# Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüsnü Ordu (AK Parti, Kütahya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 10 Mayıs 2005
- **Gündem:** YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/husnu-ordu-22-2005-05-10-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku

> Hüsnü Ordu (AK Parti), 10 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)); konuşma 1.026 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSNÜ ORDU (Kütahya) - Muhterem Başkan, değerli milletvekillerimiz; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

AK Parti Grubu adına, bu kanun tasarısında, söz almış bulunuyorum.

Şimdi, öncelikle, bu kanunla ilgili önem arz eden birkaç madde başlığında bu tasarıyı toparlamayı arzu ediyorum. Bir defa, böyle bir yasaya neden ihtiyaç oldu? Demek ki, Türkiye'de böyle bir yasa ihtiyacı doğdu, biz bunu yapıyoruz. Bu konuda Türkiye'de yatırımcılar açısından mevcut 4628'de ve geçmişte 3996 ve 3096 gibi birtakım yasalar var elimizde; özel sektörün enerji üretim alanında yapabileceği yatırımlarla ilgili birtakım düzenlemeler var. Mevcut 4628'de de, en son çıkan yasada, enerji sektörüyle ilgili yatırımların özel sektör tarafından yapılması, özellikle, arzu edilmesine rağmen, şu anda en azından bu yasada görülen yenilenebilir enerji kaynakları konusunda yatırımcılar açısından böyle bir düzenleme ihtiyacı hâsıl olmuştur. Bunun sebebi, demek ki, mevcut düzenlemelerimiz yatırımcılar açısından böyle bir yasal düzenlemeyi uygun görüyor. Bu, bunun işaretidir. İkinci bir açıdan baktığımız zaman -yani, birinci açıdan, yatırımcı açısından böyle bir istikamet oluyor- gene, birtakım protokollerle Avrupa Birliği direktifleri ölçüsünde dünyadaki emisyon değerleri açısından toplam enerji üretiminde emisyon değerlerinin belli bir yüzdeye gelmesi hedefleniyor. Bu bir sebep oluyor. Dünyadaki tüketimle ilgili, enerji üretimiyle ilgili bu kaynaklar açısından, gene Avrupa Birliği direktiflerinde belirli bir yüzde, yani tüketimde belirli bir yüzde hedefleniyor. Demek ki, bu tasarının çıkışıyla ilgili üç önemli şey var. Yatırımcılar açısından, finansman temini açısından böyle bir arzu var, böyle bir ihtiyaç var; gene Avrupa Birliği direktifleri açısından, hem emisyon değerleri açısından hem de belirli bir yüzdedeki enerji üretimine katkısı açısından böyle bir yasaya, yasal düzenlemeye ihtiyaç oldu. Bu, tabiî ki, bu ihtiyaçtan kaynaklanan bir şey.

Şimdi, böyle baktığımız zaman, bu kaynakları kaynak açısından değerlendirmeyi arzu ediyorum, bir de enerji politikalarımızla ilgili bizim Türkiye'nin durumunu nazarı dikkate getirmek istiyorum. Bu kaynaklara baktığımızda, bu kanunun amacında, neler var, bu kaynaklar nelerdir; işte, küçük hidrolikler, güneş, jeotermal, biyokütle ve rüzgâr gibi.

Şimdi, burada dünyadaki bu gelişimlere baktığımız zaman, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamını araştırdığımızda, bu direktifte, özellikle bu saydığımız kaynaklar açısından şu kaynakla ilgili bu yüzdeyi yakalayacaksın, işte bu kaynakla ilgili şu emisyon değerlerini yakalayacaksın diye bir direktif yok. O zaman, tüm ülkeler, kendi ulusal kaynakları açısından teknik ve ekonomik olarak neyi arzu ediyorlarsa, hangileri kendileri açısından uygunsa, bu kaynaklarını harekete geçiriyorlar. Böyle bir gözlemle bu kaynakları incelediğimiz zaman, örneğin Avusturya'da hidrolik öne çıkıyor, yani kendi ulusal değerleri açısından, örneğin Polonya'da biyokütle öne çıkıyor, bir başka yerde bir başka kaynak öne çıkıyor; Almanya ve Danimarka'ya baktığımız zaman, rüzgâr teknolojisini de geliştirdiklerinden dolayı özellikle rüzgâr öne çıkmış; ama, buradaki oranlar son derece dikkat çekici. Örneğin, en fazla öne çıkan ülkelerden bir tanesi Almanya. Almanya'ya baktığımız zaman, kurulu gücü 100 000 megavat civarında olmasına rağmen, 14 000 megavat civarında rüzgâr teknolojisine rağmen, kurulu gücü var. Demek ki bu, yüzde 4'lere tekabül eden bir rakam; yani, değer açısından baktığımızda yüzde 4'lere tekabül ediyor.

Şimdi, ben, bu kanunu, rüzgâr açısından, kaynak çeşidi açısından, rüzgâr açısından ülkemizdeki konumunu ve dünyadaki konumunu değerlendirmek istiyorum. Burada böyle bir tehlike görüyorum.

Geçen gün NTV'yi dinliyorum, bir ilim adamımız konuşuyor; ismini bilmiyorum. O bilim adamımız "Türkiye'de öyle rüzgâr enerjisi kaynağımız var ki bunların tamamını üretime geçirsek" diyor ve 80 000 000 000-88 000 000 000 kilovatsaatlik bir rüzgâr enerjisinden bahsediyor. Bu tam hayalperestlik bir düşünce. Yani, Türkiye'de, yenilenebilir enerji kaynakları açısından tümüyle birlikte bile ele aldığımızda, bunun Türkiye'deki enerji politikalarına arz güvenliği açısından yapacağı katkı, tüm enerji dünyasındaki bilim adamları ve sektör tarafından bilinmektedir ki, son derece sınırlıdır. Bir defa bunun altını çizmek istiyorum. Ben bu bilim adamlarını dinlediğimde şunlar aklıma geliyor; diyorum ki: Acaba, bu bilim adamlarımız, bu konularda, bu tür basında ve televizyonlarda, neden bunların altını çizerek söylüyor, doğruları söylemiyor?! Bir defa bu sıkıntıyı gündeme getirmek istiyorum.

Burada orijinal bir şey var. Rüzgârla ilgili, bizim, gerek TEİAŞ'la gerekse Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunda şu anda, temmuz itibariyle, 1 269 megavat civarında bir lisans almış, altı ay süresi kalan firmalarımız var. Bir defa, buna baktığımız zaman, bu yasada da bunlar var; ancak, bunu, tekrar, burada, kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum: Rüzgârın, kaynak açısından enerji sektörüne, iletim hatlarındaki iletim tesisleri ve trafolar açısından, bağlantı noktalarındaki teknik açıdan, sisteme getirdiği, yani, sistem operatörüne getirdiği teknik dezavantajlar vardır. Bu dezavantajları da gözönüne alarak bu yasal düzenlemelerde, hiç şüphesiz, bizim, gerek TEİAŞ'ın öngörülerinde gerekse Enerji Piyasası Düzenleme Kurulumuzun bu konularda daha dikkatli olması gereğinin altını çiziyorum.

Şimdi, buradan bir başka konuya geçiyorum. Bir defa, Sayın Bakanımızın enerji politikalarıyla ilgili yaptığı tüm faydalı hizmetler için, kendisine minnetlerimizi arz ediyoruz ve geçmiş dönemlerde de Enerji Bakanlığı yapıp, bu konuda yaptıkları katkılarla Türkiye'deki enerji politikalarına katkı veren tüm Enerji Bakanlarımızı buradan saygıyla anıyorum. Katkı veren... Ne verdiyse...

Türkiye'ye baktığımızda, enerji politikaları açısından, dünyayla değerlendirdiğimizde, OECD ülkeleriyle değerlendirdiğimizde, bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, bizden kaynaklanmayan, ama geçmişten gelen, maalesef, OECD ülkelerinde, enerji konusunda, fiyat konusunda en pahalı ülkelerden bir tanesidir Türkiye. Fiyatlara bakalım: Sanayide 119 800; 8,68 sent 1 kilovat/saati; konutta 127 800; 9,26 sent 1 kilovat/saati; tarımsal enerjide 115 250; 8,35 sent; ticarî enerjide 151 950; 11 sent 1 kilovat/saati. Demek ki, ortada, OECD ülkelerine göre -baz aldığımızda- Türkiye'de, gerçekten, enerji fiyatlarımızın daha pahalı olduğu bir gerçeği var. Bu, bizim hatamız değil.

Bu enerji politikalarıyla ilgili, bu yenilenebilir enerji kaynağının dışında bizim ne yapmamız lazım ki, Türkiye'de, enerjiyle ilgili, gerek arz güvenliğini gerekse ucuzluğu temin etmemiz lazım? Bunda bir tek şey var. Hükümet programımızda çok açık ifade etmişiz; burada, enerji üretiminde yerli kaynakları önceleyen bir enerji politikası geliştireceğimizi ifade ediyoruz. Bu nedir, yerli kaynak diye baktığımızda Türkiye'de; bunlar -özellikle altını çiziyorum- kömür ve sudur, büyük hidroliklerdir. Demek ki, bizim -hükümet programımızda da ifade ettiğimiz gibi- bu konuda, bu politikaları geliştirmemiz lazım.

Peki, şimdi bakalım bu tasarı ne getiriyor bu yatırımcılara: Yedi yıllık bir süreçte, Türkiye'nin toplam ortalama satış fiyatının altında olmamak kaydüşartıyla, yeni bir önergeyle de -doğrudur- Bakanlar Kuruluna yüzde 20 bir fazlalık getiriyoruz; yani, yedi yıl süreyle, muhatabımıza karşı da, parekende satış lisansına sahip tüzelkişi, tedarikçi açısından... Bunlar kimlerdir diye baktığımızda, 21 bölge var. Bu 21 bölge, şayet özelleşirse, özel sektör temsilcileri olacak, şayet bu noktada bunları realize edemezsek, kamuya sahip lisans sahibi tüzelkişiler olacak; muhataplar bunlar.

Bu anlamda, gerek Hazine açısından gerekse Bakanlık açısından gerekse sistem açısından da bence bir sorun yok; çünkü, muhatabımız bizim, kesinlikle, düşünülen, özel sektör anlamında bir muhatabımız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hüsnü Ordu (AK Parti, Kütahya). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 10 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/husnu-ordu-22-2005-05-10-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
