# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Hüsnü Tuna (AK Parti, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim
- **Tarih:** 25 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/husnu-tuna-23-2008-12-25-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Hüsnü Tuna (AK Parti), 25 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 506 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

HÜSNÜ TUNA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezî Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 17’nci maddesi bölümünde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe, Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde yaşayan 70 milyon vatandaşımızın hakkını, hukukunu ilgilendiren bir husustur. Bu nedenle, insanlarımızın arasındaki ilişkileri ilgilendirecek bazı konulara temas etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, bir kısım zevatın “Ermenilerden özür dilemeliyiz.” diyerek başlattığı imza kampanyalarına karşılık, kimileri de “Özür dilemeyeceğiz.” kampanyaları başlatarak yeni bir gerilim kaynağı oluşturulmaktadır. Kim kimden ve niçin özür dileyecek ve ne nasıl unutulacak? Ortada yüz yıl öncelerde meydana gelen büyük sosyal travmaların olduğu ve korkunç trajedilerin yaşandığı bir durumun olduğu gerçek. Osmanlı çökerken yaşanan büyük sosyal travmadan zarar görmeyen bir halk kesimi kalmış mıdır ki sadece Ermenilerin başına gelenler için üzülelim? Savaş sonunda asırlarca yaşadıkları Anadolu’dan zorla sökülüp götürülen binlerce Hristiyan Rum’un ve Yunanistan’dan Anadolu’ya getirilen binlerce Müslüman Türk’ün acıları sanki daha mı az idi? Bu dönemde büyük bir sosyal travma ve trajedi topluca yaşanmıştır.

Çeşitli etnik yapılardan oluşan bir toplumsal yapıya sahip ülkede ve atmosferde özür dilemek veya dilememenin tarafları yeniden ve daha da hınçlı bir şekilde saflaşmaya sürükleyeceği ortadadır.

Bu özür dileme tartışması sürerken, bir milletvekili, 17 Aralık günü yaptığı ve daha sonra da devam ettirdiği açıklamalarında Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ü Ermenistan’la münasebetleri düzeltme yolunda atılan adımlar dolayısıyla eleştirmiş, sonra eleştirilerini akıl ötesi noktalara kadar vardırıp, annesinin etnik kökeninin araştırılması, hatta daha da ileri giderek “DNA testi yapılmalı.” gibi son derece kaba, şovenist bir kavmiyetçilik sergilemesine şahit olduk. Söz konusu milletvekili bu açıklamalarıyla o eli öpülecek annenin etnik kökeninde Ermenilik olduğu intibaı vererek aşağılamaya çalışıyordu. Bu milletvekilinin daha önce de Kürtlerin çok fazla çoğalmasından da yakınarak ve buna karşı tedbir alınmasını önerecek kadar ırkçı ve faşist bir görüntü sergilediği henüz unutulmadı. Bir kişi niçin bu densiz söz ve tavır karşısında asırlarca öncesinden beri ailesinin köklerinin Müslüman ve Türk olduğunu açıklamak zorunda kalsın!

Bu ırkçı, kafatasçı ve faşist anlayış nedeniyle, Anadolu gibi tarih devirleri içerisindeki büyük çalkantılardan geçen bir coğrafyada insanların hangi kavimden olduğu, hangi etnik kökenden geldiğinin tartışılması yerine soy ve kan bağının indi yorumlardan ibaret olduğunu ve kimsenin maddi hamurunun diğerinkinden daha üstün olmadığını, insanlar arasındaki tek ayrım ölçüsünün insani faziletler olduğunun ifade edilmesinin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Uğrunda emek vermediği, doğuştan edindiği bir özelliğe dayanarak kendini üstün, başkasını aşağı görme geleneğini İblis başlatmıştı. “Ben ateştenim, Adem’se topraktan.” diyordu. İlk etnik köken davası, böylece, İblis’in küfrüyle başlamış oldu. Etnik kökeniniz itibarıyla beş yüz yıl, hatta bin yıl gerilere gittiğinizde ne olacak, hem bu neyi ispatlayacak? Sonrası bir karanlık zaman tüneli değil mi?

Bütün insanların Hazreti Adem’le Havva’nın çocukları olduğunu düşündüğünüzde geçmişlerinizin hangi din veya kavimden, etnik kökenden olmalarını nasıl önemli, hayati bir ölçü olarak alabiliriz? Hem, kimin etnik kökeni birkaç yüzyıl geriye doğru gidildiğinde çeşitli kavimlerle karışmaz ki? Kaldı ki bir imparatorluktan geride kalan bir halkta her kavimden ve her dinden insanların bulunmasından daha tabii ne olabilir?

Binlerce yıldır Türk, Kürt, Rum, Ermeni, vesaire Anadolu’da birlikte yaşamış bir toplumun kendi içlerinden çıkan bazı kesimlerin suç veya mücadeleleri yüzünden bütünüyle suçlu sayılması hak ve insaf ölçüleriyle bağdaşmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Hüsnü Tuna (AK Parti, Konya). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 25 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/husnu-tuna-23-2008-12-25-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
