# Türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:234)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** İsa Gök (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim
- **Tarih:** 31 Temmuz 2008
- **Gündem:** TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:234)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2008-07-31-turkiye-bilimsel-ve-teknolojik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kan

> İsa Gök (CHP), 31 Temmuz 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:234)); konuşma 762 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 234 sıra sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kronoloji arkadaşlarca anlatılmaya çalışıldı ama hatırlatmakta fayda var çünkü olayın özü orada gizli.

Arkadaşlar, bizim hep üzerinde konuştuğumuz kanun, 17 Temmuz 1963 tarihli, 278 sayılı Kanun. Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanun. 63’ten beri bu Kanun geliyor. Derken, 2003’te bir şeyler oluyor. Bir girişim başlıyor. Başbakanlık tarafından Meclise 9 Ekim 2003 tarihinde sunulan TÜBİTAK Kanunu’nda değişiklik yapan 1 maddelik kanun taslağı. Tek maddelik. Aslında hepsi 3 madde, yürütme ve yürürlük maddesi var.

Ne getiriyor bu Kanun, bu geçici madde değişikliği? Başkan ve Bilim Kurulu üyelerinin… Bakın arkadaşlar, dikkatinizi çekmek istiyorum: Bu kişilerde 278 sayılı Kanun’la aranan nitelikler aranmaksızın bir defaya mahsus Başbakan tarafından Başkan ve Bilim Kurulu üyelerinin atanmasını öngörüyor. Ne oluyor, bu çalışmanın başına neler geliyor? 12 Kasım 2003’te Meclis Genel Kurulunda kabul ediliyor, onay için Cumhurbaşkanlığına gidiyor ve 21 Kasım 2003’te Cumhurbaşkanı tarafından veto ediliyor, Meclise geri geliyor. Ne oluyor? Aynen, 10 Aralık 2003 tarihinde, Mecliste hiçbir değişiklik yapılmadan, ısrarla, her şeyiyle aynen tekrar kabul ediliyor. İkinci kez veto olmadığı için 5016 sayılı Kanun 22 Aralık 2003 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giriyor.

İkinci bir aşama var ondan sonra: CHP Grubunun Anayasa Mahkemesine gidişi, Anayasa Mahkemesinin Anayasa’ya aykırı buluşu, iptali, yürütmenin durdurulması kararı öncelikle. Akabinde iş mahkemesi kararları, işte, asliye hukuk mahkemesi kararlarına hiç girmeyeceğim. Derken, bir ısrar var. Tekrar bu çalışma Mayıs 2005’te gündeme geliyor, yeni bir kanun değişikliği Meclisin gündemine oturuyor. 5376 sayılı numarayı alan bu Kanun, Meclisten yine geçiyor, Köşk’e gidiyor, Köşk’ten yine, 18 Mayıs 2005’te veto ediliyor, Genel Kurula tekrar geliyor. Peki ne oluyor? Yine bir ısrar var. Hiçbir şeyi değiştirilmeden, bu, yine aynen kabul ediliyor. Yine Cumhurbaşkanlığına gidiyor, tekrar veto yok, yine yayımlanıyor, yürürlüğe giriyor.

Şimdi, arkadaşlar, bu Kanun hakkında da, yine CHP Grubu ve Cumhurbaşkanlığı Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla dava açıyor Anayasa Mahkemesine. Yine yürütmenin durdurulması kararı, akabinde iptaller geliyor.

Bu sıralamada, arkadaşlar, dikkatinizi çeken bir şey olması lazım. Bu kanun neye amir? Bakın, ilk Kanun, ikinci Kanun. İlk Kanun tek madde, geçici madde, Başbakan tarafından Başkan ve Bilim Kurulu üyelerinin atanması. İkinci Kanun neye amir? Yine aynı minvalde. O zaman, bu kanunun amacını bana Allah için bir söyleyin. Bilimsel araştırmaların önünü açmak mı? Türkiye’nin bilimsel arenada daha güçlenmesini sağlamak mı? Hayır. Bu ısrarın bir amacı var, hepimizin çok iyi bildiği bir sihirli kelime: Kadrolaşma. Siyaseten bir yere kendi adamını atama çalışması. Bunun başka bir izahı var mı?

Arkadaşlar, bakın, 2’nci maddeyi Divan Üyesi arkadaşımız okudu, yalnızca atama, yalnızca birini oraya koyma üzerine, başka bir şey değil. Şu anda önünüzde bulunan 234 sıra sayılı kanunu da iyice bir okuyun. Yine, bunun özü de, atamaya, oraya birilerini yerleştirmeye dönüktür. Demek ki, bu kanunun, Türkiye’de bilimsel çalışmanın önünü açmaya dönük olduğunu iddia etmek mümkün değil. Peki arkadaşlar, bu ne demek aslında? TÜBİTAK’la bir uğraşı var, bir uğraşma var. Pekâlâ, bir soru: Neden TÜBİTAK’la uğraşılır? Neden uğraşılır arkadaşlar? Aslında belli, TÜBİTAK’ın altını kazırsanız, TÜBİTAK’ta, TÜBİTAK gibi kuruluşların kurulmasında bir ideolojik yapılanma vardır. Arkadaşlar, nedir o yapılanma? TÜBİTAK, planlı dönemin ürünüdür. Türkiye’de 1960’lardan sonra çok netleşen, Büyük Önder döneminden gelen planlı gelişimin ana kuruluşlarındandır TÜBİTAK, bilim kuruluşudur.

Planlı dönem kuruluşlarının özelliği ne olmak gerekir? Hepsinde aynı ortak özellik vardır: Özerklik. Mali yönetim özerkliği aynı zamanda.

Bu kuruluş bilim araştırması yapıyor. Neden uğraşılıyor? Çünkü bilim başlı başına bırakılmaz. Son dönemde Türkiye’nin genel yargısı bu. Neden bırakılmaz? Çünkü bu kuruluşlar tek başına bırakılırsa veya atamalar, oradaki görevli insanlar serbest bırakılırsa acaba neler nelerle uğraşacaklar? Olur mu? Şu anda bizim gündemimizde en önemli araştırma ne arkadaşlar? Herhâlde Darwin’in Evrim Teorisi değil. Ne? Harun Yahya: Yaratılış Atlası, yaratılış, bu teori. İşte bu yüzden bilim kuruluşlarında serbestlik olmaz. Hele hele Türkiye’nin planlı dönem kuruluşları asla serbest bırakılmaz. O sebeple, altı yıldır bu Mecliste mütemadiyen özerklik tartışması yaşanıyor. Özerklik tartışmasının özü planlı dönemden itibaren Türkiye’de kurulan ve sistemin ana yapısını, omurgayı oluşturan bu kuruluşların o özerk yapısının bitirilmesidir. O sebeple gerek 5016 sayılı Kanun gerekse 5376 sayılı Kanun ve bu kanun kadrolaşmayı, planlı ekonominin ürünü olan TÜBİTAK gibi… Bakın “gibi” diyorum, YÖK de bu kapsamda, üniversite de bu kapsamda düşünülmelidir. Bu özerk kuruluşların bir şekilde önünün alınması, bu kuruluşların felsefi duruştan kopuk olmanın önlenmesi. Özü budur, o konuda dikkatinizi çekmek istiyorum.

TÜBİTAK bilim alanında serbest bırakılamaz, değil mi arkadaşlar? Bırakılamaz, haşa! Ya bir şeyler yaparlarsa, ya bilimle uğraşırlarsa! Bilim ne kadar kötü bir şey! Neden? Metafizik varken bilimle uğraşılır mı! Yaşasın metafizik, değil mi arkadaşlar!

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** İsa Gök (CHP, Mersin). “Türkiye bilimsel ve teknolojik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:234)”. TBMM Genel Kurulu, 138. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/isa-gok-23-2008-07-31-turkiye-bilimsel-ve-teknolojik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kan (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
