# Eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılması (s.s.998)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Güler (Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim
- **Tarih:** 20 Ekim 2005
- **Gündem:** ELEMAN TEMİNİNDE GÜÇLÜK ÇEKİLEN YERLERDE SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASI (S.S.998)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-guler-22-2005-10-20-eleman-temininde-gucluk-cekilen-yerlerde-sozlesmeli-saglik-personeli-c

> Hüseyin Güler, 20 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ELEMAN TEMİNİNDE GÜÇLÜK ÇEKİLEN YERLERDE SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASI (S.S.998)); konuşma 1.045 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN GÜLER (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geneli görüşülmeden, maddelerine geçilmesini dahi, maalesef, tartışmayı uygun görmediniz. Burada, bu uygulamanın, böyle yapılması açısından da, AKP Grubunu eleştiriyorum. Eğer geneli anlaşılmadan… Detaymış gibi görünen küçük, zaman zaman çok da masummuş gibi görünen "profesör, doçent gibi akademik kariyerin de atanmasında ne engel varmış" gibi son derece basite indirgenen bir olayı, bu düzeye indirgemeyi de anlamlı bulmuyorum.

Eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasıyla ilgili kanunun görüşülmesinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarıyla, sağlık alanında -aslında bir bütün olarak algılansaydı- üç boyutuyla, üç temel mevzuatta birtakım düzenlemelere gidilmekte olduğunu görmek üzereydik. Bunların birincisi, 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun. İkincisi, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ve 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamedir.

Tasarının tümü incelendiğinde, özellikle sağlık çalışanlarının çalışma koşulları açısından öngördüğü bir dizi olumsuz düzenlemeler göze çarpmaktaydı. Bu tasarı, AKP Hükümetinin IMF destekli sağlık politikalarının bir parçasıdır. Bu nedenle de, sağlık sistemimize yapıcı bir çözüm getirmekten uzaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de sağlık sisteminin sorunları nedir diye sorguladığımız anda, olayı temel olarak dört boyutlu algılamak lazım; genel olarak finansman, organizasyon ve örgütlenme, işgücü ve istihdam ve eğitim olarak algılanmalı.

Bu sorunların sağlık sisteminde yol açtığı sonuçları temel başlıklar altında inceleyebiliriz:

Ülkemizde bütçeden sağlığa ayrılan pay yetersizdir. Hepimiz de bunu biliyoruz. Dünya Sağlık Örgütüne göre, bütçeden en az yüzde 10 pay aktarılması gerekirken, maalesef -yakınlarda da bütçe üzerinde tekrar görüşülecektir- yüzde 3'ü bulmamaktadır.

Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına düşen sağlık harcaması 2 400 Amerikan Doları düzeyinde iken, ülkemizde, maalesef, 187 dolar. İşte, sağlık sisteminin finans boyutu olarak, asıl sorunlarından bir boyutunun irdelenmesi gerekir.

Sağlık göstergelerimiz, bizimle benzer sosyoekonomik düzeydeki ülkelerden daha kötüdür. OECD ülkeleri arasında sonuncu sırada bulunmaktayız. Anne ve bebek ölümleri açısından Avrupa'da sonuncu, Irak hariç, komşularımız arasında da sonuncuyuz. Coğrafî açıdan ve ekonomik büyüklük olarak Avrupa ülkesi iken, sağlık göstergeleri açısından, maalesef Afrika ülkelerinden daha gerideyiz.

Halkımız sağlık hizmetlerine ulaşmada ciddî sorunlar yaşamaktadır. En temel insan haklarından biri olan sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı, pratikte bir slogan olmaktan öteye maalesef gitmemektedir.

Bölgelerarası ve kır-kent arası hizmet sunumunda eşitsizlikler bulunmaktadır. Batı-doğu arasında, sağlık göstergeleri açısından, ciddî farklılıklar bulunmaktadır. Eğitim seviyesinin düşük olması, işsizlik, yoksulluk, sağlık alanındaki bu eşitsizliği daha da derinleştirmektedir.

Koruyucu sağlık hizmetlerine gereken önem verilmemekte, bebek ve gebe izlemleri, bağışıklama ve aile planlamasında modern yöntem kullanma oranları Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği düzeyin maalesef altındadır.

Sağlık sisteminin omurgasını oluşturması gereken birinci basamak sağlık hizmetleri, herkes için ücretsiz, kolay ulaşılabilir olması ve etkili bir sevk zinciriyle desteklenmesi gerekirken, bizde, sağlıkta özelleştirme süreciyle âdeta birinci basamak baltalanmaktadır. Birinci basamak hizmetler ücretli hale getirilip, yoksul kesimin sağlık hizmetlerine ulaşması engellenmektedir. Aile hekimliği modeliyle sağlığın bütüncül yapısı bozulacaktır; bunu da ileriki boyutlarda tartışacağız.

Tedavi edici hizmetler özendirilmekte ve bu durum, altından kalkılması zor ilaç ve tıbbî teknoloji harcamalarından kaynaklanan kötü ve verimsiz kullanımı doğurmaktadır.

Sağlık çalışanlarının ülke sathında dağılımı bozuktur. Çalışanların çoğu, maalesef ülkemizin üç ilinde toplanmıştır. Bu durum, bölgelerarası sağlık hizmetleri sunumunda eşitsizlikleri derinleştirmektedir.

Sağlık çalışanlarının eğitimine gereken önem verilememektedir. Sürekli meslekî gelişimlerini sağlayacak sistematik hizmetiçi eğitim programları bulunmamaktadır. Bu durum, hizmetin kalitesini olumsuz derecede etkilemektedir.

Sağlık çalışanları, çalışma koşulları, meslekî zorluklar ve riskler, ücretler, atama ve kariyerinde yükselme gibi özlük hakları açısından, kabul edilemez ölçütlerde kötü durumdadır. Tayin ve yükselmelerde, siyasal tercihler liyakatten önde gelmektedir. Bu durum, motivasyon kaybı ve mesleğine yabancılaşmayı getirdiği için, hizmet sunumunu olumsuz yönde etkilemektedir.

Sağlık çalışanlarının ücretleri yoksulluk sınırının altındadır ve geçimini sağlayabilmek için ek işler yapmak zorundadırlar. Bu durum, sağlıkçı-hasta ilişkisini olumsuz etkilemekte ve etik değerlerin ihlalini kolaylaştırmakta ve maalesef, hastanın cebi, ek gelir elde etmenin seçeneklerinden biri olarak algılanmaktadır.

Sağlık sistemindeki olumsuzluklardan direkt olarak sağlık çalışanları sorumlu tutulmakta, bu durum, hem sağlıkçı hasta ilişkisini olumsuz etkilemekte hem de Malpractice Yasası gibi akıldışı seçenekleri gündeme getirmektedir. Sağlık Bakanı ve hükümet, kendi sorumluluklarından özenle kaçınmaktadır.

Son dönemlerde yapılan düzenlemelerle sağlık çalışanları iş güvencesini kaybetmekte, daha uzun süreler ve daha ucuza çalıştırılma sürecini yaşamaktadırlar. İşte, tam bu noktada getirilmeye çalışılan tasarıyı irdelemek uygun olacaktır.

Hükümet, Anayasamızın temel hükmü olan sosyal devlet anlayışını bir kenara bırakarak, sağlık çalışanlarının iş güvencesiz olarak çalıştırılmasının hesabı içindedir. Tasarının adına da "Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerler" denilerek, hükümet, âdeta kendi sorumluluğunu farklı platformlara çekmektedir. Bu durum, sanki doğal olarak var olan bir olguymuş gibi kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesi sağlanmaktadır.

Oysa, hükümetlerin görevi, ülkeyi belli bir ayırıma tabi tutmak değil, o bölgelere gidecek personeli özendirecek, destekleyecek önlemleri alarak, bölgelerarası eşitsizlikleri gidermek olmalıdır. Ancak, ne ilginçtir ki, o bölgelerde iş güvencesi olmayan sözleşmeli personel çalıştırılarak, sorunlar çözülmeye çalışılmaktadır. Aslında tam tersi olması gerekirken, daha fazla haklar ve özendirici tedbirler alınması gerekirken, çalışanların, göstermelik maaş artışı vaadiyle iş güvencesinden vazgeçmesi istenmektedir. Sağlık çalışanları, bu akıldışı uygulamaya itibar etmemişler ve iş güvencesinden vazgeçmeyi kabul etmemişlerdir.

Aristo'nun "başlangıçta bir yanlış sonunda bin yanlış" sözünü doğrularcasına yapılan uygulamanın yürümediği anlaşılınca, bu kez, Sayın Sağlık Bakanının, yürürlükten kaldırırken insanca bulmadığı ve "ahlakî değil" dediği mecburî hizmet yeniden uygulamaya konulmuştur. Ne yazık ki, kendisi de bir hekim olarak Sayın Bakan, sağlık hizmetlerinin gönüllülük, şefkat ve güven gibi etik değerlerle yürüdüğünü gözardı ederek, askerî dönemin damgasını taşıyan mecburî hizmeti, haklar ve özgürlükler çağı olarak kabul edilen günümüzde uygulamaya koymaktan çekinmemiştir. Üstelik, mecburî hizmeti, önce insanlıkdışı bularak kaldırmış, arkasından bu uygulamayı, her nasılsa, kısa bir sürede insanca kabul ederek geri getirmiştir. Siyaset tarihimizde az bulunacak böylesi bir geri adım, ne yazık ki, Sağlık Bakanının bütün inandırıcılığını ortadan kaldırmıştır. Sadece bu konu bile, Sağlık Bakanının istifasını gerektirecek bir düzeydedir.

O bölgelerde, sağlıkta eşitsizliği giderecek olanlar, iş güvencesiz sözleşmeli çalışan veya mecburî hizmetin kurbanı durumundaki hekimler değillerdir. Bu, o bölgelerde bütünüyle toplumsal kalkınmayı sağlayacak sosyoekonomik önlemler alınarak ve sağlık çalışanlarına yeterli desteğin ve özendirmelerin sağlandığı bir yapıyla mümkün olabilir.

IMF dayatması olarak gündeme gelen özelleştirme politikaları ve hastanelerin sağlık açısından işletmelere dönüştürülmesi, iş güvencesiz sözleşmeli çalışma, Malpractice Yasası, performansa dayalı ücretlendirme, genel sağlık sigortası ve aile hekimliği uygulamalarıyla karakterize olan sağlıkta dönüşüm projesi, hekim - hasta ilişkisini derinden etkileyecek niteliktedir. Bu proje, gerek hasta gerekse hekim kavramını değiştirecek ve yeniden tanımlayacak özellikler taşımaktadır.

İş güvencesi olmayan, hasta tarafından sözde seçilme-seçilmeme kaygısı taşıyan, uygunsuz taleplerle karşı karşıya kalan, sigorta sisteminin çıkarlarını düşünmek zorunda olan, öncelikle hizmetin maliyetini hesaplamaya zorlanan, Malpractice suçlaması baskısı altında kalan hekim ile prim adı altında

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Güler (Mersin). “Eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılması (s.s.998)”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 20 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-guler-22-2005-10-20-eleman-temininde-gucluk-cekilen-yerlerde-sozlesmeli-saglik-personeli-c (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
