# Güvenlik güçleri tarafından toplumsal gösterilerde yaygın olarak kullanılan biber gazı için verilen araştırma önergesi hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 24. Dönem)
- **Konuşmacı:** İdris Baluken (Bingöl)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim
- **Tarih:** 13 Ekim 2011
- **Gündem:** GÜVENLİK GÜÇLERİ TARAFINDAN TOPLUMSAL GÖSTERİLERDE YAYGIN OLARAK KULLANILAN BİBER GAZI İÇİN VERİLEN ARAŞTIRMA ÖNERGESİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/idris-baluken-24-2011-10-13-guvenlik-gucleri-tarafindan-toplumsal-gosterilerde-yaygin-olarak-kulla

> İdris Baluken, 13 Ekim 2011 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GÜVENLİK GÜÇLERİ TARAFINDAN TOPLUMSAL GÖSTERİLERDE YAYGIN OLARAK KULLANILAN BİBER GAZI İÇİN VERİLEN ARAŞTIRMA ÖNERGESİ HAKKINDA); konuşma 969 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Son dönemlerde yaşanan olaylara baktığımızda hızla ve kararlılıkla sivil bir vesayet sisteminin kurumsallaştığına tanıklık etmekteyiz. Hükûmetin, “ileri demokrasi” söylemlerine rağmen güpegündüz sivillerin katledilmesi, sokaklarda işkencelerin yapılması, halkın ve seçilmiş milletvekillerinin antidemokratik müdahalelere maruz kalması bu konularda ne kadar yetersiz kaldığını gözler önüne sermektedir.

Hükûmetin, yandaş medyanın, iktidara yakın bazı çevrelerin özellikle 12 Eylül referandum dönemiyle birlikte ülke tarihinde görülmemiş birtakım demokratikleşme hamlelerinin yaşanacağı tezinin iflası için sadece bugünkü resme bakmamız yetmektedir. Olağanüstü hâl, sıkıyönetim ve darbe dönemlerinde bile görülmeyen şafak operasyonlarıyla halkımızın seçilmiş iradesini temsil eden belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine, il genel meclis üyelerine ve parlamenterlerimize karşı topyekûn bir siyasi soykırım operasyonu devreye sokulmuş bulunmaktadır. Hükûmet tarafından son yıllarda ortaya konan konsept ve uygulamalar sürecin 90’lı yılların metaforundan farklı olmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Burada temel sorun, Kürt sorununun demokratik, siyasi yollarla çözümü yerine askerî ve siyasi operasyonlarla çözümünün esas alınmasından kaynaklanmaktadır. Sadece son bir ay içerisinde yüzlerce askerin, PKK’lının ve aynı zamanda bir o kadar sivilin yaşamını yitirmesi bile devrede olan çözüm yöntemlerinin sorgulanması gerektiğini gözler önüne sermektedir.

Özellikle kendini “Müslüman muhafazakâr” kimliğiyle siyaset yapma ekseninde tanımlayan bir hükûmet döneminde iktidarın mevcut uygulamaları son derece çelişkili durumlar yaratmaktadır. Biz gelinen bu noktada Hazreti Muhammet’in (sallallahü aleyhi ve sellem) bir hadisiyle seslenmek istiyoruz: “Mazlumun bedduasından sakınınız. O dua ile Allah arasında perde yoktur.” Bu uygulamalarla Kürt halkının bedduasını her geçen gün çığ gibi büyüttüğünüzü sizlere hatırlatmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, halkımızın en demokratik meşru taleplerine bile gaz bombalarıyla, TOMA araçlarıyla, panzerler ile müdahale etmek, neredeyse alışılagelmiş, kanıksanmış bir devlet uygulaması hâline geldi. Özellikle gaz bombasının kendisinin vücuda isabet etmesi hâlinde delici silah yaralanması şeklinde direkt olarak ölüme sebebiyet verdiği, defalarca bölgede yaşanan pratiklerde görüldü.

Yine aynı şekilde gaz bombasının etkilediği alanda örneğin bir astım hastasının astım krizine girebileceği, bir hipertansiyon hastasının hipertansif krizden dolayı beyin kanaması geçirebileceği veya bir kalp hastasının kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirebileceği, defalarca pratik sahada, sokakta izlendi. İstanbul’da, Hopa’da ve bölgede gaz bombalarının etkisiyle defalarca fenalaşarak yere yığılan insan portrelerini hepimiz defalarca takip ettik, medyada bu görüntüleri izledik.

Bir hekim olarak sadece bu pencereden baktığımızda bile bu yöntemlerin sorgulanması gerektiğini yüce Meclisle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, polisin toplumsal olaylarda bulunma sebebinin kitleye şiddet uygulaması değil, aşırı kitlesel reflekslerin kontrol altına alınması ve kitlenin dışarıdan gelebilecek müdahalelere karşı güvenliğinin sağlanması olduğunu belirtmek istiyorum.

Zaman kısıtlı olduğu için biraz hızla geçeceğim. Özellikle son dönemde uygulanan yanlış politikalarla halkın devletle nasıl karşı karşıya getirildiğinin fotoğrafını sizlere aktarmak istiyorum.

Diyarbakır’da göğüs hastalıkları uzmanı olarak çalıştığım sırada tedavi ettiğim ve takip ettiğim üst düzey bir emniyet amiriyle, geçen hafta, bu Hükûmetin uygulamış olduğu yanlış politikalar neticesinde karşı karşıya gelmiş bulundum. Yıllarca takibim altında bulunan emniyet amiri, uygulanan yanlış politikalar neticesinde bir milletvekiline düşmanlaştırılma aşamasına getirilmiş bulunmaktadır.

Hekim-hasta ilişkisinin kutsal değerleri tuzla buz edilecek düzeyde bir talimat silsilesine tabi tutulduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

Değerli milletvekilleri, toplumsal olayları bastırma konusunda son günlerde Türkiye siyasetinin parlayan yıldızı İçişleri Bakanına ise ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Deyim yerindeyse İçişleri Bakanımız Sayın Başbakanın başına ek bir iş olarak kaldı. Bakanın her konuşmasından sonra ilk arayanı Sayın Başbakan oluyor. “Sınır ötesi operasyonu her an yapabiliriz.” diyor, Başbakan hemen arayıp düzeltme yapmasını istiyor çünkü henüz Sayın Başbakan Amerika’da insansız hava araçları için veya İran’la savaş politikalarını ortaklaştırmak için temaslarını bitirmemiş durumda ama İçişleri Bakanı bütün bu gelişmelerden habersiz olarak operasyon startını vererek bilinçaltında uygulamaya koymak istediği konseptin ipuçlarını ele veriyor.

Biz, buradan Sayın Başbakana seslenmek istiyoruz: Sürekli uyardığınız bu Bakanınızı, TOMA tarafından ezilmek istenen Eş Başkanımız Gülten Kışanak için, polis tarafından hakaretlere maruz kalan milletvekillerimiz için, sokak ortasında katledilen insanların hesabını sormak için ve adet adet saydığı insan canları için de yapmanızı rica ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanı kendini o kadar rahat bırakmış ve demokrasiden uzaklaşmış ki siyasi soykırım davası olan KCK davalarıyla ilgili sadece 485 tutuklama olduğunu söylüyor. Peki, bu durumda sormak istiyoruz: İçeride bulunan 3.100 tutuklu arkadaşımız, niye içeride bunlar, niye cezaevinde rehine durumda tutuluyor? 485 kişiye ulaşmak için 7.845 kişiyi gözaltına alarak mağdur etmeniz mi gerekiyor? Bu uygulamaların bile sadece istifa etmeyi gerektirdiği bir gerçek olarak, bu kadar gün yüzünde bulunduğu bir durumda İçişleri Bakanı istifa etmeyi bir kenara bırakalım, kendisinde aynı zamanda savcı yetkisini, hâkim yetkisini görerek, gerekirse bir siyasal partiye yönelik operasyonlara hız verebileceğini belirtmek istiyor. Biz, bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bu şoven anlayışa bağlı İçişleri Bakanının talimatıyla, polisin son aylarda ortaya koymuş olduğu icraatlarla birebir örtüşmektedir. Bakınız, zamanımız kısıtlı olduğu için hızla geçmek istiyorum.

29 Temmuz 2011, Bingöl Valisi, Bingöl Emniyet Müdürü ve Karlıova Emniyet Müdürü ilçedeyken korucular tarafından Karlıova ilçesinde altı saat boyunca tam bir terör dalgası estirilerek parti binamız, iş yerleri ve evler ateşe veriliyor, silahla taranıyor ve bu konuyla ilgili bir tek korucu bile bugüne kadar gözaltına alınmış ya da ifade vermiş değildir. Şemdinli’de 11 Eylülde meydana gelen silahlı çatışma sonrası 4 sivil hayatını yitiriyor, 6 sivil yaralanıyor. İçişleri Bakanı Şemdinli’de askeri kışlaya uğramasına rağmen halkımıza gidip bir taziye ziyaretinde bile bulunmadığı için kamuoyuna yanlış bilgi veriyor.

Van İl Genel Meclis Üyemiz Yıldırım Ayhan 28 Ağustosta sadece savaşı önlemeye yönelik bir barış gösterisinde güpegündüz polisin gaz bombasına hedef olarak yaşamını yitiriyor. Tek bir soruşturma açıldığına dair bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bir şey yoktur. Zamanımız kısıtlı olduğu için ben birtakım olayları daha sonra önergeler olarak buraya getirme şeklinde geçeceğim.

Şunu belirtmek istiyorum ki 9 Ekim günü Sayın Eş Başkanımız Gültan Kışanak’ın üzerine öldürmek maksadıyla TOMA aracıyla fiilî bir saldırı yapılmıştır. Bu saldırı sadece Gültan Kışanak’ın şahsına yapılmış değildir, demokrasiye, özgürlüğe ve Türkiye Meclisinin iradesine yapılmış bir saldırıdır. Aynı şekilde, milletin hizmetinde olması gereken bir kamu görevlisinin “Ben devletim.” histerisine girerek milletin vekiline üstünlük sağlamaya çalışması “Milletvekilini muhatap almıyorum.” cehaletine kapılması ise bu Meclisin iradesine yapılan saygısızlığın geldiği boyutu göstermektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Üstelik kendini devletin yerine koyan bu cahil takımının devletin yargısından ve hukukundan kaçmak amacıyla…

---

**Kaynak gösterme:** İdris Baluken (Bingöl). “Güvenlik güçleri tarafından toplumsal gösterilerde yaygın olarak kullanılan biber gazı için verilen araştırma önergesi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 7. Birleşim tutanağı, 13 Ekim 2011. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/idris-baluken-24-2011-10-13-guvenlik-gucleri-tarafindan-toplumsal-gosterilerde-yaygin-olarak-kulla (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
