaade eder misiniz...

OĞUZ OYAN (İzmir) - Bu demagojidir, buna hakkınız yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Oyan... Sayın Grup Başkanvekili, müsaade eder misiniz...

KÂZIM TÜRKMEN (Ordu) - Türkçe dersi veriyorsunuz bize.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz... Bakın, Muharrem Bey...

HASAN AYDIN (İstanbul) - Muharrem Bey öğretmen, biliyor bunları.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade eder misiniz...

Muharrem Bey, benim, Sayın Metin Bostancıoğlu'na yönelik olarak kullandığım ifadelerle ilgili olarak dedi ki "buradaki Metin Bostancıoğlu adını çıkarırsanız, buraya Hüseyin Çelik'i koyarsanız ne fark eder." Oradaki benim iddiam şu idi: Türk dili, kuş dili haline getirilmiştir. Eğer, benim de böyle bir şey yaptığımı arkadaşım iddia ederse, ben, burada, bu Meclisin huzurunda ne yaptığımı anlatmak zorundayım, ben Millî Eğitim Bakanıyım (AK Parti sıralarından alkışlar) ve Türkçe...

Arkadaşlar, Türk dili, üzerinde en hassasiyetle durmamız gereken konulardan birisidir; çünkü ders kitaplarının dili Türkçedir, kültür dille aktarılır; ben bunun üzerinde duruyorum ve burada söylemeye çalıştığım şey şudur: Elbette biz 15 inci Asır Osmanlıcasını kullanmayacağız; Batıdan dilimize girmiş kelimeler var "otomobil" gibi "direksiyon" gibi "vites" gibi "egzoz" gibi "diferansiyel" gibi; bunları kullanmak zorundasınız, bunlar Türkçeleşmiştir. Bize, kimse dilde arınmayı filan anlatmasın ve hemen bundan sonra şuraya gelmek istiyorum.

Bakınız, ben tekrar söylüyorum, arkadaşlar "hakimiyeti" de kullanalım "egemenlik"i de kullanalım; "bağımsızlık"ı da kullanalım "istiklali" de kullanalım; bu, dilimizin zenginliğidir. "Yaşam"ı da kullanalım "hayat"ı da kullanalım; "yürek"i de kullanalım "kalp"i de kullanalım; burada böyle elemeci, atmacı bir zihniyetle hareket ederseniz, Türkçe bu hale gelir.

Bakın, üniversite öğrencilerine ben hocalığım esnasında, Prof. Mümtaz Turhan'ın 1970'li yıllarda Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan Kültür Değişmeleri, Batılılaşmanın Neresindeyiz adlı kitabını verdim ödev olarak, bana gelip dediler ki: "Hocam, burada anlamadığımız sözcükler var, biz bunu anlamıyoruz." Kültür Bakanlığının 1970'li yıllarda bastığı kitap. Ben de takıldım öğrencilerime, dedim ki "bundan sonra size anlamayacağınız kelime bulunmayan kitaplar tavsiye edeceğim." "Hocam ne tavsiye edeceksiniz" dediler, dedim ki "Cin Ali'nin Maceraları." Çocuklarımız, okuduğu her kitaptan, 100 kelime, 200 kelime öğrenmiyorsa, onun kelime dağarcığını artıramazsınız. Millî Eğitim Bakanlığı, Türkçeye gereken önemi vermektedir; bu konuda, siz de müsterih olabilirsiniz.

Yabancı dil kitapları meselesine gelince; özellikle Anadolu liselerinde okutulan yabancı dil kitaplarının dışarıdan geldiği ve son birkaç yıl içerisinde, birkaç milyar dolar kaynağın yurtdışına gittiğini ben de kabul ediyorum, Muharrem Bey o konuda haklıdır; ama, hemen şunu söyleyeyim size: Talim ve Terbiye Kurulumuz, bununla ilgili olarak da çok ciddî hazırlıklar içerisindedir; gerek diğer okullarımızda okutulan yabancı dil ders kitaplarının gerekse Anadolu liselerinde okutulan ders kitaplarının Türkiye'de yazılması, Türkiye'de hazırlanması, bizim hedeflerimiz arasındadır, bu konuda çalışmalarımız vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “İlköğretim ders kitaplarının bedava dağıtılması ve ders kitaplarıyla ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 106. Birleşim tutanağı, 15 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2003-07-15-ilkogretim-ders-kitaplarinin-bedava-dagitilmasi-ve-ders-kitaplariyla-i (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
