# Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 26 Ocak 2006
- **Gündem:** KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2006-01-26-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d

> Hüseyin Çelik (AK Parti), 26 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.475 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Akalın'ın, iki gün sonra misakımillînin kabul edilişinin yıldönümü olması münasebetiyle yapmış olduğu gündemdışı konuşmaya Hükümet adına cevap vermek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, biz, Ermenilerle birlikte asırlarca huzur ve barış içerisinde yaşadık ve İstanbul'un fethiyle beraber, bildiğiniz gibi, Fatih Sultan Mehmet İstanbul'da yaşayan bütün gayrimüslimlere tam anlamıyla özgürlük tanıdığı gibi, bahşettiği gibi, Bursa'da bulunan Ermeni Piskoposu Hovakim'i İstanbul'a getirerek bizzat Ermeni Patrikhanesini Fatih Sultan Mehmet kendisi kurdurmuştur.

Daha sonraki yıllarda, asırlarda, Ermeniler, Osmanlı toplumu içerisinde, kendi dinlerini, kendi kültürlerini çok hür bir şekilde yaşadılar ve Osmanlı bürokrasisinde de çok önemli noktalara geldiler. Mimarbaşı koltuğuna oturan birçok Ermeni var. Balkan Savaşları devam ettiği zaman -bakın, burayı özellikle belirtiyorum- Balkan Savaşları devam ettiği sırada, bizim Dışişleri Bakanımız Noradonkyan Paşaydı, Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşı Noradonkyan Paşaydı.

Bu, böyle devam ederken, 1890'lı yıllardan itibaren, özellikle bazı ayrılıkçı Ermeni komitelerinin kurulmasından sonra, Hınçak ve Taşnaksutyun Cemiyetlerinin kurulmasıyla birlikte, bu millet içerisinde, bu insanlar arasında da, özellikle Osmanlı Devletine karşı isyanı teşvik eden, Osmanlı Devletine karşı bölünmeyi teşvik eden bazı hareketler başgösterdi. Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte, Osmanlı Devleti, birçok cephede zorlu bir savaş içerisindeyken, bu ayrılıkçı örgütler, bunu fırsat bilerek, sivil halka karşı çok ciddî katliamlara giriştiler.

Bildiğiniz gibi, Osmanlı Devleti, gerek Birinci Meşrutiyetin ilanından sonra oluşan Mebusan Meclisinde gerekse İkinci Meşrutiyetin ilanıyla birlikte oluşan Osmanlı Mebusan Meclisinde bütün unsurlara yer verdiği gibi, Ermeni vatandaşlara, Ermeni temsilcilerine de yer vermişti ve onların o zamanki Mecliste, Osmanlı Mebusan Meclisinde temsilcileri vardı.

1860'lı yıllardan itibaren, bakın, İstanbul'da, 1867'de, 16 adet Ermenice gazete çıkıyordu; Ermeni harfleriyle Türkçe çıkan gazeteler vardı ve yine, Ermeni harfleriyle Ermenice yayınlanan gazeteler vardı. Okulları vardı. Her şey normal giderken, dediğim gibi, bu bölücü unsurların devreye girmesiyle birlikte, özellikle 1789 Fransız İhtilalinden sonra bütün Avrupa'yı saran, bütün dünyayı saran bu selfdeterminasyon dediğimiz "kendi kaderini kendin belirle" parolasıyla, onlar da milliyetçi akımlara teveccüh gösterdiler ve onlar da ayrılıkçı eğilimler içerisine, maalesef, girdiler.

Şüphesiz ki, o günkü zamanlarda da, Osmanlı Devletine bağlı olan, o bütünlük içerisinde yer alan ve sadakatini sonuna kadar sürdüren Ermeni vatandaşlar vardı; ama, bunun karşısında "Osmanlı Devletine sadıksınız" diye onları kesinlikle taciz eden, hatta, onlara suikastlar düzenleyen komiteler vardı.

1915'le birlikte… 1915 yılı bu iş için bir dönüm noktası olmuştur. Osmanlı Devletinin o günkü şartlarda gerekli görmesi üzerine uygulanan tehcire engel olmak isteyen Ermeni komiteleri ile Osmanlı kuvvetleri arasında çıkan çatışmalar esnasında, gerek Osmanlı Müslim unsurundan gerekse Ermenilerden birçok insanın öldüğü bilinmektedir. Ancak, değerli milletvekilleri, bütün dünyanın bilmesi gereken, herkesin bilmesi gereken şey şudur: Bugün, Ermeni diasporası tarafından; ama, üzülerek ifade ediyorum, aynı zamanda komşumuz Ermenistan tarafından, bunlar, bütün dünyaya bir soykırım olarak takdim edilmektedir, Türklerin Ermenilere uyguladığı soykırım olarak bütün dünyaya anlatılmaya, bütün dünya parlamentolarından bu konuda kararlar çıkarılmaya çalışılmaktadır. Haddi zatında, şüphesiz ki, o gün, dediğim gibi, Müslüman unsurdan ölen birçok insan olduğu gibi, savaş şartlarında, çatışma ortamında ölen Ermeniler de vardır; ancak, bu öldürülen Ermeniler, Ermeni olduğu için, hassaten Ermeni olduğu için öldürülmemiştir; asi olduğu için, saldırgan olduğu için ve bölücü olduğu için öldürülmüştür; bunun, özellikle altının çizilmesi gerekir. Bizim tarihimizde, bu manada, soykırım olarak nitelenebilecek bir olay söz konusu değildir.

Birinci Dünya Savaşının bitimiyle birlikte, biraz önce Sayın Akalın'ın da ifade ettiği gibi, gerek Talat Paşa, Sait Halim Paşa, Bahattin Şakir, Cemal Paşa ve sair olmak üzere, Osmanlı devlet adamlarına karşı maalesef, suikastlar düzenlediler. Daha sonra, Lozan'daki müzakereler esnasında da, yine, bu iddialarını sürdürdüler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da kendileri için bir bölge talebinde, bir yer talebinde bulundular; ancak, Lozan Antlaşmasıyla birlikte bu defter kapanmıştır, Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız azınlık olarak kabul edilmiştir. O günden bu yana da, Lozan'ın kendilerine tanıdığı imkânlardan hür bir şekilde yararlanmaktadırlar ve bizim vatandaşlarımız olarak yaşamaktadırlar.

1973'ten sonra, 1973-1984 yılları arasında bizim özellikle, diplomatlarımıza yönelik ASALA terör örgütünün düzenlemiş olduğu suikastlar, maalesef çok dramatik bir boyut almıştır ve bütün Türk Milletini derinden yaralamıştır; geriye birçok babasız çocuklar, eşsiz kadınlar bırakmıştır ve bu, Türk tarihinde, maalesef, ASALA terör örgütünün gerçekleştirdiği, âdeta, müsebbip olduğu kara lekeler olarak yerini almıştır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanımız defalarca çağrıda bulundu. Biz, Türkiye olarak, uzun zamandır hep çağrıda bulunuyoruz ve "bizim başımız dik, alnımız açık, yüzümüz ak, bütün arşivlerimiz ortada. Osmanlı'dan bize intikal eden bütün arşivlerimizi, Başbakanlık arşivlerini açtık, bütün dünyanın araştırmacıları, bütün dünyanın tarihçileri buyurun araştırma yapın, eğer, soykırım anlamına gelebilecek bir şey bulduysanız, onu getirin, bize de gösterin, bizi de ikna edin" dedik; ama, bu arada Ermenistan da açsın. Özellikle, bu konuyla ilgili olan bütün arşivler açılsın ve bu konuda son sözü parlamentolar, siyasetçiler değil, tarihçiler söylesin, bilim adamları söylesin. Bu çağrımızı sürdürüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bakın, bir başka problem maalesef, komşumuz Ermenistan'dan kaynaklanmaktadır; biz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bütün komşularımızla yakın dostluk ilişkileri kurmak istiyoruz, Ermenistan da buna dahildir. Ancak, Ermenistan'la diplomatik ilişkilerimiz kesik vaziyettedir, diplomatik ilişki aramızda mevcut değildir. Sebebi de biz değiliz; sebebi, yine, Ermenistan'ın bizatihi kendisidir. Niçin; Ermenistan, 1921 yılında imzalanan Kars Antlaşmasını kabul ettiğini resmen deklare etmekten kaçınmaktadır; bu konuda, maalesef, kaçak güreşmektedir; bunu yapmaması gerekiyor.

Diasporanın iddiası olan soykırıma, Ermenistan, devlet olarak sahip çıkmaktadır, destek vermektedir; bunu, Ermenistan'ın yapmaması gerekiyor.

Misakımillî sınırlarımızı, maalesef, Ermenistan resmen tanımadığı için ve doğu ve güneydoğudaki topraklarımızda hâlâ iddiasını sürdürdüğü için, onlarla bizim diplomatik münasebeti başlatmamız bu aşamada mümkün görülmemektedir. Gerek Ermenistan Anayasasında gerek Ermenistan bağımsızlık bildirgesinde, yine, bu iddialara yer verilmektedir ve Ermenistan, devlet armasında Ağrı Dağını bir sembol olarak kullanmaktadır. Bütün bunları topladığınız zaman, bir araya getirdiğiniz zaman, bizim Ermenistan'la, bunlar giderilmedikçe, diplomatik münasebet kurmamız çok zor görülmektedir.

Ayrıca, bildiğiniz gibi, Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si şu anda Ermenistan'ın işgali altındadır. Ümit ediyoruz ki, Minsk süreci devam eder, önce Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki bu problem ortadan kaldırılır, bu iki ülke arasındaki problemler biter ve Ermenistan, biraz önce sıraladığım bu iddialarından vazgeçer ve biz de, Ermenistan'la olması gereken komşuluk münasebetlerimizi sürdürürüz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye birçok iyi niyet girişiminde bulunmuştur. Bildiğiniz gibi, Karadeniz Ekonomik İşbirliğine Ermenistan'ın dahil edilmesi, yine, Türkiye'nin rıza göstermesiyle olmuştur. Şu anda Erivan-İstanbul, İstanbul-Erivan arasında, yaz aylarında Erivan-Antalya arasında charter seferleri düzenli olarak yapılmaktadır ve Türkiye buna müsaade etmektedir.

Özellikle uluslararası havayollarının Türk hava sahasını kullanarak Ermenistan'a yapmış oldukları seferler Türk Hükümeti tarafından engellenmemektedir. Bildiğiniz gibi, geçmişte, arada bunca yaşanan probleme rağmen, Türkiye'den Ermenistan'a insanî yardımlar yapılmıştır ve bütün bunlar kamuoyumuz tarafından bilinmektedir.

Değerli arkadaşlarım, özellikle bu soykırım iddiasıyla ilgili bir iki hususu yine belirterek huzurlarınızdan ayrılmak istiyorum. Hep şu iddia edilir: Osmanlı Devleti Ermenilere soykırım uyguladı.

Değerli arkadaşlarım, Kanunî Sultan Süleyman döneminde, Yavuz Sultan Selim döneminde, eğer, Türkiye'nin böyle bir arzusu olsaydı, eğer Türkiye böyle bir şeyi aklından bile geçirseydi, böyle bir şey yapsaydı, o günkü dünyada "bunu niçin yapıyorsunuz" diyebilecek bir güç yoktu. Eğer, düşmanınızı gerçekten düşman belleyip onu imha etmek isterseniz, en zor zamanınızda, en zayıf zamanınızda değil, en güçlü zamanınızda bunu yaparsınız. Kaldı ki, tekrar, özellikle altını çizmek istiyorum, böyle bir şey, böyle bir kara leke, asla ve kata, bizim tarihimizde mevcut değildir.

Bu konuda, bu konu üzerine kitap yazmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum; bizim tarihimizde, soykırım anlamına gelebilecek kesinlikle bir iz bulamazsınız. Biz, en kötü zamanımızda, 7 cephede, 9 cephede savaşırken, bütün içerideki birliklerimiz, hatta redif birlikleri, hatta milisler bile cephelere sevk edilirken, biz, Ermenilere karşı kalkıp soykırım uygulamışız şeklinde bir iddiaya, gerçekten, bir suçlamaya muhatap olmamız hakkaniyetle bağdaşan bir olay asla değildir.

Eğer, tarihin derinliklerinde, insanlar yaşadıkları topraklara geri dönme iddiasında bulunurlarsa veya oralara sahip çıkma iddiasında bulunurlarsa, bugün için bu da çok komik bir iddia olur. O zaman, en başta Amerika Kıtasını ve Avustralya Kıtasını boşaltmamız lazım.

Bugün, artık -gerçekten, sınırlarıyla yetinmeyen bazı ülkelerin tavırları bir yana bırakılırsa- dünya haritası şekillenmiştir. Biz, misakımillî sınırlarının sahibiyiz. Biraz önce Değerli Milletvekilimizin de ifade ettiği gibi, misakımillî sınırları içerisinde olan topraklarımızdan bir karışının bile tartışma konusu yapılmasını, bizim, Parlamento olarak, Hükümet olarak, millet olarak tartışma konusu yapmamız söz konusu değildir.

Ben, bu vesileyle, özellikle bütün bu terör olayları esnasında, gerek Osmanlı dönemindeki terör olayları esnasında hayatını kaybeden, şehit olan insanlarımıza gerekse Asala Ermeni terör örgütünün saldırıları sonucu hayatını kaybeden diplomatlarımıza bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum, onların hayatta olan yakınlarına başsağlığı, sabır diliyorum. Misakımillî sınırlarına sahip olduğumuzu, millet olarak, Parlamento olarak, Hükümet olarak bu konuda duyarlı olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum ve Ermeni diasporası ile Türkiye'de yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı, özellikle Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren diaspora ile Türkiye'de yaşayan, bizim vatandaşlarımız olan ve bizimle huzur ve barış içerisinde yaşayan Ermeni vatandaşlarımızı kesinlikle ayırdığımızı da altını çizerek belirtmek istiyorum. O vatandaşların, bizim, şu anda Türkiye'de yaşayan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, kendi kilisesinde ayinini yapan, kendi patrikhanesi tarafından dinî işleri organize edilen, Lozan'da azınlık olarak kabul edilen, okulları olan, gazetelerini çıkaran Ermeni vatandaşlarımızın da, Türkiye'de bizim öz vatandaşlarımız olarak huzur ve barış içerisinde yaşadıklarını ve bundan sonra da yaşayacaklarını ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle, bu konuyu gündeme getirdiği için Sayın Akalın'a da teşekkür ediyorum. Meclisi Mebusanın bütün değerli üyelerine rahmet diliyorum. Büyük Atatürk'ü ve millî mücadeleyi gerçekleştiren bütün büyük insanları huzurunuzda minnetle, rahmetle yâd ediyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 26 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-22-2006-01-26-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
