# 2006 merkezi bütçe kan.tas.(hazine müst.,ab gen.sekr.,basın-yayın ve enf.gen.müd.,sos.yard.ve day.gen.müd.,türk işb.ve kalk.ida.bşk.,türkiye istatistik kur.bşk.) 6 ncı tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Özcan (Anavatan Partisi, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2005
- **Gündem:** 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(HAZİNE MÜST.,AB GEN.SEKR.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜD.,SOS.YARD.VE DAY.GEN.MÜD.,TÜRK İŞB.VE KALK.İDA.BŞK.,TÜRKİYE İSTATİSTİK KUR.BŞK.) 6 NCI TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ozcan-22-2005-12-17-2006-merkezi-butce-kan-tas-hazine-must-ab-gen-sekr-basin-yayin-ve-e

> Hüseyin Özcan (Anavatan Partisi), 17 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(HAZİNE MÜST.,AB GEN.SEKR.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜD.,SOS.YARD.VE DAY.GEN.MÜD.,TÜRK İŞB.VE KALK.İDA.BŞK.,TÜRKİYE İSTATİSTİK KUR.BŞK.) 6 NCI TUR); konuşma 1.769 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılına ait Basın-Yayın Genel Müdürlüğü bütçesi ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü bütçeleri hakkında, Anavatan Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, saygıdeğer halkımıza da sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, iki gün önce, Mersin'in Erdemli İlçesinde, beldelerinde ve köylerinde, dolu, büyük bir hasar meydana getirmiştir. Burada bulunan seralarımızı, narenciye bahçelerimizi ve sebzelerimizi... Gerçekten büyük bir hasarla karşı karşıya kalmıştır köylülerimiz. Burada hasar gören köylülerimize geçmiş olsun diyoruz.

Hükümetimizden de, bir an önce, bu çiftçilerimizin yaralarını sarması için ilaç, gereç ve yardımlarını esirgememelerini diliyorum.

Değerli arkadaşlar, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün kuruluş kanununda, kuruma pek çok görevler yüklenmektedir; ama, aşağı yukarı her kamu kurumunda olduğu gibi, burada da yazılan güzel sözler kâğıt üzerinde kalıyor. Tabiî, kurumların ve bürokrasiyi çalıştırmak, başta hükümetlerin görevi ve sorumluluğundadır.

Burada, izninizle, birkaç cümleyle, basınımızın ve medya kuruluşlarımızın sorunlarına da değinmek istiyorum.

Günümüzde, medyanın önemi, tartışılmaz bir gerçektir. Basın, yasama, yürütme ve yargı erklerinden sonra, dördüncü bir kuvvet olarak ortaya çıkmış ve demokrasilerin vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Artık, düşünce özgürlüğü ile medya özgürlüğü eşdeğer kabul edilmektedir.

Bugün, ülkemizdeki basın özgürlüğü, ne yazık ki, siyasî iktidarların ve tekelleşme olgusunun tehdidi altındadır. Basın gruplarının başka sektörlere yönelmeleri, onları siyasî erke muhtaç hale getirmekte ve iktidarlarla uzlaşmaya zorlamaktadır. Bu durum, iktidarlara, basını kendi amaçları doğrultusunda yönlendirme imkânı doğurmaktadır. Bu iki güç odağı arasındaki çatışma zamanla uzlaşmaya dönüşmekte ve bu da basının, bilenin ulvî amaçlarını tam anlamıyla yerine getirmesine engel olmaktadır.

Özellikle ulusal kanallar, eğitim ve kamuoyunu bilgilendirme işlevinden uzaklaşmıştır. Artık, televizyonlarda, halkı bilgilendirici, eğitici, kültürel değerler taşıyan programlar ortadan kaldırılmış ve ekranlarda televole programcılığı egemen olmuştur.

Sabun köpüğü gibi diziler, eğlence adı altında yayınlanan dedikodu programları, kadın hakları gibi duygu sömürüsüne yatkın programlar kanalları işgal etmiş durumdadır. Bu programların, ülkemizin kültürel değerlerini yozlaştırmakda önemli etki yaptığı inancındayız.

Yerel düzeyde yayın yapan gazete ve televizyonların da, başta ekonomik olmak üzere, pek çok sorunları bulunuyor. Demokrasimizin kılcal damarları olan bu kuruluşların sorunlarına da eğilmek gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, bu alandaki diğer önemli bir sorun da basın çalışanlarının durumudur. Bugün, basın emekçileri, büyük bir işsizlik tehdidi altında görev yapmaktadır. Medya kuruluşlarında ortaya çıkan ilk ekonomik krizde fatura çalışanlarına kesilmektedir. Asıl mesleği gazetecilik olan pek çok kişi işsiz durumdadır veya başka alanlarda çalışmak durumunda kalmışlardır. Yine, 212 sayılı basın çalışanlarıyla ilgili yasa, lehte hükümleri nedeniyle hiç işletilmemektedir.

Öte yandan, Anadolu Ajansı ve Cumhuriyet Gazetesi hariç, hiçbir medya kuruluşunda sendika bulunmamaktadır. Bir ülkede, gazeteciler gibi, toplumun en aydın ve dinamik kesimi de örgütlenmiyorsa, sendika kuramıyorsa, işsiz kalması patronunun anlık kararına bağlıysa, toplumun diğer kesimlerinde ne olacaktır, bunu ibretle düşünmekteyiz.

Avrupa Birliğine katılmamızı destekleyen medya patronlarımızın Avrupa Birliği normlarını öncelikle kendi gazete ve televizyon çalışanlarına uygulamasını beklemenin de yanlış olmaması gerekir.Sendikanın var olduğu Anadolu Ajansında ise, daha farklı sorunlar yaşanmaktadır. AKP İktidarı, Anadolu Ajansını iktidarın sesi haline dönüştürmüştür. Ajans yöneticileri, bakanların, AKP'li danışmanların baskısı altındadır. Ajansın, Meclis bürosunda bile, sürekli değişiklikler yapıldığı gözden kaçmamalıdır. Bir yandan da Başbakanın özel fotoğrafcısına bu kurumda kadro verildiğine şahit olmaktayız. Hükümetin, basına baskı politikalarını gazeteciye kadar indirgemesi kabul edilmeyecek bir durumdur.

Sayın milletvekilleri, bütün bunlar yaşanırken, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ne yapmaktadır; ne yazık ki, hiçbir şey. Genel Müdürlükte kurulan Basın Kartları Komisyonu, gazetecilere dağıtılan sözleşmeler gündeme geldiğinde, suya sabuna dokunmadan orta yollu bir tavır izliyor. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü sadece gazetecilere basın kartı veren ve onları yenileyen bir kuruma dönüşmüştür. Kurum bu halinden çıkarılarak daha işlevsel bir konuma getirilmelidir.

Burada bir noktayı da belirtmek istiyorum. Genel Müdürlüğün gazetecilere verdiği kartların üzerinde bulunan resmî ibareler, yurt dışına göreve giden gazetecileri zor durumda bırakmaktadır. Muhatapları, gazetecileri resmî bir görevli olarak algılamaktadır, bu sorunun çözümü için basın kartlarının gazetecilerin meslek örgütlerinin de dahil olduğu daha geniş bir organizasyon tarafından verilmesi ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün de bu kurulun sekreteryasını yapması uygun olacaktır.

Bu konuda son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Hükümet, devletin denetleyicisi ve düzenleyicisi rolünü hatırlayarak, basın çalışanlarının sağlıklı bir şekilde örgütlenmesini sağlayacak tedbirleri bir an önce almalıdır. Bu, sadece gazeteciler için değil, basın özgürlüğü ve ülkemizin demokrasisi için de yararlı bir eylem olacaktır.

Sayın milletvekilleri, ikinci olarak, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün bütçesi hakkında görüşlerimi açıklamaya çalışacağım. Bildiğiniz gibi, ülkemiz, dünya ölçeğinde az gelişmiş ya da yoksul bir ülke kategorisinde değildir; fakat, şu anda 15 000 000 yurttaşımız yoksulluk sınırının altında, 3 000 000 yurttaşımız da açlık sınırının altında yaşamaktadır. Bu nüfus, açlıkla boğuşan bazı Afrika ve Asya ülkelerinden daha fazladır; yani, ülkemiz içerisinde ne yazık ki bir Afrika gerçeği yaşanmaktadır.

Ülkemizde gelir dağılımı adaletsizliği kabul edilemez sınırlara ulaşmıştır. Alt gelir grubundaki nüfusun yüzde 20'si toplam gelirin sadece yüzde 6'sını almaktadır. Buna karşı, üst gelir grubundaki nüfusun yüzde 6'sı da toplam gelirin yüzde 20'sini elde etmektedir. Bölgeler arasındaki gelir dağılımı dengesi de bu şekilde büyük bir uçuruma sebep olmaktadır. Marmara Bölgesinde kişi başına düşen millî gelir 2 500-3 000 dolar iken… Ki, Sayın Maliye Bakanımız bugünkü gelirlerimizi 5 000-6 000 dolar civarında gösterdiyse de, Türkiye gerçeği budur. Hiç kimsenin yaşam seviyesi birden ikiye katlanmadı. Bunu da kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Batı illerimizdeki kalkınmışlık düzeyini tüm ülke sathına yaymamızda da yarar vardır diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, yoksulluğun önemli bir diğer sebebi de işsizliktir. Marmara depremi ve ardından peş peşe yaşanan ekonomik krizler sonucu işsizlik çığ gibi büyümüştür. Aradan geçen yıllara karşın istihdamda hâlâ kriz öncesi rakamlara ulaşılmamıştır. Hükümet ne derse desin gerçekler ortadadır. Resmî işsizlik oranı yüzde 10'ları aşıyor. Gerçekteyse bu rakam -eğer incelenirse- yüzde 20'lere kadar da tırmanabilir. İşsizliği önlemek için yeni yatırımlar yaratılması gerekir. Faiz giderleri millî gelirden büyük bir pay götürdüğü için elbette ki yatırımlar yapılmamaktadır.

Önemli çarpıklıklardan biri de, dolaylı vergilerin yüzde 70'lerin üzerine çıkmasıdır. Vur abalıya politikasına devlet devam ettiği sürece vergi yükü yine sabit ve dar gelirlilerin üzerinde kalacaktır.

Değerli milletvekilleri, Maliye Bakanımız bütçeyi sunuş konuşmasında, Sosyal Dayanışmayı Teşvik Fonu ve benzeri kuruluşlar aracılığıyla yapılan aynî ve nakdî desteklerin artırılarak devam edeceği bilgisini vermektedir.

Evet, bu yurttaşlarımıza devletin yardım etmesi gereklidir; ama, bu şekilde onların yoksulluk girdabından kurtulmaları mümkün müdür?...

Devlet Bakanımız Sayın Mehmet Ali Şahin dedi ki: "Biz, aşevlerini artırıyoruz." Amaç, aşevlerini artırmak değil değerli arkadaşlarım; aşevlerine insanları göndermemek için istihdam alanları yaratmaktır. Aşevlerinin önünde saatlerce kuyruk bekleyen o insanlar, ellerinde sefertasıyla, bir parça yiyecek için belki kilometrelerce yol yürüyerek geliyorlar. Acaba, bu insanların cebinde dolmuş parası var mı? Bir kısmı da sakat ve perişan, belki de gelmiyor, bir kısmı da onur meselesi yaparak gelmiyor bu aşevlerine. Biz, aşevlerini değil, istihdam alanlarını çoğaltmakla övünmeliyiz diyorum.

AHMET YENİ (Samsun) - Biz de buna çalışıyoruz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, hep birlikte çalışmalıyız ve aç insan bırakmamalıyız; çünkü, bu insanlar, yaşlılar, perişan olan insanlar bizim insanlarımız, ülkemizin insanları. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - Her ikisini de halledeceğiz.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Dinleyin, şey yaparsınız.

Evet, değerli arkadaşlarım, tarım zaten yok deniliyor. Tarım denilince, sebzesi, buğdayı, narenciyesi geliyor ve köylüler geliyor. Köylüler deyince, biraz da, sizler hemen, geçenlerde de bir isyankâr gibi… Köylülerden korkmayın; köylülerden oy istediniz.

Memurlar bugün meydanlarda. Ne için geldiler Ankara'ya bu memurlar acaba; Keyiflerinden mi geldiler bu kış gününü teperek, ceplerinden para ödeyerek?..

RECEP KORAL (İstanbul) - Hükümete güveniyorlar, onun için geldiler.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Evet, hükümete güvendiklerinden değil; o tablo, hükümete güvensizliğin tablosudur.

RECEP KORAL (İstanbul) - Güvendikleri için…

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, sosyal güvenceden yoksun yüzbinlerce, milyonlarca yurttaşımız perişan durumdadır. Yeşilkarta muhtaç olan insanların sayısı her geçen gün biraz daha artmaktadır.

SSK ve Bağ-Kur üyesi esnaf ve çiftçilerimizin birçoğu, primlerini dahi ödeyememektedir. Primlerini ödeyemeyecek duruma gelen bu insanlara yardımcı olmak zorundayız ve primlerini ödemedikleri için sosyal yaşamlarında da sıkıntı çekiyorlar ve sağlık konusunda da hizmet alamıyorlar.

Değerli arkadaşlar, ülkemizdeki engelli vatandaşlarımızın durumu da ayrı bir trajedidir. Nüfusumuzun yüzde 12'si kadarını özürlü yurttaşlarımız oluşturmaktadır. İşsizlik ve yoksulluk, özürlü vatandaşlarımızın içinde daha yaygın ve tahribatı daha da derindir. Mevcut kanunların uygulanmaması nedeniyle, resmî işyerlerinde dahi, özürlü kontenjanları az kullanılmaktadır. Özürlülere iş verilmemektedir.

Pembe tablolar çizmekle sorunları çözmüyoruz, çözemiyoruz. İşte, kredi kartları mağdurları ortada, insanlar, ailelerinden, çoluk ve çocuğundan ayrılıyorlar, intihara sürükleniyorlar. Basın yazıyor, kartzedeler feryat ediyor, hükümet hâlâ ayağını sürüyor, ATO Başkanı Sinan Aygün Ankara'nın göbeğinde aylardır bas bas bağırıyor, sade vatandaşın sesini duymuyorsunuz, bari bunların sesini duyun!

Şimdi, ölen insanların kanının hesabını kim verecek?! Neden bu yasayı bir an önce Meclise getirmiyoruz?.. Ölen ve eşlerinden ayrılan, gerçekten mağdur olan bu aileleri, bir an önce Meclise yasaları getirerek, sahiplenmeliyiz; ama, bunun gecikmesi, birkaç tane banka patronunun lehine, halkın zararına oluyor. Bunu da kamuoyu zaten takip ediyor ve görüyor.

İşte, hırsızlık, gasp ve kapkaç olayları görülmemiş boyutlara ulaşıyor. İnsanlarımız büyük şehirlerde güven içinde dolaşamıyor. Hatta, Ankara’da, gündüzün, çok arkadaşımız söylüyor, evleri, bayanlar dahi, artık, hırsızlık için, soygun için dolaşıyorlar. Emniyet güçlerimiz elbette ki kâfi gelmiyordur, onun için de bunu fırsat olarak biliyorlar.

İnsanların, iş ve aş bulmadıkça, sorunlarını çözemeyiz. Bu sorunlar ortada kalacaktır. Konuyu bir asayiş sorunu olarak göremeyiz. Sorun, sosyal bir sorundur ve adlî tedbirlerle çözmek de mümkün değildir.

Sayın milletvekilleri, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğünün çalışmaları, gerçek amaçlarına uygun bir noktada değildir. Kurumun bütçesi, sayısı her gün biraz daha artmakta olan yoksul vatandaşlarımızın ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Öte yandan, bu kurum, tamamen siyasetin ve hükümetlerin hizmetinde çalışmaktadır. Kurumun bütçesi, âdeta, İktidar Partisinin örtülü ödeneği gibi kullanılmaktadır. Yardım dağıtımında genel ve objektif kriterlerin olmaması, uygulamayı özellikle taşrada tamamen keyfî bir hale getirmektedir. Öte yandan, ülkemizdeki yoksulların saptanması, izlenmesi ve haklarında bilimsel veriler toplanması da gereklidir. Bu görevi …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - … Sosyal Yardımlaşma Genel Müdürlüğünün yapmasının uygun olacağı kanaatindeyiz.

Sosyal devlet anlayışı ortadan kaldırıldıkça ve hükümet bu politikalarına devam ettiği müddetçe Sosyal Yardımlaşma Kurumuna daha çok iş düşmektedir. Yoksulluk toplumumuzu içten içe çürütmektedir. Hükümet bu sorunlara bir an önce tedbir bulmak için çalışmalıdır, yurtdışı gezilerini de biraz askıya alınmalıdır.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz 12 Eylülde mahalleler parsellenmişti, kurtarılmış bölgeler ilan edilmişti. Bugün de artık belediyeleriniz kanalıyla yeşil ve kırmızı hatlar çizmeye başladınız. İnsanların yaşamlarına müdahale etmeye başladınız. Hatta, bu yetmiyormuş gibi, gıdaları helal ve haram diye ayırarak… Yapmayın, insanlar bugüne kadar nasıl yaşadılarsa, bugün de aynı yaşamlarına devam etmeleri gerekir. Ayırımcılığı bırakın, devleti yönetmeye bakın, Ofer'lerle, bilmem Dubai şeyhleriyle değil, halkla birlikte olup halkı sahiplenmeliyiz diyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) - Onu Cumhuriyet Halk Partisi söylüyor; ANAP'a geçemedin mi hâlâ?

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) - Biz düşüncelerimizi her yerde savunuruz. Bir günde bir yere gitmek değil, biz onurumuzla, onur kavgasıyla, haysiyetimizle devam ettik ve ona da devam edeceğiz. Biz kimseye onurumuzdan bir ödün vererek bir yere gitmedik. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar) Biz buradayız, halkımızla iç içeyiz. Halkın vermiş olduğu görevi onurluca yaparız. Onun için, (A) partisi, (B) partisi değil... Dün siz neredeydiniz, gelecekte ne olacağınız belli değil. Dilerim ki gelecekte hiçbiriniz Parlamentoda olmazsınız.

Saygılar sunuyorum.

Bütçemizin de ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Özcan (Anavatan Partisi, Mersin). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(hazine müst.,ab gen.sekr.,basın-yayın ve enf.gen.müd.,sos.yard.ve day.gen.müd.,türk işb.ve kalk.ida.bşk.,türkiye istatistik kur.bşk.) 6 ncı tur”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ozcan-22-2005-12-17-2006-merkezi-butce-kan-tas-hazine-must-ab-gen-sekr-basin-yayin-ve-e (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
