# 190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararname ile 2985 sayılı toplu konut kanununda değişiklik yapılması (.s.s1138)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim
- **Tarih:** 11 Nisan 2006
- **Gündem:** 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE 2985 SAYILI TOPLU KONUT KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (.S.S1138)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-04-11-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararname-ile

> İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi), 11 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE 2985 SAYILI TOPLU KONUT KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (.S.S1138)); konuşma 1.749 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1138 sıra sayılı, 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 2985 Sayılı Toplu Konut Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlar, bu konudaki fikirlerime geçmeden önce, eli kanlı PKK terör örgütünce şehit edilen subaylarımıza ve askerlerimize Cenabı Allah'tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle hemen vurgulamak isterim ki, katrilyonların telaffuz edildiği bir kurumun 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasının kapsamı dışına çıkarılması ve bütçesinin Parlamentoya getirilmemesi uygulamasının değiştirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde nüfus hareketleri ve buna bağlı olarak konut ihtiyacını ortaya koyan sağlıklı istatistikî bilgiler mevcut değildir. Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından belediyelerden toplanan yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerine ilişkin bilgilerin, yapı kullanma izin belgesi alınmadan iskân edilmiş binaların toplam binaların yüzde 50'sinden fazlasını oluşturduğu veya ruhsatsız gökdelenlerin yapılabildiği bir ortamda, hiçbir istatistikî değer bulunmamaktadır.

Aynı şekilde, son nüfus sayımı olan 2000 yılı sayımına ilişkin tüm bilgiler -örneğin mahalle bazında sosyoekonomik veriler gibi- henüz bütünüyle işlenerek kamuoyunun bilgisine sunulmamışken, kentlerin şu anki nüfuslarının ne olduğunu, önümüzdeki dönemde ne olacağını kim tahmin edebilir ki?! Hal böyleyken, bir kentin konut ihtiyacının ne olduğu gibi sorulara nasıl sağlıklı cevaplar verilebilir ve ülke çapında nasıl sağlıklı bir konut planlaması yapılabilir?! Daha vahimi, TOKİ, hangi sağlıklı kriterlere göre inşaatlarını yapmaktadır? Ayrıca, büyük şehir ve tüm ilçe belediyelerinin konut ve konut ağırlıklı dönüşüm projelerine soyundukları ve bu yolda kamu kaynaklarını seferber ettikleri bir ortamda, kentlerimizin nitelik ve nicelik olarak konut ihtiyacıyla ilgili herhangi bir araştırmaya dayalı ve üzerinde hemfikir olunmuş bir rakam bulunmamaktadır. Bu durum, herhangi bir konuda hemfikir olmaktan çok daha önemli bir husustur; çünkü, zaten kısıtlı olan kamu kaynaklarının ihtiyaca uygun şekilde kullanımı veya çarçur olması, gerçek durumun doğru bir şekilde bilinmesiyle doğrudan ilgilidir. Bu itibarla, konutta kentsel dönüşüm ve inşaat sektörünün daha sağlıklı olması için yapılması gerekenlerin iyi bilinmesi gerekir.

Şimdi, sizlere, Anavatan Partisinin konut sorunundaki çözümlerinden bahsetmek istiyorum.

Beş yıllık kalkınma planları kâğıt üzerinde kalan kararlar olmaktan çıkarılmalı, fizikî planlarla desteklenmelidir. Bugüne kadar büyük bir vurdumduymazlıkla ihmal edilen ülkesel fizikî planlama ve bölgesel planlama çalışmalarına zaman geçilmeden başlanılmalı, kentsel gelişmelerin üst ölçekli plana bağlı olarak gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. İşlevsel olarak bir bütünlük arz eden yerleşim alanları ve bölgeleri metropolitan bölge olarak planlanmalı, bölge içindeki konut alanı-çalışma alanı ilişkileri ile ulaşım ve altyapı kararları birlikte ele alınarak düzenlenmelidir. Bu kapsamda, yönetsel sınırlara bağlı olarak sürdürülen planlama anlayışı ile buna bağlı yetki düzenlemelerinden en kısa sürede vazgeçilmelidir. Sayıları her geçen gün artan, teknik ve ekonomik açıdan güçsüz, dışsal her türlü baskıya açık, ama, yetkisi sonsuz yeni belediyeler kurulmasına son verilmelidir.

Her tür zeminde yapı yapılabilir türünden, ülke gerçeklerini gözardı eden anlayış terk edilmelidir. Planlamaya yön gösterecek nitelikte ve içerikte jeolojik etüt çalışmaları ve zemin etütleri yapılmalı ve yer seçim kararlarında bu etütlere mutlaka uyulmalıdır.

Kent planlama bilimine aykırı ve tamamen rant amaçlı talan politikalarının aracı haline getirilen imarcılık zihniyetinden vazgeçilmelidir. Gerçek ve çağdaş anlamıyla planlama kararlarını plancıların verdiği, kamu yararına özerk çalışma yapacak planlama yapısının kurgulanması gereklidir. Karar verme konumundaki tüm teknik kadrolar, politik ve ekonomik baskılardan kurtarılmalıdır.

Kentlerin yer seçimine ilişkin kararları, bilimsel veriler ve etütlere dayalı olarak, yalnızca konunun eğitimini almış şehir plancılarının vermesi sağlanmalıdır.

Şehir planlama meslek alanı ve yetkileri, kamu kurumlarında dosya inceleme ve düzenlemeyle geçen memuriyet yıllarının sonrasında verilen ikramiye konumundan çıkarılmalıdır.

Tüm yurt çapında mevzi imar planı kavramı ve buna göre yapılaşmalar terk edilmelidir. Planlamalar kent bütününe yönelik yapılmalı, yeni gelişme yatırım talepleri bu bütüncül plan üzerinde birden fazla gerekçeye dayanarak yapılabilecek revizyonlarla karşılanma ya da reddedilme yoluna gidilmelidir.

Planlar, fiilî durumların kâğıt üstüne işlenmesi şeklinde değil, kentleşme eylemine yol gösterici içerikte olmalıdır.

Sanayi yer seçimi kararları sermaye sahibinin seçimine bağlı olmaktan çıkarılmalı, ülke çapında kalkınma ve düzenli gelişme amaçlı programlara dayalı sanayi planları planlaması gerçekleştirilmelidir.

Ülkemizin tüm kıyılarının işgali ve yok edilmesi anlamına gelen, deprem sonrasında da büyük can kayıplarının yaşanmasına neden olan ikinci konut, yazlık konut yapılaşmaları durdurulmalıdır. Bu tür yapılaşma talepleri engellenmeli, ikinci konut kavramı, gerek yasa, yönetmelik ve gerekse var olan her ölçekteki plandan çıkarılmalıdır.

Yerel yönetimlerin yetkileri artırılmalı, teknik eleman eksiklikleri kısa sürede giderilmeli, planlamaların ve yapılaşmaların denetimleri, kamu adına, kamu eliyle yapılmalıdır. Planlama ve uygulamada kamu yararı ve meslek etiği ilkeleri esas alınmalıdır.

Deprem sonrasında bir felaketin ortaya çıkmasında sorumluluk sahibi olan kurumların eski alışkanlıklarıyla sürdürdükleri çalışmalar sonucunda yer seçimleri yapılan gerek geçici ve gerekse kalıcı iskân alanlarının yer seçimleri, bilimsel verilerin tümü değerlendirilerek, yeniden değerlendirilmelidir. Aceleyle yapılan yer seçimlerinin yeni felaketlere neden olabileceği düşünülerek, çok geç olmadan gerekli önlemler alınmalıdır.

Deprem bölgesinde ve ülkenin tüm kıyılarında yasadışı deniz dolgularına son verilmelidir. Hiçbir zemin etüdü yapılmadan enkaz yığılması yapılan heyelan riskli alanlarda, yeni bir felaket yaşanmadan, yapılan dolgular durdurulmalıdır acilen.

Değerli milletvekilleri, şimdi ise, Sayın Başbakanın sürekli övdüğü, fakat, gerçekte, büyük bir plansızlık, ileride yeni -banker facialarına benzer- konut facialarına yol açacak, fonlaması yapılmamış, finans problemleri nedeniyle inşaatların duracağı kesin olan TOKİ uygulamalarından bahsetmek istiyorum. Örneğin, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının Ataşehir'deki binlerce konut içeren 4 inşaat ihalesi başta olmak üzere, 7 ihalesiyle ilgili hazırladığı ve 2004 Aralık ayında tamamlanan raporda "önümüzdeki iki üç yıllık zaman aralığında, şirket bünyesinde kalması gereken yaklaşık 1 katrilyon 105 trilyon lira tutarındaki kamusal servetin, kaynak geliştirme projelerinin amacına aykırı olarak, haksız ve örtülü kazanç şeklinde yüklenici firmalara aktarılacağı ve bu tutarda kamu zararı oluşacağı tahmin edilmektedir" denilmiştir.

Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketinin kendi özkaynaklarını kullanarak yaklaşık 2,1 katrilyon toplam kâr elde edeceğinin belirtildiği raporda, ayrıca, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketi yöneticilerinin ve yapılan ihalelerin Başbakanlık Teftiş Kurulu veya Sermaye Piyasası Kurulu tarafından birlikte soruşturması istenmiştir.

Yine, TOKİ hakkında da benzer iddialarla sunulan bir rapor olduğu bilinmektedir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu ise, ihaleleri Başbakanlık Teftiş Kurulu ve Sermaye Piyasası Kurulunun birlikte soruşturmasını gerekli görmüştür. Ayrıca, usul, kamuyla ilgili inceleme ya da soruşturmalarla ilgili benzer sorunlar TOKİ'nin yıllık raporlarında da bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, TOKİ gibi kurumlarda kamu zararı katrilyonluk değerlerle tespit edilmişken, inşaatların devam etmemesi gerekmektedir. Konutları satın alan vatandaşların soruşturmadan haberleri olması, usulsüzlüklerin kesinleşmesi ve ihalelerin iptal edilmesi halinde, şirketlerin isteyeceği tazminatların kimin cebinden ödeneceğinin de önceden bilinmesi gerekmektedir. Dahası, TOKİ ihalelerinde tespit edilen sorunlar nelerdir, kamu zararı ne kadardır, Türkiye'nin her yerinde yeni konutlar yaptıran TOKİ ve Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına halk bundan sonra nasıl güvenecektir? Bunların da cevaplarının verilmesi gerekmektedir.

Yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmalar tamamlanıp, ihaleler iptal edilse de, iş işten geçmiş ve belki de inşaatların büyük kısmı tamamlanmış olacağından, bu konuların açıklığa kavuşturulması elzemdir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde, yaklaşık olarak, 1,5 katrilyonluk konut ihtiyacı bulunmaktadır ve ülkemizde asıl dargelirlilerin, yani fakir fukaranın evi yoktur. TOKİ'nin asıl yapması gereken ise, bir model oluşturarak ve örnek uygulamalar yaparak fiyatları aşağıya çekmek, özel sektörün gitmediği bölgelerde konut üretimi yapmak, belediyelerle işbirliği yaparak gecekondu dönüşümlerini gerçekleştirmek ve böylece, düzenli kentleşmeye katkı sağlayarak, dar ve orta gelir sahibi grubun kira öder gibi ev sahibi olmasını sağlamaktır.

Yalnız, kentsel dönüşüm öyle kolay bir iş değildir. TOKİ ve özellikle de Bayındırlık Bakanlığı ve belediyelerin dikkat etmesi gereken çok önemli hususlar da bulunmaktadır. Bilindiği üzere, büyük şehirleri yaşanmaz hale getiren plansızlığın önüne geçmek ve çağdaş yerleşmeler oluşturmak amacıyla üretilen kentsel dönüşüm projeleri son dönemde hız kazanmıştır. Dahası, herkesçe bilindiği gibi "kentsel dönüşüm" kavramı, son yasal düzenlemelerin de etkisiyle, günümüzde kent planlamasının en önemli konusu haline gelmiştir. Birçok belediye, şu veya bu ölçekte, gecekondu alanlarının iyileştirilmesinden başlayıp, uluslararası sermayenin veya gayrimenkul yatırım ortaklıklarının dahi ilgisini çeken büyük projelere kadar uzanan bir yelpazede projeler hazırlamaktadır. AB, Dünya Bankası ve benzer uluslararası kredi kuruluşları ve bankacılık sistemi, bu projelerin finansmanına yönelik girişimlerde bulunmaktadırlar. Dolayısıyla, bu projelerin karar verme aşamasında yapılacak yanlışlıkların veya proje aşamasında olabilecek yanlışlıkların faturası, kentlerimiz ve kentliler açısından çok pahalıya mal olabilir.

Her ölçekte gündeme getirilen kentsel dönüşüm projelerinin ortak özellikleri nedir diye bakıldığında, yeni bir sosyal ve ekonomik ilişki sistematiği öngörmeleri, uzun vadeli makro planlardan, nâzım planlarından bağımsız olarak düşünmeleri, genel olarak iyileştirmeyi değil, yıkıp yeniden yapmayı esas almaları ve bütün bunları ekonomik olarak yapılabilir kılmak için kentsel rantı artırmaya ve artan bu rantın yeniden paylaşımının örgütlenmesine yönelik olduğunu görmekteyiz.

Bu durumda, bu tür projelerin yapılacağı alanlardaki mülkiyet yapısına ve öngörülen plan ve projelerin içeriğine, yani, öngörülen değişimin niteliğine bakmak gerekmektedir.

Bu araziler kimindir? Hangi süreçte nasıl el değiştirmişlerdir veya değiştirileceklerdir? Artan bu rantın birilerinin cebine girmesi söz konusu ise, kimin cebinden çıkacaktır? Yani, hangi toplumsal sınıflardan hangi toplumsal sınıflara kaynak aktarımı söz konusu olacaktır? Kısacası, artan ranttan kim pay alacak, karşılığı kimler tarafından ödenecektir? Yeniden yapılacak altyapının maliyetinin kimler tarafından, hangi süreçlerde, nasıl karşılanması öngörülmektedir? Altyapı projelerinin finansmanı konusunda uluslararası kredi kuruluşlarının payı nedir? Belediyelerin mevcut gelirleriyle bu kredilerin geri ödenmesini sağlamaları söz konusu mudur? Ödenemediği takdirde ne olacaktır? Bu soruları cevap bulunmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu tip projeleri özendirmek adına, öncelikli olarak, projeyi vatandaşa doğru ve anlaşılır şekilde anlatmak gerekir. Daha sonra ise, projede vatandaşların hakları nedir, ne verilecek, ne isteniyor; bunları açık şekilde, bıkmadan, yorulmadan defalarca anlatmak, zeminde gecekonduları tek tek gezerek diyalog kurmak, karşılıklı fikir alışverişi yapmak, daha sonra da anlaşmaya çağırmak ve anlaşma isteklerinin her safhasında vatandaşa yardımcı olmak gerekmektedir. Projelerin kendilerine getireceği yararı anlatmak, ikna etmek ve rızasını alarak projeleri gerçekleştirmek daha şık olur.

Değerli milletvekilleri, kentlerde yeni arsa üretmek kolay bir iş değildir. Var olan arsaların üzerinde inşa edilen konutların arsa payı çok yüksek bir orana ulaşmaktadır. Diğer yandan, kentsel dönüşüm projelerinin süratle geliştirilmesi ve uygulanması, ancak ilgili kurum ve kuruluşların yetki, görev ve koordinasyonunun, projenin özelliklerine göre özel olarak belirlendiği hukukî düzenlemelerle mümkün olabilecektir. Nitekim, ülkemizde bu tür özel projeler, özel hukukî düzenlemeler yapılarak gerçekleştirilmiştir.

Şimdi, tabiî, bir de olayın istismar boyutları var. Birazdan TOKİ'deki yolsuzluklara da değineceğim; ama, ilkönce, AK Partinin bazı işlerinden bahsedeceğim.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz aylarda bazı AK Partili belediyelerin, proje ve yapı denetiminde çok güzel bir şekilde organize işler çevirdiğini öğrendik. Eskişehir-Odunpazarı ile diğer merkez ilçesi Tepebaşı'nın AK Partili belediyeleri hakkında yolsuzluk şikâyetleri yapılmıştır. İki belediyede görevli imar komisyonu başkanları ve belediye meclis üyelerinin ortağı oldukları yapı denetim şirketine iş yaptırıp bedelini kendi belediyelerinden onay vererek tahsil ettikleri ortaya çıkmıştır. İmar komisyonu başkanı ve meclis üyelerinin ortağı oldukları Eskişehir Anadolu Yapı Denetim Limitet Şirketinin, iki belediyede en fazla iş yaparak en çok gelir elde eden firma olduğu ortaya çıkmıştır.

Şimdi, başka örnekler vermek istiyorum: Isparta Belediye Başkanının yetkileri, yolsuzluk ve usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle elinden alınmıştır. Yaptığı yolsuzluklar ve usulsüzlüklerle ilgili, gazetelerde günlerce yayın yapılmış, Belediye Başkanı, haberi yazan gazetecileri odasına çağırmış ve onları hastanelik edinceye kadar dövmüştür.

Adana-Havutlu Belediye Başkanı, zimmet ve görevi kötüye kullandığı iddiasıyla yargılanmaya başlanmıştır.

Amasya Belediye Başkanının, belediye ihalelerini belediye meclis üyelerine vererek yolsuzluk yaptığı öne sürülmüştür.

Hatay'da, halk arasında yolsuzluk şirketi anlamına gelen "Ali Dibo" şirketi kurulduğu gazete manşetlerine yansımış, bir siyasî partinin grup başkanvekilinin…

---

**Kaynak gösterme:** İbrahim Özdoğan (Anavatan Partisi, Erzurum). “190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararname ile 2985 sayılı toplu konut kanununda değişiklik yapılması (.s.s1138)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 11 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ibrahim-ozdogan-22-2006-04-11-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararname-ile (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
