# Yeni bir ders yılı başlarken üniversitelerin sorunları hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim
- **Tarih:** 6 Ekim 2005
- **Gündem:** YENİ BİR DERS YILI BAŞLARKEN ÜNİVERSİTELERİN SORUNLARI HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2005-10-06-yeni-bir-ders-yili-baslarken-universitelerin-sorunlari-hakkinda

> Hüseyin Çelik (AK Parti), 6 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİ BİR DERS YILI BAŞLARKEN ÜNİVERSİTELERİN SORUNLARI HAKKINDA); konuşma 1.621 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, bütün Meclisimize, bütün ülkemize, yeni yasama yılının hayırlı olmasını diliyorum ve bu temenniyle, Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek Beyin, yeni eğitim-öğretim yılının başlaması dolayısıyla üniversitelerimizin karşı karşıya bulunduğu sorunlar üzerine yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya, Hükümet adına cevap vermek üzere huzurunuzdayım.

Öncelikle, şunun altını çizmek istiyorum: Sayın Kepenek, üç yıldan beri üniversitelerle kavgalı olduğumuzu ifade etti. Şunun çok iyi bilinmesi gerekiyor: Biz, bu ülkenin hiçbir kurumuyla kavgalı değiliz, olmamız mümkün değildir; çünkü, kurumlar bakidir. Ancak, o kurumların başında olan bazı insanların yanlışları varsa, onların icraatlarında bizim tasvip etmediğimiz, benimsemediğimiz taraflar varsa, bunları eleştirmek, bunların doğru olmadığını söylemek de, hepimizin, sizin de bizim de hakkımızdır.

Şunu unutmamalıyız: Türkiye'de şu anda 77 üniversite var, bunun 24'ü devlet üniversitesidir. Affedersiniz, 24'ü vakıf üniversitesi, 53'ü devlet üniversitesidir. İktidarımız, Hükümetimiz, bütün bu üniversitelere aynı gözle bakmaktadır. Bu üniversiteleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Türk halkının üniversiteleri olarak görüyoruz. Bu konuda onlarla kavgalı olmak gibi bir problemimiz yoktur; bunu tashih etmek isterim.

Değerli arkadaşlarım, 2003 yılında, malumunuz, bizim devraldığımız ekonomi, iflas etmiş bir ekonomi idi. Türk ekonomisi uçurumun kenarında iken Hükümetimiz tarafından devralınmıştır. Dolayısıyla sıkı bir ekonomik program uygulanmaktadır. Bu ekonomik programın bir parçası da, yine sıkı bir personel politikasıdır. 2003 yılında bütün kamuda kullanılmasına izin verilen personel sayısı 35 000'dir. Bunun 23 200'ü eğitim alanına tahsis edilmiştir, 3 200'ü üniversitelere ayrılmıştır.

2004 yılında kamuya tahsis edilen veya kamunun kullanmasına izin verilen personel sayısı 40 000'dir. Bunun 24 600'ü eğitim alanına ayrılmıştır, 6 600'ü üniversitelere aittir.

2005 yılında toplam 48 000 kadronun kullanımına izin verilmiş, 25 000'i eğitime ayrılmış, bunun 5 000'i üniversitelere ayrılmıştır.

Üç yılda doçent ve profesör kadrolarının dışında üniversitelerimize tahsis edilen kadro sayısı 14 800'dür. Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan kadro sayısıyla mukayese ettiğiniz zaman, öğrenci sayılarını mukayese ettiğiniz zaman, yükseköğretim kurumlarına ayrılan personel miktarı, Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan miktardan 7-8 kat daha fazladır.

Şimdi, eğer bir sıkı ekonomik program uyguluyorsanız ve bu çerçevede sıkı bir personel politikası uyguluyorsanız, birileri için kesenin ağzını sonuna kadar açıp, diğerleri için kapatamazsınız. Aynı sıkıntı, bütün kurumlarımızda mevcuttur, bütün kurumlarımız daha fazla personel istihdam etmek için müracaat ederler. İçişleri Bakanlığımızın, Sağlık Bakanlığımızın, Tarım Bakanlığımızın; özellikle yoğun istihdamın olduğu bakanlıklar, diyelim ki 40 000 kadro isterler; ama, tahsis edilen 10 000'dir. YÖK'e veya üniversitelerimize, bu anlamda kesinlikle farklı bir muamele yapmak veya onların aleyhinde olabilecek bir uygulama içerisinde bulunmak aklımıza gelmemiştir, Hükümetimizin tavrı da bu değildir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, biz, üniversitelere, bakın, hangi kaynakları, hangi personeli verdik? Personelle ilgili kısmını söyledim. 2002 yılında, YÖK'e ve bütün üniversitelere, 53 devlet üniversitesine konsolide bütçeden ayrılan bütçe 2 küsur katrilyondur ve konsolide bütçedeki oran da yüzde 2,68'dir. 2005 yılına geliyoruz. 2005 yılında, 5 küsur katrilyon para tahsis edilmiştir ve konsolide bütçedeki oranı 3,33'tür. Daha önce çok veriliyordu da, biz azalttık gibi bir iddia varsa, bu kesinlikle doğru bir iddia değildir ve bizim dönemimizde, üniversitelerin bütçesi artmıştır, üniversitelere daha çok kaynak verilmiştir.

Bir başka göstergeden söz edeyim. 2002 yılında ar-gede, özellikle araştırma fonlarına ayrılan para 9 küsur trilyonken, 2005 yılında bu 129,5 trilyona çıkarılmıştır.

TÜBİTAK ve Devlet Planlama Teşkilatına, sadece üniversitelerimizin araştırmalarda kullanması için tahsis edilen ek kaynak 450 trilyon Türk Lirasıdır ve bunu öncelikle üniversitelerimizin kullanması söz konusudur. Sonra, Altıncı Çerçeve Programı, Avrupa Birliğiyle birlikte yürüttüğümüz Altıncı Çerçeve Programı, Türkiye'nin sağladığı katkı, 2002 - 2006 arasında -2003'ten itibaren biz bunu ödüyoruz; bir kısmı, hibe olarak, Avrupa Birliği tarafından veriliyor- 195 000 000 eurodur ve bu üniversitelerimiz için ödenmiş olan bir paradır.

Onun için değerli arkadaşlarım, bizim, üniversitelerin kaynaklarını kısıtladığımız, onlardan personel esirgediğimiz şeklindeki iddialar, doğru iddialar değil.

Şunun hemen altını çizmek istiyorum: Peki, tahsis ettiğiniz personeli niçin izne tabi tutuyorsunuz, şeklinde bir soru gelebilir. Bu, sadece YÖK ve üniversitelere mahsus değil; bana, Millî Eğitim Bakanlığına tahsis edilen öğretmen kadrolarının kullanımı da izne bağlıdır. Bir ülkedeki makro, mikro ekonomik politikalar ve o ülkenin bu alandaki genel tavrı, şüphesiz ki, bütçeyi yöneten, bütçeyi yapan irade tarafından belirlenir.

Dolayısıyla, sanki, sadece bu muamele üniversitelere yapılıyormuş, diğer kurumlara yapılmıyormuş şeklindeki bir iddia, doğru bir iddia değildir.

Art niyetli olan, bu kadrolardan üniversiteleri mahrum etmek isteyen insanlar, o kadroları baştan tahsis etmezler. Yaptığınız bir tahsisle ilgili olarak, eğer bunu izne tabi tutuyorsanız… Bakın, Maliye Bakanlığı size bir bütçe veriyor; fakat, bütçe, belli dilimler halinde serbest bırakılıyor. Bu, üniversiteler için de böyledir, YÖK için de böyledir, yargı organları için de, hepsi için, yani, bütçeden pay alan bütün kuruluşlar için böyledir. Size bütçeyi tahsis eder; ama, o bütçenin kullanımını belli bir programa bağlar. Dolayısıyla, Başbakanlığın yaptığında bir anormallik söz konusu değildir. Bu anlamda, üniversitelere karşı bir tutum içinde olmak da söz konusu değildir. Bazı üniversite rektörlerinin keyfî tutumları varsa, eğer benim Parlamentodaki değerli arkadaşlarım, biryığın, bu konuyla ilgili ispatlanabilir şikâyet almışlarsa, Parlamento denetim hakkını kullanmıştır ve onlarla ilgili verilen Meclis araştırma talepleri yerine getirilmiştir ve Meclis araştırma komisyonu kurulması kararı çıkmıştır Yüce Parlamentodan. Parlamentonun bu anlamdaki yetkisini elinden almak veyahut da Parlamentonun bu anlamda iradesine ipotek koymak hiç kimsenin hakkı değildir, haddi de değildir. Yanlış yapan birisi varsa, o yanlış yapan insanlar bu yanlışı bu ülkenin insanına yapıyorlarsa, bu milletin temsilcileri olan milletvekillerinin onlardan hesap sormasından daha tabiî bir şey olamaz. (X) veya (Y) üniversitesinin rektörü bunu yapmışsa onunla ilgili bu yapılır. Böyle bir şeyin olması için, ille de o insanın rektör olması veya bir üniversite olmasına da gerek yok; biryığın, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında araştırma komisyonları kurulmuştur, bu ilk defa olan bir şey de değil.

Kaldı ki, Sayın Kepenek'in şu iddiasına gerçekten dikkatinizi çekiyorum: Acaba, üniversiteler laiklikten yana tavır koydukları için mi, laikliğe sahip çıktıkları için mi biz onların üzerine gidiyoruz veya onlara karşı tavır alıyoruz şeklindeki sorusunu, ben sizin ferasetinize ve milletin ferasetine havale ediyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Sayın Kepenek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu, sizin için ne kadar geçerli bir kuralsa, benim için de, bizim için de geçerli olan bir kuraldır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Cumhuriyetimizin laik vasfına sahip çıkmak, sadece üniversitelerin, üniversite hocalarının tekelinde de değildir. Zatıâliniz bir akademisyensiniz. Ben de akademisyenim. Ben üniversiteden geldim. Benim, şahsen, geldiğim ocağa karşı olmam diye bir şey söz konusu olamaz.

Efendim, geçenlerde, yine, Sayın Başbakanın yaptığı bir konuşma üzerine, bir yükseköğretim görevlisi, Sayın Başbakanın üniversitelere karşı bir tutum sergilediğini ifade etti, bütün akademik camiayı rencide edecek sözler söylediğini ifade etti; ona da gerekli cevabı verdik. 22 üyesi bulunan Sayın Başbakanın kabinesinde 9 tane akademisyen vardır; bunun 6'sı fiilî olarak üniversiteden gelmiştir, 9 doktoralı bakan vardır ve Sayın Başbakanın böyle bir şeyi yapmasını düşünmek bile Sayın Başbakanı ve Sayın Başbakanın bu konudaki hassasiyetini anlamamak anlamına gelir. Sayın Kepenek, bu iddianızı, yani, laikliğe sahip çıktıkları için bizim üniversitelere karşı tavır takındığımız şeklindeki iddianızı şahsım ve Hükümetim adına kesin bir dille reddediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET IŞIK (Konya) - Kınıyoruz...

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi, bana sorulan bir soru var. Basın mensupları, biliyorsunuz, sordular bana, dediler ki: "Sayın Bakan, Avrupa Birliği sürecinde, efendim, tarama esnasında, müzakerelerin başlaması esnasında ilk konulardan birisi bilim, eğitim ve araştırmadır; bunu siz de biliyorsunuz. Peki, bu konuda hazır mısınız" diye sordular. "Bugüne kadar edindiğiniz intiba, yaptığınız temaslar sonucu Avrupa Birliği ülkelerinin üzerinde en çok durduğu problem nedir; bizden ne istiyorlar, hangi konuda Avrupa Birliğinin standartlarındayız, hangi konuda Avrupa Birliği standartlarının uzağındayız?.." Ben de dedim ki, Avrupa Birliği ülkeleri, Avrupa Birliği ilerleme raporlarıyla, biliyorsunuz, görüşlerini ortaya koyarlar. Bugüne kadar olan ilerleme raporlarını eğer incelerseniz, Millî Eğitim Bakanlığının, Hükümetimizin eğitim konusundaki reformları takdir toplamaktadır Avrupa Birliği çevrelerince ve bu da ilerleme raporlarına yansımıştır; ancak, Avrupa Birliği ülkelerinin, özellikle Avrupa Birliği ilerleme raporlarında yetkililerin dile getirdiği en önemli husus, Türkiye'deki yükseköğretimin yapısı, YÖK'ün yapısıdır; buna yönelik eleştirileri vardır. Şimdi, Sayın Kepenek diyor ki: "Bunu, Avrupa Birliği ülkeleri mi istedi, yoksa hükümet mi Avrupa Birliği ülkelerinde böyle yazmalarını istedi?" Vallahi, Sayın Kepenek, eğer 25 Avrupa Birliği ülkesinin biz iradesini kendi cebimize koymuşsak, onlara istediğimizi ilerleme raporlarına yazdırabilecek bir güce ulaşmışsak, AK Parti olarak, Hükümet olarak bravo bize, helal olsun bize!.. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Şimdi, Avrupa Birliği İlerleme raporları, biliyorsunuz, somut verilere dayanır. Hangi konuda ne kadar mesafe katedilmiş, eksiklik nerededir, fazlalık nerededir, bu espriye dayanır. Dolayısıyla, ben, Avrupa Birliği ülkelerine veyahut da eğitimden sorumlu olan komisere telefon açacağım, diyeceğim ki, Sayın Figel, siz, isterseniz, bizde böyle böyle bir problem var, bunu raporunuza yazın; o da diyecek ki, emriniz olur, hemen yazıyorum veya yazdırıyorum… Sayın Kepenek, zatıâliniz akademisyensiniz; böyle iddialarda lütfen bulunmayın; insanlar buna gülerler.

AHMET YENİ (Samsun) - Nasıl söyler böyle bir şeyi?!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şunu da söyleyeyim, sırası gelmişken söyleyeyim. Gerçekten, Avrupa Birliğiyle müzakereye başlamış olmamız, kim ne derse desin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti için, halkımız için, milletimiz için büyük bir tarihî dönüm noktasıdır. Ben, bu süreçte, gerçekten kararlı tavrıyla dimdik duran Değerli Başbakanımızı, Dışişleri Bakanımızı ve bütün Meclisimizi, bu konuda emeği geçen herkesi tebrik ediyorum ve Türkiye'ye hayırlı olsun…

HARUN AKIN (Zonguldak) - Bizi karıştırma…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Ben Parlamentodan söz ediyorum. Herkes kendi tavrıyla, şüphesiz ki, baş başa kalacaktır.

Aslında, siz, şunu yapsanız, muhalefet olarak şunu yapsanız… Elbette muhalefet yapın; muhalefet yakışıyor size. Hayır, muhalefet yapın arkadaşlar; ancak, lütfen, güzellikleri takdir edin, atılmış olan ülke adına olumlu adımları takdir edin, sizi millet o zaman daha çok takdir edecektir.

MEHMET KARTAL (Van) - Biz doğrularda hep buluştuk.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Başkan, sözlerimi bitiriyorum.

Ben, Sayın Kepenek'e, bir akademisyen olarak, üniversitelerin problemini buraya taşımasından dolayı teşekkür ediyorum; ancak, altını çiziyorum, bizim hiçbir kurumla, hiçbir müesseseyle kavgalı olmamız söz konusu değildir. Kurumlar bakidir, devletler bakidir; ama, oradaki yöneticiler, oradaki şahıslar, şüphesiz ki geçicidir. Şahısların icraatları ve tavırları her zaman sorgulanabilirdir, hiç kimse layüsel değildir ve burada eğer bir yanlış varsa, Türkiye'de hükümetin de, icra organın da bütün yaptığı icraatlar yargı denetimine tabidir. Yargının verdiği kararlara karşı da her zaman saygımız sonsuzdur diyorum.

Yüce Parlamentoyu, tekrar, saygılarımla selamlıyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Yeni bir ders yılı başlarken üniversitelerin sorunları hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 6 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2005-10-06-yeni-bir-ders-yili-baslarken-universitelerin-sorunlari-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
