# Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İbrahim Özdoğan (Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim
- **Tarih:** 21 Şubat 2006
- **Gündem:** SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-02-21-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka

> İbrahim Özdoğan, 21 Şubat 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL GÜVENLİK PRİM ALACAKLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1066)); konuşma 997 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1066 sıra sayılı yasa tasarısının 13 üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Genel Kurulu saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, konuşmama başlamadan önce, tabiî, herkesin olduğu gibi benim de üzüntülerimi mucip olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Koruma Müdürlüğünde çalışan polis memurumuz kredi kartı borcu yüzünden intihar etmiştir. Bu vesileyle, kederli ailesine, polis camiasına ve Türk Milletine başsağlığı diliyorum; canına kıyan kardeşimize de Cenabı Allah'tan rahmet diliyorum.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle birkaç söz söylemek istiyorum. Buraya çıkan arkadaşlardan bir kısmı "halkın gündemi ile Meclisin gündemi bir olmalıdır" dedi. Hakikaten buna katılıyorum; fakat, hükümet partisinden bu kürsüye çıkan ve bu durumları eleştiren -kendisini çok sever sayarım- Değerli Amasya Milletvekilimiz Hamza Albayrak'a birkaç söz söylemek istiyorum. Kendisine sınırsız bir saygım olduğunu ve söylediklerine yürekten inandığını da ben biliyorum. Hakikaten, iktidar çevresinden, iktidar yetkililerinden, iktidar milletvekillerinden, çeşitli vesilelerle kürsüye çıkıldığı zaman, din, iman, vatan, millet nutukları, hamaset nutukları havada uçuşuyor. Bu nutukların bini bir para niteliğinde; fakat, iş tatbikata geldiği zaman, maalesef, hepsi olumsuz; o zaman da biri bin para oluyor değerli arkadaşlar. Bunu buradan belirtmek istiyorum. Canına kıyan bu arkadaşımız, elbette ki, durup durduğu yerde değil, gerçekten, zorundan, bunalımdan dolayı canına kıymıştır ve bunun nedeni de kredi kartı borcudur değerli arkadaşlar.

Değerli Amasya Milletvekilimiz, burada, Kur'an'dan, imandan, ezandan, bayraktan bahsetti. Yürekten inandığını da biliyorum buna Sayın Albayrak. Kur'an'da, Cenabı Allah buyurmuyor mu "kat kat faizi yemeyin" diye, buyurmuyor mu; buyuruyor. Öyleyse, gereğini yapmak lazım değerli arkadaşlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Siz, şimdi, bu kredi kartı mağdurlarının borçlarını, yüzde bilmem kaç faizle, yüzde 20'lerle taksitlendireceksiniz, ondan sonra, iyi bir yasa çıkardık diyeceksiniz. Arkadaşlar, bu faizleri aşağıya çekmek mecburiyetindeyiz. Şimdi, bu ölen kardeşimiz, daha önce de canına kıyan kredi mağduru kardeşlerimiz, insanlarımız, herhalde, keyifleri için bu kredi kartlarını kullanmadılar; ama, hükümet yetkilileri diyorlar ki: "Bu kendi sorunları." Arkadaşlar, kendi sorunları değil. Bu kredi kartıyla neler almıştır; çocuğuna defter almıştır, kalem almıştır, çocuk bezi almıştır, yiyecek almıştır, içecek almıştır; ihtiyaçlarına binaen bu kredi kartlarını kullanmıştır. Gelin, bu sevdadan vazgeçin; bu insanlarımıza kat kat faiz ödetmeyin değerli arkadaşlar. Bankacılardan yana olmayın, faiz yiyen bankacılardan yana olmayın. Siz, iktidara geldiğinizde halkın iktidarı olacağınızı söylediniz; fakat, şimdiki duruma baktığımız zaman, maalesef, Türk Milletini zora sokan bankacıların iktidarı pozisyonundasınız. Günahtır, yazıktır! Mutlak ve mutlak surette, eğer bu zulmü uygularsanız, yarın, mahkemei kübrada çok çetin hesaba tutulacaksınız. Mahkemei kübrayı unutmayın değerli arkadaşlar. Onun için, bu faizleri, mutlak surette minimum seviyeye çekmemiz gerektiğine inanıyorum ve sizlerin de yardımını istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, sokaklara inip de vatandaşa "Türkiye'nin en büyük sorunu nedir" diye sorulsa, hiç şüphesiz "işsizlik" cevabı verilecektir. İşsizlik, kanaması durdurulamamış, aksine, AK Parti icraatlarının yetersizliğiyle azdırılmış bir yaradır. Her konuda olduğu gibi, işsizlik konusunda da bir istatistik veri karmaşası yaşanmakta, art arda açıklanan işsizlik rakamları birbirini tutmakta ve de vatandaşın sorunlarının boyutunu ortaya koymaya yetmektedir.

Bu keşmekeşin içinde, milyonlarca vatandaşımız devlet kapısında iş aramakta, umutlarını doğrudan devlete bağlamaktadır. Bazıları da vardır ki, ellerindeki sınırlı sermayeyi kullanıp, kendisine ekmek kapısı açma yoluna gitmekte, hem kendi rızkını çıkarıp hem de başkalarının rızkına sebep olmaktadırlar. İşte, bu ikinci gruba, serbest meslek erbabı, esnaf ve sanatkârlar diyoruz.

Türkiye'de, serbest meslek erbabının ezici bir çoğunluğu, küçük ölçekli işletme sahibidir ve perakendecidir. Yani, Türkiye'de, esnaf dediğimiz zaman akla, bakkal, manifaturacı, kasap, fırıncı, ayakkabıcı, camcı gibi toptan alıp perakende satan, küçük bir sermayeyle rızkını çıkarmaya çalışan insanlar gelmelidir. Bu insanların çoğu yüksek tahsilli değillerdir; yaptıkları işin dışında başka bir uğraşları, meslekleri, güvenceleri yoktur. Tek umutları, ekmek kapıları dükkânlarının ayakta kalmasıdır.

Türkiye, nüfus büyüklüğüyle, nüfusun yapısı ve tüketim ihtiyaçlarıyla büyük bir pazardır. Türkiye'de perakende sektörü, 50 milyar doları aşan bir değer transferi demektir. Yani, bu sektörde, satıcıdan tüketiciye, her yıl 50 milyar doları aşkın bir transfer söz konusudur. Bu 50 milyar dolarlık dev pazar, bakkal, kasap, manav gibi 57 farklı meslek grubunun, 4 000 000 civarında serbest meslek erbabının rızkını çıkardığı bir mecradır. Son on yılda, büyük ölçekli şirketlerin dünya piyasasında egemen olmaya başlaması, sermayenin serbest dolaşımına ilişkin yerel hükümetlerin çıkardıkları yasalar, perakende sektörüne dev şirketlerin girmesiyle sonuçlanmıştır. Bu şirketler, Türkiye'deki perakende pazar büyüklüğünün vaat ettiği kârlara odaklanmışlardır. Kendisinden binlerce kat daha büyük şirketlerle eşit olmayan şartlarda rekabet etmeye zorlanan bakkal, kasap, manav, manifaturacı, özellikle de kendisine çok şeyler vaat eden AK Parti Hükümeti tarafından destek görmemiştir. Sonu başından belli olan bu haksız rekabet bakkalımızın, kasabımızın, manavımızın rızkına mâni olmuş, insanları kepenk kapatmaya zorlamıştır. On yıl önce 1 000 000'un üzerinde olan bakkal sayısı 2005 yılı itibariyle 645 000'e inmiştir. On yılda 355 000 bakkal kepenk kapatmıştır. Bugün gelinen noktaysa daha da içler acısıdır. Esnaf kan ağlamaktadır. AK Parti Hükümetinin sözüne itibar edip de işyeri açanlar birer birer kepenk kapatmaktadırlar. Önüne gelen hipermarket açmış, mahalle arasına kadar girmişken; camcı, anahtarcı, manav, bakkal çaresiz kalmışken; büyük balık küçük balığı merhametsizce yutarken, künyesinde "adalet" kelimesi yer alan AK Parti nerededir?! Onun için, oy oranınız hızla düşüyor değerli arkadaşlar.

Adalet ve Kalkınma Partisi, küçük esnafı hor görüp aşağılamaktan başka ne yapmıştır?! Adalet ve Kalkınma Partisi yetkililerinin, bakanlarının, Sayın Başbakanın esnafla alakalı konularda verdikleri demeçlere bakın. Esnaftan söz ederken, sanki, himmete muhtaç, zavallı bir dilenciden söz eder gibi bahsetmektedir. Hükümet, esnafa "hipermarketlerle baş edemiyorsanız bizim sorunumuz değil, sizi biz mi besleyelim" demektedir. Buradan AK Parti Hükümetine seslenmek istiyorum; sizin Kabineniz çiftçiye "gözünüzü toprak doyursun" diyen Bakanlar çıkarmıştır. Sizin Kabineniz, Erzurum'da, çiftçiye "bu millet yatıp kalkıp sizin için mi çalışacak" diye bağıran bir Başbakan tarafından temsil edilmektedir ve yine, sizin Kabineniz, şimdi, çıkmış, kan ağlayan küçük esnafa besleme muamelesi yapmaktadır. Sizin gözünüzde esnaf beslemedir, çiftçi beslemedir. Siz, esnafı, çiftçiyi, dargelirliyi, devletin sırtındaki kambur görecek sakat bir zihniyete büründünüz. Peki, bu ülkenin azamî çoğunluğunu oluşturan çiftçi, esnaf beslemedir de, geriye kim kalmıştır? Siz, kimden tarafsınız? Küçük sermayesiyle günün 15-16 saati çalışarak devletin yakasına "iş ver, aş ver" diye yapışmayan, ülkesine dolaylı ve dolaysız vergi veren, evindeki ve işyerindeki ortalama beş nüfusa bakan yüzbinlerce esnafın ne suçu vardır? Kabahat kimdedir; esnafta mı, yoksa esnafı bu yıkıcı rekabete hazırlamayan hükümette mi?

Anavatan Partisi olarak bu soruları Yüce Meclisin kürsüsünden sormak, bizim esnafımıza gönül borcumuzdur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** İbrahim Özdoğan (Erzurum). “Sosyal güvenlik prim alacaklarının yeniden yapılandırılması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1066)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 21 Şubat 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-02-21-sosyal-guvenlik-prim-alacaklarinin-yeniden-yapilandirilmasi-ve-bazi-ka (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
