# Siyasi etik (siyasi ahlâk) hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim
- **Tarih:** 24 Şubat 2009
- **Gündem:** SİYASİ ETİK (SİYASİ AHLÂK) HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-23-2009-02-24-siyasi-etik-siyasi-ahlak-hakkinda

> Hüseyin Çelik (AK Parti), 24 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SİYASİ ETİK (SİYASİ AHLÂK) HAKKINDA); konuşma 1.662 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır tarafından, özellikle özürlü çocuklarımızın, gençlerimizin, vatandaşlarımızın eğitimiyle ilgili olarak, mesele gündem dışı bir konuşmayla Türkiye Büyük Millet Meclisine taşındığı için Değerli Milletvekilimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, bildiğiniz gibi özürlülerle ilgili olarak önümüzde üç büyük mesele durmaktadır. Birincisi: Özürlü olup da çalışma imkânı olmayan, çalışamayacak durumda olan insanlara aylık bağlanması ve onlara ödenen aylıkların geçinebilecek bir seviyede olması, insanca yaşanabilecek bir düzeyde olması. İkincisi: Özellikle özürlü çocukların, özürlü bireylerin bakımı, bakıma alınması. Üçüncüsü ise özürlü bireylere verilecek olan eğitim meselesidir.

Bildiğiniz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen Özürlüler Yasası ile birlikte Türkiye’de özürlü vatandaşlarımız çok önemli bir yasal güvenceye kavuşturulmuştur. İlk defa AK PARTİ Hükûmeti döneminde böyle bir yasa çıkarıldığı için de… Bundan dolayı ben emeği olan, hizmeti olan herkese teşekkür ediyorum. Özellikle bizim görme engelli milletvekili arkadaşımız Sayın Lokman Ayva’nın bu konuda çok büyük gayretleri olmuştur. İlgili Devlet Bakanlığımızın, Özürlüler İdaresinin bağlı bulunduğu Devlet Bakanlığının, Millî Eğitim Bakanlığının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının çok büyük katkıları ve çabaları olmuştur. Ancak, netice itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi bu yasayı kabul etmiş ve özürlüler çok anlamlı bir güvenceye, cumhuriyet tarihimizde ilk defa böyle bir güvenceye kavuşmuşlardır.

Biraz önce Sayın Şandır’ın vermiş oldukları rakamlarla ilgili, müsaade ederseniz, bir iki hususa açıklık getirmek istiyorum.

Dünya Sağlık Örgütü – Mehmet Bey “Yüzde 10.” dedi, yüzde 10 değil- toplumumuzun yüzde 13’ünün özürlü kategorisinde olduğunu…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 12,9.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Evet; 12,9’unun, yaklaşık yüzde 13’ünün özürlü olduğunu ifade ediyor.

Ancak, değerli arkadaşlar, bu bizi yanıltmasın. Bizim toplumumuzda, çok şükür, bu kadar özürlü yok aslında. Onların sözünü ettiği özürlü, yüksek tansiyon hastaları, kronik kalp hastaları, tansiyon hastaları, diyabetik hastalar. Yani şeker hastaları, tansiyon hastaları, kalp hastalıklarına sahip olan herkes özürlü kabul edildiği için bunlar özürlü olarak ifade ediliyor. Haddizatında gerçek manada özürlülerin, yani ortopedik özürlüler, zihinsel engelliler, otistikler, spastikler, görme engelli, işitme engelli, ruhsal özürlü gibi kategorilere ayırdığımız engelli gruplarındaki vatandaşlarımızın, çocuklarımızın sayısı kesinlikle bu rakamlarda değil, 700-800 bin civarındadır.

Şimdi, bu düzeltmeyi yaptıktan sonra… Ki bu son derece önemlidir. Çünkü, mesela “Yüzde 13.” dediğiniz zaman karşınızda devasa bir kitle vardır, “Bunun üstesinden nasıl geliriz?” gibi bir endişe içinde olursunuz. Gerçek rakamlar bunlardır.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmetimiz döneminde, Özürlüler Yasası’nın gereği olarak eğer bir vatandaşımız kendi çocuğunu devletin işlettiği, kurduğu bir özel eğitim kurumuna gönderiyorsa zaten bir problem yok. Biz bunlarla ilgili ne getirdik? Çocuk özürlüyse, onu evinden alıyoruz, evine teslim ediyoruz. Yani eğitim alan çocukların taşımasını yapıyoruz. Evinden alınıp evine teslim edilen çocuklarımız, gençlerimiz, özellikle eğitim kurumlarına giden özürlü bireyler gerçekten bu konuda böyle bir imkânın ve hizmetin kendilerine verilmiş olmasından dolayı son derece mutludurlar.

İkinci bir hizmet: Şu anda bin dört ev, ev okuldur. Yatağa bağımlılık yaratan cam hastalığı gibi veya yatakta tedavisi sürmesi gereken hastalıklarda biz öğretmenimizi eve gönderiyoruz. İcabında 1 öğretmen, 2 öğretmen, 3 öğretmen 1 öğrenciye ders veriyor. Eve gidiyor, ev okul hâline geliyor.

Bir başka şey: Bu çocuklarını bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine yani özel sektör tarafından işletilen bir rehabilitasyon merkezine çocuğunu gönderirse 2009 yılı Maliye Bakanlığı Bütçe Uygulama Talimatı’nın da gereği olarak 411 Türk lirası kendilerine her ay yardımda bulunuluyor. Bu da son derece önemli bir şey. Daha önce böyle bir güvencesi kesinlikle çocuklarımızın yoktu.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli mensuplarının bir konuya dikkatini çekmek isterim: Görme engelli çocuklara ilk defa, yine Hükûmetimiz döneminde 272 çeşit ders kitabı üretilmiş, kabartma harflerle olan -malumunuz- Braille alfabesiyle basılmıştır ve ücretsiz olarak kendilerine dağıtılmıştır, 272 çeşit kitap değerli arkadaşlar.

Daha iki hafta önce zihinsel engelli çocuklarımızla ilgili yine hazırlanan, basılan on üç çeşit kitap özellikle zihinsel engelli çocuklara, gençlere dağıtılmıştır. Bütün bunlar aslında eskiden hiç olmayan, maalesef birçok kimsenin belki olmasını hayal bile etmediği ama olması gereken şeylerdi. Dahasını söyleyeyim, devletin özürlüler için açmış olduğu okullarda özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerindeki 2 bin… Yani, bu Özürlüler Yasası çıkmadan önceki öğrenci sayısı toplam 30 bin civarındaydı. Bu konuda yüzde 1.000’lik artış sağlanmıştır arkadaşlar, yüzde 1.000 bir artış vardır. Elbette daha eğitim çağında olup da eğitimden yararlanması gerekip de eğitime tabi tutulması gereken çocuklarımızla ilgili daha yapılması gereken çok şey vardır ancak tekrar altını çizmek istiyorum, yüzde 1.000’lik bir artış sağlanmıştır. Özürlü olan çocuklarımız için okul öncesi eğitim zorunlu hâle getirilmiştir, zorunludur. Eğer özürlüyse, normal çocuklar için zorunlu olmayan okul öncesi eğitim, özürlü çocuklarımız için zorunlu bir eğitimdir ve onlara da gerekli hizmet verilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bir başka şey: Malumunuz, evde bakım hizmeti getirdik. Bir annenin eğer özürlü bir çocuğu varsa ve anne evde çocuğuna bakıyorsa ona bir asgari ücret kadar para ödüyoruz. Diyelim ki ikinci özürlü çocuğu var, ona da teyzesi bakıyorsa teyzesine de bir asgari ücret kadar para ödüyoruz. Bu, sosyal devletin yapması gereken şeydir; bu, insani olan şeydir. Artık eskiden olduğu gibi insanlar, özürlü çocuklarını gizlemek, onlardan utanmak, onları yokluğa mahkûm etmek gibi bir tavır takınmıyorlar. Tabii ki herkes bunu yapmıyordu ama maalesef özürlü çocuğunu ortaya çıkaramayan, bırakın okula göndermeyi onun varlığından bile insanların haberinin olmaması gerektiğini düşünen, tavır takınan ne yazık ki aileler vardı. Ancak, bu evde bakım hizmetiyle birlikte bu aileler bu imkândan ve fırsattan yararlanmışlardır ve şu anda 120 bin aileye, 120 bin kişiye evde bakım ücreti ödenmektedir. Bu da son derece anlamlıdır, bu da çok çok büyük bir hizmettir. Dediğim gibi, iki çocuğa kadar bu şekilde bir imkân getirilmiştir.

Ayrıca Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile İŞKUR arasında yapılan bir iş birliğiyle mesleki rehabilitasyon kursları açılmaktadır özürlü çocuklara ve gençlere yönelik olarak. İlk defa 2004 yılında bu başladığı zaman aşağı yukarı 20 program vardı ve toplam 300 kişi müracaat ediyordu, 300 kişi devam ediyordu. Şu anda 525 ayrı kurs ve program var ve 18 bin kişi bundan yararlanmaktadır. Aradaki rakamlar ve farklar bunlar değerli arkadaşlarım. Bir taraftan Özürlüler İdaresi Başkanlığı, bir taraftan Millî Eğitim Bakanlığı, bir taraftan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu konuda üzerine düşeni yapmaktadır, yapmaya çalışmaktadır.

Bu arada bir hususu da belirtmek istiyorum: Malumunuz “özürlü aylıkları” dediğimiz aylıklar var. Konuşmamın başında belirttiğim gibi, çalışamayacak durumda olup da devletin özürlü aylığı bağladığı kimseler vardı. Onların da ücretlerinde yüzde 300’e varan artışlar sağlanmıştır, yüzde 300’lük artış sağlanmıştır ve 2008 yılında “özürlü aylığı” adı altında ödenen para ne kadar arkadaşlar biliyor musunuz? Yaklaşık 1,7 katrilyon, bugünkü ifadeyle 1,7 milyar Türk lirasıdır. 2 katrilyona yakın özürlü aylığı olarak para ödenmiştir.

Bir rakam daha vereyim değerli arkadaşlarıma: Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine giden öğrencilerin, okul çağındaki özürlülerin ailelerine ödenen para, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından geçen yıl, 2008 yılında ödenen para yaklaşık 860 trilyon Türk lirasıdır, yani 860 milyon bugünkü Türk lirasıdır, eski ifadeyle trilyon Türk lirasıdır. Yani 1 katrilyona yakın, 1 milyar Türk lirasına yakın bir para sadece özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden ve bu eğitim imkânından yararlanan özürlülerin ailelerine ödenmektedir. Bizim hedefimiz ve temennimiz, çabamız hep şudur değerli arkadaşlar: Eğitim çağında olup da okul çağında olup da bir tek birey bile eğitim imkânından mahrum kalmamalıdır, eğitim halkasının dışında olmamalıdır. Bütün gayretimiz ve çabamız budur.

Bir taraftan Millî Eğitim Bakanlığı kendi imkânlarıyla okullar yapmaktadır, okullar açmaktadır. Bir taraftan özel sektörümüz okullar açmaktadır, kurslar açmaktadır. Türkiye çapında özürlü eğitimi veren kurum sayısı iki bine yaklaşmıştır, iki bine yakın özürlü eğitimi veren kurs ve okul vardır. Siirt’te bu anlamda hiçbir okulumuz yoktu. Siirt’te de şu anda kırk derslikli bu amaçla bir okul bitirilmiştir ve bu da -teşekkür ediyorum kendilerine- Telekom tarafından üstlenilmiştir. Burası özürlülere yönelik bir ilköğretim okulu ve iş okulu olarak, aynı zamanda mesleki beceri edindirme kurslarına da sahne olacak bir ilköğretim okulu olacaktır ve böylelikle seksen bir vilayetimizin hepsinde mutlaka özürlülere yönelik eğitim yapan bir veya birden fazla kurumun olması temin edilmiştir.

Sayın Şandır’ın sözünü ettiği yönetmelik meselesine gelince: Yönetmelik bütün tarafların rızasıyla, Millî Eğitim Bakanlığının, Maliye Bakanlığının, Özürlüler İdaresi Başkanlığının, ilgili Devlet Bakanlığının çalışmalarıyla hazırlanmaktadır ve iş son noktaya gelmiştir, eli kulağındadır ve bitirilecektir. Temel sebep şudur: Değerli arkadaşlar, maalesef özürlülere verdiğimiz bu paradan dolayı bazı insanlar bunu istismar etmektedir. Nitekim, müfettişlerimizin yapmış oldukları araştırmalara göre çok sayıda, çok büyük miktarlarda da suistimal tespit edilmiştir. Bu suistimallerin önüne geçmek, bu sistemin dejenere olmaması için de gerekli hassasiyetin ortaya konması gerekiyor. Ancak şunu hemen belirtmem gerekiyor: Özürlüler hiçbir dönem, bu dönemde olduğu kadar devletten şefkat, sevgi ve imkân görmemişlerdir -bunun altını çiziyorum- hiçbir dönemde bu kadar sevgi, şefkat ve imkân görmemişlerdir.

Eski okullarımızda da rehabilitasyon çalışmaları yapılıyor, yeni yapılan bütün okullarımızda mutlaka ortopedik engelli çocuklarımız için rampalar yapılıyor, özürlü asansörleri ve özürlü tuvaletleri yapılmaktadır. Diğer taraftan tabii şehirlerimizin mimarisinin de buna göre yeniden düzenlenmesi gerekiyor. Bütün kamu kurumlarında, özellikle ortopedik engellilerin çok rahat hareket edebilmesini sağlamak üzere okul binalarının giriş-çıkışlarının mutlaka -şüphesiz ki- düzenlenmesi gerekiyor. Biz Millî Eğitim Bakanlığı olarak buna öncülük ettiğimizi düşünüyoruz. Okul mimarisiyle ilgili ortaya koyduğumuz bu örnekler ümit ediyorum ki diğer bütün kurumlara da sirayet edecektir, yayılacaktır. Hiç olmazsa devlet, hiç olmazsa devletin kurumları, başta bu memleketin hastanesi, postanesi, adliyesi, okulu, vatandaşın günlük hayatıyla ilgili meselelerden dolayı girip çıktığı, başvurmak zorunda kaldığı tüm kurumlarda bu kolaylıkların kesinlikle getirilmesi gerekiyor.

Bir taraftan sivil toplum örgütleri sürece dâhil edilmiştir. Özürlülerle ilgili olarak kurulmuş çeşitli sivil toplum örgütleriyle biz ve Özürlüler İdaresi projeler uygulamaktayız ve bu projeler bundan sonra da aynı hızla, aynı kararlılıkla devam edecektir.

Değerli arkadaşlarım, özürlüler meselesi sosyal devletin en önemli meselelerinden birisidir. Sosyal devlet “Altta kalanın canı çıksın” mantığıyla hareket edemez. Sosyal devlet fakirini fukarasını, özürlüsünü, yaşlısını, hastasını gören ve gözeten devlettir. Bu çerçevede Hükûmetimiz bu meseleyi en önemli öncelikli meselelerinden birisi hâline getirmiştir. Nitekim Sayın Şandır’ın, değerli arkadaşlarımın da bilmesi gerekiyor: Avrupa Birliği ilerleme raporlarında, efendim, UNESCO’nun raporlarında, bütün uluslararası dokümanlarda Türkiye'nin özürlülerle ilgili olarak ortaya koyduğu performanstan övgüyle söz edilmektedir.

Ben bu konuda, dediğim gibi, emeği ve katkısı olan -şu anda o da aramızda- Sayın Devlet Bakanımız Nimet Çubukçu’ya, Özürlüler İdaresi Başkanlığına, Maliye Bakanlığına, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına, bizimle birlikte bu meselelerin çözümü için, özürlülerin eğitimi, rehabilitasyonu için çalışan sivil toplum örgütlerine, hepsine çok çok teşekkür ediyorum.

Bir kez daha değerli milletvekili arkadaşım Sayın Şandır’a böyle bir konuyu Meclis gündemine taşıdığı için, bize de böyle bir açıklama yapma fırsatı verdiği için teşekkür ediyorum.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Çelik (AK Parti, Van). “Siyasi etik (siyasi ahlâk) hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 61. Birleşim tutanağı, 24 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-celik-23-2009-02-24-siyasi-etik-siyasi-ahlak-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
