# Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Ekmekcioğlu (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim
- **Tarih:** 30 Kasım 2005
- **Gündem:** KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ekmekcioglu-22-2005-11-30-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d

> Hüseyin Ekmekcioğlu (CHP), 30 Kasım 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 1.786 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu Kurum ve Kuruluşlarına Bağlı Okulların Millî Eğitim Bakanlığına Devredilmesi ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlarım.

Tasarının genel gerekçesinde şöyle denilmektedir: "Eğitimin verimlilikte artış yaparak ekonomik büyümeye katkı sağladığı herkes tarafından kabul edilebilen bir gerçektir. Ülkemizde 8 yıllık zorunlu ilköğretime geçilmesinden sonra, ortaöğretimin bir sistem bütünlüğü içerisinde meslekî ve teknik eğitim ağırlıklı olarak yeniden yapılandırılmasının önemi daha da artmıştır. Bu kanun tasarısı, meslekî ve tekniköğretim, okul ve kurumlarının eğitim, öğretim ve yönetim hizmetlerinin tek elden yürütülmesi, mevcut kaynakların daha etkili ve daha verimli kullanılması, uygulamada birlik ve bütünlük sağlanması için hazırlanmıştır."

Tasarıdaki bu gerekçe, kabul gören bir gerekçedir; ama, Türk millî eğitiminde verimlilikte yeterli bir artış yapıldığını söylemek çok güçtür. Bu bağlamda, eğitim sistemimizin içinde bulunduğu durumu değerlendirmek ve irdelemekte yarar vardır diye düşünüyorum. Dünyanın pek çok ülkesinde eğitim, tüm insanlar için bir hak olarak kabul edilmektedir. Devlet, tüm yurttaşlarına ayırım gözetmeksizin eşit ve parasız olarak eğitim olanağı sağlamak zorundadır. İnsan gelişiminin tüm yönleriyle olanaklı kılınması için eğitimin birincil amaç olarak algılanması gerekir. Yasalarla tanınmış olsun ya da olmasın, tüm insanların sahip olduğu eğitim hakkı, pratikte bireylere bu hak tanınmadığı zaman ve bireyler bu hakların farkında olmadığı zaman ortadan kalkmaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; herkes için temel bir insanlık hakkı olarak kabul edilen eğitim hakkı, bugünün Türkiye'sinde sadece ekonomik gücü olanların yararlanabildiği bir fırsat haline gelmiştir. Peki, işçi çocukları, memur çocukları, köylü çocukları ne yapacaklar? Onların iyi bir öğrenim görme hakları yok mudur? Bu sorunlar, fakir fukara, garip gureba edebiyatı yapılarak çözülmüyor. Eğitimin bir insan hakkı olduğu gerekçesinden hareketle, herkese eşit ve parasız eğitim verilmelidir.

Öğrenciyi müşteri, okulu da işletme olarak gören bir anlayış hızla meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. AKP Hükümeti, eğitimde özelleştirmeyi savunarak, eğitimdeki fırsat eşitliğine ters düşmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı, kendisine bağlı okullara gereken önemi gösteremezken, bütçeden yeterli payı ayıramazken, derslik ve öğretim açıklarını kapatamazken, özel eğitim kurumlarına bu kadar kolaylık göstermenin anlamı nedir?

AHMET YENİ (Samsun) - Özelleştirmeden korkmayın.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Biz eğitim öğretim işini yapamıyoruz. Buyurun siz mi yapın denilmektedir?

AHMET YENİ (Samsun) - Korkmayın özelleştirmeden.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Şunu herkes bilsin ki, özel sektörde kâr amaçtır Sayın Vekilim.

AHMET YENİ (Samsun) - Özel sektörden korkmayın.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Evet, kâr amaçtır. Kâr yoksa bu iş yapılmaz.

AHMET YENİ (Samsun) - Açalım özel sektörün önünü.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Eğitim, bu kadar dar kalıplara sığmayacak kadar büyük bir görevdir. Ülkemizde, 8 325 okulda ikili, 17 636 okulda birleştirilmiş sınıflarda eğitim verilmektedir. Bu rakamlar yaklaşık 7 500 000 öğrencinin bu okullarda ve olumsuz koşullar altında eğitimini sürdürmeye çalıştığını göstermektedir. Nitelikli eğitimin önünde ciddî bir engel olarak duran ikili eğitim sorunu çözülmeden, ikili eğitim yapan okullarda yaşanan sıkıntıların artması kaçınılmazdır. Bu sıkıntıların aşılmasının tek yolu okul ve derslik açıklarının kapatılması ve tüm eğitim kademelerinde tekli eğitime geçilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okullaşma oranında da büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. AKP Hükümeti iktidarda olduğu dönemde ilk ve ortaöğrenimde okullaşma oranı düşürülmüştür. AKP'nin iktidara geldiği 2002-2003 öğretim yılında ilköğretimde okullaşma oranı 94,4 iken, bu oran 2004-2005 öğretim yılında 93,3'e gerilemiştir. AKP iktidarında, Anayasada yer alan eğitim haklarından 740 000 ilköğretim çağındaki çocuk yararlanamamaktadır. Ortaöğrenimde okullaşma oranı yüzde 72'den yüzde 60,8'e gerilemiştir. 2005 yılı itibariyle, çağ nüfusu içinde olmasına karşın, 6 000 000 çocuk ve gencimiz eğitim hizmetinden yararlanamamaktadır. Bu veriler de göstermektedir ki, üç yıllık AKP iktidarında okullaşma oranı düşmüştür.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Yanlış, yanlış bunlar...

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Çok önemli ve ülke olarak sarılmamız gereken eğitim ve öğretim konusu bu dönemlerde ilerleme sağlayamamıştır.

Gerçekler bunlardır sayın arkadaşım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Bunlar yanlış, yanlış...

AHMET YENİ (Samsun) - Sayın Bakanımız cevaplayacaklar.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Bunun önemini Cumhuriyet Halk Partisi olarak biliyoruz ve AB'ye üye olma sürecine girdiğimiz bu dönemde okullaşma oranının bir an önce artırılması gerektiğinin altını önemle çizmek istiyorum.

AHMET YENİ (Samsun) - Cumhuriyet tarihinde en fazla derslik yapılan dönemdir.

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Oraya da geliyoruz, oraya da geliyoruz.

Kalabalık sınıflar, Türkiye'de eğitim hizmetinin yaşadığı temel sorunların başında gelmektedir.

Pek çok Avrupa ülkesinde sınıf mevcutları 24 iken, ülkemizde hâlâ 60 kişilik sınıflarda eğitim verilmektedir. Almanya'da ve Yunanistan'da 24, İspanya'da 26, İtalya ve Portekiz'de 22 kişilik sınıf mevcutları varken, Türkiye'de, hâlâ 50-60 kişilik sınıflarda eğitim verilmektedir. Kalabalık sınıflarda eğitim, öğrenciler kadar öğretmenlerimizi de olumsuz etkilemekte, verilen eğitim hizmetinin niteliğini düşürmektedir. Nitelikli eğitim için, sınıf mevcutları 60 öğrenciden 20'li sayılara düşürülmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şu anda yakacak yardımıyla ilgili yeni bir düzenleme de yoktur. Yüzbinlerce eğitim emekçisi, Türkiye'nin dört bir yanında en zor eğitim koşullarında görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Eğitim emekçilerinin çalıştığı kimi illerde kış ayları iki üç ay sürerken, kimi illerimizde dokuz on ay boyunca ağır kış koşullarında çalışan eğitim emekçilerine yakacak yardımı ödenmelidir. Örneğin, Erzurum, Van, Batman, Ağrı, Kars, Hakkâri gibi illerimizde bir eğitim emekçisinin yıllık ortalama gelirinin yüzde 20'si yakacak harcamalarına gitmektedir.

Türkiye'de öğretmenler ciddî ekonomik ve sosyal sorunlarla yaşamaya çalışmaktadırlar. Öğretmenlerin seyyar satıcılık yapması artık olağan bir durum haline gelmiştir. AKP Hükümetinin her yıl daha da azaltarak yaptığı sefalet zamları, eğitim emekçilerinin yaşadığı yoksulluğu azaltmamaktadır. Türkiye'de dört kişilik bir ailenin temel gıda harcamalarının yanı sıra, kira, ulaşım, yakacak, elektrik, su, haberleşme, giyim, eğitim, sağlık, iletişim, kültür gibi temel ihtiyaçlar için yapması gereken toplam harcama tutarı ekim 2005 itibariyle 1 800 000 YTL'nin üzerindedir. Yoksulluk sınırı olarak tanımlanan bu tutar, insan onurunun gerektirdiği yaşama düzeyini karşılayacak asgarî tutar olarak kabul edilmektedir. Bugün ortalama öğretmen maaşı 803 000 YTL'dir. Yoksulluk sınırının 1 800 000 YTL'yi, açlık sınırınınsa 715 000 YTL'yi aştığı bir ülkede eğitim emekçilerine yoksulluk ve açlık sınırının altında ücret ödenmesi onların insanca yaşam sürdürebilmelerini zorlaştırmaktadır. Bu da, ülkemizde eğitime ve öğretmenlerimize ne kadar değer verildiğini açıkça göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, öğretmenlerimizi 24 Kasımlarda güzel sözlerle övmek yetmez. Onları Avrupa ülkelerindeki meslektaşlarının ekonomik seviyesine çıkarmadığımız sürece gereken değeri verdiğimizden söz edemezsiniz.

Bakınız, Almanya'da göreve yeni başlamış bir ilkokul öğretmeni yılda 38 412 dolar gelir elde etmekte, Yunanistan'da aynı koşullarda bir öğretmen yılda 20 000 086 dolar kazanmakta iken, bu rakam Türkiye'de 6 358 dolardadır.

AHMET YENİ (Samsun) - 20 000 dolar…

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Devamla) - Yine, Almanya'da onbeş yıldır ilköğretimde görev yapan bir eğitim emekçisinin yıllık toplam geliri 46 459, Yunanistan'da 24 668 dolar iken, Türkiye'de bu rakam sadece 7 911 dolardır.

Yüzbinlerce eğitim ve bilim emekçisi açlığın ve yoksulluğun kıskacına terk edilmiştir. Öğretmenler mesleğine küsmüşlerdir. Öğretmenlerimize, hizmetli memurlara insanca yaşayabilecekleri, nitelikli hizmet verebilecekleri çalışma ve yaşam koşulları yaratılmalı, bunun için de başta maaşlar olmak üzere, meslekî ve özlük hakları insan onuruna yaraşır bir düzeye yükseltilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğretmenlerimiz Türkiye'nin en ücra köşelerinde her türlü olumsuz koşullarla mücadele ederek görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Yaşamın olduğu her yerde öğretmenleri görmek mümkündür; ancak, bu ücra köşelerde ekonomik, sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılayacak bir altyapı bulmak mümkün değildir. Sosyal ve kültürel zenginliğe sahip bölgelerde bile ekonomik nedenlerle öğretmenlerin yararlanması olanaksızdır. Öğretmen, görevi gereği, kendini çok yönlü yetiştirmek durumundadır; ancak, ne öğretmen ne de yaptığı iş olan eğitim-öğretim gerekli desteği bulamamaktadır. Hükümetin 2006 yılı için vermeyi planladığı yüzde 5 zam, öğretmenlerimizi açlığa mahkûm etmek anlamına gelmektedir.

Öğretmenlerimiz, çok kısıtlı olan özlük ve sosyal haklarını bile kullanma konusunda büyük sıkıntılar yaşamaktadır; sürgünler, keyfî atamalar, norm kadro uygulaması, öğretmenleri mağdur etmektedir. En doğal hakları olan seyahat etme hakkı bile engellenmekte, demokratik taleplerini dile getirmek isteyen öğretmenlerimiz sokak ortasında dövülmektedir. Yaşanan olaylar hiç de hoş olmamıştır, hem öğretmenlerimizi hem de halkımızı derinden yaralamıştır, AKP İktidarının da öğretmenlerimize bakış açısı tam olarak ortaya konmuştur.

Yine, eğitim sistemimizin önemli sorunlarından biri olan öğretmen açıkları, artık, yüzbinlerle ifade edilmektedir. Binlerce okul, öğretmen yokluğu nedeniyle kapalı tutulmaktadır. Son on yılda 335 311 öğretmen atanırken, 130 673 öğretmen emekli olmuştur. Bu durumda, reel anlamda ataması yapılan öğretmen sayısı 205 000'dir. Eğitime gereken önemin verilmediği, bütçeden yeterli kaynakların aktarılmadığı, nitelikli ve deneyimli eğitim kadroları bir yandan emekli olurken, yeterli sayıda kadrolu öğretmen atanmaması büyük bir kayıptır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 2005-2006 öğrenim yılı başında, yeni bir kararla, yabancı dil ağırlıklı liseler kaldırılarak, yerlerine anadolu liseleri açılmıştır. Bu uygulama, hazırlıksız bir şekilde yapılmıştır. Bu okullara atanabilecek nitelikleri taşıyan yeterli sayıda öğretmen bulunup bulunmadığının araştırılması sağlıklı bir şekilde yapılamamıştır.

Aynı zamanda, Bakanlığın öne çıkardığı, son iki yıl içinde sicil notu, çalışma yaşamı boyunca alınan sicil notu ortalamasıyla karşılaştırıldığında ortaya adil olmayan bir durum çıkmaktadır. Yoksa, bu uygulamanın amacı okullarımızda siyasî kadrolaşma yaratmak mıdır?

Bununla birlikte, bu okulların bünyesinde genel lise, yabancı dil ağırlıklı lise, anadolu lisesi olduğu için, üç farklı kategoride öğretmen yaratılmıştır. Öğretmenler arasında ayırımcılık yaratan bu uygulama hiç de uygun olmamıştır.

Ayrıca, Bakanlığınız tarafından hazırlanan anadolu liselerine öğretmen seçimi genelgesi, 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Kanununun 61 inci maddesine de aykırıdır. Bu uygulama, bütünüyle, gerekli hazırlıklar yapılmadan, aceleyle yürürlüğe konulmuştur.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Az önce saydığım sıkıntılar nasıl çözülecektir? Bu uygulamayla norm fazlası haline gelen öğretmenlerin statüleri ne olacaktır? Bu insanlar nasıl değerlendirileceklerdir? Bu çarpıklıklar, bu yanlışlıklar derhal giderilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu tasarının gerekçesinde "meslekî ve tekniköğretim okul ve kurumlarının eğitim, öğrenim ve yönetim hizmetlerinin tek elden yürütülmesi, mevcut kaynakların daha verimli ve etkili kullanılması, uygulamada birlik ve bütünlük sağlanması hedeflenmektedir" denilmektedir; fakat, buna rağmen, yükseköğretim kurumlarının önündeki yığılmaları azaltmak, teknik alanda yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamak ve gençlerin kısa yoldan hayata atılmalarını sağlamak amacıyla uygulamaya konulan meslekî ve teknik liseler, ne yazık ki, sorunlar yumağı içerisindedir.

Mevcut uygulamalar nedeniyle, meslekî teknik liselere yapılan dev yatırımların karşılığı alınamamıştır. Yatırımları aktif hale getirecek yönetici kadrolar, gerek Bakanlık gerekse kurum düzeyinde yeterince istihdam edilmemektedir. Teknik öğretmenler, aylık karşılığı okutulması gereken ders sayısının 20 saat olması nedeniyle mağdur olmakta ve dolayısıyla, norm kadro uygulamasından yoğun bir biçimde etkilenmektedir.

Dönersermaye çalışmasını yürüten öğretmenlerin, çalışmada hiçbir katkısı olmayan yöneticilerden daha az ücret alması, sınav dönemi ödenmekte olan ücretlerin azaltılması, teknisyenlerin keyfî bir şekilde görevlendirilmesi adaletsizlik yaratmaktadır. Ayrıca, ders kitaplarının, çağın ve teknolojik gelişmenin gerisinde kalması, okulda bölüm sayısının plansız bir şekilde artırılması eğitimde kaliteyi düşürmektedir.

Teknik öğretmenlerin sorunlarını bir nebze de olsa çözebilmek için, aylık karşılığı okutulması gereken ders sayısı eşit ve adil olmalıdır. Ders sayısı, genel bilgi ve meslek dersleri öğretmenlerinin norm kadro için belirlenen sayıya eşitlenmelidir. Bu sorunlar halledilebilirse, gerekçede belirtildiği üzere, önemi gün geçtikçe artan teknik liselerin yeniden yapılandırma çalışmalarına gereken hız verilebilir ve gerçek amaca ulaşılabilir. Ne kadar çok yasa çıkarırsanız çıkarın, uygulamaya sokmadığınız sürece bir anlam ifade etmez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen açığını, kısmî süreli, yani, sözleşmeli, çalışmaya dayanan, geçici istihdamla kapatmaya çalışmaktadır. İş güvencesiz ve düşük ücretle çalıştırılan öğretmenlerin, nitelikli eğitim için görevlerini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmeleri beklenemez. Bu nedenle, öğretmen açıklarının kapatılması için geçici istihdamdan vazgeçilmeli, mevcut geçici statüde sözleşmeli olarak çalışan öğretmenlerin kadrolu ataması yapılarak, öğretmenlerimizin ekonomik ve sosyal mağduriyetleri giderilmelidir.

Ayrıca, bu uygulamanın, yapılacak seçimlerde oy malzemesi olarak kullanılmasından da kaygı duymaktayız. 2006 yılında, en az 50 000 kadrolu öğretmen ataması yapılmak zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Ekmekcioğlu (CHP, Antalya). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ekmekcioglu-22-2005-11-30-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
