# Genel Kurul konuşması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim
- **Tarih:** 22 Ekim 2008
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-23-2008-10-22-4

> Hüseyin Çelik (AK Parti), 22 Ekim 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.151 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 298 sıra sayılı Kanun Tasarısı’yla ilgili olarak katkısı olan, gerek eleştirileriyle, dikkatleriyle bizlere destek olan tüm milletvekili arkadaşlarıma öncelikle teşekkür ediyorum.

Malumunuz, bu, uzun zamandır toplumun gündeminde olan, en azından bir grup öğrencimizin gündeminde olan veya öğrencilikle ilişkisi kesilmiş olan gencimizin gündeminde olan bir meseledir. Bu yasa tasarısını Türkiye Büyük Millet Meclisine getirerek böyle bir problemi ortadan kaldırıyoruz. Öncelikle, hazırladığımız tasarı taslağını bir tasarıya dönüştüren Bakanlar Kuruluna, Meclise sevk eden Sayın Başbakanımıza ve Millî Eğitim Komisyonuna, Komisyon üyelerine ve burada tüm siyasi partilerin değerli temsilcilerine, milletvekillerimize, bu aşamada, her aşamada katkılarından dolayı çok çok teşekkür ediyorum. İyi bir çalışma oldu ve bu çalışmanın aşağı yukarı sonuna geldik. Bir konuşmacı arkadaşımız var, ondan sonra da ümit ediyorum ki sizlerin değerli oylarıyla bu yasalaşacaktır. Ben bunun hayırlı olmasını diliyorum.

Bazı arkadaşlarımın “Niye 1980’den bu yana kapsamadı?” şeklinde bazı eleştirileri oldu veya talepleri oldu. Komisyon üyesi olan arkadaşlarım bilirler ama Komisyonda olmayanları bilgilendirmek için söylüyorum: Değerli arkadaşlarım, son yirmi sekiz yılda hatta yirmi beş yılda -çünkü ilki 1983’te çıkmış- on ikinci öğrenci affını çıkarıyoruz Türkiye Büyük Millet Meclisinden. Bu, yaklaşık iki yılda bir -üç yılda bir değil- af çıktığı anlamına gelir. Bundan önce çıkmış olan 11 affın 7’si -sonuncusu da 2000’de olmak üzere- 1980’den yasanın çıktığı tarihe kadar bütün öğrencilikle ilişkisi kesilmiş olan gençleri kapsamıştır. Yani bundan önceki 11’in 7’si zaten böyle bir işlev görmüştür. Bunu tekrar 1980’e taşımanın çok anlamlı olmadığını düşündük. Hesap kitap yapıldı.

Ama Komisyonda arkadaşlarla, yine müşterek bir önergeyle Hükûmet tasarısında 2000 olmasına rağmen 1995’e çekilmesi teklif edildi. Burada da mantıklı bir taraf vardı. Çünkü son olarak özellikle GATA’daki öğrencilerle ilgili olarak, harp okullarındaki öğrencilerle ilgili olarak son af 1995 yılında çıkmış. 95 yılından sonrası dâhil olduğu zaman gerek harp okullarını gerek GATA’yı gerekse diğer bütün sivil üniversitelerden mezun olacak öğrencilerimizi kapsayacak şekilde bir af çıkarmış olacağız. Ama 1980’den bu yana eğer bir öğrencinin üniversiteyle ilişiği kesilmişse -bu ön lisans, lisans ve lisansüstü olabilir- eğer bu hakkını hiç kullanmamışsa onları da kapsamın içerisine alarak böylelikle meseleyi büyük çapta hallettiğimizi düşünüyorum.

Şu anda Genel Kurulda yaptığımız müzakereler sonucunda, Komisyonda olmayan Polis Akademisini de buna dâhil etmiş bulunuyoruz. Yine Komisyonda sadece Gevher Nesibe Sağlık Eğitim Enstitüsü dâhilken, Gevher Nesibe sadece bir kuruluşa meseleyi hasrettiği için, burada bütün sağlık eğitim enstitüleri kapsama alınmıştır. Böylelikle, eksiklik görülen bazı konular da Genel Kurulun inisiyatifiyle düzeltilmiştir. Bunun hayırlı olmasını diliyorum, bir kez daha ifade ediyorum.

Tabii, değerli arkadaşlar, şunun da altını çizmem gerekiyor: Başından söyledim, tüm katkısı olan herkese teşekkür ediyorum; konsensüsle, mutabakatla çıkmış olan bir kanundur.

Ancak, tabii, zaten biz böyle bir problemi gördüğümüz için, toplumun önünde böyle bir mesele olduğu için bu gündeme getirilmiştir. Eğer Millî Eğitim Bakanlığı böyle bir hazırlık yapıp bunu Hükûmetin gündemine götürmezse, Hükûmet bu meseleyi sahiplenmezse, bu Bakanlar Kurulundan çıkan bir tasarı olmazsa, bunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme ve kanunlaşma şansının ne olduğunu hepiniz çok daha iyi biliyorsunuz, böyle bir şansının olmadığını biliyorsunuz. Dolayısıyla, burada gerek Hükûmet, Hükûmetin içinden çıktığı iktidar partisinin gerekse muhalefet partilerinin bu manada katkıları olmuştur, teşekkür ediyorum.

Şimdi, bütün başarısız olan öğrencileri “kader kurbanları” veya “sistem kurbanları” olarak nitelendirmek de arkadaşlar, kesinlikle popülist bir yaklaşımdır.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bütün değil, çoğunluğu…

MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bir eğitimci olarak söylüyorum, üniversiteden gelen bir arkadaşınız olarak söylüyorum: Başarısızlığın tek sebebi değerli arkadaşlar ekonomik değildir. Hali vakti yerinde olan, yediği önünde yemediği arkasında olan birçok insanın da başarısız olabileceğini, olduğunu biliyoruz. Disiplinsizlik sebebiyle üniversitelerle ilişiği kesilen insanların olduğunu biliyoruz. İsteksizlik sebebiyle atılanları biliyoruz veya yanlış tercih yaptığı için gittiği fakülteye, bölüme ısınmadığı için başarısız olan gençler olduğunu biliyoruz. Şüphesiz ki sebeplerden birisi de ekonomiktir, bunu yabana atmamız mümkün değildir.

Dolayısıyla, ben bir daha Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne bir af yasa tasarısı gelmesin, ben de bunu temenni ederim. Daha önce çıkan aflarda da hep bunu söyledik. “Son olarak 2005’te çıkardık.” diyorsunuz.

Ben özellikle Anayasa değişikliğinden söz ederken Sayın Tütüncü buna itiraz etmişti.

Değerli arkadaşlar, YÖK Yasası’nı değiştirmemiz gerekiyor. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu Türkiye’ye uyan bir elbise değildir; yüz otuz üniversitenin ihtiyacını karşılayabilecek bir kanun değildir. Bunu değiştirmemiz gerekiyor. Bunu değiştirebilmemiz için de, köklü bir reform yapabilmemiz için de Anayasa’nın 130 ve 131’inci maddelerinin değiştirilmesi gerekiyor.

Eğer muhalefet partisi, ana muhalefet partisi, diğer muhalefet partileri “Biz buna varız.” Diyorsa… İşte… Meclis Başkanımız dedi ki “Anayasa’yı değiştirelim. Buyurun bir uzlaşma komisyonu oluşturalım. Üstelik her siyasi partinin temsil gücü nispetinde değil, grubu olan her partiden, 20 üyesi olan partiden de 2 kişi, 340 milletvekili olan partiden de 2 üye alalım.” ama ana muhalefet partisi buna da muhalefet etti. O takdir tabii ki sizlere aittir ama Anayasa değişikliği yapılmadan yapılacak olan, hazırlanacak olan bir YÖK yasa tasarısının pansuman tedbir olacağını, bir restorasyon olacağını ama asla bir reform olmayacağını bir kez daha huzurunuzda ifade etmek isterim.

Değerli arkadaşlar, bakın burada hepimiz şunu söyledik: “Öğrenci affıyla ilgili olarak bütün gruplar anlaşmış, uzlaşmış bulunuyoruz. Burada kimse, efendim, günlük siyaset yapmaya kalkışmasın.” dedik ve şu saate kadar da böyle geldik ama bazı arkadaşlarımın ifadeleri inciticidir. Bir milletvekilimiz diyor ki “Sayın Başbakan diyor ki ‘Ben yüzde 47 oy aldım, kimsenin aklına ihtiyacım yok. Başkasının aklı gerekmez.’ Bizi dinlemiyor.”

Churchill’in bir lafı var değerli arkadaşlarım, der ki “Akıllı insanlar kendi akıllarını iyi kullanırlar. Daha akıllı insanlar başkalarının aklından da yararlanırlar.” Makul, meşru ve mantıklı olması kaydıyla, biz muhalefetin getireceği önerilere her zaman açığız. Nitekim bakın gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda sizin öneriniz olan, sizin tarafınızdan getirilen bizim de kabul ettiğimiz, bizden gelen sizin kabul ettiğiniz birçok şey oldu. Demek ki bu olabiliyor. Böyle bir tavır kesinlikle söz konusu değil.

Diğer taraftan, yine bir değerli milletvekillimiz “Sayın Başbakan Diyarbakır’a gider başka söylerse, Bakanlar Kuruluna başka, Millî Güvenlik Kuruluna başka söylerse…” gibi bir ifade kullandı.

Değerli arkadaşlar, bu ifadeyi de kesinlikle reddediyorum. Sayın Başbakanla 2005’te ben Diyarbakır’daydım. Sayın Başbakan, o gün neyi dediyse bugün yine aynı şeyi söylemektedir; Millî Güvenlik Kurulunda da aynı şeyi söylemektedir, Bakanlar Kurulunda da, kamuoyunun önünde de aynı şeyi söylemektedir.

Şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Sayın Başbakanın konuştuğu dili, Sayın Başbakanın mesajlarını doğu ve güneydoğudaki halkımız çok iyi anlıyor ve algılıyor ki bakın doğu ve güneydoğu vilayetlerinin oy ortalaması AK PARTİ’nin Türkiye’de aldığı oy ortalamasının 6-7 puan üzerindedir, yüzde 53,5; yüzde 54’tür. Doğu ve güneydoğu insanı Sayın Başbakanın ne dediğini çok iyi biliyor ve çok iyi algılıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Onun için sokaklarda taş atmaya başladılar!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Sayın Başbakan Diyarbakır’a da gitti, daha iki gün önce beraberdik. Bakın, cumartesi günü Sayın Başbakan Tunceli’de olacak, Elâzığ’daydı, 1 Kasımda Van’da olacak, 2 Kasımda da Hakkâri’de olacak.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan buralardadır da siz nerelerdesiniz onu söyleyin lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Bakan, sakin sakin bitiriyoruz germeyin, germeyin…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bazı milletvekili arkadaşlarım da söylediler.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sebebiyet vermeyin…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Bakın, ben söylenenlere cevap veriyorum Sayın Okay.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 22 Ekim 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-23-2008-10-22-4 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
