# Vıı.tur (.sanayi ve ticaret bak., milli eğitim bak)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim
- **Tarih:** 21 Aralık 2003
- **Gündem:** VII.TUR (.SANAYİ VE TİCARET BAK., MİLLİ EĞİTİM BAK)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2003-12-21-vii-tur-sanayi-ve-ticaret-bak-milli-egitim-bak

> Hüseyin Çelik (AK Parti), 21 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VII.TUR (.SANAYİ VE TİCARET BAK., MİLLİ EĞİTİM BAK)); konuşma 1.145 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı 2004 yılı bütçesi üzerinde -Bakanlığım adına konuşmak üzere- söz almış bulunuyorum; hepinizi, en derim saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmeleri, hem hükümetlerin hem de bakanlıkların bir yıl içerisinde yaptığı faaliyetlerin aynı zamanda hesabının yapıldığı günlerdir, müzakerelerdir.

Ben de yüksek müsaadelerinizle, bir yıllık iktidarımız süresinde Millî Eğitim Bakanlığı olarak neler yaptığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum ve bu arada ümit ederim ki, gerek muhalefet partisine mensup gerekse iktidar partisine mensup değerli arkadaşlarımın burada dile getirdiği bazı eleştirilere, temennilere ve bazı önerilere de zaman ayırmak gibi bir şansım olur.

Değerli milletvekilleri, bu bir yıllık süre içerisinde benim Bakanlıkta geçirdiğim süre dokuz ay gibi bir zaman dilimidir. Biz seçimlerden önce halka vaat ettik, dedik ki: "Türkiye'de ilköğretim mecburi olduğu için, biz, ders kitaplarını ücretsiz dağıtacağız." Bununla ilgili çalışmalar yapıldı, üçbuçuk ay gibi bir süre içerisinde -bazı arkadaşlarım son rakamlardan belki haberdar değiller- 81 000 000 kitap ihale edildi, baskıları yapıldı ve Türkiye'nin en ücra köşesindeki mezralara kadar özel poşetler içerisinde çocuklarımıza ulaştırıldı. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Aslında, bu, iktidar muhalefet, bütün arkadaşlarımızın takdir etmesi gereken, alkışlaması gereken bir olaydı. Ancak, muhalefet partisinin değerli sözcüleri, Sayın Genel Başkanı, bula bula, tenkit edecekleri bir şey buldular; o da, Sayın Başbakanın ve bendenizin, bu poşetler içerisinde göndermiş olduğumuz mesajlardı.

Değerli arkadaşlarım, bu mesajların mahiyeti şuydu: Burada, gerek Sayın Başbakan gerekse bendeniz, çocuklarımızın, velilerimizin, ailelerin yeni öğretim yılını kutluyorduk; onlar için moral, motivasyon unsuru olabilecek bazı ifadelere yer veriyorduk. Kaldı ki, Sayın Başbakan, buraya, AK Parti Genel Başkanı sıfatıyla değil, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olarak imza atmıştı; ben, AK Parti Van Milletvekili olarak imza atmadım, Millî Eğitim Bakanı sıfatıyla imza attım.

Sayın başbakanlar, sayın bakanlar birçok yere genelgeler gönderir. Eğer, bütün bu genelgeleri, yazılan bütün mektupları, yurtdışı ve yurtiçinde yazılmış olan bütün bu mektupları, siz, birer bildiri olarak, birer korsan bildiri olarak nitelendirirseniz, bu, bunu yapanların ayıbı olur. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın İnce biraz önce, bu mektupları, korsan bildiri olarak nitelendirdi. Ben, bu ifade tarzını, Sayın İnce'nin soy ismiyle bağdaştıramıyorum, yakıştıramıyorum.

Değerli arkadaşlar, daha neler yapıldı... Bakınız, bu ülkede, yıllardır, devlet kaynaklarının, sayısı çok olan genç nüfusumuza çağdaş düzeyde eğitim imkânı hazırlamak için yeterli olmadığı söylenir. Bunu, biz de söyledik, biz de söylüyoruz, bizden önceki iktidarlar da söyledi; bunu, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli mensupları da söylüyor. Bunun için biz söylemde kalmadık, eyleme geçtik. Ben, burada başta Sayın Başbakanımızı, Bakanlar Kurulunu, Maliye Bakanımızı ve Meclisin değerli mensubu milletvekillerini kutluyorum; bu Meclisten, 4842 sayılı yasa çıkarıldı ve bir vergi muafiyeti getirildi. Okul yapan, yurt yapan veya bunların kısmî olarak ihtiyaçlarını karşılayan insanlar, yaptıkları bütün harcamaları gider göstererek vergiden düşme şansı elde ettiler. 11 Eylülde, Sayın Başbakanın onur konuğu olarak katıldığı kampanyanın, yani, Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyasının başladığı tarihten bugüne kadar, 200'e yakın okulla ilgili protokol imzaladık.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bu, aslında, 2004 yılının sonuna kadar -biz, öyle hedefledik, öyle temenni ediyoruz ki- 500 okula ulaşacaktır ve 500 okula ulaşması halinde, bu ülkeye, yaklaşık 10 000 derslik kazandırılmış olacaktır.

Biraz önce, Sayın Gazalcı, beni, hükümetimizi, okul satmakla suçladı. Yasa çıktı ve yürürlüğe girdi; doğru bir yasaydı, rasyonel bir yasaydı, Türkiye'nin ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran bir yasaydı; ama, henüz, bir tek okul bile satılmadı. Gerekli görülürse -bakın, gerekli görülürse diyorum- gürültü kirliliğine maruz kalan, sanayi işyerlerinin arasında kalmış, otel zincirlerinin arasında kalmış, meskûn mahal olmaktan çıkmış yerlerdeki okullar, eğer, sit alanı içerisinde değilse, tescilli tarihî binalar değilse, satılabilecektir; kıymetli arsaları değerlendirilecek, 1 okul yerine -yerine göre- 5-10 okul yapılacaktır.

Biz, bunları yapmaya çalışırken, bakın, sadece iki ikibuçuk ay gibi bir süre içerisinde, 200 yeni okul yapılmasına zemin hazırlamışken, bununla ilgili olağanüstü bir gayret gösteriyorken, sanki Türkiye'deki okulları haraç mezat satıyormuşuz gibi, sanki bunu birilerine peşkeş çekiyormuşuz şeklinde ifadelerde bulunmanız, muhalefet anlayışıyla da, vicdanla ve izanla bağdaşacak bir durum değildir; bunu, huzurunuzda ifade ediyorum.

Merhum Necdet Calp, rahmetli Özal'a "ben, köprüyü sattırmam" deyince, o da "satarım" demişti; aslında, bu anlayış, o anlayışın devamıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Tarih, merhum Özal'ı haklı çıkarmıştır. Köprü satıldı, ne oldu; hisseleri satıldı; o köprü, altın yumurtlayan tavuk olmaya devam ediyor ve bakın, o satılan köprü hisseleriyle yeni bir köprü yapıldı; ikinci köprünün hisseleriyle veya elde ettiğiniz gelirle, başka köprüler veya tüp geçitler yapabilirsiniz. Eğer, bunu, birileri anlamıyorsa, anlamakta zorluk çekiyorsa, bu, bizim problemimiz değil; bu, arkadaşlarımızın problemidir.

İlk defa, bizim dönemimizde, Avrupa Birliğinden, 151 000 000 euro hibe alınmıştır ve bu, eğitimimizin hizmetine sunulmuştur. Avrupa Birliğinden, Avrupa Kalkınma Bankasından, Dünya Bankasından alacağımız hibe veyahut da kredilerin miktarı 1 000 000 000 doları aşmaktadır değerli arkadaşlarım. Biz geceli gündüzlü bunlar için gayret gösterirken, bizi, Türkiye'nin kamu kaynaklarını har vurup harman savurmakla, bunları haraç mezat satmakla birileri suçluyorsa, doğrusunu isterseniz, bu iddiaları teessüfle karşılarım.

Öte yandan, bakınız, biz, Ulusal Ajansla ilgili yasayı çıkardık; biliyorsunuz, Devlet Planlama bünyesinde faaliyet göstermektedir. Avrupa Birliğine uyum sürecinde, eğitim alanında uyum sürecinde, Avrupa Birliğinde, müştereken katıldığımız projeler var; Leonardo Da Vinci gibi, Sokrates gibi, Youth Projeleri gibi. Bakın, bu faaliyetler bütün hızıyla devam ediyor. Bolonya Deklarasyonu sürecine katkıda bulunduk, bu süreç devam ediyor ve AK Parti Hükümeti, Avrupa araştırma alanına Türkiye'yi ortak etmiştir, üye etmiştir ve bunun için de, fedakârlık yaparak 48 000 000 euro gibi bir para ödemiştir. Bunlar, yükseköğretimimizle ilgili, araştırma alanlarımızla ilgili son derece önemli gelişmelerdir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de öğretmen atamalarının nasıl yapıldığını biliyorsunuz. Biz, bu sene, ilk defa, e-devleti Millî Eğitim Bakanlığında hayata geçirdik, yürürlüğe koyduk ve binlerce, onbinlerce öğretmenin müracaatı internet ortamında yapılmıştır. O ilkel kuyruk görüntüleri ortadan kalkmıştır ve 20 000 öğretmenin ataması 40 dakika gibi bir sürede, puan üstünlüğü esasına göre, tercihlerine göre, bilgisayar ortamında, basının gözü önünde yapılmıştır.

Bizi kadrolaşmakla suçluyor değerli arkadaşlarımız. Bakınız, bizim AK Parti Grubundaki arkadaşlar burada; grupta kendilerine yaptığım konuşma hatırlarındadır, hepsi bunu değişik yerlerde ifade etmiştir. 32 000 öğretmenimiz il dışı için tayin istedi. CHP Grubundan, AK Parti Grubundan birçok arkadaşımız, benden, bu konularla ilgili tavassutta bulundular. Ben "hayır arkadaşlar, puan üstünlüğü esasına göre bu yapılacaktır, bir öğretmenin puanı 250 ise, puanı 150 olanı 250'nin önüne geçiremem" dedim ve 32 000 müracaat, yine internet ortamında kayıtlara alınmıştır. 8 200 öğretmenin ataması basının gözü önünde yapılmıştır. Kadrolaşma şudur arkadaşlar; parti il teşkilatlarınıza haber verirsiniz, il ve ilçe teşkilatınıza haber verirsiniz, dersiniz ki "getirin, bize yakın insanları öğretmen olarak alalım." Bir tek bu şekilde öğretmen alınmış mıdır? Öğretmen alımları nasıl yapılıyor; KPSS sınavına giriyor bunlar ve puan üstünlüğüne göre, dediğim gibi, basının gözü önünde ve bilgisayar, internet ortamında bu atamalar yapılmaktadır.

Yönetici atamalarına gelince; ben, bu Meclisin huzurunda defalarca söyledim, dedim ki: "Müsaade edin müsteşarımı ben tayin edeyim, müsaade edin çalışacağım müsteşar yardımcısını ben tayin edeyim, müsaade edin çalışacağım genel müdürü ben tayin edeyim." Sayın Gazalcı'ya burada sordum, dedim ki: "Mertçe vicdanına danışarak söyle, yarın siz iktidar olsanız -yani, olacağınız yok da- siz, benim tayin ettiğim bürokratlarla çalışacak mısınız?" (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Araştırma önergesini kabul edin de, ayrıntılarıyla bunları konuşalım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade edin.. Bakın...

Değerli arkadaşlar, bakın, meseleleri çarpıtmanın, saptırmanın anlamı yok.

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Vıı.tur (.sanayi ve ticaret bak., milli eğitim bak)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2003-12-21-vii-tur-sanayi-ve-ticaret-bak-milli-egitim-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
