# Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İbrahim Özdoğan (Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim
- **Tarih:** 7 Aralık 2005
- **Gündem:** KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2005-12-07-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d

> İbrahim Özdoğan, 7 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU KURUM VE KURULUŞLARINA BAĞLI OKULLARIN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA DEVREDİLMESİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.1009)); konuşma 991 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, eğitim ciddî bir iştir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti eğitime ne kadar pay ayırırsa, milletimize ve devletimize o kadar büyük iyilik yapmış oluruz.

ZAFER HIDIROĞLU (Bursa) - ... eğitim aldık, onu da söyleyin.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Teşekkür ederim öyle olduğu için.

Değerli arkadaşlar, bir vakayı burada size sunmak istiyorum. İkinci Dünya Savaşı bitmiş, Alman Parlamentosu toplanmış ve Almanya, İkinci Dünya Savaşının külleri arasında nasıl tekrar ayağa kalkacağını, nasıl toparlanacağını görüşüyor Parlamentoda. Bütün milletvekilleri fikirlerini söylüyor. En arka sıralarda oturan yaşlı bir profesör milletvekili kalkıyor, diyor ki: "Beyler, eğer Almanya'yı tekrar toplamak, derlemek ve kalkındırmak istiyorsak, bu işe eğitimden başlamalıyız." Ve hakikaten, bugün Almanya en yüksek seviyeye gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, ben, bugünkü konuşmamda -tabiî ki, demokrasi için sivil toplum örgütleri çok önemlidir- eğitim çalışanlarının görüşlerini huzurlarınızda anlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, eğitim çalışanları en önemli problem olarak Hüseyin Çelik'in Millî Eğitim Bakanlığı makamında hâlâ oturduğunu söylemektedirler; çünkü, Sayın Bakan döneminde iptal edilen yönetmeliklerin çokluğu, ortaya konulan hukuksuzluğun boyutlarını net olarak ortaya koymaktadır. Normal olarak, iptal edilen bir yönetmelikten sonra çıkarılan yeni yönetmeliğin iptal gerekçelerinden arındırılmış olması gerekirken, hiç de öyle olmamış, çıkan yeni yönetmelik eskisini mumla aratır bir halde, hatalarla dolu olarak çıkarılmıştır. Buna en iyi örnek yönetici atama yönetmeliğidir. Bu yönetmelik iki kere iptal edilmiştir ve şu anda yerine yeni bir yönetmelik konmamıştır. Müdürlerin beş yılını doldurmaları sebebiyle rotasyona tabi tutulması, iptal edileceği bilinerek yaklaşık 1 500 okul müdürünün yerlerinin değiştirilmesi, mahkemenin iptal kararıyla birlikte işin içinden çıkılmaz bir hal alması, okulların müdürsüz bırakılması, birçok müdürün, eski müdürün dava açarak dönmesi ihtimaline karşı, atandığı okulda kaç gün müdürlük yapabileceğini bilmemesi, binlerce okulda huzursuzluk yaşanmasına sebep olmuştur.

Millî Eğitim Bakanlığı, mahkemenin iptal kararına rağmen bir tedbir almamış, şu anda, dava açan okul müdürleri tek tek davayı kazanarak eski görev yerlerine dönmektedir. Açılan ve kazanılan davaların masrafları devlet tarafından ödenmektedir. Ayrıca, tayin olan birçok müdür il dışına yolluklu olarak gitmiş, geri dönüşünde ikinci bir yolluk alarak, bu uygulama sebebiyle devlet zarara uğratılmıştır.

Müdür atamaları bir yana, şube müdürlerinin de hukuksuz bir şekilde vekâleten atanmaları da yargı duvarına çarpmış, Millî Eğitim Bakanlığının mahkeme kararı doğrultusunda işlem yapılmasına dair yazılarına rağmen, vekâleten atanan, atanma şartlarını taşımayan birçok şube müdürü hâlâ o makamlarda tutulmaktadır.

Sayın Hüseyin Çelik dönemi, hukuksuzluğun hukuk yapıldığı bir dönem olarak tarihe geçecektir. Bu dönem, ayrıca, Millî Eğitim Bakanlığının âdeta yönetmelik mezarlığına döndüğü bir dönem olarak kayıt altına alınmıştır. Öyle şeyler olmuştur ki, Millî Eğitim Bakanlığı, kendi çıkardığı yönetmeliği bile, bir iki kişinin çıkarına ters düştüğü için iptal etmek zorunda kalmıştır. Yani, bu dönem, birkaç kişiye yönelik genelgelerin çıkarıldığı bir dönem olmuştur aynı zamanda.

Millî Eğitim Bakanlığında böylesine olumsuzluklar yaşanırken, hükümetin kılı bile kıpırdamamaktadır. Her çıkardığı yönetmelikle hukuk duvarına çarpmayı alışkanlık haline getiren Sayın Bakan, bundan hiçbir ders çıkarmamaktadır. Bir Avrupa ülkesinde olsa bakanların anında istifasına sebep olacak bu olumsuz gelişmeler karşısında, Sayın Bakanın gıkı bile çıkmamaktadır. Aynı, hatta, daha da artan bir pişkinlikle, yapacağını yapmaya devam etmektedir. Son hatası, öğretmenlikte kariyer basamaklarıyla ilgili yönetmeliktir. Bu yönetmeliğe göre, her biri yirmi yirmibeş yıldır öğretmenlik yapan binlerce iki üç yıllık eğitim enstitüsü mezunu öğretmenlerimiz, sırf lisans mezunu olmadıkları için bu sınava alınmamaktadır. Hatta, Sayın Bakanı okutan, emek veren öğretmenleri bile bu sınava giremeyecektir; çünkü, o yıllarda eğitim fakülteleri yoktu. Bu nasıl bir vefasızlıktır?!

Ayrıca, bu sınavda, alan bilgisinden hiç soru sorulmayacak olması son derece anlamsızdır; çünkü, esas olan öğretmenin alan bilgisinin ölçülmesi olmalıdır. Aksi takdirde, öğretmen, neyin uzmanı veya neyin baş öğretmeni olacaktır?

Göreve yeni başlayan bir öğrenmen Lüksemburg'ta yıllık 44 712 dolar, İsviçre'de yıllık 37 540 dolar, Avustralya'da yıllık 28 000 dolar, Almanya'da 38 000 dolar, Hollanda'da 30 000 dolar kazanırken, Türkiye'de yıllık 6 240 dolar kazanmaktadır. Öğretmenlerin yıllık çalışma saati ise, ücretlerinin tam aksine, OECD ülkelerinden fazladır. OECD ülkelerinde bir öğretmen ortalama 1 675 saat çalışırken, Türkiye'de 1 840 saat çalışmaktadır.

Değerli arkadaşlar, eğitim çalışanlarının belirttikleri diğer problemler şunlardır: 59 uncu Hükümetin, acil eylem planında yapılacak çalışmalarda sivil toplum kuruluşlarının desteğinin ve görüşlerinin alınacağı belirtilmesine rağmen, uygulamada sivil toplum kuruluşu denilince, TOBB gibi patron kulüplerin muhatap alındığı görülmektedir.

Öncelikle Sayın Bakan ve Millî Eğitim Bakanlığı yöneticileri şeffaf olmalı, mevzuat değişikliklerinde sendikaların görüşlerini almalıdır.

190 000 gencimiz görev beklerken, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 30 000 sözleşmeli öğretmen istihdam edilmek istenmesi, iç hukukumuza ve insan haklarına tamamen aykırıdır.

Gerek öğretmen ve gerekse idareci atamalarında yaşanan kargaşa ve yönetmelik karmaşasına bir son verilmelidir. Sayın Hüseyin Çelik dönemi, Millî Eğitim bünyesinde en çok karışıklığın yaşandığı, yönetmeliklerin birbirine karıştığı bir dönem olarak tarihe geçecektir.

Diğer bakanlık ve kurumlarda çalışanlara çeşitli adlar altında yapılan eködemeler, Millî Eğitimde çalışan hizmetli, memur ve teknisyen gibi personele de yapılmalıdır. Bu konuda, Bakanlık, gerekli çalışmaları ortaya koymalıdır. Millî Eğitim Bakanı Sayın Çelik'in üç yıl boyunca öğretmen ve diğer personeli adına ortaya koyduğu tek bir iyileştirme olmamış, aksine, verilen ücretin fazla olduğu, öğretmenlerin haftada iki gün derse girerek 15 saat karşılığı ücret aldığı iddia edilmiş, öğretmenliğin evde de devam eden bir meslek olduğu, hazırlıkların ders öncesinde yapıldığı gerçeği gözardı edilmiştir. Bu açıklamalarından dolayı şu anda tüm eğitim çalışanları Sayın Bakana kızgın ve kırgındır.

Hizmetli, şoför ve teknisyenlerin görev tanımları yeniden yapılmalı, fazla çalışma süreleri, diğer kurumlarda olduğu gibi, mesai ücretiyle değerlendirilmelidir.

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 64 üncü maddesiyle kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışanlara verilen iki yılda 1 kademe uygulaması o bölgedeki tüm çalışanlara eşit şekilde uygulanmalıdır. Şu anki uygulamaya göre, zorunlu olarak bu bölgelere gidenlere bu hak verilmekte, isteğe bağlı olarak gidenlere ise verilmemektedir. Aynı bölgede aynı şartlar altında çalışanlara yönelik olarak yapılan bu farklı uygulamanın hiçbir mantığı olamaz.

Her eğitim-öğretim yılı başında verilen hazırlık ödeneği, hizmetli, şoför, memur, teknisyen ve benzeri tüm eğitim çalışanlarına verilmelidir.

Başöğretmen, uzman öğretmen gibi kademeli öğretmenlik anlayışı öğretmenler arasında huzursuzluk yaratacağından, bu uygulamaya başlanmadan vazgeçilmelidir.

Öğretmenevlerinde Danıştayın kararı doğrultusunda aidat kesilmesine ve bandrol ücreti uygulamasına son verilmeli, indirimli fiyat uygulamasından bütün eğitim çalışanları faydalanmalıdır. Danıştay kararına rağmen ortaya konulan kanunsuz uygulamalar rahatsızlık yaratmaktadır. Bu konuda mahkeme kararına uygun bir düzenleme bugüne kadar yapılmamıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** İbrahim Özdoğan (Erzurum). “Kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı okulların milli eğitim bakanlığına devredilmesi hakkında kan.tas.(ss.1009)”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 7 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2005-12-07-kamu-kurum-ve-kuruluslarina-bagli-okullarin-milli-egitim-bakanligina-d (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
