# Kuzey ankara girişi kentsel dönüşüm projesi kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1114)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 4 Nisan 2006
- **Gündem:** KUZEY ANKARA GİRİŞİ KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1114)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-04-04-kuzey-ankara-girisi-kentsel-donusum-projesi-kanununda-degisiklik-yapil

> İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi), 4 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KUZEY ANKARA GİRİŞİ KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.1114)); konuşma 1.164 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1114 sıra sayılı Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının 1 inci maddesi üzerinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısının tümü üzerindeki görüşmelerde Mardin Milletvekilimiz Sayın Muharrem Doğan gerekli eleştirileri getirdi, belki bundan sonraki maddelerde diğer arkadaşlar da birtakım eleştiriler getireceklerdir; ancak, ben, bu kanun tasarısını vesile ederek saf şehircilik üzerine bir sunum yapmak istiyorum.

Arkadaşlar, insanoğlunun kucağında doğduğu tabiatı, hiç değiştirmeden, onun bir parçası olarak yaşama şansı yoktur. Barınma, beslenme ve korunma gibi temel ihtiyaçların çoğu tabiatın olumsuzlukları giderilerek karşılanır. Tabiatın olumsuzluklarını gidermeye ve çevreyi değiştirmeye yönelik mücadele kültürü ortaya çıkar.

Kültürel bir çevre oluşturma, geçmişten geleceğe uzanan ve aralıksız sürdürülen bir çabadır. Bu çabanın bilim, ahlak, sanat, din, mimarî, sosyal çevre gibi en yoğun sürdürüldüğü alanlar da şehirlerdir. Kültür, insandan yön alır ve aynı zamanda ona yön verir. İnsanoğlu özgürlüğünü ve kişiliğini tabiatta değil, kültürel çevre içindeki pratikleriyle kazanır. Kültürel çevreden kopuk, onu hesaba katmayan toplumlar kendi şehirlerini kuramazlar. Her kültür çevresi kendi şehirlerini kurar, her şehrin kimliğini yansıtan kendince bir yerel kültür vardır.

İçinde yaşadığımız şehirler, sosyal, ekonomik ve siyasî maksatlarla kullandığımız yapılardan, park, bahçe, cadde, meydan, sokak ve anıtlardan oluşur. Şehir, her şeyden önce, fizik yasalarına uygun olarak yapılan maddî eserlerden meydana getirilir. Ancak, bütün bu yapılar insan ürünüdür ve ona hizmet eder. Yapıların bütünü olan şehir hayatında sosyokültürel faktörler, fizik yasaları kadar önemlidirler. Şehirler, sosyal ve kültürel yönü öne çıktığı ölçüde insanın hizmetine girerler.

Gündelik hayatta ekonomi, siyaset, spor ve benzeri konuların, ilgili görülen şeylerin çoğu, öncelikle kültürün bir öğesidir. Geleneksel şehirlerin uzun geçmişlerinden süzülüp gelen ve bütün ilişkilerde etkili olan zengin bir kültürü vardır. Meydanlar, anıtlar, resmî ve sivil yapılar, düğünler, bayramlar, beslenme, barınma ve eğlenme usulleri nesilden nesile aktarılarak zenginleşen kültürün izlerini taşırlar. Kültürünü sürekli yeniden üreterek diri tutabilen şehirler, her dönemde insanları kendine çeken merkezler olmuşlardır. Bu çekiciliğe kapılarak şehre gelenler, ortalama şartlarda geçinebilecekleri maddî refaha kavuşunca, köylülük tutum ve davranışlarını terk ederek şehirli olurlar.

Şehir kültürü, köy kültürüne göre daha fazla işlenmiş, kurumlaşmıştır ve bu sebeple de tesirlidir. Şehre dışarıdan gelen nüfusun miktarı şehirli nüfusun tabiî artış hızını aşmadığı sürece şehir kültürü, köy kültürünü etkiler ve köylüler, belli bir süre sonra şehirli tutum ve davranışları benimserler. Şehre sonradan, şehirli nüfus artışını, özellikle toplum şehirli nüfusu aşınca, etkileme tersine döner. Azınlıkta kalan şehirli nüfusun etkisinde kalır ve şehirler o zaman köyleşirler.

Şehir kültürünün karşılaşacağı bu ciddî buhran kendi yerli sanayiini kuran Batılı ülkelerde kısa sürede aşıldı. Batı'da, sanayi, yerli şehirli kültürün bir öğesi olarak gerçekleştiğinden, sanayi toplumuna özgü yeni bir toplumun oluşumunun iç dinamikleri mevcuttu. Bu dinamikler, farklı çevrelerden gelen milyonlarca insanın bir arada yaşamalarını sağlayan sanayi şehrine özgü yeni bir kültürün oluşumunu kolaylaştırdı. Geleneksel şehir kültürünü tamamen reddetmeyen yeni bir kültür sanayi toplumunun ihtiyaçlarına da cevap verdi.

İthal sanayiyle kalkınmaya çalışan ülkelerde sanayi kültürün bir öğesi olmadığından, ne tam olarak sanayi toplumuna geçilebildi ne de yeni bir şehir kültürü üretilebildi. Geleneksel kültürün yetersiz kaldığı yerler Batı kültür ürünleriyle dolduruldu. Ancak, Batı'nın kültürü bilinçli bir şekilde alınamadı. Modernleşmenin öncülüğünü yapan bürokrat aydınlar bu kültürü anlayacak bilgi zenginliği ve düşünce derinliğinden yoksundu. Batı kültürünün ürünleri bir değerlendirilmeye tabi tutulmadan, izlenmesi mutlak doğru model olarak görüldü. Buna rağmen, hızla büyüyen şehirlerde yok olan geleneksel değerlerin yeri Batılı değerlerle yeterince doldurulamadı. Şehirler, eski değerlerini kaybeden, yenisini ise üretemeyen kişiliksiz ve kalabalık mekânlara dönüştü.

Şehir kültüründe tarihî yapılar önemli yer tutar. Özellikle toplumun genelinin faydalandığı dinî ve resmî nitelikli yapılar önplanda yer alır. Ortaçağ şehirlerinin semboller dünyasını şehrin merkezinde yükselen abidevî yapılar oluşturuyordu. Modern şehirlerde bunların yerini parlamento, belediye, hükümet konağı, opera, tren garı gibi kamuyla ilgili değişik hizmetlerin yürütüldüğü abidevî binalar aldı. Modern şehirlerde bu yapılar arka plana itilirse geride trafik karmaşası, kalabalık insan görüntüsü, çevre kirliliği, tabiat ile insanın arasını açan, ruh sağlığını bozucu beton ve demir yığını mekânlar kalır.

Şehir kültürü çoğulcudur. Her şeyi benzer hale getiren, tek tipleştiren mekânlar kültür ve medeniyet merkezi olamazlar. Beşerî zenginlikler, bölgesel ve coğrafî farklılıklar şehrin başka bir değerle değiştirilmeyecek kadar kıymetli bir hazinesidir. Tek tip teknoloji, tek tip eğitim, tek tip giyim, tek tip düşünce ve inanç gibi tek tip şehirleşme de totaliter zihniyeti yansıtır ve insanî değildir.

Değerli arkadaşlar, farklı olmak, farklı düşünmek ve inanmak, başkalarına zarar vermeden farklı yaşayabilmek, ancak şehir havasının özgür ortamında mümkün olabilir. Siyasî, felsefî, dinî çoğulculuk, sosyal baskı ve denetimi azaltan şehir hayatının eserleridir. Gerçek sanayi şehri, farklı toplumsal kimliklerle serbest yaşama ve çoğalma imkânı sağlayan hürriyet ortamlarıdır.

Üniversite, şehir toplumunun kurumudur. İlmî hürriyet, üniversite özerkliği, yeterince şehirleşmiş ve şehirli sivil yurttaş tutum ve davranışlarını önemsemiş toplumlarda mümkün olur. Hem idarî hem de akademik bakımdan sıkı bir emir komuta sistemine bağlı, tek bir merkezden empoze edilen ideolojiyi ayakta tutma mücadelesi veren kurumlar üniversite olamazlar. Üniversitenin özü, düşünme ve serbest tartışmadır.

Değişik zamanlarda yapılan, farklı türde, karakterdeki yapılar ve diğer evreyle ilgili unsurlardan oluşan şehrin fizikî dokusunun genel kanaate dönüşen bir algılanma biçimi vardır. Bu imaj kolay oluşmaz ve ayrıntıya yönelik düzenlemelerle de değişmez.

Şehirde hiçbir unsur tek başına algılanamaz. Her şey, çevresiyle, kendisini doğuran olaylar zinciriyle, geçmişten taşıdığı hatıralarla aidiyetli olarak algılanır. Böyle geniş ve ayrıntılı şehrin esas kimliğinin mimariden ötede ve toplumsal dokunun içinde olduğu görülür. Bu dokuya dikkatli bakanlar için, şehirde, her an duyulanın, görülenin ve bilinenin ötesinde, keşfedilmeyi bekleyen değerler saklıdır.

Türkiye gibi ülkelerde, kırsal bölgelerden büyük merkezlere yönelen kitle halinde göç, şehir kültürüyle uzun dönemde oluşan imajı da zedeliyor. Şehirleri kuşatan köylü nüfusu, şehre damgasını vuruyor ve şehrin eski sakinlerinin bilmediği yeni talepler, hırslar ve düş kırıklıkları doğuruyor. Şehirlerin mevcut kaynaklarıyla, hızla artan nüfusun doğurduğu talepleri karşılamak, ihtiyaç duyulan altyapıyı ve fizikî mekânları sağlamak mümkün olamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özdoğan, konuşmanızı tamamlayınız.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de, şehirli nüfus, ülke nüfusunun yüzde 65'ine ulaştı; fakat, bu nüfusun en az yarısı birinci nesil göçmendir ve dünya görüşü, köy kültürü içinde gelişmiştir. Bu insanlar, şehirde yaşamalarına rağmen, şehirli olmanın gerektirdiği eğitim, bilgi ve sosyal tecrübeden yoksundurlar.

Kalitesiz yapılaşma ve altyapısı olmayan çarpık şehirleşmeden, genellikle, mimarlar, müteahhitler ve yerel yönetimler sorumlu tutuluyor. Aslında, düzenli ve kaliteli şehirler kurmak için iyi mimarlar, yöneticiler gerekli; fakat, yeterli değildir. Kontrol edilemeyen ve mevcut imkânlarla talepleri karşılanamayan hızlı büyüme ve değişmenin doğurduğu çarpık çıkar ilişkileri şehir dokusuna yansımaktadır. Çarpık şehirleşme ve kalitesiz yapılaşma, kamu rantlarıyla zenginleşen, tarihten kopuk zenginlerin, dejenere eden medyatik kültürün, şehirleşmemiş hemşerilerin, çıkar yarışına dönüşen çarpık yaşama kültürünün bir sonucudur.

Yoğun göç alarak aşırı büyüyen şehirlerde, insanlar, nerede yürüyeceklerini, nerede bağıracaklarını, nerede susup nerede konuşacaklarını, pencereden sofra bezinin, balkondan halının ne zaman silkeleneceğini, yeni bir şehir kültürü olmadan öğrenemezler. Bu eğitimin sağlanması, şehirli davranışların benimsenmesi kolay olmuyor. İnsanlar, apartman dairelerini, bağımsız evleri gibi kullanıyorlar. Evlerin kullanımındaki bu hoyratlık ve saygı eksikliği, şehrin kullanımına daha acımasız boyutlarda yansıyor.

Batı ülkelerinde, şehirde ortak kullanılan yapıları bozup, tahrip eden çeteler kuruluyor. Kalabalık şehir merkezleri, insanoğlunun barınacağı güvensiz ve korkulu mekânlar haline getiriliyor. Hırsızlık, dolandırıcılık, tecavüz gibi suçlar hızla artıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum). “Kuzey ankara girişi kentsel dönüşüm projesi kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.1114)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 4 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-04-04-kuzey-ankara-girisi-kentsel-donusum-projesi-kanununda-degisiklik-yapil (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
