# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (adalet bakanlığı, danıştay başkanlığı, ceza ve infaz kurumları ile tutukevleri iş yurtları kurumu, türkiye adalet akademisi başkanlığı, yargıtay başkanlığı, ulaştırma bakanlığı, karayolları genel müdürlüğü, telekomünikasyon kurumu, denizcilik müsteşarlığı ve sivil havacılık genel müdürlüğü) onikinci tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsa Gök (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 11 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (ADALET BAKANLIĞI, DANIŞTAY BAŞKANLIĞI, CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU, TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI, YARGITAY BAŞKANLIĞI, ULAŞTIRMA BAKANLIĞI, KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TELEKOMÜNİKASYON KURUMU, DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI VE SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ) ONİKİNCİ TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2007-12-11-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-adalet-bakanligi-dan

> İsa Gök (CHP), 11 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (ADALET BAKANLIĞI, DANIŞTAY BAŞKANLIĞI, CEZA VE İNFAZ KURUMLARI İLE TUTUKEVLERİ İŞ YURTLARI KURUMU, TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI, YARGITAY BAŞKANLIĞI, ULAŞTIRMA BAKANLIĞI, KARAYOLLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, TELEKOMÜNİKASYON KURUMU, DENİZCİLİK MÜSTEŞARLIĞI VE SİVİL HAVACILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ) ONİKİNCİ TUR); konuşma 1.026 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Benim konum Yargıtay Başkanlığı ve Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığı. Sihirli bir cümle vardır, o da: “Yargı bağımsızlığı esastır.” Bu bağımsızlığın da idari ve mali boyutu vardır. Mali boyutunda bütçe payı ve harcama yetkisi son derece önemlidir. Bütçe payı, Yargıtay Başkanlığına, Anayasa Mahkemesine, Danıştaya da baktığınız zaman arkadaşlar, on binde 1. Adalet Akademisi Başkanlığı tam bir fecaat zaten. 2003’te kuruluyor, 2006’ya kadar Adalet Bakanlığı ve iş yurtlarından gelen paralarla idare ediliyor. 2006’da Akademi Başkanının, Sayın Hanımefendi’nin önemli çabalarıyla -ki, basına yansımıştı bunlar, hepimiz okumuşuzdur- bütçeden pay almayı başarabiliyorlar. Bu kadar kısıtlılık. Ama, diğer tarafa bakıyoruz: Yargının bu iki önemli kuruluşuna karşı var olan kısıtlılık Cumhurbaşkanlığı bütçesinde günümüzde yaşanmıyor, yüzde 50 artış neredeyse. Danıştay Başkanlığı bütçesinde dört yılda, beş yılda, AKP döneminde 4 misli bir artış var. Enteresan, hakikaten enteresan. Mersin’de öğretmen, doktor açığımız var; 200’ü aşkın din görevlisi tayini yapılıyor. 2007’de yine yapıldı. Ama, adliyemizde, ceza ve infaz kurumlarımızda, Yargıtay Başkanlığının personel ihtiyacı karşılanamıyor, Adalet Akademisinin personel ihtiyacı karşılanamıyor. Biliyor musunuz, Adalet Akademisi Başkanlığının bir otobüsü var –onu vallahi başarmışlar- ve bu otobüsü kullanacak E sınıfı ehliyetli bir kadroları yok, şoförleri yok. Düşünmek lazım bunları. Ama eğer, bence bir din görevlisi ihtiyacı varsa herhâlde anında tayin yapılabilir. Çok enteresan bir şey. Yargıya bakış çok önemli bu noktada.

İşte, arkadaşlar, adliyelerimize bakın. 2 savcıya 1 kâtip düşüyor. Yargıtay Başkanlığının personel ihtiyacı var. Akademinin var. Her kurumun var. Ama bunlar bir türlü giderilemiyor, giderilemiyor. Adalet personeli fazla mesailerini alamıyorlar. Ceza infaz kurumları, bakın, 1.100 küsur kişinin kaldığı cezaevinde gece nöbetini 25 civarı ceza infaz memurumuz tutuyor. Onlar yönünden bir insan hakları ihlali, 450 kişilik cezaevine 1.100 kişiyi koymak bir insan hakları ihlali; hangi birine bakacaksınız. Ama, hepsinin çözümü bütçedeki mantıktan geçiyor. Çok enteresan. Bu noktada iş yurtları gelirinin yalnızca Bakanlığa verilmesi uygulaması yanlış. Yargıtay Başkanlığına, diğer yüksek mahkemelere, Adalet Akademisine iş yurtlarından doğrudan para aktarılmalı. Mantık olarak “Nasıl olsa Bakanlığa geliyor. Bakanlıktan istendiğinde biz giderleri karşılıyoruz” mantığı çok yanlıştır. Bu durumda, hâkimleri ve savcıları ihtiyacın giderilmesi için Bakanlık kapısına ricaya gönderiyorsunuz. Bu, yargıya karşı saygısızlıktır. Yargı böyle bir uygulamayı hazmedemiyor; hazmetmemeli zaten, doğrusu da budur.

Siyasi iktidar, arkadaşlar, ne yazık ki, ne yazık ki, yargı mensuplarının protokol sorununu dahi gideremedi, gidermediler. Yargıtayın, Danıştayın, Anayasa Mahkemesi üyelerinin protokol sorunu var. Baro başkanlarının var. Avukatlık Kanunu’nda hüküm var, hâlâ yerimizde duramıyoruz. Duramıyoruz. Aynı şekilde, ek 1 listesi var İçişleri Bakanlığının, Ek 1 liste. Bu ek 1 listeye göre, arkadaşlar -tam bir fecaat ek 1 liste zaten- bizim Mersin’deki hâkim ve savcılarımız, hâkimlerimiz 25’inci, 30’uncu sırada. Ankara protokolü de aynı şekilde. Bu, yargıya karşı saygının bir dışa vurumudur. Bunların düzeltilmesi lazım. Ama hâla bir düzeltilme yok. Yargı bağımsızlığı, mali yönden yargıyı idareye, Hükûmete, Adalet Bakanına rica etmek zorunda bırakmamak ile olur. Bu uygulamaya son verilmesi lazım, ama ne yazık ki daha da katmerleşiyor. Hâlâ Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulumuzun bir sekretaryası, özel kullanabileceği parası, ekibi, ekipmanı yok, hâlâ Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışıyor.

Ha, diyeceksiniz ki: “Siyasi baskı yok.” Peki, siyasi baskı yok da Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtay üyesi üyeliği seçimi konusunda Adalet Bakanının baskısı, Müsteşarı Sayın Fahri Kasırga’yı toplantıya göndermemesi, toplantıyı yaptırmama kavgası ne idi?

YARSAV, hâkim ve savcıların bağımsız, özgür, kendi kuruluşlarını kapatmak için bir kanun getirmeye çalışıp, komisyondan geçirip, “Türkiye Hâkimler Savcılar Birliği” diye idari, mali yönden Bakana bağlanan bir meslek teşekkülüne, Bakanın amir yapıldığı bir yapılanmaya sokulmasına ne demeli, madem siyasi baskı yok? Hâkimler Savcılar Kanunu değiştirildi, 7 mülakat üyesinden 5 tanesi Bakanlık bürokratı. Ha, bürokratlar böyle bitmiyor arkadaşlar, anlatayım; Adalet Akademisi Genel Kurulunda da yine, 8 tane Bakanlık bürokratımız var. Bürokrat hastalığımızdan kurtulamıyoruz. Bunu direkt iktidara söylüyorum. Bürokrat hastalığından kurtulmak zorundasınız.

Adalet Komisyonu Üyesi, AKP Gaziantep Milletvekili Mahmut Durdu, Akademi Kanunu konuşulurken çok harika bir konuşma yapmış. Ne demiş biliyor musunuz arkadaşlar? CHP’li üyeler Akademinin özerkliğini konuşurlarken -ilk gelen tasarıda hepsi bürokrat, Adalet Bakanlığı bürokratı- Sayın Mahmut Durdu demiş ki: “Bakın, bu ülkede bir parti 22’den yüzde 1’e indi; bir parti sıfırdan 35’e çıktı. Yarın kimin geleceği, kimin gelmeyeceği belli olmaz.” Çok güzel. “O yüzden, özerklik önemlidir. Bizim Bakanlığımızı bürokrata bağlama huyundan vazgeçin. Özerk yapıya kavuşturmakta fayda var.” demiş. Onun ve CHP’li üyelerin çalışmasıyla Adalet Komisyonunda bir yapılanmaya gidilmiş, ama yine eksik. İşte, o arkadaşımız, o AKP’li Milletvekilimizin ruhunun yakalamaya çalıştığı şeyi -Adalet Komisyonu Başkanı da orada- ben, Komisyon üyelerimizin öncelikle, sonra da yüce Meclisin yakalamasını istiyorum.

Akademide hâkimlerin sicil amiri, arkadaşlar, Bakan; Akademi Başkanının yetkisi yok, zaten tüm yetki Yönetim Kurulunda. Bunu düşünmek lazım. Bunu düşünelim.

Tüm bu siyasi baskı mekanizmaları getirilirken, hep “Avrupa Birliği, böyle isteniyor.” deniyor, ama gerçek böyle değil. Biz mukayeseli hukuk okuyan insanlarız, araştıran insanlarız; baktığımızda öyle bir şey yok, asla istenmiyor. Bu uygulamalar, yalnızca, totaliter veya baskıcı veya faşist veya üçüncü dünya ülkelerinde olan uygulamalar. Şimdi, benim ülkemin, insan hakları, eksiksiz demokrasi, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü konularında, bu donelerde hangi grupta yer aldığını ben sizlere soruyorum, çünkü ben merak ediyorum. Biz hangi gruptayız?

Arkadaşlar bakın, Sayın Müsteşarımızın, Fahri Kasırga’nın Samsun ziyaretine Şahin Bey değindi. Bu bir fecaattir, kırmızı halı bir fecaattir; bu kabul edilemez. Hele hâkimlerin yürütmeyi temsil eden bürokratı kapıda karşılaması… Dengir Fırat… Sayın Dengir Fırat’ın bir İngiltere örneği vardı. Hâkim-savcı maaşı ve vicdanı konusunda İngiltere örneğini vermişti. İşte, oradaki maaşların yapılış şekline, takdirine değinmişti. Ben yine İngiltere’den size örnek vermek istiyorum arkadaşlar: Biliyorsunuzdur çoğunuz -hukukçular bilirler- İngiltere kraliçesi geldiğinde herkes ayağa kalkar, yalnızca hâkimler ayağa kalkmaz. Bundan ders almak lazım. Siyasi irade kendi gücünü koyarken, yargı bağımsızlığının ne olduğunu, bu örneklerle düşünmesi lazım; son derece önemli.

Adalet Akademisi, arkadaşlar, 1985’te kurulmuştu, bir eğitim merkezi olarak kuruldu aslında. 2002’lere gelindiğinde, Avrupa Birliği heyetlerinin ziyareti sırasında, akademinin hâkim-savcı eğitiminin Bakanlık denetiminde, Bakanlıkça yapılmasının son derece mahzurlu olduğu anlatıldı ve Adalet Akademisi çalışması başlatıldı Sayın Ecevit döneminde, merhum Ecevit döneminde. Sayın Bakanım çok iyi bilirler bu çalışmaları, 58’inci Hükûmette yasa çıktı, o döneme yetişti ve dendi ki: “Akademi özerk olmalı, çünkü, yargı bağımsızlığı esastır.” Akademi, ama şu geldiğimiz noktada, işlevsiz kılınmaya çalışılacak. Nasıl “cak”? Anlatayım. Bakın, hâkim, savcı eğitimleri, her ne hikmetse, yurt dışından alınan fonlarla, mütemadiyen Bakanlık tarafından yapılmaya başlandı, çok enteresandır, bunun kanunu var, akademi bu konuda görevlidir. Ama akademi kadrolarında daimî kadro yasağı var sanki. Daimî kadro alınması Anayasa gereği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** İsa Gök (CHP, Mersin). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (adalet bakanlığı, danıştay başkanlığı, ceza ve infaz kurumları ile tutukevleri iş yurtları kurumu, türkiye adalet akademisi başkanlığı, yargıtay başkanlığı, ulaştırma bakanlığı, karayolları genel müdürlüğü, telekomünikasyon kurumu, denizcilik müsteşarlığı ve sivil havacılık genel müdürlüğü) onikinci tur”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 11 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2007-12-11-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-adalet-bakanligi-dan (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
