# Yaş sebze meyve ve kesme çiçek ihracatında karşılaşılan sorunlar hakkında (10/81,234,286)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüseyin Özcan (Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim
- **Tarih:** 15 Şubat 2006
- **Gündem:** YAŞ SEBZE MEYVE VE KESME ÇİÇEK İHRACATINDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR HAKKINDA (10/81,234,286)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ozcan-22-2006-02-15-yas-sebze-meyve-ve-kesme-cicek-ihracatinda-karsilasilan-sorunlar-hakki

> Hüseyin Özcan, 15 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YAŞ SEBZE MEYVE VE KESME ÇİÇEK İHRACATINDA KARŞILAŞILAN SORUNLAR HAKKINDA (10/81,234,286)); konuşma 1.820 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yaş sebze meyve ve narenciye üretimindeki ve ihracattaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması yapılmasına dair görüş bildirmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisimizi ve yüce milletimizi şahsım ve Anavatan Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye tarım sektörü birçok sorunla karşı karşıya. Tarımsal ve kırsal altyapı sorunları bir türlü çözülemiyor. Toprak mülkiyet yapısı adaletsizlik dağıtıyor, işletmeler küçük ve parçalı. Toprak reformu çabalarının sonuçsuz kalması ve örgütlenme alanında yaşanan yetersizlik, tarım sektörünü, emek sömürüsünün en yoğun yaşandığı bir konuma getirdi. Giderek derinleşen bağımlı politikalar, sektörü çöküş, köylüyü, çiftçiyi yaşayamama noktasına getirmiştir.

Değerli arkadaşlar, biz bir tarım ülkesiyiz diyoruz ve dünyada tarımda kendi kendine yeter 7 ülkeden biriydik; ama, IMF ve ABD dayatmalarıyla, maalesef bugün, ülkemiz artık bir talan durumuna gelmiştir. Örneğin, buğdayı ABD'den, mercimeği Kanada'dan, mısır'ı Arjantin'den, pirinci Avusturya, Mısır ve İtalya'dan, fasulyeyi İran, ABD ve Arjantin'den, barbunyayı Çin'den, pamuğu ABD'den alıyoruz; tütünün bir kısmını yakıyoruz, bir kısmını ise ABD ve İngiltere'den alıyoruz; ayçiçeğini açlar ülkesi olan Sudan'dan alıyoruz; vişnenin donmuşunu Almanya'dan alıyoruz; muzun samanlısını Panama'dan alıyoruz; baklayı İtalya'dan… Ve maalesef, 120 000 şekerpancarı üreticisini mağdur ettik kotalarla ve bu şey özü olarak düşündüğünüz… Bugün, artık, şekerciler şekeri unuttu, baklavacılar baklavayı tatlandırma olarak şey yapıyorlar.

Değerli arkadaşlar, 2002 seçimine giderken, biz, köylülere "aslan" dedik "kaplan" dedik "yiğitler" dedik "köylü ülkemizin efendisi" dedik; sonuçta gelip bakıyoruz ki, ancak, o kaplanlar "lan"la kaldı, aslanlar "lan"la kaldı! Artık, köylümüzü "lan" hitabetiyle onları bu şekilde hakir görmenin hiçbir anlamı yok. Hele bir devlet yöneticisinin, bir başbakanın bir köylü vatandaşına lan diye hitap etmesi gerçekten çok acı.

Erzurum'da köylüye "sizi mi doyuracak devlet" diyor. Köylü doymuş, köylü yıllardan beri bu ülkeyi doyuran insanlar. Taa Kurtuluş Savaşından beri, köylü her zaman devletinin yanında olmuştur. Bunun için çıkıyor Sayın Başbakan, köylülerimizi bu şekilde suçluyor. Sayın Başbakan, köylüler bu şeyin efendisidir.

Hele bir Mersin'deki bu son olaylar ise gerçekten bizi üzdü. Bir köylü vatandaşın ve onun gibi düşünen belki yüzlerce insan… Belki eylemi farklı olabilirdi veyahut da bu şekilde olmamalıydı; ama, bu köylünün "ananı al" demesi kadar doğru olmayan… Oysa, o analar, Kurtuluş Savaşında bombaları taşıyan ve Kurtuluş Savaşımıza destek veren, o analar bizim analarımız.

Belki bir arkadaşımızın, devlet Başbakanına, Sayın Başbakana yapmış olduğu o hareket doğru olmayabilir; ama, bunun canı yanmış; üç yıldan beri narenciyeci yanmış, su istiyor, ateşini söndürmek için devletten destek bekliyor, hükümetten destek bekliyor; ama, maalesef, Sayın Başbakan daha gitmeden önce, o bölgede belediye anonslarıyla "size Başbakanın müjdesi var…" Çiftçiler de, tabiî, Başbakanın müjdesi muhakkak narenciyeye büyük destek verecek, domates üreticisine büyük destek, sebzeciye büyük destek verecek diye o meydanlara geldiler; ama, sonuçta dağ fare doğurdu.

Değerli arkadaşlar, sen narenciyeyi bundan üç yıl, dört yıl önce 600 000 liraya satarken, bugün narenciye limonunun kilosuna 200 liraya alıcı bulamıyor, dalında çürüdü. Portakal dalında çürüdü; ama, çiftçi… Bugün aradılar, Ziraat Bankası, borcunu ödemeyenlere icra getiriyor. Sayın Başbakan, oraya müjde vereceksen, bu faize düşen o çiftçiye yardımcı olmalısın, faizini affetmelisin, anaparayı da belirli bir süre içerisinde ödenmesi taksite bağlanmalıydı, müjde bu olur.

Sayın Başbakan, gittiğin bölgede bir ara dolu vurdu o narenciyelere; sordunuz mu o narenciyecilere, bugüne kadar -Sayın Tarım Bakanımız da burada- bu narenciyecilere destek verildi mi, borçları silindi mi ve onların zarar ziyanı karşılandı mı Sayın Bakanım?!

Değerli arkadaşlar, narenciyeci ve sebzecilerin durumu çok kötü, sıkıntı içerisindeler. Faizden kurtulmanın yolu, gidip de limona 25 dolar vermek, 50'yi 75'e çıkarmak değil. Siz, hani 100 dolar verecektiniz?! Limona destek veriyorsunuz, 25 diyorsunuz, 75'e çıkarıyorsunuz. Ya portakal, greyfurt ve mandalina ne olacak; bunlar da narenciye değil mi?! Neden bunlara da… Ya adamın bir tarlası, vatandaşın birinin limonu, bitişiğinde de portakalı varsa, bu insanları niye birbirinden ayırıyorsunuz?! Verecekseniz, tonda 100 dolar bütün narenciye üreticilerine verin.

Sayın Bakanım, biz, sebze konusunda ihracat yapıyoruz diyor. Soruyorum Sayın Bakanım: Turunçgillerde, 2002 yılı itibariyle, 57 000 ton olanı, bugün, 2005 yılında turunçgillerden ithalatınız 68 975 ton mu? Üzüm, bugün 2002'de 1 365 iken -bugün üzüm fiyatları hâlâ aşağıya düştü, maliyetinin çok altındayken- bugün ithal ettiğiniz üzüm 4 319 ton. Kavun, karpuz, elma, armut ve ayvada 3 700 ton, yulafta 7 200 ton, keten tohumunda 2 080 ton. Yani, tarım ülkesiysek, neden bunları ithal ediyoruz, neden bu bizim dolarlarımızı yurt dışına gönderiyoruz da çiftçilerimize yardım etmiyoruz?!

Sayın Bakanım, ayrıca, bir tesadüf, şu da var: Taze üzüm şarabı 121 000 kiloyken 1 447 ton olarak ithal etmişsiniz. Birayı 1 426 ton olarak, etil alkolü 40 454 ton olarak ithal etmişsiniz. Hani, Türk çiftçisine yardımcı olacaktık?! Eğer Türk çiftçisine gerçekten yardımcı olacaksak bunları bizim ülkemizde de üretirdik. Neden, tarım ülkesi isek, dışarı bağlıyız?

Patatese bakıyorsun, 13 500 ton ithal etmişiz. Yulafa bakıyorsun, hakeza. Kısacası, turunçgil ithalatı 30'a katlandı. Biz nasıl bir narenciye üretiyoruz ki ithalatı 30'a katladık.

Değerli arkadaşlar, biz, gerçekten, Anavatan Partisi olarak köylümüzün bu durumundan rahatsız oluyoruz, köylümüze yardımcı olmak istiyoruz. Köylümüze ne söz verdiyseniz onu yapın, köylüyü mağdur etmeye hakkımız yok. Narenciye ve sebzecilerin durumu, buğday ekenlerin, pamuğun durumu hakeza. Gelin, narenciye konusunda hep birlikte bu narenciye üreticilerine yardımcı olalım. Sayın Başbakan, tonuna 25 dolar vererek, sadece limonculara -limon işçiliği de çok zordur- bu desteği 100 dolara çıkarın. Ne kaybedeceğiz?! Ama, o çiftçileri kazanırız. Çiftçiler, her yönüyle mağdur. Bugün, Türkiye'de, çiftçilerin yüzde 40'ı açlık sınırına dayanmış. Evet, bunun için, öncelikle, köylümüzü kalkındırmanın yollarını arayalım.

Bugün, burada, yaş sebze ve meyve sektöründeki çiftçilerimizin mağduriyetini konuşmak, milletin dertlerini dert edinen milletvekilleriyle, sorunların daha derinden araştırılmasını sağlamak üzere toplanmış bulunuyoruz. Tarım sektörü içinde önemli bir yere sahip olan yaş sebze ve meyve sektörünün de, son birkaç yıldır sorunları çığ gibi büyümektedir. Yaş sebze, ekiminden ambalajlanmasına kadar, Türkiye'de, istihdam yaratan, döviz getiren, katmadeğeri yüksek bir sektördür.

Ülkemizin meyve üretiminin yüzde 18'ini narenciye ürünleri, narenciyenin yarısını da portakal üretimi oluşturmaktadır. Türkiye, narenciye üretiminde, dünyadaki 80 önde gelen ülkenin 12 nci sırasındadır. Biliyorsunuz, narenciyenin, en fazla, Mersin, Adana, Hatay, Muğla, Antalya, Osmaniye İllerinde olduğunu görüyoruz. Bu illerimizde, geçmişte Çukurova denildiğinde pamuk gelirdi, pamuğu artık ekmiyor. Pamuğun maliyeti yüksek olduğu için, bu tarlaları, artık narenciye bahçeleri yaptılar; ki, bu narenciye bahçeleri üç beş senede ancak meyve veriyor. Bu üç beş sene de çiftçinin birsürü masrafı olmuştur. Bu masrafı karşılamak için, eğer, narenciye bu fiyatta olursa, yarın, narenciyemizi de, bu köylümüz, kaderiyle baş başa bırakır; bu millî yiyeceğimizi, ihraç etmeye çalıştığımız bu yiyeceğimizden de ülkemizde mahrum etmiş oluruz insanlarımızı.

Değerli arkadaşlar, sektörde bir arz-talep dengesizliği vardır. Sektör sahipsiz. Üreticiye, mutlaka devlet desteği yapılmalıdır. Tarımsal desteklemenin amacına ulaşabilmesi için, desteklenmelerin, çiftçinin, karar aşamasından önce, tarlalar boşken açıklanması gerekiyor. Tabiî ki, böyle bir uygulama yok. Üretici, ekmiş, üretmiş; fiyat dalgalanıyor. Narenciye ürünü, kalitesine göre değil, komisyoncunun insafına göre şey yapılıyor; istediğini alıyor, istediğini de almıyor ve vatandaşın mağduriyetinden yararlanarak istediği fiyata alıyor. Bu da bir haksızlıktır.

Değerli arkadaşlar, bu çiftçi borcunu bir türlü ödeyemiyorsa buna yardımcı olmak zorundayız. Yaşanan sosyal çöküntü gözardı edilemez durumdadır. Üreticinin narenciyeyi stoklaması mümkün değildir; çünkü, stoklama masrafı ürünün değerini bile geçer.

Sayın milletvekilleri, narenciye ürünü değerinde satılmamakta, narenciye üreticilerimiz son üç yıldır mağdur olmaktadır diyoruz. Bu yıl narenciye ürününün maliyeti, ortalama kiloda 350-400 bin liradır; mandalinanınki de hakeza, Washington portakalın da; oysa, bugün, bu ürünlerimize alıcı dahi bulamıyoruz.

Sorunlar, sadece narenciyede değil; örtüaltı sebze yetiştiriciliği ürünleri ve domates için de mağduriyetler saymakla bitmez. Üretici, yetiştirdiği domatesi, maliyeti olan 400 000 liradan ancak satıyor, bugün, 250 000 liradan satıyor. Bu çiftçinin, desteklenerek, domatesi 800 000 liradan aşağı satmaması gerekir. Oysa, maliyetin düşürülerek çiftçinin zor durumdan kurtulabilmesi için, yurtiçi ihtiyacın, yurtdışı pazarların programlı ve sürdürülebilir bir uygulamayla kavranılması, çiftçinin doğru yönlendirilmesi ve ihtiyaç olan üretimin doğru teşvik edilmesi gerekmektedir. Bugün, ayakta kalabilmek için domates üreticisine de, tonda en aşağı 60-70 dolar civarında destek verilmesi gerekir.

Üretim yapılan bütün sektörlerde, üretici, ödediği Katma Değer Vergisini ürettiği malı satarken geri almaktadır. Tarım sektöründe ise, üretilen ürün için ödenen KDV geri alınamıyor. Tarımsal girdilerdeki yüksek fiyat artışları ve yüksek KDV nedeniyle, çiftçilerimiz yeterli gübre atamamakta, zararlı ve hastalıklarla etkin mücadele edememektedir. Etkin mücadele ve bitki besleme yapıldığında ise, diğer ülke üreticilerine kıyasla, üretim maliyeti artmakta, ancak, fiyatlarımızın düşük olmasıyla, çiftçilerimiz mağdur olmaktadır.

İç pazarda tüketilen ürünlerin mutlaka hallerde işlem görmesi gerektiğinden, ürünün maliyeti… Bu sebeple, tarımda üretim maliyetlerinin düşürülmesi için, gübre, ziraî ilaç, akaryakıt, tarımsal elektrik, plastik örtü ve bunun gibi kalemlerde ödenen KDV oranları düşürülmeli, hatta sıfırlanmalıdır. İç pazarda tüketilen ürünlerin mutlaka hallerde işlem görmesi gerektiğinden, ürünün maliyeti de artmakta, ambalajlama, sarartma, mumlama, paketleme gibi işlemler sebebiyle de maliyet bir kat daha artarak fiyatlara yansımakta ve tüketici, tüketimini kısmak zorunda kalmaktadır.

Doğuda, güneydoğuda, halkımız narenciye yiyememektedir. Bu sebeple, ürünün tüketiciye ulaşmasında maliyeti artırıcı bir etken olan Haller Kanununun, üretici ve tüketici lehine değiştirilmesi gerekmektedir.

Etkin işleyen bir pazarlama organizasyonu yoktur. Narenciye, ülkemizde, ihracata ve işleme sanayiine giden miktar hariç, büyük oranda, 1998 yılında çıkarılan 4367 sayılı Toptancı Halleri Yasası kapsamında pazarlanmaktadır. Daha çok, ticareti kayıttan geçirme kaygısıyla çıkarılan bu yasada, üreticiler, istenen önemde bir role sahip değillerdir. Tümüyle tüccar ve komisyoncuların egemen olduğu bu sistemde, komisyon, stopaj, fon kesintileri, nakliye ve hamaliye kesintileri, belediye rüsumu, Bağ-Kur kesintisi gibi kesintiler önemli bir miktara ulaşmaktadır. Hal sahasında en az 50 ortaklı kooperatiflerin hal sistemi dışında yaş sebze ve meyve pazarlayabileceği belirtilse de, ilgili maddede hal sisteminin istisna tutulacak üretici örgütü olarak kooperatif tarif edilmesine rağmen, buna "üretici birlikleri" denmesi nedeniyle, kavram kargaşalığına da yol açmakta, kooperatif gibi önemli bir aracın pazarlamada pratik olarak kullanılamamasına neden olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, dışticarette kimyasal kalıntı, kalite standardı, insan sağlığına uygunluk gibi tarife dışı engeller korumacılıkta öne çıkmaktadır. Devletin, ürünün satışına engel olan tarife dışı engellerin aşılmasında, milleti adına haksızlıkların takipçisi ve ülke menfaatının savunmacısı olması gerekmektedir. Geçen yıl önemli bir ihracat pazarımız olan Rusya'yla Akdeniz meyve sineği zararlısı yüzünden ihracatımızın gördüğü zarar, sorumlu kişilerin ortaya çıkan krizi iyi yönetmemeleri, altyapı ve teknik organizasyon eksiklikleri nedeniyle olmuştur. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, sorumluluğunu yerine getirememiştir.

Narenciye ürünleri dalında dursun, son beş yılda, tarım ürünleri ithalatı, toplamda iki kat arttı. İthalat, turunçgillerde 30, yulafta 33 kat yükseldi, 2005 yılı ithalatı 3 200 000 000 dolar üzerine çıktı. Maliyetleri aşağı çekecek tedbirler almayan hükümet, bu durumu seyretmektedir.

Her geçen gün daha vahim bir hal alan maliyet artışlarıyla beraber, çiftçinin ve halkımızın mağduriyetini biraz daha anlamak için, biraz daha detaylı maliyet kalemlerine göz atalım ve narenciye sektöründe maliyet belirleyici kalemlere yıllar itibariyle bir bakalım.

Değerli arkadaşlar, tarım sulama suyu ücretleri, dekar başına; 2002 yılında 35 000 000, 2003 yılında 40 000 000, 2004 yılında 48 000 000, 2005 yılında 60 000 000 TL'dir. 2006 yılında, damlama sulamayla sulanan 1 dekar arazinin sulama suyu ücreti yüzde 47 artırılarak 66 000 000 Türk Lirası olmuştur. Sulanan narenciye ve fidanlık alanı toplamı 45 000 dekar, diğerleri (sebze, mısır, bağ, zeytincilik, vesaire)…

Değerli arkadaşlar, fiyatlara baktığımızda, gübre; 2002 Haziranında 180 000, Şubat 2004'te 290 000, Şubat 2005'te 250 000 ve 2006'da ise 280 000 kilogram/TL.

Amonyum nitrat, Haziran 2002'de 200 000 TL, Şubat 2004'te 350 000 TL ve bugün 2006'da da 350 000 TL. Demek ki, sizin, 2002 yılı ile bugünkü arasında neredeyse yaklaşık yüzde 90'ın, yüzde 100'ün üzerinde bir fark geliyor.

Kompoze gübrede ise, Haziran 2002'de 250 000 TL, bugün 2006 yılında 450 000 TL.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hüseyin Özcan (Mersin). “Yaş sebze meyve ve kesme çiçek ihracatında karşılaşılan sorunlar hakkında (10/81,234,286)”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 15 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-ozcan-22-2006-02-15-yas-sebze-meyve-ve-kesme-cicek-ihracatinda-karsilasilan-sorunlar-hakki (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
