# 178 sayılı maliye bakanlığının teşkilatve görevleri hakkında kanuna bir madde eklenmesi (s.s. 1055)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İbrahim Özdoğan (Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 26 Ocak 2006
- **Gündem:** 178 SAYILI MALİYE BAKANLIĞININ TEŞKİLATVE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNA BİR MADDE EKLENMESİ (S.S. 1055)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-01-26-178-sayili-maliye-bakanliginin-teskilatve-gorevleri-hakkinda-kanuna-bi

> İbrahim Özdoğan, 26 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 178 SAYILI MALİYE BAKANLIĞININ TEŞKİLATVE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUNA BİR MADDE EKLENMESİ (S.S. 1055)); konuşma 987 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1055 sıra sayılı yasa tasarısı üzerinde Anavatan Partisi adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'yi sarıp sarmalayan, vatandaşımızın elini kolunu bağlayan, çözüme kavuşmadığı her an daha da derinleşen o kadar çok sorun vardır ki, biz, bu sorunları kendi aralarında hiyerarşiye tabi tutmak durumunda kalmaktayız ve elimizin altında, günden güne uzayan bir öncelikli sorunlar listesi oluşmaktadır.

Türkiye'nin kemikleşmekte olan sorunlarının pek çoğu, Meclise halkın feveranlarıyla taşınmıştır, taşınmaktadır ve tüm milletvekillerimizin malumudur bu durum; ama, bunlardan bir tanesi vardır ki, gerçekten can yakıcıdır. Bugün, sokaktaki vatandaşı çevirip de "hayatınızı en çok zorlaştıran şey nedir" diye soracak olsanız, alacağınız cevap "işsizlik" olacaktır. İşsizliğin nasıl bir kanayan yara, sosyal bir facia olduğundan uzun uzun bahsetmemize gerek yoktur. Zira, karanlık bir tablo gözlerimizin önündedir.

Liberalleşme eğilimleri, devletin ekonomiden el çekmesi süreciyle birlikte özel sektör öne çıkmış, özel sektör yatırımları ülkedeki istihdamın uygulama birimi haline dönüşmüştür. Girişimci yatırım yapacak, üretecek, hem kendisi kazanacak hem de ülkemiz insanlarına ekmek kapısı açacaktır. Peki, bu süreçte siyasete düşen görev nedir?.. Siyaset, üretimin yapılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapacak, üretimin altyapısını oluşturacak ve üretenin, istihdam edenlerin işini kolaylaştıracaktır. Siyaset, vatandaşın hayatını düzene sokmak, hayatları kolaylaştırmakla mükelleftir. Peki, bu hükümet döneminde, siyaset gerçek amaçlarına hizmet mi etmektedir?! Sorunun cevabı çok açıktır; bu hükümetin istihdam politikaları, çözüm üretmek bir yana, sorunun ta kendisidir.

Bugün, çalışan, üreten kesim, ağızbirliği etmiş, bir gerçeği çığlık çığlık haykırıyor. Türkiye'nin asıl sorunu, istihdam üzerindeki vergi ve prim yüküdür, herkes farkındadır; ancak, çözüm için somut bir çaba yoktur. Türkiye, halen ücretler üzerindeki vergi ve prim yüküyle dünya ülkeleri arasında başı çekmeye devam ediyor. Hatta, Türkiye, işletmelerin işçi adına ödediği gelir vergisi ile işsizlik sigortası dahil SSK'ya ödediği işçi ve işveren primlerinden oluşan istihdam vergilerinde, OECD ülkeleri arasında yıllardır birinciliği kimselere kaptırmıyor. Nitekim, geçtiğimiz yıl yüzde 42,1 olan bu yük, bu yıl başında yüzde 42,7'ye ulaşmış durumdadır.

Türkiye İstatistik Kurumunun işgücü anketine göre, ocakta 20 815 000 olan toplam istihdamın 10 178 000'i, yani, yüzde 48,9'u kayıtdışı imiş. İstihdam ağustosta 22 838 000'e çıkarken, kayıtdışı çalışan ise 11 670 000'lere, kayıtdışı istihdam oranı yüzde 51,1'e dayanmıştır. Hesaplar ortadadır. Vergi uygulamasından çok vergi terörü görünümünü andıran istihdam üzerindeki vergi oranları çalışanları kayıtdışına itmiş, zaten yerleşik olan işsizlik sorununu derinleştirmiş, yıllık vergi ve prim kaybını ise 23 katrilyona sürüklemiştir. İstihdam üzerindeki vergilerin kime ne kazandırdığı bilinmemekte, oranların yüksekliği ve sebep olduğu sonuçlar vergilendirmenin rasyonelliğiyle çelişmektedir.

Sorun tartışma götürmez olarak baş gösterince, hükümet, en başında koyması gereken teşhisi kabullenmek durumunda kalmıştır. Teşhis sabittir; fakat, tedavi hâlâ ortada yoktur. İstihdam vergisinin istihdam üzerinde oluşturduğu baskının giderilmesi için neler yapıldığı, ne tür bir hazırlık içinde bulunulduğu konusunda Maliye Bakanlığı suskun kalmayı tercih etmektedir.

Diğer yandan, bugün hükümet dışa açık bir ekonomik model benimsediğini ve bu modeli başarıyla işlettiğini iddia etmektedir. Sormak lazım: Acaba üretmesi, üretimini ihraç etmesi beklenen sanayicilerin girdi maliyetlerine yönelik bir analiz yapılmış mıdır? Eğer yapılmışsa, bu analiz hangi mesajları içermektedir?

Siz öyle bir vergi politikası uygulayacaksınız ki, vergi gelirlerinizin en esaslı parçası enerji olacak, sonra da çıkıp, enerji giderleri maliyet kalemleri içinde en yüksek olan üreticiden üretmesini, satmasını ve büyümesini isteyeceksiniz! Enerji girdisi, maliyet kalemlerinin yüzde 60'ına tekabül eden bir madencilik sektörü bu koşullarda nasıl ayakta kalabilecektir?! Elektrik pahalıdır, mazot pahalıdır, gaz pahalıdır; bunlardan alınan vergiler hepimizin ve bütün halkımızın malumudur.

Üreticinin durumunu bir örnekle daha somutlaştırmakta yarar vardır. Bugün tekstil sektörü, artan girdi maliyetleri nedeniyle zor duruma düşmüştür. Bu sektörün, uygulanmakta olan KDV oranlarını kaldırmaya takati kalmamıştır. Sektör temsilcileri feryat eder duruma düşürülmüş, sektördeki kayıt dışılık eğilimi artmıştır. Bugün tekstil sektörünün hangi temsilcisine derdi olup olmadığı sorulsa, hep aynı yanıt; maliye politikaların oluşturduğu baskı yanıtı alınacaktır.

Sonuç olarak, bütçenin denklik ilkesine sadık kalmak demek, vergi alınabilecek durumda kayıt içinde olan her üreticinin canına okumak demek değildir. Hükümet, vergilendirmenin rasyonelliği ilkesini gözden geçirmek ve sürdürülebilirlik açısından konulacak ölçüyü dikkate almak mecburiyetindedir.

Son dönemde yaşanan derin ekonomik bunalım, üreten kesimin azmini kırmış, özgüvenini hırpalamıştır. Yani, ticarethane açacak olanlar da yatırım ve üretim kararlarından vazgeçmişlerdir. Serbest meslek erbabıyla hükümetler arasındaki güvensizlik şiddetini artırarak devam etmiş, siyaset, özel sektöre güven verecek bir samimiyet ve kararlılık için çaba göstermemiştir.

Türk Halkı, Adalet ve Kalkınma Partisine, kıymeti bilinmesi gereken yoğun bir kredi açmıştır. Çalışanıyla, üreteniyle ve diğer tüm unsurlarıyla vatandaş artık güvenecek bir adres aradığı mesajını vermiştir. Peki, tek başına hükümet olan Adalet ve Kalkınma Partisi bu güvene layık olmuş mudur, üreticinin kendisine yönelttiği güveni haklı çıkarmış mıdır?.. Sorunun cevabını, gerçekleşen rakamlarda aramak yerinde olacaktır; zira, rakamların lisanında siyaset olmaz, sadece katı gerçekler vardır.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin ticaret sicil verilerine göre, 2005 yılında açılan şirket sayısının geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 18,87 arttığı açıklanmıştır; yani, 2005'te açılan şirket sayısı, 2004 yılında açılan şirket sayısından neredeyse beşte 1 oranında daha fazladır. Açılan şirket sayısındaki artış, iktidar tarafından âdeta kamuoyunun gözüne sokulmak istenmekte, Adalet ve Kalkınma Partisi, rakamsal verilerdeki bu yükseliş için, alkış talep etmektedir. Oysa, bu veriler, gerçeğin yalnızca bir bölümünü yansıtmaktadır; doğrudur; fakat eksiktir. Gerçeğin tamamı ise, iktidarın işine gelmeyecek acı bir mesajı katı bir şekilde önümüze sürmektedir.

2005'in ilk on ayında yeni açılan şirket sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18,7 artmıştır. Diğer taraftan, 2005 yılında kapanan şirket sayısı ise, 2004 yılında kapanan şirket sayısından sadece binde 34 daha azdır. 2004 yılının ilk on ayında 68 072 olan yeni açılan şirket sayısı, 2005'in aynı döneminde 80 917'ye çıkmıştır. Kapanan şirket sayısı ise 23 091'den 23 013'e düşmüştür. 2005 yılında kapanan şirket sayısı, 2004 yılında sadece 68 eksiktir. Makro planda ele alındığında, bu, ihmal edilebilecek kadar küçük bir azalıştır.

Şirket kapanışlarının ortaya koyduğu rakamlar da açıkça göstermektedir ki, AK Parti Hükümeti, serbest meslek erbabının kepenk kapatma trajedisine bir çözüm bulma konusunda aciz kalmıştır. İşte, iktidarın, gözlerden kaçırmaya çalıştığı gerçeğin en önemli ve en can yakıcı parçası budur. IMF gibi ulusüstü kurumların suyuna gitmeye dayanan, sadece ulusüstü güç odaklarının destek söylemlerinden güç alan, derinlikten yoksun ekonomi politikaları uygulayan hükümet, ekonomideki iyiye gidişi uykudan önce masallar gibi anlatmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** İbrahim Özdoğan (Erzurum). “178 sayılı maliye bakanlığının teşkilatve görevleri hakkında kanuna bir madde eklenmesi (s.s. 1055)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 26 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-01-26-178-sayili-maliye-bakanliginin-teskilatve-gorevleri-hakkinda-kanuna-bi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
