# Başbakan recep tayyip erdoğan'ın türkiye ve avrupa birliği arasındaki ilişkiler

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** İnal Batu (CHP, Hatay)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim
- **Tarih:** 23 Mayıs 2003
- **Gündem:** BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/inal-batu-22-2003-05-23-basbakan-recep-tayyip-erdogan-in-turkiye-ve-avrupa-birligi-arasindaki

> İnal Batu (CHP), 23 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER); konuşma 1.254 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İNAL BATU (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği konusundaki genel görüşme önergesinin öngörüşmesi vesilesiyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak amacıyla huzurunuzdayım; hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Hiç kuşkusuz, Avrupa Birliği, çağımızın en önemli ekonomik, sosyal, siyasî ve askerî entegrasyon girişimlerinden biridir. Uzun yıllar dünya siyasetinin en önemli merkezlerinden biri olan bir coğrafyada var olan, tüm çekişmelerin, kavgaların aşıldığı yolunda önemli sonuçlar veren bir büyük vizyondur Avrupa Birliği.

Bildiğiniz gibi, bu girişimlerden ekonomik ve sosyal bütünleşme alanlarındakilerde önemli başarılar sağlandı ve bu yeni katılımlardan sonra, Avrupa Birliği, dünyanın bir numaralı ekonomik gücü haline gelecektir. Siyasî ve askerî entegrasyon alanlarında ise henüz beklenen başarıların gerçekleştirilemediğini, bildiğiniz gibi, işte, son Irak savaşında bütün açıklığıyla gördük. Bu Avrupa ordusu fikri de, daha ileri aşamalara ulaştırılamadı.

Ülkemizin, Avrupa Birliğiyle yarım asra yaklaşan bir ilişkisi var; fakat, bu ilişki başlamadan önce dahi Batı'yla yaşanan büyük gerginliklerin, savaşların sonunda ortaya çıkmış olan cumhuriyetimizin, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi bağımsız iradesiyle, Batı hukuk sistemini ve birçok Batı değerlerini benimseyerek çok köklü ve tarihsel bir dönüşümü gerçekleştirmiş olduğunu gözden hiç kaçırmamalıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğiyle ilk ilişkilerimizi kurduğumuz 1959 yılından bu yana geldiğimiz nokta, tabiatıyla memnunluk verici bir nokta değildir. 1990'lı yılların başına kadar sosyalist ekonomiyi benimsemiş olan birçok ülkenin tam üyeliği elde etmeleri, diğer bazılarının üyeliğin eşiğine kadar gelmiş olmaları -Romanya ve Bulgaristan'ı kastediyorum- ve garantör devlet Türkiye'nin izni olmadan Avrupa Birliğine girmemesi gerektiği bir uluslararası hukuk emri olan Kıbrıs Rum Yönetiminin de yeni üyeler arasında yer alması, gerçekten düşündürücüdür.

Avrupa Birliğiyle ilişkilerimiz inişli çıkışlı ve ağır işleyen bir süreç olmuştur. 1970'li yılların sonunda, o zamanki çok elverişli uluslararası koşullar gereği, Avrupa Birliği üyeliği ayağımıza kadar gelmiş iken, bu tarihî fırsatı kaçıran Türkiye, Avrupa Birliğine tam üyelik başvurusunu, ancak 1987 yılında yapabilmiştir. O günden bugüne Türkiye'nin Avrupa standartlarına göre yoksul, enflasyonu yüksek, işsizi fazla, çok nüfuslu bir devlet olmasının Avrupa'da yarattığı tereddütler, din ve kültür farklılıklarının Avrupa'daki kimi etkili çevrelerde yarattığı önyargılar, Kıbrıs sorununun haksız yere üyeliğimizin yoluna bir engel olarak çıkarılması ve Türk-Yunan gerginliklerinin sonucu olan Yunan vetoları -yirmi yıl devam etti bu- nedenleriyle, Avrupa Birliğiyle ilişkilerde hak ettiğimiz yahut özlediğimiz noktanın çok gerilerinde kalmış bulunuyoruz.

1999 Helsinki doruk toplantısında, nihayet, adaylık statüsünü alabildik; ancak, Türkiye, bütün adaylar arasında tam üyelik müzakerelerine başlayamayan tek ülke olma niteliğini de maalesef bugüne kadar korumuştur.

Yine Helsinki doruk toplantısında, Kıbrıs Rum Yönetimine, siyasal çözüm olmadan üyelik garantisi verilmesi de, işimizi bir hayli zorlaştırmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde çok kritik bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyoruz. Türkiye'de 2002 yaz aylarında Kopenhag Kriterlerini karşılamak alanında çok önemli adımlar atılmasına rağmen, Türkiye'ye tam üyelik müzakeresi için başlangıç tarihi verilmek şöyle dursun, bu konuda yapılacak değerlendirme toplantısı 2004 yılı aralık ayına atılmıştır. 2004 yılının Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin başlaması bağlamında arz ettiği önemli güçlükler -ve hatta tuzaklar da denilebilir bunlara- dikkate alındığında, bu durumdan üzüntü ve hayal kırıklığı duyulmaması mümkün değildir. Gerçekten, önümüzdeki yıl, yani 2004 yılında tam üyelik süreçleri tamamlanacak olan 10 yeni ülkenin Türkiye için onaylarının alınması gerekmektedir ki, bu yeni üyelerden birinin meşru Kıbrıs Cumhuriyeti unvanıyla haklı olarak tanımadığımız Kıbrıs Rum Yönetimi olmasının yaratacağı güçlükler kolayca anlaşılabilir; bu konuda çeşitli yorumlar şimdiden yapılıyor.

Yine 2004 yılında Avrupa Birliğinde önemli yapısal değişiklikler olacaktır; Avrupa Komisyonunun yapısı değişecek ve Avrupa Parlamentosunun ağırlığı artacaktır. O Avrupa Parlamentosu ki, Türkiye'ye bakış açısında sicili, bildiğiniz gibi, hiç de temiz değildir.

Nihayet, yine 2004 yılında, Türkiye-Yunanistan arasındaki sorunlara çözüm bulunamaz ise, bu sorunların Uluslararası Adalet Divanına götürülmesi, Katılım Ortaklığı Belgesi gereği olarak, bize dayatılabilecektir.

Bu olumsuzluklara mukabil, 1 Mart 2003 tarihli Irak oylamasında Türkiye Büyük Millet Meclisinin sergilediği onurlu ve kişilikli tavrın, Avrupa Birliği üyesi devletlerde, memleketimizin saygınlık ve ağırlığını artırmış olması, kuşkusuz, olumlu bir gelişmedir.

İkinci bir olumlu gelişme de, Kıbrıs sorununun, bugün, Avrupa Birliğiyle ilişkiler açısından, umut verici bir noktaya ulaşmış olmasıdır. Türkiye'nin Annan Planına koşulsuz evet demenin dışında hiçbir seçeneği olmadığını, bu planın reddinin Türkiye'ye Avrupa Birliği kapılarını tamamen kapatacağını savunan görüşlerin aksine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ve Türkiye'nin yaptığı açılımlar sonucunda gelinen nokta, Kıbrıs'ta Ada gerçeklerine uygun, kalıcı ve adil bir siyasal çözüme ulaşılması yolundaki umutları yeşertmiş bulunmaktadır. Bugün, Kıbrıs'ta siyasal bir çözüme nasıl ulaşılabileceğinin tüm dünyada daha iyi anlaşıldığı bir tablo oluşmuştur. Kıbrıs'ta oluşan bu tablo, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilişkilerinde daha ileri, daha yapıcı bir noktaya ulaşılmasında kuşkusuz etkili olmuştur ve olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs konusunda ulaşılan bu evrede, Avrupa Birliğinin, Yunanistan'ın ve Kıbrıs Rum Yönetiminin de olumlu karşı adımlar atmalarını beklemek, herhalde hakkımızdır. Kuzey Kıbrıs'ı, askerî işgal altında, duvarlar yıkıldığında boşalacak bir arazi parçası gibi görenler, herhalde bugün mahcubiyet içindedirler. Atılması gereken ilk adım, Avrupa Birliğinin, yıllardır sürdürülen, insan haklarını hiçe sayan ambargoları süratle kaldırmasıdır. Bu bağlamda, genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Verhaugen'in yakında Kıbrıs'a yapacağı ziyareti ilgiyle izleyeceğiz.

Kıbrıslı Rumlar, Kuzey Kıbrıs'a ve Türkiye'ye seyahat hakkını kazanmışken, bırakınız Kıbrıslı Türkleri, pasaportunda Kuzey Kıbrıs giriş damgası bulunan Türk vatandaşlarının dahi Yunan vizesi alamamaları garabeti artık sona erdirilmelidir. Kıbrıs Rum Yönetiminin, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarına kapıları kapalı tutması da çağdışı bir yaklaşımdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa Birliği tam üyeliği hedefine ulaşılması yolunda daima öncü bir rol oynamıştır. Daha Kopenhag kriterleri ortada yokken, partimizin bu kriterlerin, bu ilkelerin Türkiye'de kabulü için yıllar öncesinden başlattığı mücadele herkesin malumudur. Bugün ulaşılan yeni ve kritik aşamada, son Kopenhag doruk toplantısı öncesinde hükümete verdiğimiz etkili destek hatırlanacaktır. Partimizin, Avrupa Birliği ufkuna erişmek yolundaki yoğun çabaları aralıksız devam etmektedir. Başta, Genel Başkanımız Sayın Baykal olmak üzere, partimizin yetkilileri, Türkiye içinde ve Avrupa ülkelerinde, tam üyelik için destek girişimlerini, neredeyse her gün sürdürmektedirler. Bu girişimleri, özellikle, üyesi bulunduğumuz Sosyalist Enternasyonal ve Avrupa Sosyalist Ülkeler Birliğinde yoğunlaştırmış bulunuyoruz. Şu anda dahi, Genel Başkanımız, Berlin'de, aynı yönde, önemli temaslar yapmaktadır.

Avrupa Birliğiyle ilişkilerde bugün ulaşılan aşamada, Türkiye'nin yeni tereddütler ve yalpalamalar içine girmesi, tarihî bir hata olacaktır. Tam üyelik sürecini tamamlamak zorundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, tabiatıyla, üzerimize düşen görevi yapmalıyız ve yapacağız. Sorunları, doğru değerlendirerek mutlaka aşacağız. Yeni uyum paketi Yüce Meclisten geçtikten sonra ve esasında Avrupa Birliğiyle aramıza girmemesi gereken Kıbrıs ve Türk-Yunan sorunlarında kaydedilen olumlu gelişmeler de dikkate alındığında, Avrupa Birliğinin bizi bir kez daha hayal kırıklığına uğratmaması gerekmektedir. Avrupa Birliğinin her birkaç ayda bir Türkiye'ye yeni paketler dayatması da, herhalde, haklı bir davranış olmayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 ilerleme raporunun hazırlanmasına değin, hükümetimizin mevcut yasal eksiklikleri ve ayrıca uygulamada karşılaştığımız arızaları süratle gidermesini bekliyoruz. Bu "uygulamada karşılaşılan zorluklar" ibaresinin bilhassa altını çizmek istiyorum. O konuda hiçbir mazeretimiz yoktur.

Yunanistan'la anlayışlı ve yapıcı bir diyaloğun başlatılması için gerekli girişimlerin yapılmakta olduğunu umut ediyoruz. Aksi takdirde, 2004 yılı çabucak gelir ve bu defa da "hadi bakalım, Ege sorunlarını çözün, size öyle tarih verelim" gibi bir uyutma, oyalama taktiğiyle karşılaşabiliriz. Buna fırsat vermemek için, o tarih geldiğinde, hiç olmazsa, Yunanistan'la sorunları çözememiş olsak dahi, olumlu ve yapıcı bir görüşme süreci içinde olmamız çok önemlidir.

Ekonomik durumumuzun ve diğer alanlardaki tüm mevzuatımızın Avrupa Birliği standartlarına yakınlaştırılması için de yapacak çok şey vardır, bir dağ gibi önümüzde durmaktadır bu konudaki mükellefiyetlerimiz. Nihayet, Türkiye'nin hakkı olmasına rağmen, tam üyelik müzakere tarihi değerlendirmesinin 2004'ten bu yıl sonuna çekilmesi talebimizin halkımızda gerçekçi olmayan beklentiler yaratmamasına da -üslubumuzda- dikkat etmemiz gerekiyor. Bu, bizim hakkımız -görüşmemizin başında da söyledim- ama, sanki böyle bir gelişme olacak, 2003 yılı sonunda değerlendirme yapılacak, 2004 yılı başında da tam üyelik müzakereleri başlayacak gibi bir değerlendirmeyi halkımıza mal edersek, sonra zorluklara düşebiliriz.

Evet, tabiî, bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin ayrıntılı görüşleri, genel görüşme sırasında ve daha ileriki bir aşamada, altıncı uyum paketi önümüze geldiğinde Yüce Heyetin takdirine sunulacaktır.

Ben, burada, genel görüşme açılması için Cumhuriyet Halk Partisinin olumlu oy kullanacağını belirterek sözlerime son vermek istiyorum.

Hepinizi içten saygılarla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İnal Batu (CHP, Hatay). “Başbakan recep tayyip erdoğan'ın türkiye ve avrupa birliği arasındaki ilişkiler”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 23 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/inal-batu-22-2003-05-23-basbakan-recep-tayyip-erdogan-in-turkiye-ve-avrupa-birligi-arasindaki (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
